HaZaL
VIP Üye
Peygamberimizin Veda Yolculuğu
Peygamberimizin Veda Yolculuğu
Peygamberimizin Veda Yolculuğu
Peygamberimizin (sav) Sahabelerle Helalleşmek için Peygamberimiz (sav) Cuma günü Hz. Ali (ra) ve Fazl b. Abbas (ra) hazretlerinin kollarında Mescide girdi. Üç basamaklı olan minbere çıktı ve oturdu. Sonra Hz. Bilal’e halkı çağırmasını söyledi. Mescide gelenler ayakta kaldılar ve peygamberimizi dinlemeye başladılar. Peygamberimiz (sav) onların geldiğini görünce şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar! Sizden ayrılma zamanım oldukça yakınlaşmıştır. Ben Allah'ın huzuruna hiçbirinizin hakkı üzerimde olmadığı halde gitmek istiyorum. Birinizin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Birinize vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun! Sakın, hak sahibi ‘Şayet kısas talebinde bulunursam Resulullah bana darılır’ diye düşünmesin. Benim katımda en sevimli olanınız hakkı varsa gelip onu benden isteyendir. Veyahut onu bana helal edendir.” Sonra peygamberimiz (sav) aynı sözleri tekrarladı. “Ey insanlar! Kimin bende bir alacağı varsa işte malım, gelsin alsın. Kime vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun!” buyurdular.
Cemaat içinden birisi “Yâ Resulallah! Benim sizden üç dirhem alacağım var!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Bu konuda kimseyi yalanlamam ve kimseden yemin istemem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim” buyurdular.
Sahabe şöyle dedi: “Ya Resulallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Sizden yardım istemişti. Siz de bana fakire üç dirhem vermemi istediniz. Ben de verdim. İşte talep ettiğim alacağım budur” dedi. Peygamberimiz (sav) “Doğru söylüyorsun” dedikten sonra Fadla döndü ve “Ey Fadl! Buna üç dirhem ver!” emrettiler.
Bunun dışında başka alacağı vereceği olan çıkmadı. Herkes peygamberimize (sav) haklarını helal ettiler. Peygamberimiz (sav) onlara dua etti. Sonra emretti ki “Mescide açılan bütün kapıları kapatınız; ancak Ebubekir’in kapısı açık kalsın” buyurdu. Bunun üzerine Mescid-i Nebeviye bakan bütün kapılar kapatıldı. Sadece Hz. Ebubekir’in (ra) kapısı açık bırakıldı.
9 Rebiulevvel 11 / Cuma:
Peygamberimizin (sav) Hz. Ebubekir’e Namaz Kıldırmasını Emretmesi:
Peygamberimiz (sav) vefatına üç gün kalana kadar ezan okununca hücre-i saadetinden çıkıp mihraba geçerek namaz kıldırırdı. Cuma günü cemaatle helalleştikten sonra ağırlaştı. Cuma Namazını kıldıramayacağını anlayınca “Ebubekir’e söyleyiniz, namazı kıldırsın” buyurdular. Hz. Ebubekir (ra) Cuma namazı dahil peygamberimizin (sav) vefatına kadar üç gün 17 vakit namaz kıldırdı. Ancak Cumartesi sabah namazı vaktinde peygamberimiz (sav) biraz sancısı dinince mescide çıktı. Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizi (sav) görünce kenara çekildi ve yanında durdu. Peygamberimiz (sav) o gün sabah namazını oturarak kıldırdı. Sahabeler arkasında ayakta kıldılar. Peygamberimizin (sav) kıldırdığı son namaz bu olmuştur.
10 Rebiulevvel 11 / Cumartesi:
Peygamberimiz (sav) namazından sonra hasta yatıyordu ki Cebrail (as) gelerek peygamberimizi (sav) ziyaret etti. Halini ve hatırını sordu. “Yâ Ahmed! Yüce Allah beni size gönderdi. Sizin halinizi bildiği halde benden sizi ziyaret etmemi ve halinizi sormamı istedi” buyurdu. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Yâ Cebrail! Allah’a hamdolsun. Kendimi baygın ve sıkıntılı görüyorum.”
11 Rebiulevvel 11 / Pazar:
Peygamberimiz (sav) yanında “Ezvac-ı Tahiratı” olduğu halde baygın bir şekilde yatıyordu. Başına ve göğsüne soğuk su ile ıslanmış havlular konuyordu. Hz. Üsame b. Zeyd (ra) ordugâhtan gelerek müsaade isteyip peygamberimizin (sav) huzuruna girdi. Peygamberimizin mübarek ellerini ve başını öptü. Peygamberimizin (sav) kıpırdayacak hali yoktu. Gözlerini açtı ve başında ayakta ellerini bağlamış duran Hz. Üsame’yi gördü. Ellerini gök yüzüne kaldırdı ve Üsame’nin üzerine sürdü. Anlaşıldı ki dua buyurdular.
