AloneLord
Genel Sorumlu
Osmanlıda Gayrimüslim ve Müslim Arasındaki Farklar
Osmanlıda Gayrimüslim ve Müslim Arasındaki Farklar
Osmanlıda Gayrimüslim ve Müslim Arasındaki Farklar
Gayrimüslim tebaa cizye vergisi ödemenin dışında kılık kıyafet ve cemiyet hayatı yönünden bir takım düzenlemelere tâbi idiler. Gayrimüslimlerin kılık-kıyafet hususunda Müslümanlara benzemeleri yasaklanmıştı. Bunun için ara sıra kıyafetleri tayin olunurdu. Ata binmeleri bazı istisnalarıyla yasaktı; hamamda nalınsız gezmeleri gerekiyordu. Gayrimüslim erkeklerin mavi ya da mor çuka elbise ve kısa kalpak giymeleri gerekiyordu. Samur kürk ve kalpak ve firengi kemha ve atlas giymeyip ve samur kalpak gibi lüks giysilergayrimüslimlere yasaktı. İstanbul'da İslâm ve Hristiyan evlerinin irtifaları da farklı şekilde belirlenmişti. Buna göre Müslümanların evlerinin irtifaları 12 (9 m.) gayrimüslimlerin ki ise 9 zira (675 cm.) olacaktır. IV. Murad da 1630 tarihinde İstanbul kadısına gönderdiği fermanda bu konular üzerinde durmuş ve kefere taifesinin Müslümanlar gibi hareket etmemesini istemiştir. III. Selim devrinde kıyafet nizamı yeniden düzenlendiğinde Müslümanların kavuk ve ayakkabıları sarı renk olarak belirlenmişti. Diğer milletler için de çeşitli renkler tahsis edilmişti. Meselâ Ermenilerin şapka ve ayakkabıları kırmızı; Rumlarınki siyah; Yahudilerinki ise mavi renkte idi. Evler içinde aynı renkler uygun görülmüştü.
Gayrimüslimlerle ilgili bu durum bütünüyle sosyal hayata ait bulunuyordu. Aslî hukuk bakımından aralarında eşitsizlik yoktu. Çünkü hâkim (kadı) Müslüman olanlarla olmayanlar arasındaki bir davadaaynı kanun hükümlerini uygulamakla yükümlü idi. Aile hukuku alanındaherkes kendi milletlerinin kanunlarına göre muamele görüyordu. Ortaçağ Avrupa’sında olduğu gibi hukuk kuralları sınıflara ya da milletlere göre farklı şekilde tatbik edilmiyordu. II. Mahmud'un “Ben tebâmdan Müslümanı camide Hristiyan’ı kilisede ve Musevi’yi sinagogda fark ederim. Aralarında başka günâ bir fark yoktur” sözü ile yönetimde Müslümanlarla gayrimüslimler arasında yalnız dini bakımdan fark bulunduğu bunun dışında eşitlik olacağı yolunda bir anlayış gelişti. II. Mahmud feshi ordu mensupları ve devlet memurları için müşterek bir serpuş kabul edince Müslüman ve Hristiyanlar arasında bu serpuş giderek yayıldı. Böylece toplumdaki kıyafet yönünden şekil farklılığı da zamanla kayboldu.
Osmanlı Devletinde gayrimüslimler kamu düzenine ve genel âdâba aykırı hareket edemeyecekleri gibi siyasi faaliyetlerle de uğraşamazdı. Devlete karşı işlenen suçların cezası ağırdı ve çoğu zaman da ölümdü. Gerek millet başları gerekse reâyâ bu yasaklara harfiyen uymak mecburiyetindeydiler. Hükümet kamu düzeni bakımından daha çok millet başlarının faaliyetlerini izler milletinde gördüğü uygunsuz bir hareket konusunda onları mesul tutardı. Bu bakımdan millet başlarıcemaatinin siyasi alanda bütün hareketlerine dikkat etmekle görevli idiler
Osmanlıda Gayrimüslim ve Müslim Arasındaki Farklar
Gayrimüslim tebaa cizye vergisi ödemenin dışında kılık kıyafet ve cemiyet hayatı yönünden bir takım düzenlemelere tâbi idiler. Gayrimüslimlerin kılık-kıyafet hususunda Müslümanlara benzemeleri yasaklanmıştı. Bunun için ara sıra kıyafetleri tayin olunurdu. Ata binmeleri bazı istisnalarıyla yasaktı; hamamda nalınsız gezmeleri gerekiyordu. Gayrimüslim erkeklerin mavi ya da mor çuka elbise ve kısa kalpak giymeleri gerekiyordu. Samur kürk ve kalpak ve firengi kemha ve atlas giymeyip ve samur kalpak gibi lüks giysilergayrimüslimlere yasaktı. İstanbul'da İslâm ve Hristiyan evlerinin irtifaları da farklı şekilde belirlenmişti. Buna göre Müslümanların evlerinin irtifaları 12 (9 m.) gayrimüslimlerin ki ise 9 zira (675 cm.) olacaktır. IV. Murad da 1630 tarihinde İstanbul kadısına gönderdiği fermanda bu konular üzerinde durmuş ve kefere taifesinin Müslümanlar gibi hareket etmemesini istemiştir. III. Selim devrinde kıyafet nizamı yeniden düzenlendiğinde Müslümanların kavuk ve ayakkabıları sarı renk olarak belirlenmişti. Diğer milletler için de çeşitli renkler tahsis edilmişti. Meselâ Ermenilerin şapka ve ayakkabıları kırmızı; Rumlarınki siyah; Yahudilerinki ise mavi renkte idi. Evler içinde aynı renkler uygun görülmüştü.
Gayrimüslimlerle ilgili bu durum bütünüyle sosyal hayata ait bulunuyordu. Aslî hukuk bakımından aralarında eşitsizlik yoktu. Çünkü hâkim (kadı) Müslüman olanlarla olmayanlar arasındaki bir davadaaynı kanun hükümlerini uygulamakla yükümlü idi. Aile hukuku alanındaherkes kendi milletlerinin kanunlarına göre muamele görüyordu. Ortaçağ Avrupa’sında olduğu gibi hukuk kuralları sınıflara ya da milletlere göre farklı şekilde tatbik edilmiyordu. II. Mahmud'un “Ben tebâmdan Müslümanı camide Hristiyan’ı kilisede ve Musevi’yi sinagogda fark ederim. Aralarında başka günâ bir fark yoktur” sözü ile yönetimde Müslümanlarla gayrimüslimler arasında yalnız dini bakımdan fark bulunduğu bunun dışında eşitlik olacağı yolunda bir anlayış gelişti. II. Mahmud feshi ordu mensupları ve devlet memurları için müşterek bir serpuş kabul edince Müslüman ve Hristiyanlar arasında bu serpuş giderek yayıldı. Böylece toplumdaki kıyafet yönünden şekil farklılığı da zamanla kayboldu.
Osmanlı Devletinde gayrimüslimler kamu düzenine ve genel âdâba aykırı hareket edemeyecekleri gibi siyasi faaliyetlerle de uğraşamazdı. Devlete karşı işlenen suçların cezası ağırdı ve çoğu zaman da ölümdü. Gerek millet başları gerekse reâyâ bu yasaklara harfiyen uymak mecburiyetindeydiler. Hükümet kamu düzeni bakımından daha çok millet başlarının faaliyetlerini izler milletinde gördüğü uygunsuz bir hareket konusunda onları mesul tutardı. Bu bakımdan millet başlarıcemaatinin siyasi alanda bütün hareketlerine dikkat etmekle görevli idiler