serapmisali
Super Üye
Ölünün Ayakkabısı Neden Dışarı Konur
Ölünün Ayakkabısı Neden Dışarı Konur
Ölünün Ayakkabısı Neden Dışarı Konur
Hastanın öldüğü gün, ölü evinde ve komşu evlerde süpürge tutulmaz.
Ölü evinde hastanın öldüğü gün “ölünün ağzı açılsın, ölünün ağzının tadı gelsin” diye helva yapılır.
Hasta can verirken başının altından yastık çekilmemişse; teslim olduktan sonra boynu düz olsun diye başının altındaki yastık çekilir.
Hasta ölür ölmez gözleri kapatılır; çene ve ayakları bağlanır. Ölen iyilerdense, ameli iyiyse elleri ayakları yeşillenir.
Öleceği anlaşılan hastanın yanında kullanılmamış, uçsuz tülbent (metre işi) hazır edilir. Hasta teslim olur olmaz çenesinin altından başa doğru ağız bağlanır (ağzı açık kalmasın diye.) Daha sonra ölünün ayakları, geriye çekilmesin dik kalsın diye iyice birleştirilerek ayak bileklerinden tülbentle bağlanır. Şişmesin diye üzerine bıçak konur.
Ölünün giysileri üzerinden bıçakla kesilerek çıkarılır. Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler ve diğer giysileri “canı elbiselerin içinde kalmıştır” inanışından dolayı hemen yıkanmaktadır. Konuyla ilgili anlatı şöyledir: Ölü, elbiseleri çıkartılırken, yıkanırken der ki; “Beni yavaş edin, incitmeyin, suyumu kaynak yapmayın, ben Azrail'in elinden kurtulmuşum”. Hasta ölü döşeğindeyken yakınları gerekli temizliklerini yapar.
Ölü, ağzı ve ayakları bağlanıp soğumaya durduktan yaklaşık yarım saat sonra, yere serilen bir cecim üzerine indirilir. Ölünün altına serilen cecimi, kişi hayattayken, “ölünce altıma serilsin” diye yünden el dokuması olarak hazırlattırır. Daha sonra cecim camiye bağışlanır.
Hastanın öldüğü döşeğe “ölü döşeği” denir. Ölü, ölü döşeğinden indirildikten sonra, döşek dışarı çıkartılarak üç gün bekletildikten sonra yünü dökülerek yıkanır. Anlatılara göre, bazen döşek, ölünün canı içinde kalmıştır diye hemen yıkanmaktadır.
Ölü yıkanana kadar yanında yakınları bekler; başında bekleyen hapşırırsa “giden var, tekrar ölen olacak” denir.
Ölü yumuşaksa arkasından bir yakınını daha götürür. Yöre halkı bunu, “Allah sonunu hayır etsin boynu çok yumuşaktı, peşine ölü var” şeklinde yorumlar.
Hastanın öldüğü odada üç gün ışık yanar, bir kap içerisinde su bırakılır. Evin diğer taraflarının lambası da yakılır. Bu uygulamanın nedenini yöre halkı, “ruh evde olurmuş dermiş ki - bakalım lambalar yanıyor mu, sönmüş mü” diye anlatır.
Hasta ölür ölmez ilk olarak ayakkabıları dışarı konur, ayakkabıları fakir birisi alır.
Akşam ölenin cenazesi sabaha kadar bekletilir. Yöre halkının anlatısına göre “en uzun ömür ölenin öldükten sonra evinde kaldığı süredir.” Akşam ölen ertesi gün öğle namazında kaldırılır. Sela okunup, millet duysun, ölünün cemaati çok olsun diye özen gösterilir. Cenaze toprağa öğleden önce teslim edilir, öğle namazı cenazenin üstüne gelir. Sabah ile öğlen arasında ölen, öğle namazına yetiştirilmeye çalışılır; yetişmezse ikindi namazında kaldırılır. Akşam namazında cenaze kaldırılmaz.
