AloneLord
Genel Sorumlu
Ortaçağ Kime Karanlık ?
Ortaçağ Kime Karanlık ?
Ortaçağ Kime Karanlık ?
"Çağ" kelimesini daha ilkokul yıllarında duymuştuk. Sınıfımızın bir duvarında boydan boya uzanmış çeşitli renklerle boyalı "Zaman Şeridi"; Tarih Öncesi Dönem, İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ ve Yakınçağ başlıklarını taşıyan dilimlere bölünmüştü. O yaşlarda çok fazla önemsemeden ezberlediğimiz bu kelimeler aslında Batı dünyasının medeniyet dönemlerinin adlarıdır. Sadece Batı, yani önce Yunan, sonra Roma ve en sonra ise Avrupa medeniyeti. Ancak bu çağlar, sanki bütün dünya tarihi ve bu arada bizim de tarihimizmiş gibi öğretilmektedir. Diğer taraftan; özellikle kötü bir üne sahip olan "Ortaçağ"la ilgili bir konu geçtiğinde bütün parlaklığına rağmen İslâm tarih ve medeniyeti de onunla irtibatlandırılmakta ve karalanmaktadır.
İnsanlık tarihinde değer ölçüsü olan husus siyasî olaylar değil, milletlerin akıl ve maharetleriyle meydana getirdikleri medeniyetleridir. Batılı tarihçiler de zaman şeridindeki çağların başlama ve bitiş noktalarını medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerine göre isimlendirmişlerdir. Ama kendi medeniyetlerini esas alarak.
Şeridin ilk bölümü olan "Tarih Öncesi Dönem" bilinmeyen bir dönem olarak nitelenmiş, insanları da kıyafet ve eşyalarıyla ilkel ve vahşi olarak gösterilmiştir. Batılı egoizm ve gururu burada da kendini bariz bir şekilde göstererek kendinden önceki Mısır, Mezopotomya, Hind ve Çin gibi medeniyetleri âdeta görmezden gelmiştir.
Bilinen tarihin başlangıcından Roma İmparatorluğu'nun parçalanış ve çöküşüne kadarki dönem İlkçağ'dır. Altın bir çağ yaşadıkları kabul edilen Yunan ve Roma medeniyetleri dönemine Eskiçağ veya Antikçağ denir. Sokrat, Aristo, Platon gibi fikir adamlarının eserleriyle aydınlanan Batı'da, bu dönemde yazılı felsefî eserlerin yanında resim, heykel, tiyatro gibi sanat alanlarında da güzel örnekler ortaya konmuştur. Ancak ezelî ve ebedî hakikati bulamayan bu dönem insanlarının ömürleri, Olemp tanrılarının ahlâk dışı maceraları ve haydutların menkıbeleriyle geçmiştir. Medeniyet adına güzel şeyler yapan Yunan'lar ne yazık ki, tabiattaki mucizevî hâdiselerdeki gerçeği anlayamamışlar ve onlara ulûhiyet isnat ederek güneş, rüzgâr, ateş ve ormanları ilâh kabul edebilecek kadar basitliklere düşmüşlerdir.
Bir hukuk medeniyeti tesis edilen Roma'da ise insanlar sosyal sınıflara ayrılmıştır. Toplumun bir kesimi üstün kabul edilirken, köleler kısıtlı imkânlarla yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.
380 yılında Hristiyanlık Roma İmparatorluğu'nun resmî dini olmuştu. Ancak 395 yılında bu devletin ikiye ayrılması, bir müddet sonra da Batı Roma'nın yıkılması ile İlkçağ da sona ermiştir. Artık yaklaşık bin yıl sürecek Ortaçağ yaşanmaktadır. İlkçağ'da meydana getirilmiş olan fikir ve sanat eserleri yok edilmeye, düşünce yasaklanmaya başlamıştır. 529'da Kilise Atina'daki Platon Akademisi'ni kapatıp manastır teşkilatını kurdu. Böylece Hristiyanlık Yunan felsefesinin üzerine örtü çekmiş oldu. Bu tarihten itibaren eğitim, düşünce ve meditasyon manastırların tekeline geçmiştir. Sadece Kilise mensuplarına, ruhbanlara söz hakkı tanıyan bir sistemin yürürlükte olduğu Ortaçağ'ın diğer bir adı da bu nedenle "karanlık çağ" olmuştur. Batı'da bilim, kültür, sanat, edebiyat ve düşünce artık karanlıklar içerisindedir.