Peygamberimizin (sav) duasını alan Üsame b. Zeyd (ra) ordugâha geri döndü.
Hz. Cebrail’in (as) İkinci Gelişi:
Pazar günü Cebrail (as) peygamberimize Yemen’de ortaya çıkan yalancı peygamber “Esved-i Ansi”nin öldürüldüğü haberini getirdi. Peygamberimiz (sav) bu habere sevindi ve haberi sahabelere vermelerini ferman etti.
12 Rebiulevvel 11 / Pazartesi:
Peygamberimiz (sav) Rebiulevvel ayının 12. gecesi dünyaya gelmiş olan peygamberimiz (sav) yine Rebiulevvel ayının 12. günü ruhunu Allah’a teslim etmeden önce biraz rahatladı. Hastalığı biraz hafiflemişti. Yatağından kalktı ve soğuk su ile abdest alarak “Mescid-i Nebeviyeye” gitti.
Sahabeler saflar halinde mescidi doldurmuş ve sabah namazını bekliyordu. Bu manzara peygamberimizi çok memnun etti. Peygamberimiz (sav) mihraba kadar gitti ve Hz Ebubekir’in arkasında oturdu ve Ebubekir (ra) imamlığında cemaat olarak namazını eda etti. Sahabeler peygamberimizi rahatlamış görünce iyileştiği düşüncesiyle çok sevindiler.
Peygamberimiz (sav) Sahabelerine baktı ve “Ey İnsanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerin gelmesi yakındır. Sizler benim aleyhime hiçbir delil bulamazsınız ve bu konuda beni suçlayamazsınız. Beni suçlayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Zira ben Allah'ın kitabında Kur’ânın helal kıldığını helâl, haram kıldığını haram kıldım!” buyurdular.
Sabah namazını mescitte Hz. Ebubekir’in (ra) arkasında eda eden peygamberimiz (sav) hücre-i saadetlerine döndü ve yatağına uzandı. Kuşluk vaktine doğru Hz. Üsame (ra) tekrar geldi ve sefer için ordusunun hazır olduğunu bildirdi. Peygamberimiz (sav) “Allah'ın iradesi ve bereketi ile hareket et!” buyurdu. Üsame (ra) karargaha giderek ordusuna hareket emrini verdi.
Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizin (sav) iyileştiği düşüncesi ile “Yâ Resulallah! Allah’a hamdolsun! Onun lütf-u keremiyle iyileştiniz. Müsaade buyurursanız Sünh’teki evime gideyim” dedi. Peygamberimiz (sav) “Olur!” buyurarak müsaade etti. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra) Sünh’teki evine gitti.
Peygamberimizin (sav) Ev Halkına Vasiyeti:
Ey kızım Fatıma! Ey halam Safiye! Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü siz farzları ihmal eder, haramlardan sakınmazsanız sizi Allah'ın azabından kurtaramam!
Sonra Fatıma’yı yanına çağırdı. Sol yanına oturttu. Sonra kulağına bir şey söyledi. Hz. Fatıma ağlamaya başladı. Sonra kulağına bir şey daha söyledi. Bu defa ağlamayı bıraktı ve gülümsemeye başladı. Sonra sordular. “Peygamberimiz size ne söyledi?” dediler. Hz. Fatıma (ra) “Önce vefat edeceğini söyledi. Ağladım. Sonra ‘Ailem içinde ilk olarak bana kavuşacak olan sen olacaksın’ buyurdu. Buna da sevindim” demiştir.
Pazartesi günü öğleye yakın bir vakitte Peygamberimiz (sav) ağırlaştı ve ateşi tekrar yükseldi. Mübarek başlarını Hz. Aişe’nin göğsüne dayandı. Nefesi daralmıştı ve dilinde “Allahım! Beni refî-ı a’lâya ulaştır!” duasını tekrar ediyordu. Bir ara Hz. Fatıma (ra) “Babacığım! Çok ızdırap çektiğini hissediyorum!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Kızım! Bu saatten sonra baban hiçbir zaman ızdırap çekmeyecektir!” buyurdu. Hz. Fâtıma’nın (ra) gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Peygamberimiz (sav) “Yâ Fatıma! Sakın ağlama! Ben ruhumu teslim ettiğim zaman ‘İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn!’ de” buyurdular.
