Tanınmayan Adam

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Tanınmayan Adam, konusunda bu İçerik Tanınmayan Adam hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Tanınmayan Adam

- Sadefan.com | Tanınmayan Adam paylaşımı

DeSTiNa

Çalışkan Üye

Tanınmayan Adam

Tanınmayan Adam

Tanınmayan Adam

Tanınmayan Adam - Yaşam Hikayeleri – Reşat Nuri Güntekin


Çocuk, yüzükoyun yere yatmıştı. Elinde bir haftalık mecmua vardı.
-Ne okuyorsun Can?
-Bir şey okumuyorum. Bilmece hallediyorum. Beş lira mükâfatı var.
-Ne imiş o bakayım?
-On dört tane tanınmış adam resmi. Bunların kim olduklarını bilecekmişiz.
-Kaç tanesini bildin?
-Üç tanesini... Pehlivan Çoban Mehmet, Marlen Dietrich, Arsen Lüpen.

Abla gülmeğe başladı:
-Arsen Lüpen sahici adam değil, roman kahramanı...
Can şaşırdı:
-Arsen Lüpen yok mu? Ben onun kaç tane resmini gördüm.
-Yok ya... Onlar romancının, ressamın uydurmaları...
-Peki, o kurnazlıkları kim yapıyor?
-Hiç kimse.
-Yazık.
Can’ın gözleri mahzunlaşmıştı. Arsen Lüpen’in sahiden yaşamamasına bir akrabası ölmüş gibi üzülüyordu.
-Hem sen daha pek küçüksün Can... On yaşına yeni bastın... Bu meşhur adamları tanımak için insan hiç olmazsa yirmi yaşına gelmiş, lise tahsilini bitirmiş olmalı... O da yetmez ya... Gel beraber çalışalım... Becerirsek beş lirayı paylaşırız.
-Olur abla...
İki kardeş yarım saatten fazla uğraştılar. Nafile. Tanınan büyüklerin sayısı bir türlü sekizden yukarı çıkmıyordu.
-Bu kadarını göndersek acaba mükâfatın yarısını verirler mi?
Kız, Can’ın yanağına bir fiske vurarak güldü:
-Aptal hiç böyle şey olur mu?
-Şimdi bu kadar çalıştığımız boşa mı gidecek?
Ablanın gözleri birden bire parlamıştı:
-Aklıma bir şey geliyor, dedi, yukarıda ağabeyimin misafirleri var. Hepsi iyi tahsil görmüş koca koca gençler. Galiba bir tanesi de Avrupa’da okumuş... Bunlar zamanın büyüklerini mutlaka tanırlar... Mükâfatı kazandık Can...
Çocuklar ellerindeki resimli mecmua ile salona girdikleri zaman misafirler o günkü meraklı maçlardan bahsediyorlardı. Fakat küçük Jano’yu hepsi çok severdi. (Can’ı aile yakınları Jano diye çağırırlardı. Bu, gerçi adları kısaltma kaidesine aykırı olarak Can’dan daha uzundu ama kulağa daha hoş geliyordu.)
Misafirler Jano’yu öpüp sevdikten sonra onun hatırı için üç beş dakika ciddi münakaşalarını bırakmağa razı oldular ve masanın etrafında toplanarak resimleri tetkike başladılar.
Çocuklar sekizden yukarı çıkamamakta haklıydılar. Müsabaka pek çoluk çocuk işi bir şey değildi. Buradaki meşhurları tanımak için yirminci asrı inceden inceye tanımış olmak lazımdı.
Fakat misafir bayanlar, baylar, ateş gibiydiler maşallah... Resimleri bir bakışta tanıyorlardı:
-Rejisör Sesil B. Dö Mil.
-Lindberg’in çocuğunu çalan Hoptman.
-Amiral Balbo
...
Yalnız bunların arasında kara sakallı, uzun kabarık saçlı bir adam vardı k çehresi kimseye bir şey söylemiyordu. O da bilinse seri tamam olacak. Mükâfat kazanılacaktı.
Fakat bütün bu okuyup yazmış insanlar, bir türlü onu bulup çıkaramıyorlardı. Mecmua, ya okuyucularına bir azizlik etmek veya bilmeceyi bilinmez bir şekle sokarak mükâfat parasının üstüne oturmak istemiş olacaktı.
Bayanlardan biri, derin bir düşünceden sonra:
-Buldum galiba, karılarını yakan meşhur mavi sakal Landru olacak.
Fakat bir başkası derhal itiraz etti:
-Yanılıyorsunuz, Landru’yu tanırım. Daha zayıftır. Saçları hafifçe dökülmüştür. Sivri ve hassas bir burnu, acayip bir ağzı vardır. Nerede onun esrar, zehir ve ateş dolu gözleri, nerede bu? Bu çehre için kendisini göz göre göre ocakta yaktıracak babayiğit kadın nerede?
Misafirler haykıra haykıra gülmeğe başladılar.
Kahkahalar salonun bir köşesinde kendi kendine uyuklayan yaşlı amcayı uykusundan uyandırmıştı.
O, bir şey anlamadan gülenlere bakıyor:
-Ne var? Ne oldu? Bana da söyleyin, diyordu.
Yaşlı amcaya bu davayı anlatmak, deveye hendek atlatmak demekti.
Gençlerden biri:
-Orada on dört resim var, dedi, on üçünün kim olduğunu bildik, on dördüncüyü bilemiyoruz.
-Bana da bir kere gösterin bakayım. Belki tanırım?
Misafirler tekrar makaralarını koyuvermemek için kendilerini zor zapt ettiler.
Yaşlı amca yerinden kalkmış, masaya yaklaşmıştı. Gözlüğünü takarak resimlere eğildi:
-Hangisi bakayım, dedi... Şu mu? Tanıdım. Ben Gelibolu’da mektep çocuğu iken ölmüş, Namık Kemal diye bir adamcağızdı.

Reşat Nuri Güntekin
 
Tanınmayan Adam yaşam hikayeleri ve deneyimler, Tanınmayan Adam ile kullanıcılar ilham verici öykülere ulaşabilir.
Geri
Üst