İnsanlara huzur, saadet ve güven sağlaması gereken din; ruhban sınıfınca ilâhî şeklinden uzaklaştırılarak tahrif edilmiştir. Böylece beşerileşen din, insanlara eziyet, işkence ve baskı aracı hâline gelmiştir. Bilim, düşünce ve sanatı yasaklayarak fikir dünyasını karartan bu sistem Kilise vergisi, Engizisyon, vb uygulamalarıyla dünyalarını da zindana çevirmiştir.
Eşitlik, adalet, sevgi, saygı gibi değerlerin artık "eski"de kaldığı bu dönemde insanlar çeşitli sosyal gruplara ayrılmışlardı. Hiç üretmeyen, sadece alan ama herşeyi yöneten ruhban sınıfı; çalışmayıp çalıştıran, toprakların sahibi ve sömürücüsü asiller; hep çalışan, fakat sadece karnını doyurabilen köylüler ve en alt bile sayılmayan zavallı köleler.
Nihayet Avrupa'da ortaya çıkan Rönesans hareketleriyle Ortaçağ sona ermiştir. XIV. yy sonlarında Kuzey İtalya'da başlayıp XV. ve XVI. yy'da kuzeye yayılan kültürel patlama "Rönesans", "yeniden doğuş" anlamına gelir. Yeniden doğan; Antikçağ'ın düşünce, sanat ve kültürüydü. Adına "Yeniçağ" denen bu dönemin insanı kendisini feodaliteden ve Kilise'den kurtardı. Antik ve Rönesans aydınlanma çağlarının ortasında kalan karanlık çağ tamamen tarihe gömüldü. Bu hâdiseler; İspanya'da Müslümanlarla ve Doğu'da Bizans kültürüyle daha yakın bir ilişkiye girilmesi sonucu Yunan medeniyetinin yeniden keşfedilmesiyle aynı zamana rastladı.
Bu kronolojik bilgiden de anlaşılacağı üzere; Antikçağ'da başlayan medeniyet süreci Ortaçağ'da uzun bir kesintiye uğramış, takibeden Yeniçağ'da Rönesans'la yeniden canlanıp zirveye çıkmıştır. Batı için Antik ve Yeniçağ arasındaki medeniyetsizlik çağı "Karanlık Çağ"dır. Ancak bu gerçek, bazılarınca bilerek veya bilmeyerek çarpıtılmakta ve bu bin yıllık zaman diliminde yeryüzünde meydana gelen bütün gelişmeler "karanlık çağ olayı veya fikri" olarak nitelendirilmektedir.
Halbuki Ortaçağ'da Batı'da bu olumsuzluklar yaşanırken, Doğu'da hem din hem de medeniyet olarak yeni bir oluşum ortaya çıkmaktaydı. 610 yılında Mekke'de başlayıp Medine'de gelişen İslâmiyet, çağın karanlığının tersine, insanları aydınlatmakla meşguldü.
Kendisinden önceki Yahudilik ve Hristiyanlığın da hak olduklarını kabul eden en son din ve onun peygamberi, ilk önce tek Allah inancını yeniden tesis etti. "Dinde zorlama yoktur" düsturuyla dinin zorla, baskıyla değil; kalp ve aklın müştereken iknasıyla kabul edilip edilmemesi toleransını göstererek, din ve vicdan hürriyetini getirdi. Orijinalitesini hep koruyacak olan Kitab-ı Kur'ân; insanlaştırılmamış meleklerden, iyi ve kötü her hareketin karşılığının görüleceği ahiret hayatından haber verdi. İnsanlara, Hristiyanlıktaki gibi başkalarının günahıyla doğmadıklarını müjdeledi.