Hz. Cebrail (as) ile Hz. Azrail’in Birlikte Gelmeleri:
Önce Cebrail (as) peygamberimizin (sav) huzuruna geldi ve halini hatırını sordu. Sonra “Yâ Resulallah! Ölüm meleği Azrail içeri girmek için sizden izin istiyor” buyurdu. Peygamberimiz (sav) müsaade etti. Hz. Azrail (as) içeri girdi ve “Yâ Resulallah! Yüce Allah bana senin emrine itaat etmemi istedi. Dilersen ruhunu alacağım, dilersen size bırakacağım” buyurdu. Peygamberimiz (sav) ise “Yâ Azrail! Gel! Memur olduğun şeyi yerine getir!” buyurdular. Azrail (as) “Yâ Resulallah! Mele-i A’lâ sizi beklemektedir” dedi.
Peygamberimizin (sav) başı Hz. Âişe’nin kucağında ve göğsü üzerinde idi ve yanında su kabı vardı. İki elini su kabına batırarak yüzüne sürdü, mübarek dudaklarından “Lâ ilâhe İllallah!” cümlesi döküldü ve gözlerini evin tavanına dikti. Gözleriyle “Refik-i A’lâya çıkan ruhuna eşlik ediyordu.
Takvimler Hicri 12 Rebiulevvel 11 / Miladi 8 Haziran 632 tarihini gösteriyordu.
Hz. Ebubekir’in (ra) Sahabeleri Teselli Etmesi:
Hâtemu’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (sav) ruhunu teslim edince Ezvac-ı Tahirat üzerine örtü örttüler ve feryada başladılar. Sahabeler bu sesleri duyunca kalplerinden vurulmuşa döndüler. Gök kubbe çökmüş ve Medine üzerine yıkılmış gibiydi. Bunu duyan bitin sahabeler peygamberimizin (sav) hane-i saadetlerinin çevresinde ve Mescid-i Nebevîde toplanmaya başladılar. Bütün sahabeler gözlerinden yaş dökerek ağlıyordu. Bir kısmının ise nutku tutulduğu gibi, gözleri de şaşkınlıktan ağlamayı da unutmuş oldukları yere yığılmış kalmışlardı. Bir kısmı ise ne konuştuğunu bilmeyecek şekilde bir an düşüncesini kaybetmişti.
Hz. Ömer (ra) ise peygamberimizin (sav) vefat ettiğini duyunca inanmamış ve şoke olmuş ve kılıcını belinden çıkararak “Muhammed ölmemiştir! O Musa’ya arız olan sâika gibi bir sâikaya uğramıştır. Kim Muhammed öldü derse boynunu vururum!” diye bağırmaya başladı.
Hz. Ebubekir (ra) Sünh Mahallesindeki evinde bulunuyordu. Haber kendisine ulaşınca süratle evden çıktı ve peygamberimizin (sav) hâne-i saadetlerine gitti. Peygamberimizin (sav) yüzündeki örtüyü kaldırdı. Yüzü daha nurani bir hal almıştı ve dudaklarında tebessüm hakimdi. Eğildi ve mübarek alnından üç defa öptü. Gözlerinden yaşlar boşandı ve “Anam babam sana feda olsun Yâ Resulallah! Ölümün de hayatın gibi temiz ve hayırlıdır. Hayatında çok güzeldin, ölümünde daha da güzelleşmişsin ya Resulallah!” cümlesi dudaklarından döküldü.
Sonra Ehl-i Beyti teselli etti.
Hane-i Saadetten çıktı ve Mescid-i Şerife girdi. Sahabeler mescitte başları önlerinde için için ağlıyorlardı. Mihraba vardı ve ayakta durarak şöyle dedi: “Ey Mü’minler! Allah birdir ve Muhammed onun kulu ve insanlardan seçtiği Resulüdür. Kim ki Muhammed’e ibadet ediyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür; kim de Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa bilmelidir ki Allah Hayy-ı Bâkîdir.” Sonra şu ayeti okudu. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz. Kim dininden dönerse Allah’a hiçbir zarar vermiş olmaz Fakat şükredenlere Allah mükafatını kat kat verecektir.”
Bu ayet Uhut Savaşında “Muhammed Öldürüldü!” şayiası üzerine nazil olmuştu. Sahabeler yüzlerce defa bu ayeti okudukları halde o anda unutmuş ve nutukları tutulduğu gibi düşünceleri de donmuştu. Ancak Hz. Ebubekir (ra) sahabelere bu gerçekleri hatırlatarak onları uyarmıştı.
Hz. Ebubekir (ra) konuşmaya ayet-i kerimeleri okuyarak devam etti. “Kur’ân-ı Kerimde yüce Allah peygambere hitaben ‘Muhakkak ki sen öleceksin, onlar da ölecekler’ buyurmuyor mu? diyerek sahabeleri uyardı ve peygamberimizin (sav) vefat ettiğini anlattı. Hz. Ömer (ra) Hz. Ebubekir’i dinliyordu. Ebu Bekir (ra) devam etti: “Allah'ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine sarılan doğru yolu bulur. O ikisinin arasını ayıran da sapıtır ve doğru yoldan çıkar. Şeytan peygamberin vefatı ile sizleri aldatmasın ve dininizden, yolunuzdan sizi ayırmasın. Şeytanın size ulaşmasına ve aranıza ihtilaf vermesine fırsat vermeyiniz!” Bu sözlerle uyandı ve aklı başına geldi.
