Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu, konusunda bu İçerik Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu

- Sadefan.com | Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu paylaşımı

Gripin

VIP Üye

Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu

Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu

Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu
Nazan Bekiroğlu yazıları - Nazan Bekiroğlu Sözleri - Tanıdığım Irmaklar Yazısı

Tuna nehrini bir uçağın penceresinden, 10 bin feet yükseklikten gördüm ilk kez. O yükseklikten bile o denli geniş o denli görkemliydi ki göz yordamıyla anladım onun Tuna’dan başkası olamayacağını.

O olduğu su götürmez bir gerçekti. Bir süre güneşi yatağında ihtişamla yüzdürmesini seyrettim. Çok uzaktık birbirimize. İşitemedim söylediklerini o kaldı ben gittim.

Oysa ırmak konuşur, sabittir tecrübeyle. Ben ki Ermenistan’la Türkiye’yi ayıran Arpaçay üzerinde İpek Yolu’nun yıkık köprüsüne bakarak kervanların çıngırak seslerine kulak vermişim. Irmağın konuşmasını, ağacın secdesini tecrübe etmişim. Bir nûn bırakmışım Anadolu’nun ilk camiinin duvarı üzerine. Yıkık kentler için yazılar yazmaya öyle karar vermişim. Kendime yepyeni bir kimlik biçmişim.

Öncesizliğin yolu sudan geçebilir ancak. Her uygarlık su kenarında kurulur, besbelli su her şeydir. Bilvesile, bir kenti önce ortasından bölecek sonra da iki yakasında derleyip toplayacak kadar gümrah suları olsa da, payitahtını Karadeniz’e kaptırmış bir Değirmendere’nin kıyısında oturmuş başlıyorum bu yazıyı. Gökte, kalın bir fırçayla boyanmış içi ışık dolu bulutlar. Yağmur yakın. Kulaklarım tıkalı. Oysa her nehir sesti biraz evvel.

Bir ırmak nerelidir? Doğduğu yerli mi? Yoksa onun bütün gayesi denize kavuşmaksa, denize döküldüğü yerli mi? Bu anlamsız soru içimde ne kadar büyürse büyüsün neticede her ırmak ancak bu yer’lidir. Bazen sınırın bizatihi kendisi olsa da sınır dinlemez o. Benim toprağımdan doğup senin toprağından batan Kura nehrine kimsenin pasaport sormadığını. Biliyorsun değil mi?

Tiflis kiliselerinden birinden Kura ile Aragvi ırmaklarının birleştiği yere bakarken yeryüzünün haritasında ve ırmakların dünyasında iki ırmağın birleşmesinden daha görkemli, daha benzersiz bir şey olmadığını öğrendim. Ama bu bilgiye ve ırmakların annesi Nil’e dair bütün tecrübeme rağmen Mavi Nil ile Beyaz Nil’in birleştiği yere gitmedim. Mavi Nil ile Beyaz Nil’in Hartum’da birleşerek bütün sıfatları sırtlarından atıp sadece Nil olarak aktıklarını. İkisi arasında bir renk farkı kalmadığını. Nil’in ancak ondan sonra sadece ismiyle müsemma kendine geldiğini, kendine yettiğini, taştığını. Görmedim.

İki nehrin muazzam bir hasretle kavuştuğu yere uzaktan bakmak akış yönüne dair bir yanılgı doğurabilir aslında. İki ırmak birleşerek tek ırmak olarak mı akmaktadır yoksa bir ırmak iki kola mı ayrılmaktadır? Çok defa nehir için değilse de onu izleyenler için iki nehrin birleşmesi aynı zamanda iki nehrin ayrılması anlamına da gelebilir. Ancak çok hassas gözler bu büyük yol ayrımının gerçekte bir birleşme mi yoksa ayrılma mı olduğunu ayırt edebilir. Uzaktan anlaşılmaz yakından bakmak, suyun sesini dinlemek, rengine göz atmak, kendini suyun gidiş yönüne bırakmak gerekir.

Her ne halse de tam unutuş yoktur ırmakların dünyasında. İki ırmak. Yataklarını değiştirip ihtişamlı bir şekilde birleştikten, bir müddet tek ırmak olarak aktıktan sonra tekrar iki kola ayrılıp yeniden kendi yataklarına dönse, kendi istikametlerinde aksa bile. Artık kim onların sularının eski safiyetinde olduğunu söyleyebilir? Bir tecrübe. Gerçekleşmiştir. Hiçbir şey eskisi gibi değildir.

Bu yazının başlığını aslında “Tanıdığım Irmaklar 1″ koymalıyım ve 1′in ucunu da açık bırakmalıyım. Çünkü tanıdığım ırmaklar var, evet, benim. Üstelik hepsini bu yazıya sığdıramadım da. Fakat Dicle’yi görmedim henüz. Fırat’ı da kendisi olarak gördüğüm muammalı bir mesele. Seyhun’u, Ceyhun’u, Ganj’ı, İndus’u; İdil, İli, İrtiş, Tarım’ı; Yenisey’i, Volga’yı, Şeria ırmağını görmedim. Hattâ Kızılırmak, Sakarya’yı. Gördümse de çok uzaklardı tanıyamadım. Ama hepsini değilse de bir gün Fırat’ı ve Dicle’yi göreceğimden ümitliyim. Çünkü her ırmak kıyısında bilerek ve isteyerek bir şeyimi unuttuğum, geceye karışmamak için ırmağın yönü ve güneşin hızıyla boy ölçüştüğüm bu “Yol Hali”nde, iki şehri, iki zamanı, bitmeyen bir kavgayı ayıran (birleştiren?) bir köprünün başında. Cismimi değilse de ismimi bir kâğıda yazdım. Fırat’a karışsın diye Karasu’ya attım.
13 Haziran 2010, Pazar
 
Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu yaşam hikayeleri ve deneyimler, Tanıdığım Irmaklar - Nazan Bekiroğlu ile kullanıcılar ilham verici öykülere ulaşabilir.
Geri
Üst