AloneLord
Genel Sorumlu
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Dağılması
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Dağılması
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Dağılması
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması, 25 Aralık 1991 tarihinde SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un istifa etmesinin ardında Sovyetler Birliği'ni teşkil eden cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanmalarıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağıldığı olay.
Bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası değişmiştir.
1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği'nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'na bırakması dönemin en önemli olaylarındandır.
Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Avrasya'nın merkezinde jeopolitik bir boşluk yarattı.
Yakın çağın bu güçlü devletinin içine düştüğü durum Batı Avrupa ve Uzak Asya uçları arasında kalan bölgede yeni sıkıntıları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdi.
Bölgenin yakın geleceği tıpkı yakın geçmişi gibi tartışma konularına sahne oldu.
Doğu Bloku'nda meydana gelen bu boşluk, Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki tehdidi kaldırırken, uzun dönemde ciddi ve yeni politik gelişmelerin olabileceğinin de bir işaretidir.
Sovyetler Birliği'nin Çöküşünü Hazırlayan Etkenler
Stalin 5 Mart 1953'te ölünce yerine, oldukça uzun bir mücadele sonunda, 1957 yılında Nikita Kruşçev geçti.
Kruşçev döneminde Doğu-Batı ilişkileri çok sert ve tehlikeli boyutlara ulaştı.
1958'de başlayan Mao-Kruşçev mücadelesi, Kruşçev'in bir saray darbesiyle iktidardan düşürülmesi ile sonuçlandı.
Yerine 18 yıl iktidarda kalacak olan Leonid Brejnev geçti.
Brejnev döneminin en önemli olayı ise, 1 Ağustos 1975'te 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu oldu.
Sosyalist Blok'un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart 1985'te iktidara gelen Mikhail Gorbaçov'un ortaya attığı Glasnost (Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu.
Çünkü, Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi'nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa'daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi.
İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü.
Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.
Kısacası, Gorbaçov iktidara geldiğinde Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti.
Bu değişme veya yeniden yapılanma iki koldan olacaktı.
Bunlardan birincisi, siyasal iktidarın veya devlet yapısının değiştirilmesiydi.
Hedef, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmaktı.
İkinci hedef ise; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesiydi.
Bu suretle Sovyet Sistemi'ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, ABD ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu.
Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de gözardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği'ni kurtarmak için her yolu denedi.
Ancak, tüm çabalarına rağmen başlamış olan çöküşü tamamlanmasını engelleyemedi.
Dağılma Süreci
Gorbaçov iktidarının dördüncü yılı bittiğinde, Sovyetler Birliği'nin siyasal yapısında çözülmeler başlamış bulunuyordu.
Bu çözülmeler, 1991 yılı sonunda dağılmaya dönüştü.
"Glasnost" ve "Perestrokya" ilkelerinin 1987 yılından itibaren uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık Devletleri başta olmak üzere bağımsızlık ilanları başladı.
Baltık ülkeleri 23 Ağustos 1939'da Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan tarafsızlık ve saldırmazlık antlaşması ile Sovyet Rusya'ya terkedilmişti.
Bu ülkelerden Litvanya 11 Mart 1990'da; Letonya 4 Mayıs 1990'da; Estonya da 8 Mayıs 1990'da bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Ancak, bağımsızlık ilanları Sovyetler'in dağılmasını istemeyen Gorbaçov başta olmak üzere Rus yöneticileri tarafından tepki ile karşılandı.
Mücadele 21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u devirmek için girişilen darbe gününe kadar devam etti. Bu ülkeler aynı gün bir kere daha bağımsızlık ilanında bulundular.
Bu arada 23 Ağustos 1990'da da Ermenistan, Sovyetler Birliği içinde kalmakla birlikte, bağımsızlığını ilan etti.
Gorbaçov, ülkede gerginliğin giderek artması üzerine 16 Mart 1991'de bir halk oylaması yaptırdı.
Oylamada halkın, " Eşit egemenlik ilkesi içerisinde bir federasyon" isteyip istemediği soruldu.
Üç Baltık ülkesi ile Gürcistan, Ermenistan ve Moldova'nın boykot ettiği halk oylamasına katılan diğer 8 ülkeden evet oyu çıktı.
11 Haziran 1991'de, Rusya Federasyonu Cumhuriyeti, Rusya Anayasası'nın Birlik Anayasası'ndan üstün olduğu iddiası ile egemenliğini ilan etti. Boris Yeltsin Rusya Federasyonu Başkanı seçildi.
