Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı, konusunda bu İçerik Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı

- Sadefan.com | Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı paylaşımı

Ceviz

Genel Sorumlu

Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı

Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı

Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı

Orta Çağ, düşünce hayatı bakımından Hristiyanlık ve Avrupa tarihinin en karanlık devridir. Orta Çağ, Avrupa’da Endülüs (Iberik Yarımadası) hariç cehalet ve taassupla geçmiştir. Bu devirde Fransa, İngiltere, İtalya, Papalık ve diğer Hristiyan devletleri, Türk ve İslam dünyası ile, mukayese edilemeyecek kadar geridir. Abbasiler devrinde, özellikle Harun Reşit ve oğlu Me’mun zamanında eserlerin tercüme ve tefsirinde büyük bir mesafe alındı.

Abbasi saray kütüphanesinde 1 600 000 eserin bulunduğu batılı bilim adamlannca da doğrulanmıştır. Selçuklular devrinde açılan Nizamiye medreselerinde ilmi çalışma zemini vardı. Öğretim üniversite seviyesinde olup dini ve dini olmayan ilim dalları okutulurdu. Türklslam dünyasında bu dönemde (IXXII. y.y.) yetişen, Harezmi Razi, Farabi, Birûni, İbni Sina, İbnü’l Heysem ve Ömer Hayyam kendi alanlarında Avrupa’ya da ışık tutuyorlardı.

Avrupa’da, insan haklan ve hüniyetten söz edilemeyen derebeylik rejiminde, halkın çoğunluğunu teşkil eden köylü ve işçiler, esir (serf) durumundaydı. Asilzadeler her şeye hakimdi. Avrupalılar, idari, sosyal, eğitim ve öğretim kurumlanndan yoksun iken, islam medeniyetinin hakim olduğu Ortadoğu, Orta Asya, Hint Yanmadası, Kuzey Afrika ve Endülüs’te çok ileri seviyede bir düşünce ve sanat hürriyeti vardı.

Bir derebeyi şatosu Kiliselerin kontrolünde açılan okullarda az sayıda öğrenci okuyor, araştırma, inceleme ve müsbet bilimden çok, ezbere dayalı bir öğrenim yapılıyordu. Hür düşünme, tartışma kiliselerin müdahalesi yüzünden imkansız hale gelmişti. Bu sebeple Papazlann dışında okumayazma bilen insan, yok denecek kadar azdı.

Aynı dönemlerde Türkislam dünyasında üniversite seviyesindeki medreseler, mükemmel eğitim programlanyla, hem dini, hem ilmi düşüncelerin öğretilmesini sağlıyor, serbest düşünce ve tartışma doruğa ulaşıyordu.Çünkü Müslümanlar, akıllara durgunluk verecek kısa bir zaman içinde, Latin, Yunan kültür ve medeniyetlerini, Asya’daki öteki kültür ve ilim birikimlerini incelemişler ve onları aşmışlardı.Orta Çağ boyunca Hristiyanlığın hayat anlayışı, kültür alanında yeni ve müsbet atılımları engelledi. Avrupa’nın düşünce hayatını temsil eden skolastik düşünce oldu.

Skolastik Düşünce
Orta Çağ Hristiyan felsefesi ve zihniyetinin emirlerini (doğma) inceleyen veya her şeyi İncil, kilise ve ilahiyatla çok sıkı bir münasebet kurarak açıklayan düşünce tarzıdır.Skolastik felsefenin amacı, Roma Katolik kilisesince itibarlı tutulan ve verdiği direktiflere uygun olarak, Hristiyan dininin ışığında emirleri, yasaklan öğretmek ve yaymaktır. Bu dönemin filozofları, din adamı idiler.

Zaten skolastikçi deyimiyle, Orta Çağ’da kilise ve manastır okullarında, antik çağdan kalma dersleri veren hocalar kastedilirdi.Avrupa’da Orta Çağ’ın hakim düşüncesi skolastik felsefe, dinin emrine girmişti. Bilim ve din bir arada ele alınarak serbest düşünce ve tartışma önlenmişti.

Netice olarak, gelişmesini yapamadan çökme belirtileri göstermeye başlayan skolastik düşünce, insanoğlunun bilmesi gereken, dünyaya ait bütün gerçeklerin Hristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil’de bulunduğunu, inceleme, araştırma, gözlem ve deneye gerek olmadığını belirtiyordu.Varlığını devam ettirebilmesi için Aristo’nun mukayese (karşılaştırma) metodunu itici bir güç olarak kullandı.

