AloneLord
Genel Sorumlu
Milli Mücadele'de Osmaniye ve Doğu Meselesi
Milli Mücadele'de Osmaniye ve Doğu Meselesi
Milli Mücadele'de Osmaniye ve Doğu Meselesi
Batı siyasi tarih literatüründe çokça kullanılmış olan Doğu Meselesi(=Şark Meselesi)tabiri Osmanlı İmparatorluğu’nun batı devletleri tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade etmektedir. Daha ziyade XIX. Yüzyılda politik bir tabir olarak ifade edilmeye başlanan Doğu Meselesi’nin temelinde Avrupa-Türk ilişkileri yatmaktadır. Konu XIX. Yüzyılın son çeyreğine doğru Ermeni Meselesi olarak dünya kamuoyuna yansıtılacak ve Avrupa’lı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaları dünya kamuoyu önünde tasvib edilebilir bir hareket şekline sokulacaktır1 .
Doğu Meselesi siyaset adamları ve tarihçiler tarafından muhtelif şekillerde tarif edilmiştir. İlk defa 1815 Viyana Kongresi’nde Rus delegeleri tarafından kullanılan Şark Meselesi kavramı kongreden sonra diplomatlar arasında çok kullanılmaya ve çeşitli manalar kazanmaya başlamıştır. XIX. Yüzyılın ilk yarısında Doğu Meselesi Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünün korunması aynı yüzyılın ikinci yarısında Türklerin Avrupa’daki topraklarının paylaşılması XX. Yüzyılda da imparatorluğun bütün topraklarının paylaşılması manasında kullanıldı2. Fransız tarihçisi Albert Soler “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zuhur etti.” demektedir. Şark Meselesi’nin son yüzyıl anlayışı içinde geniş kapsamlı mükemmel bir tarifinde: “Avrupa büyük devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu iktisadi ve siyasi nüfuz ve hükmü altına almak veya sebepler ihdas ederek parçalamak ve Osmanlı idaresinde yaşayan muhtelif milletlerin istiklallerini temin etmek istemelerinden doğan tarihi meselelerin bütününe birden Şark Meselesi diyoruz” denilmektedir3.
Böylelikle Avrupa’yı fazlası ile meşgul eden Şark Meselesi’ni iki kısımda mütalaa edebiliriz. Birincisi 1071-1683 tarihleri arasındaki kısımdır. Bu tarihler arasında Avrupa savunmada Türkler taaruz halindedir. Bu safhada Şark Meselesi’nin esası ve merhaleleri şöyle özetlenebilir4.
a) Türkleri Anadolu’ya sokmamak
b) Türkleri Anadolu’da durdurmak
c) Türklerin Rumeli’ye geçişini önlemek
d) İstanbul’un Türkler tarafından fethini engellemek
e) Türklerin Balkanlar üzerinde Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mani olmak.
Şark Meselesi’nin kabul edilen bu hedeflerine rağmen Türkler Anadolu’ya girmiş Rumeli’ye geçmiş Balkanları tamamen zaptetmiş ve Viyana kapılarına kadar ilerlemişlerdir. Fakat 1683 yılında Türklerin Viyana’da mağlubiyete uğramaları ile Şark Meselesi’nin ilk safhası bitmiş ikinci safhası başlamıştır. Bu safhada Türkler savunmada Avrupa taarruzdadır. 1921 yılına kadar devam eden bu safhada Şark Meselesi’nin gelişmesi şu şekilde olmuştur.
a) Balkanlar’daki Hristiyan milletleri Osmanlı hakimiyetinden kurtarmak. Bunun için Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek önce muhtariyetini sonra bağımsızlıklarını temin etmek
b) Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse Hristiyanlar için reform istemek ve onların lehine İstanbul nezdinde müdahalelerde bulunmak
c) Türkleri Balkanlardan tamamen atmak
d) İstanbul’u Türklerin elinden geri almak
e) Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan cemaatler lehine reformlar yaptırmakmuhtariyet elde etmek veya mümkün olursa bağımsızlıklarına kavuşturmak
f) Anadolu’yu paylaşmak Türkleri Anadolu’dan çıkarmak düşüncesiyle hareket eden ve sanayi inkılabını da gerçekleştiren Avrupa’lı büyük devletler geniş coğrafyaya sahip olan Osmanlı Devleti’nin topraklarını hem hammadde ve hem de pazar açısından değerlendirme yoluna gitmişlerdir. Bu durum büyük devletlerin “zıt menfaatlerini” de çatıştırmıştır. Çatışan bu menfaatler Osmanlı Devleti’nin ömrünü bir müddet daha uzatmıştırama onu da yarı sömürge haline getirmiştir.