Radikal komünistler 16 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u karşı bir hükümet darbesi yaptılar. Gorbaçov, Kırım'da oturmak zorunda bırakıldı.
Ancak Yeltsin karşı bir hareketle Gorbaçov'un Moskova'ya gelmesini ve görevine devem etmesini sağladı. 19 Ağustos 1991'de Kremlin Sarayı'na 1917'den önceki Rus bayrağı çekildi.
Gorbaçov gelişmeler üzerine Komünist Parti Genel Sekreterliğini bıraktı ve 24 Ağustos 1991'den itibaren sadece Devlet Başkanlığı görevini üstlendi.
Gelişmeleri yeni bağımsızlık ilanları takip etti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki en büyük gelişme Ukrayna'nın bir halk oylaması ile 24 Ağustos 1991'de bağımsızlığını açıklaması oldu.
25 Ağustos 1991'de de Beyaz Rusya'nın bağımsızlık ilanı birliğin tamamen dağılmasına neden oldu.
29 Ağustos 1991'de, Sovyet Komünist Partisi Yüksek Sovyet kararı ile resmen kaldırıldı.
Bu karardan sonra Türk Cumhuriyetleri'nden Azerbaycan 18 Ekim 1991'de; Özbekistan ve Kırgızistan 31 Ağustos 1991'de; Türkmenistan 27 Ekim 1991'de; Kazakistan 16 Aralık 1991'de bağımsızlıkla ilgili halk oylamaları yapıldı ve oylama sonunda ülkelerin büyük çoğunluğu bağımsızlıklarını istediler.
SSCB'nin Dağılması 26 Aralık 1991
Gerek 1989 yılında Doğu Avrupa'daki rejimlerin bir bir çökmesi gerekse 1991'in sonlarına doğru Sovyetler Birliği'nin dağılması, burjuva ideologlar ve bu ülkeleri bir şekilde sosyalist olarak gören "Marksist" çevreler açısından "reel sosyalizmin sonu"ydu.
Oysaki, SSCB'nin 1920'lerin ortalarından itibaren geçirdiği evreleri iyi irdeleyenler için yıkılan sadece başka bir kapitalist bloktu.
SSCB'nin oluşumu ve evrimi
1917 Ekim Devrimi'nin ardından Bolşevikler ve dünyadaki devrimci Marksistler genel bir dünya devrimi beklentisi içersine girmişlerdi.
Ancak bu sırada Rusya'da patlak veren iç savaş birkaç sene içersinde ülkeyi harabeye çevirdi, ülkedeki üretici güçler büyük tahribata uğradı.
Bu arada devrimi öncülük eden pek çok işçi ve yoksul iç savaş sırasında hayatını kaybetti. Bolşevik Parti'de de bu süreç içersinde de bürokratik yozlaşmayı hızlandı.
Diğer yandan İç Savaş'ın hemen ardından yeni cumhuriyetlerin de katılmasıyla 31 Aralık 1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.
Birliğin o dönemdeki amacı tek merkezli bir devlet kurmak değil, dünya devriminin gerçekleşmesiyle birlikte halkların eşitliğine dayalı bir federasyon kurmaktı.
Fakat 1920'lerin ortalarından itibaren Stalinist bürokrasinin yönetimi ele geçirmesi ve tek ülkede sosyalizm şiarıyla birlikte SSCB'nin ekonomik ve siyasal sistemi Rusya merkezli bürokratik devlet kapitalizmine dönüşmüştü ve Rus olmayan topluluklar üzerinde ulusal baskı artmıştı. Bu durum 1936 Anayasası ile birlikte adeta netleşmişti.
Gerek 1936 gerekse 1977 Anayasalarında ayrılma hakkı da dahil ulusların kendi kaderini tayin hakkı tanınsa da, bu durum Stalinist ve sonrası dönem boyunca sadece teoride kalacak, 1991 yılına kadar yani birliğin dağıldığı tarihe kadar bu hak pratiğe geçmeyecekti.
Hatta İkinci Dünya Savaşı sonrası Litvanya, Letonya ve Estonya gibi Baltık ülkeleri zorla birliğe dahil edilmişti (Böylece birlikteki cumhuriyet sayısı 15'e yükselmişti).
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından SSCB, 1950'lerin sonunda Stalinist politikalar sonucunda ağır insani, sosyal ve ekolojik bedeller pahasına uzaya insan gönderen nükleer bir güce dönüşecekti.
1956 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20.Kongresi'nde bürokratik klikler arası mücadeleye paralel olarak Stalin eleştirisi yapılsa da benzer politikalar sonraki dönemlerde de sürdürülecekti.