Sonra Hz. Ebubekir (ra) öğle namazını kıldırdı.
Peygamberimizin (sav) Techiz ve Tekfin İşi:
Peygamberimizin (sav) cenaze, techiz ve tekfin işi ile aile efradından sayılanların meşgul olması gerekiyordu. bu nedenle Haşimîlerden olanlar bu vazifenin muhataplarıydı. Bu nedenle Hz. Ali, Hz. Abbas, Kusem b. Abbas, Fazl b. Abbas ve Üsame b. Zeyd (ra-ecmain) cenazenin techiz ve tekfin işi ile meşguldüler. Ensar da bu işten pay almak istemişlerdi. Hz. Ali (ra) onlar namına Evs b. Havlî’yi içeri aldı. O da peygamberimizin yıkanması için su taşımaya başladı.
Yıkama işini peygamberimiz (sav) sağlığında Hz. Ali’ye vasiyet etmiş ve “Vefat ettiğim zaman beni sen yıka!” buyurmuşlardı. Cenazesi yıkanırken hücre-i saadeti çok güzel bir koku sardı. Hz. Ali (ra) eline sardığı bir bez ile üstüne örtülmüş bulunan örtünün altında iç elbisesi çıkarılmadan yıkadı.
Yıkama işi bittikten sonra Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas ve peygamberimizin azatlı kölesi Salih kefene sardılar.
Peygamberimizin (sav) Cenaze Namazının Kılınması ve Defin İşleri:
Salı günü öğleye doğru Peygamberimizin (sav) Cenaze Namazının nasıl kılınacağı ve nereye defnedileceği hususu konuşulmaya başlandı. Hücre-i Saadetinde bulunan, devamlı olarak üzerinde oturmuş, yatmış olduğu sedir üzerinde yıkandı ve yine kefenlenmiş haliyle bu sedir üzerine konuldu. Cenaze namazının kılınmasına hazır hale getirildi.
Hz. Ebubekir (ra) sahabelerle istişare etti. Cenaze namazının nasıl kılınacağı ve nereye defnedileceği konusunda onların görüşlerini aldı. Bir kısım sahabeler Hz. Ebubekir’e “Cenaze Namazını seçilmiş bir halife olarak kendisinin kıldırması gerektiğini söylediler. Hz. Ebubekir (ra) “İnananların ve tüm insanların imamına kendisinin imam olamayacağını ifade ederek bunu kabul etmedi. Hiçbir sahabe de bunu kabul etmeyince istişareden ‘herkesin bireysel olarak cenaze namazı kılması’ kararı çıktı.
Cenazenin defni konusunda da kimi Medine’de baki mezarlığına, kimisi de özel bir yere, başkalarından da Mekke’ye götürülmesi teklifleri geldi. Hz. Ebubekir (ra) “Ben peygamberimizden ‘Her peygamber ancak defnolunmak istediği yerde ruhunu teslim eder’ dediğini çok iyi hatırlıyorum. Dolayısıyla peygamberimiz (sav) ancak vefat ettiği ve yıkandığı yerde defnedilmesi gerekir. Hane-i saadetleri onun makberi ve istirahat yeri olmalıdır. Zaten peygamberimiz (sav) Mekke fethinden sonra Ensar’a ‘Hayatım sizinle, vefatım da sizinledir’ buyurmamış mıydı?” dedi. Bunun üzerine bu görüş tüm sahabeler tarafından kabul gördü.
İstişareden sonra Hücre-i Saadetin kapısı açıldı ve ileri gelen sahabeler mübarek naşının yanında, diğerleri de dışarıda bölük bölük gelerek saflar halinde ama ferden ferda peygamberimizin (sav) cenaze namazını kıldılar. Namazı önce erkekler, sonra kadınlar, daha sonra çocuklar da gelerek ferdi olarak kıldılar. Namaz kılma işi Çarşamba günü akşam vaktine kadar devam etti.
Namaz faslı bitince mezarı bulunduğu hücre-i saadette kazıldı ve peygamberimizin (sav) mübarek naaşı Hz. Ebubekir ve Hz. Ali’nin ellerinde kabr-i şerifine kondu.
Allahım! Resul-i Ekrem (sav) hakkına ve hürmetine, katındaki şanına ve şerefin hürmetine bizleri dünyada Sünnet-i Seniyyesine ittibaında muvaffak eyle! Ahirette şefaatine nail eyle! Amin!