Emperyalist ve sömürgeci politika takip eden batılı büyük devletler asırlardan beri Ortadoğu’da hakimiyet kurmuş Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak üzere harekete geçmişlerdi. İşte Doğu Meselesi adı altında bu muazzam topraklara sahip Türk devletini ortadan kaldırmak amacıyla onu “HASTA ADAM” ilan ederek çeşitli defalar aralarında gizli anlaşmalarla paylaşmışlardı5. Aralarında yaptıkları bu anlaşmalara dayanarak yer yer Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını fırsat buldukça işgal etmişlerdi. Böylece İngiltere Fransa Rusya İtalya gibi devletler imparatorluğun ucundan kıyısından toprak koparmışlardı.
XIX. Yüzyılda birliğini kurup sanayi inkılabını da gerçekleştiren Almanya ekonomik açıdan yeni bir güç dengesi olarak Avrupa’da yerini almıştı. Almanya Osmanlı İmparatorluğu’na sınırı olmayan ve görünürde de toprak isteğinde bulunmayan bir devlet olarak ortaya çıkmıştı. Bandan dolayı Osmanlı İmparatorluğu toprak bütünlüğünü korumak amacıyla Almanya’ya yaklaşmaya başlamıştı6. Osmanlı’nın Almanya’ya yaklaşması özellikle İngiliz-Alman Alman-Fransız rekabetini arttırmıştır. Bu rekabetin sonucunda da Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirmiştir.
Böylece Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu’nun neticede 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalama durumuna gelmesi ile İtilaf Devletleri’ne bu büyük imparatorluğu ortadan kaldırma yani Şark Meselesi’ni tamamen kendi istedikleri şekilde halletme fırsatını vermiştir.
Diğer taraftan Yıldırım Orduları Grubu komutanı Mustafa Kemal’in bütün çabalarına rağmen7 Çukurova’da İngiliz-Fransız ortak harekatı 1918 yılının Aralık ayında başlayarak 19 Aralık günü Osmaniye ve 27 Aralık günü de Pozantı’nın işgal edilmesiyle tamamlanmıştı8. Bir müddet sonra yani 15 Eylül 1919 tarihinde gerçekleşen “Suriye İtilafnamesi” ile bölge tam bir Fransız işgaline dönüşmüştü9. Bölge halkının bu işgale başından beri karşı koyması bu yöredeki milli mukavemetin temelini oluşturmuştur. Ayrıca bölge halkını harekete geçirecek başka sebepler de mevcuttu. Bunlardan birisi de Fransızların silahlandırıp himaye ettiği Ermeniler yüzünden; Türklerde can mal ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı10.
İşte bu durum karşısında halk devletten beklediğini bulamamış ve nefs-i müdafaa durumuna geçerek bölgede “Çete Harbi”ni başlatmıştı. Önce ferdi sonra kitle hareketine dönüşen bu mücadele güneyde Milli Mukavemeti ortaya çıkarmıştı. Böylelikle bütün Çukurova’da başlayan milli direnişler Osmaniye mıntıkasında da kendisini göstermişti”. Bu milli direnişlerin sonucunda Bahçe ve Haruniye’de (Düziçi) yapılan savaşlar; Osmaniye’de Kovanbaşı ve Kanlı Geçit Savaşları ve Mamure Baskını12 adıyla önemli muharebeler ceryan etmiştir. İşte bu savaşları tarihi gelişim itibariyle şöyle izah edebiliriz;
1. BAHÇE VE HARUNİYE’DE (DÜZİÇİ) YAPILAN SAVAŞLAR
Osmaniye iline bağlı Bahçe ve Haruniye kazaları da 19 Aralık 1918 tarihinde düşman tarafından işgal edilmişti13. Böylece Bahçe ve Haruniye’ye gelen Fransızlar ve Ermeniler diğer işgal mıntıkalarında yaptıklarını burada da tekrarladılar. 12 Şubat 1920’de Fransızların Maraş’ta yenilerek atılmaları hadisesi bu havalinin çabucak uyanmasına sebep olmuştu. Maraş’ta deneyim kazanan Fransız komutanları Haruniye’nin (Düziçi) ileri gelenlerini göz hapsine alarak onları yakınen izlemeye başlamışlardı. Bunun üzerine Haruniye Bucak Müdürü Hüseyin Hilmi Bey Çetebaşı Mehmet Yeşil Hacı Efendi Çerçioğlu Hüseyin Efendi ve İlbeyli’den Habib Ağa bir araya gelerek memleketi düşmandan kurtarma çarelerini aradılar. Bugünlerde Tufan Bey’in Andırın’da Yağcıoğlu’nun evinde bulunduğu öğrenildi ve Tufan Bey ile görüşmek ve gerekli tedbirleri almak üzere yanına gittiler. Böylece Haruniyeliler bütün Expressini anlattılar. Tufan Bey bunlara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti nizamnamesine göre teşkilat kurmalarını ve derhal silahlanarak Fransızlarla mücadeleye girişmelerini söyledi14.