Birliğin dağılışı
1970'lerin ortalarından itibaren dünya kapitalist sisteminde üretim modelindeki dönüşümle birlikte Sovyetler Birliği'ndeki ekonomik model artık Batı Kapitalizmi ile rekabet edemez hale geldi.
Diğer yandan Batı Blok'u ile silahlanmaya dayalı yarış da artık sürdürülemez boyuttaydı. 1980'lerle birlikte Afganistan Savaşı ekonomik krizi daha da derinleştirdi.
Bunun üzerine 1985 yılında Gorbaçov'un temsil ettiği bürokratik kanat, "glasnost ve prestroyka" adı verilen bazı ekonomik ve politik düzenlemelerle ülkedeki krizi aşmaya çalıştı.
Bu kapsamda sınırlı da olsa bazı politik haklar tanıdı, yine ekonomide bazı alanlarda piyasa kapitalizmine geçiş konusunda adımlar attı.
1980'lerin sonunda Sovyetler Birliği'ndeki politik dönüşüme paralel olarak Doğu Avrupa rejimlerinde de dönüşüm yaşandı ve 1989 yılında bütün bu sistemler yıkıldı. Prestoryka ve glasnost ülke içinde de etkili oldu.
1990 yılında Birliğe bağlı cumhuriyetler egemenlik ilan etti.
1991 yılında 19 Ağustos'ta gelişmelerden rahatsız olan eski bürokratik kanat durumdan rahatsız olarak bir darbe girişiminde bulunsa da başarısız oldu.
Bunun da ötesinde darbe girişimi Sovyetler Birliği'nin dağılmasını hızlandırdı.
Eylül ve ekim aylarında Rusya hariç hemen hemen bütün cumhuriyetler anayasada yer alan ayrılma hakkına dayanarak bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Bunun üzerine 8 Aralık 1991'de Rusya ve bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinin katıldığı Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu.
22 Aralık'ta Gorbaçov'un istifası, 26 Aralık'ta da Rusya Federasyonu'nun bağımsızlığını ilan edip Kremlin Sarayı'ndan orak çekiçli kızıl bayrağın indirilip üç renkli Rus bayrağının asılmasıyla SSCB tarihe karışmış oldu.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Dağılması
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması, 25 Aralık 1991 tarihinde SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un istifa etmesinin ardında Sovyetler Birliği'ni teşkil eden cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanmalarıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağıldığı olay.
Bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası değişmiştir.
1917'de temelleri atılan ve 1922'de kurulan Sovyetler Birliği'nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'na bırakması dönemin en önemli olaylarındandır.
Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Avrasya'nın merkezinde jeopolitik bir boşluk yarattı.
Yakın çağın bu güçlü devletinin içine düştüğü durum Batı Avrupa ve Uzak Asya uçları arasında kalan bölgede yeni sıkıntıları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdi.
Bölgenin yakın geleceği tıpkı yakın geçmişi gibi tartışma konularına sahne oldu.
Doğu Bloku'nda meydana gelen bu boşluk, Batı Avrupa ülkeleri üzerindeki tehdidi kaldırırken, uzun dönemde ciddi ve yeni politik gelişmelerin olabileceğinin de bir işaretidir.
Sovyetler Birliği'nin Çöküşünü Hazırlayan Etkenler
Stalin 5 Mart 1953'te ölünce yerine, oldukça uzun bir mücadele sonunda, 1957 yılında Nikita Kruşçev geçti.
Kruşçev döneminde Doğu-Batı ilişkileri çok sert ve tehlikeli boyutlara ulaştı.
1958'de başlayan Mao-Kruşçev mücadelesi, Kruşçev'in bir saray darbesiyle iktidardan düşürülmesi ile sonuçlandı.
Yerine 18 yıl iktidarda kalacak olan Leonid Brejnev geçti.
Brejnev döneminin en önemli olayı ise, 1 Ağustos 1975'te 35 ülkenin imzaladığı Helsinki Nihai Senedi veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu oldu.
Sosyalist Blok'un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart 1985'te iktidara gelen Mikhail Gorbaçov'un ortaya attığı Glasnost (Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu.
Çünkü, Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi'nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa'daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi.
İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü.
Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.
Kısacası, Gorbaçov iktidara geldiğinde Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti.
Bu değişme veya yeniden yapılanma iki koldan olacaktı.
Bunlardan birincisi, siyasal iktidarın veya devlet yapısının değiştirilmesiydi.
Hedef, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmaktı.
İkinci hedef ise; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesiydi.
Bu suretle Sovyet Sistemi'ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, ABD ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu.
Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de gözardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği'ni kurtarmak için her yolu denedi.
Ancak, tüm çabalarına rağmen başlamış olan çöküşü tamamlanmasını engelleyemedi.
Dağılma Süreci
Gorbaçov iktidarının dördüncü yılı bittiğinde, Sovyetler Birliği'nin siyasal yapısında çözülmeler başlamış bulunuyordu.
Bu çözülmeler, 1991 yılı sonunda dağılmaya dönüştü.
"Glasnost" ve "Perestrokya" ilkelerinin 1987 yılından itibaren uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık Devletleri başta olmak üzere bağımsızlık ilanları başladı.
Baltık ülkeleri 23 Ağustos 1939'da Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan tarafsızlık ve saldırmazlık antlaşması ile Sovyet Rusya'ya terkedilmişti.
Bu ülkelerden Litvanya 11 Mart 1990'da; Letonya 4 Mayıs 1990'da; Estonya da 8 Mayıs 1990'da bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Ancak, bağımsızlık ilanları Sovyetler'in dağılmasını istemeyen Gorbaçov başta olmak üzere Rus yöneticileri tarafından tepki ile karşılandı.
Mücadele 21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u devirmek için girişilen darbe gününe kadar devam etti. Bu ülkeler aynı gün bir kere daha bağımsızlık ilanında bulundular.
Bu arada 23 Ağustos 1990'da da Ermenistan, Sovyetler Birliği içinde kalmakla birlikte, bağımsızlığını ilan etti.
Gorbaçov, ülkede gerginliğin giderek artması üzerine 16 Mart 1991'de bir halk oylaması yaptırdı.
Oylamada halkın, " Eşit egemenlik ilkesi içerisinde bir federasyon" isteyip istemediği soruldu.
Üç Baltık ülkesi ile Gürcistan, Ermenistan ve Moldova'nın boykot ettiği halk oylamasına katılan diğer 8 ülkeden evet oyu çıktı.
11 Haziran 1991'de, Rusya Federasyonu Cumhuriyeti, Rusya Anayasası'nın Birlik Anayasası'ndan üstün olduğu iddiası ile egemenliğini ilan etti. Boris Yeltsin Rusya Federasyonu Başkanı seçildi.
Radikal komünistler 16 Ağustos 1991'de Gorbaçov'u karşı bir hükümet darbesi yaptılar. Gorbaçov, Kırım'da oturmak zorunda bırakıldı.
Ancak Yeltsin karşı bir hareketle Gorbaçov'un Moskova'ya gelmesini ve görevine devem etmesini sağladı. 19 Ağustos 1991'de Kremlin Sarayı'na 1917'den önceki Rus bayrağı çekildi.
Gorbaçov gelişmeler üzerine Komünist Parti Genel Sekreterliğini bıraktı ve 24 Ağustos 1991'den itibaren sadece Devlet Başkanlığı görevini üstlendi.
Gelişmeleri yeni bağımsızlık ilanları takip etti. Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki en büyük gelişme Ukrayna'nın bir halk oylaması ile 24 Ağustos 1991'de bağımsızlığını açıklaması oldu.
25 Ağustos 1991'de de Beyaz Rusya'nın bağımsızlık ilanı birliğin tamamen dağılmasına neden oldu.
29 Ağustos 1991'de, Sovyet Komünist Partisi Yüksek Sovyet kararı ile resmen kaldırıldı.
Bu karardan sonra Türk Cumhuriyetleri'nden Azerbaycan 18 Ekim 1991'de; Özbekistan ve Kırgızistan 31 Ağustos 1991'de; Türkmenistan 27 Ekim 1991'de; Kazakistan 16 Aralık 1991'de bağımsızlıkla ilgili halk oylamaları yapıldı ve oylama sonunda ülkelerin büyük çoğunluğu bağımsızlıklarını istediler.
SSCB'nin Dağılması 26 Aralık 1991
Gerek 1989 yılında Doğu Avrupa'daki rejimlerin bir bir çökmesi gerekse 1991'in sonlarına doğru Sovyetler Birliği'nin dağılması, burjuva ideologlar ve bu ülkeleri bir şekilde sosyalist olarak gören "Marksist" çevreler açısından "reel sosyalizmin sonu"ydu.
Oysaki, SSCB'nin 1920'lerin ortalarından itibaren geçirdiği evreleri iyi irdeleyenler için yıkılan sadece başka bir kapitalist bloktu.
SSCB'nin oluşumu ve evrimi
1917 Ekim Devrimi'nin ardından Bolşevikler ve dünyadaki devrimci Marksistler genel bir dünya devrimi beklentisi içersine girmişlerdi.
