Söz Verilmiş Bir Yalnızlık…
Söz Verilmiş Bir Yalnızlık…
Sokaklar ıslak, gözlerim ıslak, yüreğim sırılsıklam… Koyu bir gecenin ortasında, titrek bir mum ışığında, kolumda söz verilmiş bir yalnızlıkla oturuyorum.
http://db2.stb.s-msn.com/i/CC/D5E31F541934B0CA848B6F21B05C7C.jpg
Ne kadar itsen de kapanmayan bir pencerenin arasından giren rüzgarın, ürkütücü sesi dolduruyor odamı. Islık gibi, aslında bir çığlık gibi….
Gözümden akan artık yaş olmamalı; hangi bedende bu kadar gözyaşı birikebilir?
Sessiz bir sitemin dilimin ucundan çıkmasını engelleyemiyorum. Kanıyor cümleler, ellerim kanıyor, her yanım sızlıyor yalnızlıktan; keşke başka bir kadere doğsaydım.
Susuyorum yine, konuşsam ne olacak? Kendi başına buyruk, boşlukta dolaşan birkaç kelime evin her yanına saçılacak. Kimse görmeyecekse, kendi sesini hatırlamaktan başka işe yaramayan bu gereksiz sohbetin ne işi var dilimde? Üstelik yalnızken sohbetin bile adı delilik!
Başka hayatlara özeniyorum şimdi ama ne fayda? Kalabalık bir aile mesela, hafta sonları buluşup birlikte eğlenen, dert paylaşan, omuz omuza veren büyük bir aile…
“Yalnızlığından memnun musun?” diye soruyor evlenme arifesinde olan, kafası karışık bir arkadaşım. Ne saçma bir soru! “Burcunuzdan memnun musunuz?” gibi ve onun kadar gereksiz bir soru aslında. Memnun olmasam ne olacak? En yakın astrolog arkadaşıma gidip, “ben bu balık burcuna tam ısınamadım, varsa fazla elinde bir oğlak versene” mi diyeceğim?
Daha doğmadan imzaladığım bir hayatın pratiğini yapıyorken, elimde tuttuğum olsa olsa söz verilmiş bir yalnızlıktır. Neden bu yolu seçtiğimi şimdi bilmesem de; akıllı bir nedeni olduğuna inanmışım.
Benden bir iz kalmayacaksa geriye, boşuna değil mi; ertelediğim onca düş, tanımadığım onca göz ve kendime yasakladığım onca sevişme?….
Sokaklar ıslak, gözlerim ıslak, yüreğim sırılsıklam… Koyu bir gecenin ortasında, titrek bir mum ışığında, kolumda söz verilmiş bir yalnızlıkla oturuyorum.
http://db2.stb.s-msn.com/i/CC/D5E31F541934B0CA848B6F21B05C7C.jpg
Ne kadar itsen de kapanmayan bir pencerenin arasından giren rüzgarın, ürkütücü sesi dolduruyor odamı. Islık gibi, aslında bir çığlık gibi….
Gözümden akan artık yaş olmamalı; hangi bedende bu kadar gözyaşı birikebilir?
Sessiz bir sitemin dilimin ucundan çıkmasını engelleyemiyorum. Kanıyor cümleler, ellerim kanıyor, her yanım sızlıyor yalnızlıktan; keşke başka bir kadere doğsaydım.
Susuyorum yine, konuşsam ne olacak? Kendi başına buyruk, boşlukta dolaşan birkaç kelime evin her yanına saçılacak. Kimse görmeyecekse, kendi sesini hatırlamaktan başka işe yaramayan bu gereksiz sohbetin ne işi var dilimde? Üstelik yalnızken sohbetin bile adı delilik!
Başka hayatlara özeniyorum şimdi ama ne fayda? Kalabalık bir aile mesela, hafta sonları buluşup birlikte eğlenen, dert paylaşan, omuz omuza veren büyük bir aile…
“Yalnızlığından memnun musun?” diye soruyor evlenme arifesinde olan, kafası karışık bir arkadaşım. Ne saçma bir soru! “Burcunuzdan memnun musunuz?” gibi ve onun kadar gereksiz bir soru aslında. Memnun olmasam ne olacak? En yakın astrolog arkadaşıma gidip, “ben bu balık burcuna tam ısınamadım, varsa fazla elinde bir oğlak versene” mi diyeceğim?
Daha doğmadan imzaladığım bir hayatın pratiğini yapıyorken, elimde tuttuğum olsa olsa söz verilmiş bir yalnızlıktır. Neden bu yolu seçtiğimi şimdi bilmesem de; akıllı bir nedeni olduğuna inanmışım.
Benden bir iz kalmayacaksa geriye, boşuna değil mi; ertelediğim onca düş, tanımadığım onca göz ve kendime yasakladığım onca sevişme?….