Bu görüşmeden hemen sonra Haruniye’ye dönen heyet gizli bir toplantı yaparak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına Hüseyin Hilmi Bey’i üyeliklere Mehmet Yeşil Hacı Efendi İsmail Ökkeş ve Ya-zılmazoğlu Süleyman Ağa’yı seçtiler ve böylece Haruniye’de Milli Mücadele örgütlenmiş ve 4 Mart 1920 günü Kuva-yı Milliye kurulmuştu. Bundan sonra da Kuva-yı Milliye bölgede derhal harekete geçerek teşkilatı kuvvetlendirmeğe ve lüzumlu silah ve cephaneyi tedarike başladılar15.
Bütün bu hazırlıkların sonunda 300 kadar mevcuda ulaşan Haruniye Kuva-yı Milliyesi ilçenin dışında bulunarak zaman zaman Fransızlara baskınlar yapmaya başlamıştı. Bundan dolayı kayıplar vererek zor duruma düşen Fransız kuvvetleri Haruniye’nin güneyine demiryolu boyuna çekilmek zorunda kalmıştı16.
Diğer taraftan 7 Mart 1920 günü 150 kişilik bir Ermeni kuvveti Haruniye’nin 4 km. Kuzeyinde Gökçayır bölgesine gelerek Sabunsuyu kuzeyindeki Milli Kuvvetleri yok etmek istediyse de onların bu gelişini daha önceden haber alan Kuva-yı Milliye taarruz ederek iki saat süren çarpışmadan sonra Ermeniler 15 ölü bırakarak kaçtılar. Bu sırada Bahçe’den gönderilen 25 kişilik Ermeni takviye birliği de yolda pusuya düşürülürek imha edilmiş ve 15 Mart günü de Milli Kuvvetlerimiz Fransızların Haruniye - Yarbaşı arasındaki irtibatı temin ederek ve yiyecek sevkiyatı yapan 11 kişilik bir düşman kuvvetini de yok ederek bir başarı daha elde etmişlerdi17.
Bu sıralarda Tufan Bey Andırın Milis Kuvvetleri ile Gökçayır’a gelerek Kurtlar köyünün Kaya mevkiinde karargahını kurmuştu. Haydar tepesi civarında da Fransızların karargahı bulunmaktaydı. Beş kişilik keşif grubu gönderilerek düşman hakkında bilgi alınmak istendiyse de bir sonuç alınamamıştı. Yöredeki muharebeler de kısa aralıklarla da devam etmekteydi. Fakat bu yöredeki Milli Kuvvetlerimizin TrForumuz.Biz rare durumu pek parlak görülmüyordu18. İşte tam bu sırada 27 Mart 1920 tarihinde Binbaşı Yörük Selim Bey ve Yüzbaşı Abdullah BeyÇavuş Türkoğlu Mustafa ve Darendeli Abdullah Bey’in idaresinde birkaç yüz kişiyi bulan Maraş Kuva-yı Milliyesi ve iki ağır makinalı tüfek ile Haruniye bölgesine gelerek emir ve komutayı ele aldı. Böylece Haruniyelilerin yüzü gülmüş ve Haruniye Kuva-yı Milliyesi oldukça kuvvetlenmişti. Yörük Selim Bey buradaki Fransızlara baskınlar yapmış ve bu çarpışmada düşmana çok kayıplar verdirmişti. Bu çarpışmada Yıldırım bölüğünün komutanı Yüzbaşı Abdullah en önde hücum ederken şehit düşmüştü. Bu olayın sonunda Milli Kuvvetlerimizin eline silah malzeme ve cephane geçmiş ve sonuçta buradaki Kuva-yı Milliye güçlenmişti.