Ancak bu sırada Rusya'da patlak veren iç savaş birkaç sene içersinde ülkeyi harabeye çevirdi, ülkedeki üretici güçler büyük tahribata uğradı.
Bu arada devrimi öncülük eden pek çok işçi ve yoksul iç savaş sırasında hayatını kaybetti. Bolşevik Parti'de de bu süreç içersinde de bürokratik yozlaşmayı hızlandı.
Diğer yandan İç Savaş'ın hemen ardından yeni cumhuriyetlerin de katılmasıyla 31 Aralık 1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.
Birliğin o dönemdeki amacı tek merkezli bir devlet kurmak değil, dünya devriminin gerçekleşmesiyle birlikte halkların eşitliğine dayalı bir federasyon kurmaktı.
Fakat 1920'lerin ortalarından itibaren Stalinist bürokrasinin yönetimi ele geçirmesi ve tek ülkede sosyalizm şiarıyla birlikte SSCB'nin ekonomik ve siyasal sistemi Rusya merkezli bürokratik devlet kapitalizmine dönüşmüştü ve Rus olmayan topluluklar üzerinde ulusal baskı artmıştı. Bu durum 1936 Anayasası ile birlikte adeta netleşmişti.
Gerek 1936 gerekse 1977 Anayasalarında ayrılma hakkı da dahil ulusların kendi kaderini tayin hakkı tanınsa da, bu durum Stalinist ve sonrası dönem boyunca sadece teoride kalacak, 1991 yılına kadar yani birliğin dağıldığı tarihe kadar bu hak pratiğe geçmeyecekti.
Hatta İkinci Dünya Savaşı sonrası Litvanya, Letonya ve Estonya gibi Baltık ülkeleri zorla birliğe dahil edilmişti (Böylece birlikteki cumhuriyet sayısı 15'e yükselmişti).
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından SSCB, 1950'lerin sonunda Stalinist politikalar sonucunda ağır insani, sosyal ve ekolojik bedeller pahasına uzaya insan gönderen nükleer bir güce dönüşecekti.
1956 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20.Kongresi'nde bürokratik klikler arası mücadeleye paralel olarak Stalin eleştirisi yapılsa da benzer politikalar sonraki dönemlerde de sürdürülecekti.
Birliğin dağılışı
1970'lerin ortalarından itibaren dünya kapitalist sisteminde üretim modelindeki dönüşümle birlikte Sovyetler Birliği'ndeki ekonomik model artık Batı Kapitalizmi ile rekabet edemez hale geldi.
Diğer yandan Batı Blok'u ile silahlanmaya dayalı yarış da artık sürdürülemez boyuttaydı. 1980'lerle birlikte Afganistan Savaşı ekonomik krizi daha da derinleştirdi.
Bunun üzerine 1985 yılında Gorbaçov'un temsil ettiği bürokratik kanat, "glasnost ve prestroyka" adı verilen bazı ekonomik ve politik düzenlemelerle ülkedeki krizi aşmaya çalıştı.
Bu kapsamda sınırlı da olsa bazı politik haklar tanıdı, yine ekonomide bazı alanlarda piyasa kapitalizmine geçiş konusunda adımlar attı.
1980'lerin sonunda Sovyetler Birliği'ndeki politik dönüşüme paralel olarak Doğu Avrupa rejimlerinde de dönüşüm yaşandı ve 1989 yılında bütün bu sistemler yıkıldı. Prestoryka ve glasnost ülke içinde de etkili oldu.
1990 yılında Birliğe bağlı cumhuriyetler egemenlik ilan etti.
1991 yılında 19 Ağustos'ta gelişmelerden rahatsız olan eski bürokratik kanat durumdan rahatsız olarak bir darbe girişiminde bulunsa da başarısız oldu.
Bunun da ötesinde darbe girişimi Sovyetler Birliği'nin dağılmasını hızlandırdı.
Eylül ve ekim aylarında Rusya hariç hemen hemen bütün cumhuriyetler anayasada yer alan ayrılma hakkına dayanarak bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Bunun üzerine 8 Aralık 1991'de Rusya ve bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinin katıldığı Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu.
22 Aralık'ta Gorbaçov'un istifası, 26 Aralık'ta da Rusya Federasyonu'nun bağımsızlığını ilan edip Kremlin Sarayı'ndan orak çekiçli kızıl bayrağın indirilip üç renkli Rus bayrağının asılmasıyla SSCB tarihe karışmış oldu.