Ortaçağ Kime Karanlık ?
"Çağ" kelimesini daha ilkokul yıllarında duymuştuk. Sınıfımızın bir duvarında boydan boya uzanmış çeşitli renklerle boyalı "Zaman Şeridi"; Tarih Öncesi Dönem, İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ ve Yakınçağ başlıklarını taşıyan dilimlere bölünmüştü. O yaşlarda çok fazla önemsemeden ezberlediğimiz bu kelimeler aslında Batı dünyasının medeniyet dönemlerinin adlarıdır. Sadece Batı, yani önce Yunan, sonra Roma ve en sonra ise Avrupa medeniyeti. Ancak bu çağlar, sanki bütün dünya tarihi ve bu arada bizim de tarihimizmiş gibi öğretilmektedir. Diğer taraftan; özellikle kötü bir üne sahip olan "Ortaçağ"la ilgili bir konu geçtiğinde bütün parlaklığına rağmen İslâm tarih ve medeniyeti de onunla irtibatlandırılmakta ve karalanmaktadır.
İnsanlık tarihinde değer ölçüsü olan husus siyasî olaylar değil, milletlerin akıl ve maharetleriyle meydana getirdikleri medeniyetleridir. Batılı tarihçiler de zaman şeridindeki çağların başlama ve bitiş noktalarını medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerine göre isimlendirmişlerdir. Ama kendi medeniyetlerini esas alarak.
Şeridin ilk bölümü olan "Tarih Öncesi Dönem" bilinmeyen bir dönem olarak nitelenmiş, insanları da kıyafet ve eşyalarıyla ilkel ve vahşi olarak gösterilmiştir. Batılı egoizm ve gururu burada da kendini bariz bir şekilde göstererek kendinden önceki Mısır, Mezopotomya, Hind ve Çin gibi medeniyetleri âdeta görmezden gelmiştir.
Bilinen tarihin başlangıcından Roma İmparatorluğu'nun parçalanış ve çöküşüne kadarki dönem İlkçağ'dır. Altın bir çağ yaşadıkları kabul edilen Yunan ve Roma medeniyetleri dönemine Eskiçağ veya Antikçağ denir. Sokrat, Aristo, Platon gibi fikir adamlarının eserleriyle aydınlanan Batı'da, bu dönemde yazılı felsefî eserlerin yanında resim, heykel, tiyatro gibi sanat alanlarında da güzel örnekler ortaya konmuştur. Ancak ezelî ve ebedî hakikati bulamayan bu dönem insanlarının ömürleri, Olemp tanrılarının ahlâk dışı maceraları ve haydutların menkıbeleriyle geçmiştir. Medeniyet adına güzel şeyler yapan Yunan'lar ne yazık ki, tabiattaki mucizevî hâdiselerdeki gerçeği anlayamamışlar ve onlara ulûhiyet isnat ederek güneş, rüzgâr, ateş ve ormanları ilâh kabul edebilecek kadar basitliklere düşmüşlerdir.
Bir hukuk medeniyeti tesis edilen Roma'da ise insanlar sosyal sınıflara ayrılmıştır. Toplumun bir kesimi üstün kabul edilirken, köleler kısıtlı imkânlarla yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.
380 yılında Hristiyanlık Roma İmparatorluğu'nun resmî dini olmuştu. Ancak 395 yılında bu devletin ikiye ayrılması, bir müddet sonra da Batı Roma'nın yıkılması ile İlkçağ da sona ermiştir. Artık yaklaşık bin yıl sürecek Ortaçağ yaşanmaktadır. İlkçağ'da meydana getirilmiş olan fikir ve sanat eserleri yok edilmeye, düşünce yasaklanmaya başlamıştır. 529'da Kilise Atina'daki Platon Akademisi'ni kapatıp manastır teşkilatını kurdu. Böylece Hristiyanlık Yunan felsefesinin üzerine örtü çekmiş oldu. Bu tarihten itibaren eğitim, düşünce ve meditasyon manastırların tekeline geçmiştir. Sadece Kilise mensuplarına, ruhbanlara söz hakkı tanıyan bir sistemin yürürlükte olduğu Ortaçağ'ın diğer bir adı da bu nedenle "karanlık çağ" olmuştur. Batı'da bilim, kültür, sanat, edebiyat ve düşünce artık karanlıklar içerisindedir.