Peygamberimizin Veda Yolculuğu
Peygamberimizin Yolculuğu - Ebubekir Ezvac-ı Tahirat - Hz. Fatıma - Peygamberimizin Vasiyeti
Peygamberimizin (sav) Sahabelerle Helalleşmek için Peygamberimiz (sav) Cuma günü Hz. Ali (ra) ve Fazl b. Abbas (ra) hazretlerinin kollarında Mescide girdi. Üç basamaklı olan minbere çıktı ve oturdu. Sonra Hz. Bilal’e halkı çağırmasını söyledi. Mescide gelenler ayakta kaldılar ve peygamberimizi dinlemeye başladılar. Peygamberimiz (sav) onların geldiğini görünce şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar! Sizden ayrılma zamanım oldukça yakınlaşmıştır. Ben Allah'ın huzuruna hiçbirinizin hakkı üzerimde olmadığı halde gitmek istiyorum. Birinizin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Birinize vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun! Sakın, hak sahibi ‘Şayet kısas talebinde bulunursam Resulullah bana darılır’ diye düşünmesin. Benim katımda en sevimli olanınız hakkı varsa gelip onu benden isteyendir. Veyahut onu bana helal edendir.” Sonra peygamberimiz (sav) aynı sözleri tekrarladı. “Ey insanlar! Kimin bende bir alacağı varsa işte malım, gelsin alsın. Kime vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun!” buyurdular.
Cemaat içinden birisi “Yâ Resulallah! Benim sizden üç dirhem alacağım var!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Bu konuda kimseyi yalanlamam ve kimseden yemin istemem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim” buyurdular.
Sahabe şöyle dedi: “Ya Resulallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Sizden yardım istemişti. Siz de bana fakire üç dirhem vermemi istediniz. Ben de verdim. İşte talep ettiğim alacağım budur” dedi. Peygamberimiz (sav) “Doğru söylüyorsun” dedikten sonra Fadla döndü ve “Ey Fadl! Buna üç dirhem ver!” emrettiler.
Bunun dışında başka alacağı vereceği olan çıkmadı. Herkes peygamberimize (sav) haklarını helal ettiler. Peygamberimiz (sav) onlara dua etti. Sonra emretti ki “Mescide açılan bütün kapıları kapatınız; ancak Ebubekir’in kapısı açık kalsın” buyurdu. Bunun üzerine Mescid-i Nebeviye bakan bütün kapılar kapatıldı. Sadece Hz. Ebubekir’in (ra) kapısı açık bırakıldı.
9 Rebiulevvel 11 / Cuma:
Peygamberimizin (sav) Hz. Ebubekir’e Namaz Kıldırmasını Emretmesi:
Peygamberimiz (sav) vefatına üç gün kalana kadar ezan okununca hücre-i saadetinden çıkıp mihraba geçerek namaz kıldırırdı. Cuma günü cemaatle helalleştikten sonra ağırlaştı. Cuma Namazını kıldıramayacağını anlayınca “Ebubekir’e söyleyiniz, namazı kıldırsın” buyurdular. Hz. Ebubekir (ra) Cuma namazı dahil peygamberimizin (sav) vefatına kadar üç gün 17 vakit namaz kıldırdı. Ancak Cumartesi sabah namazı vaktinde peygamberimiz (sav) biraz sancısı dinince mescide çıktı. Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizi (sav) görünce kenara çekildi ve yanında durdu. Peygamberimiz (sav) o gün sabah namazını oturarak kıldırdı. Sahabeler arkasında ayakta kıldılar. Peygamberimizin (sav) kıldırdığı son namaz bu olmuştur.
10 Rebiulevvel 11 / Cumartesi:
Peygamberimiz (sav) namazından sonra hasta yatıyordu ki Cebrail (as) gelerek peygamberimizi (sav) ziyaret etti. Halini ve hatırını sordu. “Yâ Ahmed! Yüce Allah beni size gönderdi. Sizin halinizi bildiği halde benden sizi ziyaret etmemi ve halinizi sormamı istedi” buyurdu. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Yâ Cebrail! Allah’a hamdolsun. Kendimi baygın ve sıkıntılı görüyorum.”
11 Rebiulevvel 11 / Pazar:
Peygamberimiz (sav) yanında “Ezvac-ı Tahiratı” olduğu halde baygın bir şekilde yatıyordu. Başına ve göğsüne soğuk su ile ıslanmış havlular konuyordu. Hz. Üsame b. Zeyd (ra) ordugâhtan gelerek müsaade isteyip peygamberimizin (sav) huzuruna girdi. Peygamberimizin mübarek ellerini ve başını öptü. Peygamberimizin (sav) kıpırdayacak hali yoktu. Gözlerini açtı ve başında ayakta ellerini bağlamış duran Hz. Üsame’yi gördü. Ellerini gök yüzüne kaldırdı ve Üsame’nin üzerine sürdü. Anlaşıldı ki dua buyurdular.