Ölünün Ayakkabısı Neden Dışarı Konur
ölü ayakkabısı- ölünce ayakkabıyı neden kapıya koyarlar - ölünin eşyalarını dışarı neden bırakırlar
Hastanın öldüğü gün, ölü evinde ve komşu evlerde süpürge tutulmaz.
Ölü evinde hastanın öldüğü gün “ölünün ağzı açılsın, ölünün ağzının tadı gelsin” diye helva yapılır.
Hasta can verirken başının altından yastık çekilmemişse; teslim olduktan sonra boynu düz olsun diye başının altındaki yastık çekilir.
Hasta ölür ölmez gözleri kapatılır; çene ve ayakları bağlanır. Ölen iyilerdense, ameli iyiyse elleri ayakları yeşillenir.
Öleceği anlaşılan hastanın yanında kullanılmamış, uçsuz tülbent (metre işi) hazır edilir. Hasta teslim olur olmaz çenesinin altından başa doğru ağız bağlanır (ağzı açık kalmasın diye.) Daha sonra ölünün ayakları, geriye çekilmesin dik kalsın diye iyice birleştirilerek ayak bileklerinden tülbentle bağlanır. Şişmesin diye üzerine bıçak konur.
Ölünün giysileri üzerinden bıçakla kesilerek çıkarılır. Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler ve diğer giysileri “canı elbiselerin içinde kalmıştır” inanışından dolayı hemen yıkanmaktadır. Konuyla ilgili anlatı şöyledir: Ölü, elbiseleri çıkartılırken, yıkanırken der ki; “Beni yavaş edin, incitmeyin, suyumu kaynak yapmayın, ben Azrail'in elinden kurtulmuşum”. Hasta ölü döşeğindeyken yakınları gerekli temizliklerini yapar.
Ölü, ağzı ve ayakları bağlanıp soğumaya durduktan yaklaşık yarım saat sonra, yere serilen bir cecim üzerine indirilir. Ölünün altına serilen cecimi, kişi hayattayken, “ölünce altıma serilsin” diye yünden el dokuması olarak hazırlattırır. Daha sonra cecim camiye bağışlanır.
Hastanın öldüğü döşeğe “ölü döşeği” denir. Ölü, ölü döşeğinden indirildikten sonra, döşek dışarı çıkartılarak üç gün bekletildikten sonra yünü dökülerek yıkanır. Anlatılara göre, bazen döşek, ölünün canı içinde kalmıştır diye hemen yıkanmaktadır.
Ölü yıkanana kadar yanında yakınları bekler; başında bekleyen hapşırırsa “giden var, tekrar ölen olacak” denir.
Ölü yumuşaksa arkasından bir yakınını daha götürür. Yöre halkı bunu, “Allah sonunu hayır etsin boynu çok yumuşaktı, peşine ölü var” şeklinde yorumlar.
Hastanın öldüğü odada üç gün ışık yanar, bir kap içerisinde su bırakılır. Evin diğer taraflarının lambası da yakılır. Bu uygulamanın nedenini yöre halkı, “ruh evde olurmuş dermiş ki - bakalım lambalar yanıyor mu, sönmüş mü” diye anlatır.
Hasta ölür ölmez ilk olarak ayakkabıları dışarı konur, ayakkabıları fakir birisi alır.
Akşam ölenin cenazesi sabaha kadar bekletilir. Yöre halkının anlatısına göre “en uzun ömür ölenin öldükten sonra evinde kaldığı süredir.” Akşam ölen ertesi gün öğle namazında kaldırılır. Sela okunup, millet duysun, ölünün cemaati çok olsun diye özen gösterilir. Cenaze toprağa öğleden önce teslim edilir, öğle namazı cenazenin üstüne gelir. Sabah ile öğlen arasında ölen, öğle namazına yetiştirilmeye çalışılır; yetişmezse ikindi namazında kaldırılır. Akşam namazında cenaze kaldırılmaz.