Milli Mücadele'de Osmaniye ve Doğu Meselesi
Batı siyasi tarih literatüründe çokça kullanılmış olan Doğu Meselesi(=Şark Meselesi)tabiri Osmanlı İmparatorluğu’nun batı devletleri tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade etmektedir. Daha ziyade XIX. Yüzyılda politik bir tabir olarak ifade edilmeye başlanan Doğu Meselesi’nin temelinde Avrupa-Türk ilişkileri yatmaktadır. Konu XIX. Yüzyılın son çeyreğine doğru Ermeni Meselesi olarak dünya kamuoyuna yansıtılacak ve Avrupa’lı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaları dünya kamuoyu önünde tasvib edilebilir bir hareket şekline sokulacaktır1 .
Doğu Meselesi siyaset adamları ve tarihçiler tarafından muhtelif şekillerde tarif edilmiştir. İlk defa 1815 Viyana Kongresi’nde Rus delegeleri tarafından kullanılan Şark Meselesi kavramı kongreden sonra diplomatlar arasında çok kullanılmaya ve çeşitli manalar kazanmaya başlamıştır. XIX. Yüzyılın ilk yarısında Doğu Meselesi Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünün korunması aynı yüzyılın ikinci yarısında Türklerin Avrupa’daki topraklarının paylaşılması XX. Yüzyılda da imparatorluğun bütün topraklarının paylaşılması manasında kullanıldı2. Fransız tarihçisi Albert Soler “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zuhur etti.” demektedir. Şark Meselesi’nin son yüzyıl anlayışı içinde geniş kapsamlı mükemmel bir tarifinde: “Avrupa büyük devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu iktisadi ve siyasi nüfuz ve hükmü altına almak veya sebepler ihdas ederek parçalamak ve Osmanlı idaresinde yaşayan muhtelif milletlerin istiklallerini temin etmek istemelerinden doğan tarihi meselelerin bütününe birden Şark Meselesi diyoruz” denilmektedir3.
Böylelikle Avrupa’yı fazlası ile meşgul eden Şark Meselesi’ni iki kısımda mütalaa edebiliriz. Birincisi 1071-1683 tarihleri arasındaki kısımdır. Bu tarihler arasında Avrupa savunmada Türkler taaruz halindedir. Bu safhada Şark Meselesi’nin esası ve merhaleleri şöyle özetlenebilir4.
a) Türkleri Anadolu’ya sokmamak
b) Türkleri Anadolu’da durdurmak
c) Türklerin Rumeli’ye geçişini önlemek
d) İstanbul’un Türkler tarafından fethini engellemek
e) Türklerin Balkanlar üzerinde Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mani olmak.
Şark Meselesi’nin kabul edilen bu hedeflerine rağmen Türkler Anadolu’ya girmiş Rumeli’ye geçmiş Balkanları tamamen zaptetmiş ve Viyana kapılarına kadar ilerlemişlerdir. Fakat 1683 yılında Türklerin Viyana’da mağlubiyete uğramaları ile Şark Meselesi’nin ilk safhası bitmiş ikinci safhası başlamıştır. Bu safhada Türkler savunmada Avrupa taarruzdadır. 1921 yılına kadar devam eden bu safhada Şark Meselesi’nin gelişmesi şu şekilde olmuştur.
a) Balkanlar’daki Hristiyan milletleri Osmanlı hakimiyetinden kurtarmak. Bunun için Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek önce muhtariyetini sonra bağımsızlıklarını temin etmek
b) Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse Hristiyanlar için reform istemek ve onların lehine İstanbul nezdinde müdahalelerde bulunmak
c) Türkleri Balkanlardan tamamen atmak
d) İstanbul’u Türklerin elinden geri almak
e) Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan cemaatler lehine reformlar yaptırmakmuhtariyet elde etmek veya mümkün olursa bağımsızlıklarına kavuşturmak
f) Anadolu’yu paylaşmak Türkleri Anadolu’dan çıkarmak düşüncesiyle hareket eden ve sanayi inkılabını da gerçekleştiren Avrupa’lı büyük devletler geniş coğrafyaya sahip olan Osmanlı Devleti’nin topraklarını hem hammadde ve hem de pazar açısından değerlendirme yoluna gitmişlerdir. Bu durum büyük devletlerin “zıt menfaatlerini” de çatıştırmıştır. Çatışan bu menfaatler Osmanlı Devleti’nin ömrünü bir müddet daha uzatmıştırama onu da yarı sömürge haline getirmiştir.