Peygamberimizin (sav) duasını alan Üsame b. Zeyd (ra) ordugâha geri döndü.
Hz. Cebrail’in (as) İkinci Gelişi:
Pazar günü Cebrail (as) peygamberimize Yemen’de ortaya çıkan yalancı peygamber “Esved-i Ansi”nin öldürüldüğü haberini getirdi. Peygamberimiz (sav) bu habere sevindi ve haberi sahabelere vermelerini ferman etti.
12 Rebiulevvel 11 / Pazartesi:
Peygamberimiz (sav) Rebiulevvel ayının 12. gecesi dünyaya gelmiş olan peygamberimiz (sav) yine Rebiulevvel ayının 12. günü ruhunu Allah’a teslim etmeden önce biraz rahatladı. Hastalığı biraz hafiflemişti. Yatağından kalktı ve soğuk su ile abdest alarak “Mescid-i Nebeviyeye” gitti.
Sahabeler saflar halinde mescidi doldurmuş ve sabah namazını bekliyordu. Bu manzara peygamberimizi çok memnun etti. Peygamberimiz (sav) mihraba kadar gitti ve Hz Ebubekir’in arkasında oturdu ve Ebubekir (ra) imamlığında cemaat olarak namazını eda etti. Sahabeler peygamberimizi rahatlamış görünce iyileştiği düşüncesiyle çok sevindiler.
Peygamberimiz (sav) Sahabelerine baktı ve “Ey İnsanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerin gelmesi yakındır. Sizler benim aleyhime hiçbir delil bulamazsınız ve bu konuda beni suçlayamazsınız. Beni suçlayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Zira ben Allah'ın kitabında Kur’ânın helal kıldığını helâl, haram kıldığını haram kıldım!” buyurdular.
Sabah namazını mescitte Hz. Ebubekir’in (ra) arkasında eda eden peygamberimiz (sav) hücre-i saadetlerine döndü ve yatağına uzandı. Kuşluk vaktine doğru Hz. Üsame (ra) tekrar geldi ve sefer için ordusunun hazır olduğunu bildirdi. Peygamberimiz (sav) “Allah'ın iradesi ve bereketi ile hareket et!” buyurdu. Üsame (ra) karargaha giderek ordusuna hareket emrini verdi.
Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizin (sav) iyileştiği düşüncesi ile “Yâ Resulallah! Allah’a hamdolsun! Onun lütf-u keremiyle iyileştiniz. Müsaade buyurursanız Sünh’teki evime gideyim” dedi. Peygamberimiz (sav) “Olur!” buyurarak müsaade etti. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (ra) Sünh’teki evine gitti.
Peygamberimizin (sav) Ev Halkına Vasiyeti:
Ey kızım Fatıma! Ey halam Safiye! Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü siz farzları ihmal eder, haramlardan sakınmazsanız sizi Allah'ın azabından kurtaramam!
Sonra Fatıma’yı yanına çağırdı. Sol yanına oturttu. Sonra kulağına bir şey söyledi. Hz. Fatıma ağlamaya başladı. Sonra kulağına bir şey daha söyledi. Bu defa ağlamayı bıraktı ve gülümsemeye başladı. Sonra sordular. “Peygamberimiz size ne söyledi?” dediler. Hz. Fatıma (ra) “Önce vefat edeceğini söyledi. Ağladım. Sonra ‘Ailem içinde ilk olarak bana kavuşacak olan sen olacaksın’ buyurdu. Buna da sevindim” demiştir.
Pazartesi günü öğleye yakın bir vakitte Peygamberimiz (sav) ağırlaştı ve ateşi tekrar yükseldi. Mübarek başlarını Hz. Aişe’nin göğsüne dayandı. Nefesi daralmıştı ve dilinde “Allahım! Beni refî-ı a’lâya ulaştır!” duasını tekrar ediyordu. Bir ara Hz. Fatıma (ra) “Babacığım! Çok ızdırap çektiğini hissediyorum!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Kızım! Bu saatten sonra baban hiçbir zaman ızdırap çekmeyecektir!” buyurdu. Hz. Fâtıma’nın (ra) gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Peygamberimiz (sav) “Yâ Fatıma! Sakın ağlama! Ben ruhumu teslim ettiğim zaman ‘İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn!’ de” buyurdular.
