DaiSy
VIP Üye
Muharrem Ertaş | 1914 / 03-12-1984
Muharrem Ertaş | (1914 / 03-12-1984)
http://i.imgur.com/il38w.gif
Muharrem Ertaş | (1914 / 03-12-1984)
Muharrem Ertaş (d. 1913, Yağmurlubüyükoba, Kırşehir - ö. 3 Aralık 1984),
Türk saz ve söz ustası. Bozlak türünün en önemli isimlerinden.
1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı,
Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında
71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın
bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: "Çaldı ve söyledi." Musiki
kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve
icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile
yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren
elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda
A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde
çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir?
Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?
Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin
deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba
köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını
1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz.
Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra,
Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim
ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini
ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü
saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :
"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi
vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker
kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış.
Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan
köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı
görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda,
eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi
yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."
İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci
karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha
sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde
kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.
Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve
ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece
zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.
Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü
‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar
saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen,
ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar
da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir
Dadaloğlu gürlemesi :
***
Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
***
Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise
asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler,
bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları.... Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri...
Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan
‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat
hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük
paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü
çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.
Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984
yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde
yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı
“sazımın emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen
sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.
Albümleri
Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
Gönül Ne Gezersin
Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar
Mezar Arasında
Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava
Giderim Giderim
Kova Kova İndirdiler Yazıya
Ağ Odana Kara Taban Yatırdım
Bana Gül Diyorlar
Eğil Dağlar
Şu Yalan Dünyadan Usandım
Aldı Dert Beni
Biter Kırşehir'in Gülleri
Başımda Altın Tacım
Yeni Geldim Dinek Dağı
Başımda Altın Tacım
Deniz Dalgasız Olmaz
Kırat Bozlağı
Kısmet Kalktı
Şu Dağlar Ulu Dağlar
Tor Şahin Misali
Bülbül
Asağıdan Kalktı
Yâ Rab Kime Yalvarayım
Bâd-ı Sabâ
Karanfil Suyu Neyler
Neyleyim Yalan Dünya
Evlerinin Önü Marul
http://i.imgur.com/il38w.gif
Muharrem Ertaş | (1914 / 03-12-1984)
Muharrem Ertaş (d. 1913, Yağmurlubüyükoba, Kırşehir - ö. 3 Aralık 1984),
Türk saz ve söz ustası. Bozlak türünün en önemli isimlerinden.
1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı,
Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında
71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın
bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: "Çaldı ve söyledi." Musiki
kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve
icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile
yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren
elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda
A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde
çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir?
Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?
Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin
deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba
köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını
1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz.
Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra,
Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim
ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini
ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü
saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :
"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi
vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker
kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış.
Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan
köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı
görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda,
eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi
yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."
İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci
karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha
sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde
kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.
Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve
ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece
zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.
Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü
‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar
saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen,
ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar
da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir
Dadaloğlu gürlemesi :
***
Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
***
Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise
asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler,
bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları.... Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri...
Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan
‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat
hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük
paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü
çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.
Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984
yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde
yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı
“sazımın emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen
sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.
Albümleri
Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
Gönül Ne Gezersin
Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar
Mezar Arasında
Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava
Giderim Giderim
Kova Kova İndirdiler Yazıya
Ağ Odana Kara Taban Yatırdım
Bana Gül Diyorlar
Eğil Dağlar
Şu Yalan Dünyadan Usandım
Aldı Dert Beni
Biter Kırşehir'in Gülleri
Başımda Altın Tacım
Yeni Geldim Dinek Dağı
Başımda Altın Tacım
Deniz Dalgasız Olmaz
Kırat Bozlağı
Kısmet Kalktı
Şu Dağlar Ulu Dağlar
Tor Şahin Misali
Bülbül
Asağıdan Kalktı
Yâ Rab Kime Yalvarayım
Bâd-ı Sabâ
Karanfil Suyu Neyler
Neyleyim Yalan Dünya
Evlerinin Önü Marul