Emperyalist ve sömürgeci politika takip eden batılı büyük devletler asırlardan beri Ortadoğu’da hakimiyet kurmuş Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak üzere harekete geçmişlerdi. İşte Doğu Meselesi adı altında bu muazzam topraklara sahip Türk devletini ortadan kaldırmak amacıyla onu “HASTA ADAM” ilan ederek çeşitli defalar aralarında gizli anlaşmalarla paylaşmışlardı5. Aralarında yaptıkları bu anlaşmalara dayanarak yer yer Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını fırsat buldukça işgal etmişlerdi. Böylece İngiltere Fransa Rusya İtalya gibi devletler imparatorluğun ucundan kıyısından toprak koparmışlardı.
XIX. Yüzyılda birliğini kurup sanayi inkılabını da gerçekleştiren Almanya ekonomik açıdan yeni bir güç dengesi olarak Avrupa’da yerini almıştı. Almanya Osmanlı İmparatorluğu’na sınırı olmayan ve görünürde de toprak isteğinde bulunmayan bir devlet olarak ortaya çıkmıştı. Bandan dolayı Osmanlı İmparatorluğu toprak bütünlüğünü korumak amacıyla Almanya’ya yaklaşmaya başlamıştı6. Osmanlı’nın Almanya’ya yaklaşması özellikle İngiliz-Alman Alman-Fransız rekabetini arttırmıştır. Bu rekabetin sonucunda da Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirmiştir.
Böylece Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu’nun neticede 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalama durumuna gelmesi ile İtilaf Devletleri’ne bu büyük imparatorluğu ortadan kaldırma yani Şark Meselesi’ni tamamen kendi istedikleri şekilde halletme fırsatını vermiştir.
Diğer taraftan Yıldırım Orduları Grubu komutanı Mustafa Kemal’in bütün çabalarına rağmen7 Çukurova’da İngiliz-Fransız ortak harekatı 1918 yılının Aralık ayında başlayarak 19 Aralık günü Osmaniye ve 27 Aralık günü de Pozantı’nın işgal edilmesiyle tamamlanmıştı8. Bir müddet sonra yani 15 Eylül 1919 tarihinde gerçekleşen “Suriye İtilafnamesi” ile bölge tam bir Fransız işgaline dönüşmüştü9. Bölge halkının bu işgale başından beri karşı koyması bu yöredeki milli mukavemetin temelini oluşturmuştur. Ayrıca bölge halkını harekete geçirecek başka sebepler de mevcuttu. Bunlardan birisi de Fransızların silahlandırıp himaye ettiği Ermeniler yüzünden; Türklerde can mal ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı10.
İşte bu durum karşısında halk devletten beklediğini bulamamış ve nefs-i müdafaa durumuna geçerek bölgede “Çete Harbi”ni başlatmıştı. Önce ferdi sonra kitle hareketine dönüşen bu mücadele güneyde Milli Mukavemeti ortaya çıkarmıştı. Böylelikle bütün Çukurova’da başlayan milli direnişler Osmaniye mıntıkasında da kendisini göstermişti”. Bu milli direnişlerin sonucunda Bahçe ve Haruniye’de (Düziçi) yapılan savaşlar; Osmaniye’de Kovanbaşı ve Kanlı Geçit Savaşları ve Mamure Baskını12 adıyla önemli muharebeler ceryan etmiştir. İşte bu savaşları tarihi gelişim itibariyle şöyle izah edebiliriz;
1. BAHÇE VE HARUNİYE’DE (DÜZİÇİ) YAPILAN SAVAŞLAR
Osmaniye iline bağlı Bahçe ve Haruniye kazaları da 19 Aralık 1918 tarihinde düşman tarafından işgal edilmişti13. Böylece Bahçe ve Haruniye’ye gelen Fransızlar ve Ermeniler diğer işgal mıntıkalarında yaptıklarını burada da tekrarladılar. 12 Şubat 1920’de Fransızların Maraş’ta yenilerek atılmaları hadisesi bu havalinin çabucak uyanmasına sebep olmuştu. Maraş’ta deneyim kazanan Fransız komutanları Haruniye’nin (Düziçi) ileri gelenlerini göz hapsine alarak onları yakınen izlemeye başlamışlardı. Bunun üzerine Haruniye Bucak Müdürü Hüseyin Hilmi Bey Çetebaşı Mehmet Yeşil Hacı Efendi Çerçioğlu Hüseyin Efendi ve İlbeyli’den Habib Ağa bir araya gelerek memleketi düşmandan kurtarma çarelerini aradılar. Bugünlerde Tufan Bey’in Andırın’da Yağcıoğlu’nun evinde bulunduğu öğrenildi ve Tufan Bey ile görüşmek ve gerekli tedbirleri almak üzere yanına gittiler. Böylece Haruniyeliler bütün Expressini anlattılar. Tufan Bey bunlara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti nizamnamesine göre teşkilat kurmalarını ve derhal silahlanarak Fransızlarla mücadeleye girişmelerini söyledi14.