Hz. Cebrail (as) ile Hz. Azrail’in Birlikte Gelmeleri:
Önce Cebrail (as) peygamberimizin (sav) huzuruna geldi ve halini hatırını sordu. Sonra “Yâ Resulallah! Ölüm meleği Azrail içeri girmek için sizden izin istiyor” buyurdu. Peygamberimiz (sav) müsaade etti. Hz. Azrail (as) içeri girdi ve “Yâ Resulallah! Yüce Allah bana senin emrine itaat etmemi istedi. Dilersen ruhunu alacağım, dilersen size bırakacağım” buyurdu. Peygamberimiz (sav) ise “Yâ Azrail! Gel! Memur olduğun şeyi yerine getir!” buyurdular. Azrail (as) “Yâ Resulallah! Mele-i A’lâ sizi beklemektedir” dedi.
Peygamberimizin (sav) başı Hz. Âişe’nin kucağında ve göğsü üzerinde idi ve yanında su kabı vardı. İki elini su kabına batırarak yüzüne sürdü, mübarek dudaklarından “Lâ ilâhe İllallah!” cümlesi döküldü ve gözlerini evin tavanına dikti. Gözleriyle “Refik-i A’lâya çıkan ruhuna eşlik ediyordu.
Takvimler Hicri 12 Rebiulevvel 11 / Miladi 8 Haziran 632 tarihini gösteriyordu.
Hz. Ebubekir’in (ra) Sahabeleri Teselli Etmesi:
Hâtemu’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (sav) ruhunu teslim edince Ezvac-ı Tahirat üzerine örtü örttüler ve feryada başladılar. Sahabeler bu sesleri duyunca kalplerinden vurulmuşa döndüler. Gök kubbe çökmüş ve Medine üzerine yıkılmış gibiydi. Bunu duyan bitin sahabeler peygamberimizin (sav) hane-i saadetlerinin çevresinde ve Mescid-i Nebevîde toplanmaya başladılar. Bütün sahabeler gözlerinden yaş dökerek ağlıyordu. Bir kısmının ise nutku tutulduğu gibi, gözleri de şaşkınlıktan ağlamayı da unutmuş oldukları yere yığılmış kalmışlardı. Bir kısmı ise ne konuştuğunu bilmeyecek şekilde bir an düşüncesini kaybetmişti.
Hz. Ömer (ra) ise peygamberimizin (sav) vefat ettiğini duyunca inanmamış ve şoke olmuş ve kılıcını belinden çıkararak “Muhammed ölmemiştir! O Musa’ya arız olan sâika gibi bir sâikaya uğramıştır. Kim Muhammed öldü derse boynunu vururum!” diye bağırmaya başladı.
Hz. Ebubekir (ra) Sünh Mahallesindeki evinde bulunuyordu. Haber kendisine ulaşınca süratle evden çıktı ve peygamberimizin (sav) hâne-i saadetlerine gitti. Peygamberimizin (sav) yüzündeki örtüyü kaldırdı. Yüzü daha nurani bir hal almıştı ve dudaklarında tebessüm hakimdi. Eğildi ve mübarek alnından üç defa öptü. Gözlerinden yaşlar boşandı ve “Anam babam sana feda olsun Yâ Resulallah! Ölümün de hayatın gibi temiz ve hayırlıdır. Hayatında çok güzeldin, ölümünde daha da güzelleşmişsin ya Resulallah!” cümlesi dudaklarından döküldü.
Sonra Ehl-i Beyti teselli etti.
Hane-i Saadetten çıktı ve Mescid-i Şerife girdi. Sahabeler mescitte başları önlerinde için için ağlıyorlardı. Mihraba vardı ve ayakta durarak şöyle dedi: “Ey Mü’minler! Allah birdir ve Muhammed onun kulu ve insanlardan seçtiği Resulüdür. Kim ki Muhammed’e ibadet ediyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür; kim de Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa bilmelidir ki Allah Hayy-ı Bâkîdir.” Sonra şu ayeti okudu. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz. Kim dininden dönerse Allah’a hiçbir zarar vermiş olmaz Fakat şükredenlere Allah mükafatını kat kat verecektir.”
Bu ayet Uhut Savaşında “Muhammed Öldürüldü!” şayiası üzerine nazil olmuştu. Sahabeler yüzlerce defa bu ayeti okudukları halde o anda unutmuş ve nutukları tutulduğu gibi düşünceleri de donmuştu. Ancak Hz. Ebubekir (ra) sahabelere bu gerçekleri hatırlatarak onları uyarmıştı.
Hz. Ebubekir (ra) konuşmaya ayet-i kerimeleri okuyarak devam etti. “Kur’ân-ı Kerimde yüce Allah peygambere hitaben ‘Muhakkak ki sen öleceksin, onlar da ölecekler’ buyurmuyor mu? diyerek sahabeleri uyardı ve peygamberimizin (sav) vefat ettiğini anlattı. Hz. Ömer (ra) Hz. Ebubekir’i dinliyordu. Ebu Bekir (ra) devam etti: “Allah'ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine sarılan doğru yolu bulur. O ikisinin arasını ayıran da sapıtır ve doğru yoldan çıkar. Şeytan peygamberin vefatı ile sizleri aldatmasın ve dininizden, yolunuzdan sizi ayırmasın. Şeytanın size ulaşmasına ve aranıza ihtilaf vermesine fırsat vermeyiniz!” Bu sözlerle uyandı ve aklı başına geldi.
