HaZaL
VIP Üye
Sessiz Dünyalar
Sessiz Dünyalar
http://s6.postimg.org/jicdbkl6p/e73ebc53_1.png
Sessiz Dünyalar
Çok derinde; yeryüzüne, güneşe uzak, yüreğin ıssız mağaralarında sessiz ama kocaman dünyalar vardı…
Sabah bir başka doğardı, lila rengi umutlarla; rüzgâr melodiye dönüşür, sevgi dorukta yaşanırdı…
Sessizliğin hâkim olduğu o yerde, gönül mahkûmları yaşardı…
Sevgiye hizmet eden ayaklarına prangalar vurulmuş âşıklar, sırf sevdikleri için cezaları müebbet olan sevdalılar…
Kimse anlamazdı onları, kalabalığın içinde… Kimse bilmezdi, kanayan yaralarının verdiği acıyı, üzerlerine tuz basarken…
Öyle ya, baktığımızda “Bu gerçek mi? ” diye kaç kez sorduk kendimize… O dünyalardan kaç kez gördük, yaşadığımız süre içinde?
Sessiz dünyaları, ancak sağırlar işitebilir…
Ancak gözleri bakan, ama yüreği görenler anlayabilir…
Esir bedenlerin sessiz çığlıklarını, ancak geceye savrulan ruhlar bilir…
Gitmek istediğinde gideceği tek yerin sessizlik olduğunu bilenler susarlar, susmaları gereken yere kadar…
Ne kendilerini duyuracak sese, ne ellerini kaldırdıklarında tutunacak güce sahiplerdir, kabullenmişliklerinin içinde…
Korktuklarından değil, güçsüz olduklarından hiç değil!
Sevgilerine mahkûm oldukları için, sessiz kalmayı tercih ederler, sessiz dünyalarında…
Ne sevgilerinden vazgeçerler…
Ne sevdiklerinden…
Tek vazgeçtikleri, kendileridir…
Sessizliğin kol gezdiği o mağaralarda, ayrı hikâyelerin yapraklarını kemirirken fareler, duvarların çatlakları içinde yetişir, tükenmeyen sevgiler…
Taş hissiz…
Ölüm sessiz…
Sevgi lal...
alıntı...
http://s6.postimg.org/5d6k9rc59/flbouq4_1.gif
http://s6.postimg.org/jicdbkl6p/e73ebc53_1.png
Sessiz Dünyalar
Çok derinde; yeryüzüne, güneşe uzak, yüreğin ıssız mağaralarında sessiz ama kocaman dünyalar vardı…
Sabah bir başka doğardı, lila rengi umutlarla; rüzgâr melodiye dönüşür, sevgi dorukta yaşanırdı…
Sessizliğin hâkim olduğu o yerde, gönül mahkûmları yaşardı…
Sevgiye hizmet eden ayaklarına prangalar vurulmuş âşıklar, sırf sevdikleri için cezaları müebbet olan sevdalılar…
Kimse anlamazdı onları, kalabalığın içinde… Kimse bilmezdi, kanayan yaralarının verdiği acıyı, üzerlerine tuz basarken…
Öyle ya, baktığımızda “Bu gerçek mi? ” diye kaç kez sorduk kendimize… O dünyalardan kaç kez gördük, yaşadığımız süre içinde?
Sessiz dünyaları, ancak sağırlar işitebilir…
Ancak gözleri bakan, ama yüreği görenler anlayabilir…
Esir bedenlerin sessiz çığlıklarını, ancak geceye savrulan ruhlar bilir…
Gitmek istediğinde gideceği tek yerin sessizlik olduğunu bilenler susarlar, susmaları gereken yere kadar…
Ne kendilerini duyuracak sese, ne ellerini kaldırdıklarında tutunacak güce sahiplerdir, kabullenmişliklerinin içinde…
Korktuklarından değil, güçsüz olduklarından hiç değil!
Sevgilerine mahkûm oldukları için, sessiz kalmayı tercih ederler, sessiz dünyalarında…
Ne sevgilerinden vazgeçerler…
Ne sevdiklerinden…
Tek vazgeçtikleri, kendileridir…
Sessizliğin kol gezdiği o mağaralarda, ayrı hikâyelerin yapraklarını kemirirken fareler, duvarların çatlakları içinde yetişir, tükenmeyen sevgiler…
Taş hissiz…
Ölüm sessiz…
Sevgi lal...
alıntı...
http://s6.postimg.org/5d6k9rc59/flbouq4_1.gif