XVI. yüzyılda skolastik deyimi küçümsenir, ilgisiz ve tutarsız bir düşünceyi temsil eder hale geldi.Orta Çağ’da, Avrupa’nın fikir hayatında Türklslam bilginlerinin ve medreselerinin etkileri görüldü. Avrupalı öğrenciler tahsillerini ilerletmek için Endülüs ve Sicilyadaki islam medreselerine devam etmişler ve İslam bilginlerinin eserlerini ve çevirilerini inceleme imkanı bulmuşlardır.

Latin Dili ve Hümanizm
Orta Çağ’da Avrupa’da bilim ve edebiyat dili Latince olduğu için, bütün bilginler, edip ve şairler eserlerini Latince yazarlardı. Türklslam dünyasında ise bilim dili Arapça, şiir dili Farsça idi.

Güzel Sanatlar
Orta Çağ Avrupa’sında güzel sanatların başında mimarlık gelir. Bütün Avrupa’da mimari alanında feodalite rejiminin gereği olan kral ve derebeylerin şatoları ile dini özellik arz eden kilise ve manastırlar yapılmıştır.
Halbuki aynı devirde Türklslam dünyasında yalnız cami ve kale değil, sosyal, kültürel ve ticari anlayışın da bir gereği olan medreseler, hanlar, kervansaraylar, hastaneler, imaretler, hamamlar inşa ediliyor ve çok ince bir sanat zevkiyle süsleniyordu. Bu devrin mimarisi Roman tarzı ile Gotik veya Ojival tarzı sanatı olmak üzere ikiye ayrılır.

Roman Üslûbu: Roman mimari üslûbundan önce, Avrupa’da binalar genelde ahşaptan yapılıyordu. Daha sonra bütün Avrupa’da kendine has özelliği, dayanıklı bir inşaat sistemi ve kubbe çatıyı öngören “Roman mimari üslûbu” kullanılmaya başlandı.

XI. yüzyılda İtalya’nın kuzeyinde ve güney Fransa’da Roman üslubuyla eserler inşa edildi. Daha sonra Roman üslûbu Batı Avrupa’da ve XII. yüzyıl ortalarına doğru bütün Avrupa’da uygulandı.Enine gelişen yapılarda, iç ve dıştaki kemerleri ile düz çatı yerine, kubbe hakim olmuş, çift kule ve yandan kapılar konmuştu. Roman sanat üslûbunun en güzel örnekleri, Almanya’da Sen Etyen kilisesi ve Fransa’da Sen Misel kilisesidir

Gotik üslübu: Avrupa’da Orta Çağ sonlarından Yakın Çağ başlarına kadar kendini kabul ettiren bir sanat anlayışı ve akımına Gotik veya Ojival üslûbu denmiştir. Bilhassa mimaride hakim olan Gotik üslûbu, Latin sanatına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın sanat merkezi sayılan İtalya dışında, XII. yüzyıldan itibaren Almanya, Fransa ve İngiltere’de tesirleri görülmüş; büyük kiliseler (katedral), şatolar ve manastırlar bu üslûpta yapılmıştır.

özelliği sivriliktir. Roman mimarisindeki yaygın kubbeler yerine, dilimli kubbeler; yuvarlak kemerler yerine sivri kemerler kullanılmıştır. Dini düşüncelerin etkin olduğu bu yapı tarzında aranan diğer bir özellik ise büyüklük ve yücelik hissi uyandıran, çatılardaki okumsu kuleler ile bol ışık alan pencerelerdir.

Gotik üslûbu sadece mimarlıkta değil, süs ve gündelik eşyada, resim, yazı ve heykelcilikte de etkili olmuştur. Gotik tarzının en güzel örnekleri olarak Paris’teki Nötr Dam Kilisesi, ingiltere’deki Kanterbury Kilisesi ve Strazburg Katedrali gösterilebilir. Gotik üslubuyla inşa edilen binaların ön yüzlerine Nötr Dam Kilisesinde olduğu gibi, dini kişileri temsil eden heykeller yapılmıştır.
 
Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı dünya ve ülkeler tarihi, Orta Çağ’da Avrupa’nın Düşünce Hayatı ile önemli olayları ve tarihi gelişmeleri keşfedebilirsiniz.
Geri
Üst