Sonra Hz. Ebubekir (ra) öğle namazını kıldırdı.
Peygamberimizin (sav) Techiz ve Tekfin İşi:
Peygamberimizin (sav) cenaze, techiz ve tekfin işi ile aile efradından sayılanların meşgul olması gerekiyordu. bu nedenle Haşimîlerden olanlar bu vazifenin muhataplarıydı. Bu nedenle Hz. Ali, Hz. Abbas, Kusem b. Abbas, Fazl b. Abbas ve Üsame b. Zeyd (ra-ecmain) cenazenin techiz ve tekfin işi ile meşguldüler. Ensar da bu işten pay almak istemişlerdi. Hz. Ali (ra) onlar namına Evs b. Havlî’yi içeri aldı. O da peygamberimizin yıkanması için su taşımaya başladı.
Yıkama işini peygamberimiz (sav) sağlığında Hz. Ali’ye vasiyet etmiş ve “Vefat ettiğim zaman beni sen yıka!” buyurmuşlardı. Cenazesi yıkanırken hücre-i saadeti çok güzel bir koku sardı. Hz. Ali (ra) eline sardığı bir bez ile üstüne örtülmüş bulunan örtünün altında iç elbisesi çıkarılmadan yıkadı.
Yıkama işi bittikten sonra Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas ve peygamberimizin azatlı kölesi Salih kefene sardılar.
Peygamberimizin (sav) Cenaze Namazının Kılınması ve Defin İşleri:
Salı günü öğleye doğru Peygamberimizin (sav) Cenaze Namazının nasıl kılınacağı ve nereye defnedileceği hususu konuşulmaya başlandı. Hücre-i Saadetinde bulunan, devamlı olarak üzerinde oturmuş, yatmış olduğu sedir üzerinde yıkandı ve yine kefenlenmiş haliyle bu sedir üzerine konuldu. Cenaze namazının kılınmasına hazır hale getirildi.
Hz. Ebubekir (ra) sahabelerle istişare etti. Cenaze namazının nasıl kılınacağı ve nereye defnedileceği konusunda onların görüşlerini aldı. Bir kısım sahabeler Hz. Ebubekir’e “Cenaze Namazını seçilmiş bir halife olarak kendisinin kıldırması gerektiğini söylediler. Hz. Ebubekir (ra) “İnananların ve tüm insanların imamına kendisinin imam olamayacağını ifade ederek bunu kabul etmedi. Hiçbir sahabe de bunu kabul etmeyince istişareden ‘herkesin bireysel olarak cenaze namazı kılması’ kararı çıktı.
Cenazenin defni konusunda da kimi Medine’de baki mezarlığına, kimisi de özel bir yere, başkalarından da Mekke’ye götürülmesi teklifleri geldi. Hz. Ebubekir (ra) “Ben peygamberimizden ‘Her peygamber ancak defnolunmak istediği yerde ruhunu teslim eder’ dediğini çok iyi hatırlıyorum. Dolayısıyla peygamberimiz (sav) ancak vefat ettiği ve yıkandığı yerde defnedilmesi gerekir. Hane-i saadetleri onun makberi ve istirahat yeri olmalıdır. Zaten peygamberimiz (sav) Mekke fethinden sonra Ensar’a ‘Hayatım sizinle, vefatım da sizinledir’ buyurmamış mıydı?” dedi. Bunun üzerine bu görüş tüm sahabeler tarafından kabul gördü.
İstişareden sonra Hücre-i Saadetin kapısı açıldı ve ileri gelen sahabeler mübarek naşının yanında, diğerleri de dışarıda bölük bölük gelerek saflar halinde ama ferden ferda peygamberimizin (sav) cenaze namazını kıldılar. Namazı önce erkekler, sonra kadınlar, daha sonra çocuklar da gelerek ferdi olarak kıldılar. Namaz kılma işi Çarşamba günü akşam vaktine kadar devam etti.
Namaz faslı bitince mezarı bulunduğu hücre-i saadette kazıldı ve peygamberimizin (sav) mübarek naaşı Hz. Ebubekir ve Hz. Ali’nin ellerinde kabr-i şerifine kondu.
Allahım! Resul-i Ekrem (sav) hakkına ve hürmetine, katındaki şanına ve şerefin hürmetine bizleri dünyada Sünnet-i Seniyyesine ittibaında muvaffak eyle! Ahirette şefaatine nail eyle! Amin!