Veda

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Veda, konusunda bu İçerik Veda hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Veda

- Sadefan.com | Veda paylaşımı

KlaS

Admin

Veda

Veda
Veda Öyküsü - Erol Balcı - Veda Hikayesi
Bazen, sazın tellerinden dökülen notalar götürür beni uzaklara... Dökülen her mısralarda, ben de dökülürüm yerlere... Böyle anlarda, bir minicik esintide bile savrulur küllerim dört bir yana, uçar, çıkarım gökyüzünün en yüksek yerine... Bulutların ardına gizlenir duygularım; ağlar dökülürüm yerlere; toprak olurum... Derelere, ırmaklara karışır diğer yanım; okyanus olur kaybolurum...

İçten söylenen bir ‘bozlak' ve ona eşlik eden keman sesi... Sazın ince nameleri; kısa aralıklarla inip kalkan davulun yürek yakan uyumu... Zurnanın göğü yaran, havayı delen çığlıkları... Orta Anadolu'nun yanık ezgileri işte... Bütünleşir yüreğimin susuz kalan çölleriyle... Bilmem sizlerde bilir misiniz bozlak havasını... Buram buram insan kokar... Acı, aşk, ayrılık, özlem, hasret nasılda bütünleşir gönüllerde... Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş üstatlarımızdır... Dinlemenizi isterim...

Her dokunduklarım birer tortu bırakırlar bende... Her bir tortu sarar içimi; kıvrım kıvrım dolanırlar bedenimin her bir yanına... İçten içe kabuk bağlar yüreğim... Ve her terk edilişlerde kanarım; ... İçim, ucu keskin bir bıçak ile kazınıyormuş gibi acır, tortular yolar her bir parçamı...Paramparça olur içim...

Bazan giden bir sevgilinin ardından baka kalırım... Ellerimin arasında uçan bir kuşun kanat çırpmaları dağlar yüreğimi... Bazan da yitip giden bir can, bir değerin ardından dökülür gözyaşlarım... Bir bozlak yetişir böyle anlarda imdadıma, soluklanırım... İnsan nasıl soluklanır ki böyle anlarda... Şaşarım, bakakalırım kendi kendime...

Korktuğum anlar oldu, kaçıp kurtulmak istediğim anlar da elbet... Ama hep kalma duygusu içimde ağır basar nedense... Seviyorum ben bu yanımı...Sol yanımı...

Yüreğimin en diplerinde besleyip büyüttüğüm o minik kuş çıkar gelir ansızın bir gün... Kanat çırpar bana,tüm içtenliğiyle gülümser bana... Renkleri tavuz kuşunun kanatlarında saklıdır...Kokusu dağda kekik kokuları taşır,papatya açar içim birden...Kaya diplerinde süzülen bir pınarın sularıyla ıslanır içimin gelincikleri... Yüreğim; minicik bir kuş yüreği olur böyle anlarda...Tarifi imkansız duygularla dolarım;anlatamam,eksik kalırım...

Ve her şey yazılır, belki her şey paylaşılır böyle anlarda... Ama hüzün tek başına yaşanıyor işte... Herkesin hüznü kendince yaşanıyor elbet ve yalnız yaşanıyor ölümler... Ölüm yok olmak mı? Yoksa omuzlarda çoğalmak mı? Her dokunuşlarda büyümek mi yoksa ölüm... Giderken bir bilinmeze; geride çoğaltmak mı sevgileri, umutları...
Seviyorum gökyüzünün bulutlarla dansını... Ansızın katılıyorum bu oyuna ben de... Bir düğün olmalı bu... Kavuşmanın sevinci ve yeniden yaşama dönmenin bir oyunu... Balkondayım... Yitip giden bir değerin ardından hüzünlenmişim yine...

Bizde de yaşanmıyor mu düğünlerde hüzün ve sevinç bir arada... Yaşanıyor elbet... Ben ise çeviriyorum başımı gökyüzüne doğru... Yüzlerce insan yüzü görüyor gözlerim... Koyu mavi... Siyaha dönmüş bakışlar... Laciverdi gülümsemeler... İnadına karanlığı yırtan bir mavi göz var en yükseklerde... Çelik gibi bir bakış; kararlı... Hüzün ve sevinç kol kola içimde...

Birden şimşek çakıyor, aydınlatıyor akşama dönen göğün yüzünü... Bir ses eşlik ediyor ışığa; gecenin sessizliği bölünüyor işte...Işık hep sesten önce giriyor içime...

Gözlerim gökyüzünde... Hafif bir ıslaklık var etrafta... Toprak kokusu yalıyor yüzlerimi... Seviyorum bu kokuyu... Buram buram çocukluğumu taşıyorlar bana... Bir yağmurun ardından yayılan kokunun, beni yerlere çektiğini ve büyük bir iştahla toprağı dilimle yaladığımı hatırlıyorum... Bilmem siz hiç toprak kokladınız mı? İştahla yediniz mi toprağı...

Giriyorum içeriye... İçimin yağmurları akmadı dışarıya hala... Huzursuzum... Biriken, yoğunlaşan su buharları, içimde soğuk bir hava tabakası bulmalı diyorum... Yoksa dönmeyecek yere, akmayacak dışarıya içimin seli...

Ölüm hep yanı başımızda elbet... Yaşamak isteği de bırakmıyor ki hiç yakamı... Bir an gitmek, uzaklaşmak istiyorum bu dünyadan... Ama daha yapacaklarım var geride... Ölmek ne ki... Kolay... Korkmuyorum... Yıllar önce yaptım ölümle hesaplaşmamı ben... Üzüntüm; yapmak istediklerimin yarım kalmasıdır...

Türkan Hoca'n cenazesinde bunları düşünüyorum... Ölmek, yok olmak değil elbet ,bunu bir kez daha anlıyorum... Ölenin ardından böylesi kalabalıklar çok az insana kısmet olmuyor mu? Kıskanıyorum... Hiç ölen birinin ardından bu duygular yaşanır mı? Yaşanıyor demek ki...Paylaşıyorum...

Gökyüzüne çeviriyorum başımı... Işık oyunları devam ediyor... Toprak kokusu içimi sardı iyiden iyiye... Ben uzatıyorum dilimi toprağa... Doyasıya koklayıp yalıyorum bir güzel... Bir türkü yükseliyor uzaklardan... Nameleri ise benden geliyor...''Kalktı göç eyledi Avşar elleri... Ağır ağır giden eller bizimdir...''Yağmur olanca şiddetiyle yağıyor dışarıda... Ben ise ağlıyorum... Bir mavi ışık yanıyor yükseklerde... Gülümsüyorum... Sesi bekliyorum ışığın ardından...
Erol Balcı
 
Veda hikayeler ve güzel yazılar, Veda ile kullanıcılar ilham verici içerikleri okuyabilir.
Geri
Üst