İnsanlara huzur, saadet ve güven sağlaması gereken din; ruhban sınıfınca ilâhî şeklinden uzaklaştırılarak tahrif edilmiştir. Böylece beşerileşen din, insanlara eziyet, işkence ve baskı aracı hâline gelmiştir. Bilim, düşünce ve sanatı yasaklayarak fikir dünyasını karartan bu sistem Kilise vergisi, Engizisyon, vb uygulamalarıyla dünyalarını da zindana çevirmiştir.
Eşitlik, adalet, sevgi, saygı gibi değerlerin artık "eski"de kaldığı bu dönemde insanlar çeşitli sosyal gruplara ayrılmışlardı. Hiç üretmeyen, sadece alan ama herşeyi yöneten ruhban sınıfı; çalışmayıp çalıştıran, toprakların sahibi ve sömürücüsü asiller; hep çalışan, fakat sadece karnını doyurabilen köylüler ve en alt bile sayılmayan zavallı köleler.
Nihayet Avrupa'da ortaya çıkan Rönesans hareketleriyle Ortaçağ sona ermiştir. XIV. yy sonlarında Kuzey İtalya'da başlayıp XV. ve XVI. yy'da kuzeye yayılan kültürel patlama "Rönesans", "yeniden doğuş" anlamına gelir. Yeniden doğan; Antikçağ'ın düşünce, sanat ve kültürüydü. Adına "Yeniçağ" denen bu dönemin insanı kendisini feodaliteden ve Kilise'den kurtardı. Antik ve Rönesans aydınlanma çağlarının ortasında kalan karanlık çağ tamamen tarihe gömüldü. Bu hâdiseler; İspanya'da Müslümanlarla ve Doğu'da Bizans kültürüyle daha yakın bir ilişkiye girilmesi sonucu Yunan medeniyetinin yeniden keşfedilmesiyle aynı zamana rastladı.
Bu kronolojik bilgiden de anlaşılacağı üzere; Antikçağ'da başlayan medeniyet süreci Ortaçağ'da uzun bir kesintiye uğramış, takibeden Yeniçağ'da Rönesans'la yeniden canlanıp zirveye çıkmıştır. Batı için Antik ve Yeniçağ arasındaki medeniyetsizlik çağı "Karanlık Çağ"dır. Ancak bu gerçek, bazılarınca bilerek veya bilmeyerek çarpıtılmakta ve bu bin yıllık zaman diliminde yeryüzünde meydana gelen bütün gelişmeler "karanlık çağ olayı veya fikri" olarak nitelendirilmektedir.
Halbuki Ortaçağ'da Batı'da bu olumsuzluklar yaşanırken, Doğu'da hem din hem de medeniyet olarak yeni bir oluşum ortaya çıkmaktaydı. 610 yılında Mekke'de başlayıp Medine'de gelişen İslâmiyet, çağın karanlığının tersine, insanları aydınlatmakla meşguldü.
Kendisinden önceki Yahudilik ve Hristiyanlığın da hak olduklarını kabul eden en son din ve onun peygamberi, ilk önce tek Allah inancını yeniden tesis etti. "Dinde zorlama yoktur" düsturuyla dinin zorla, baskıyla değil; kalp ve aklın müştereken iknasıyla kabul edilip edilmemesi toleransını göstererek, din ve vicdan hürriyetini getirdi. Orijinalitesini hep koruyacak olan Kitab-ı Kur'ân; insanlaştırılmamış meleklerden, iyi ve kötü her hareketin karşılığının görüleceği ahiret hayatından haber verdi. İnsanlara, Hristiyanlıktaki gibi başkalarının günahıyla doğmadıklarını müjdeledi.