Bu görüşmeden hemen sonra Haruniye’ye dönen heyet gizli bir toplantı yaparak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına Hüseyin Hilmi Bey’i üyeliklere Mehmet Yeşil Hacı Efendi İsmail Ökkeş ve Ya-zılmazoğlu Süleyman Ağa’yı seçtiler ve böylece Haruniye’de Milli Mücadele örgütlenmiş ve 4 Mart 1920 günü Kuva-yı Milliye kurulmuştu. Bundan sonra da Kuva-yı Milliye bölgede derhal harekete geçerek teşkilatı kuvvetlendirmeğe ve lüzumlu silah ve cephaneyi tedarike başladılar15.
Bütün bu hazırlıkların sonunda 300 kadar mevcuda ulaşan Haruniye Kuva-yı Milliyesi ilçenin dışında bulunarak zaman zaman Fransızlara baskınlar yapmaya başlamıştı. Bundan dolayı kayıplar vererek zor duruma düşen Fransız kuvvetleri Haruniye’nin güneyine demiryolu boyuna çekilmek zorunda kalmıştı16.
Diğer taraftan 7 Mart 1920 günü 150 kişilik bir Ermeni kuvveti Haruniye’nin 4 km. Kuzeyinde Gökçayır bölgesine gelerek Sabunsuyu kuzeyindeki Milli Kuvvetleri yok etmek istediyse de onların bu gelişini daha önceden haber alan Kuva-yı Milliye taarruz ederek iki saat süren çarpışmadan sonra Ermeniler 15 ölü bırakarak kaçtılar. Bu sırada Bahçe’den gönderilen 25 kişilik Ermeni takviye birliği de yolda pusuya düşürülürek imha edilmiş ve 15 Mart günü de Milli Kuvvetlerimiz Fransızların Haruniye - Yarbaşı arasındaki irtibatı temin ederek ve yiyecek sevkiyatı yapan 11 kişilik bir düşman kuvvetini de yok ederek bir başarı daha elde etmişlerdi17.
Bu sıralarda Tufan Bey Andırın Milis Kuvvetleri ile Gökçayır’a gelerek Kurtlar köyünün Kaya mevkiinde karargahını kurmuştu. Haydar tepesi civarında da Fransızların karargahı bulunmaktaydı. Beş kişilik keşif grubu gönderilerek düşman hakkında bilgi alınmak istendiyse de bir sonuç alınamamıştı. Yöredeki muharebeler de kısa aralıklarla da devam etmekteydi. Fakat bu yöredeki Milli Kuvvetlerimizin TrForumuz.Biz rare durumu pek parlak görülmüyordu18. İşte tam bu sırada 27 Mart 1920 tarihinde Binbaşı Yörük Selim Bey ve Yüzbaşı Abdullah BeyÇavuş Türkoğlu Mustafa ve Darendeli Abdullah Bey’in idaresinde birkaç yüz kişiyi bulan Maraş Kuva-yı Milliyesi ve iki ağır makinalı tüfek ile Haruniye bölgesine gelerek emir ve komutayı ele aldı. Böylece Haruniyelilerin yüzü gülmüş ve Haruniye Kuva-yı Milliyesi oldukça kuvvetlenmişti. Yörük Selim Bey buradaki Fransızlara baskınlar yapmış ve bu çarpışmada düşmana çok kayıplar verdirmişti. Bu çarpışmada Yıldırım bölüğünün komutanı Yüzbaşı Abdullah en önde hücum ederken şehit düşmüştü. Bu olayın sonunda Milli Kuvvetlerimizin eline silah malzeme ve cephane geçmiş ve sonuçta buradaki Kuva-yı Milliye güçlenmişti.