Gripin
VIP Üye
Martı'nın Son Güncesi
Martı'nın Son Güncesi
Martı'nın Son Güncesi
Çaresizliğin gergefinden havalanmışım gibi kanatlarımın kudretiyle ansızın, yarık dudaklardan dökülen duaların tozuyla yıkanmış namahrem sırlarımı bulutlara serpiştirmeye gidiyorum. Ekmek gibi kutsal, su gibi aziz düşlerimi bir bavula doldurmuş tıka basa, çivi batmış topuklara yol olmaya, iki parmak arası mesafede at koşturmaya gidiyorum. Günahlarımı mektup zarfına kondurduğum öpücüğe gömdüm. Sevaplarımı ön sözüne yazdırdım üzerine yemin ettiğim kitabın. Çiçekli yorganımdan başımı uzatır gibi "kar mı yağdı ne ?" diye, sülük bataklığından cennete gidiyorum.
Zararın neresinden dönersen kardır demişlerdi çok konuşan atalarımız. Zararın zerresinden zarar gördüysem namerd olayım atam; senden gayrısından zarar gördüysem eğer. İki bin kat giysi giyindim üşümeyeyim diye çıktığım yolda. İyisi mi ’bismillah’ deyip başlıyım yola. Ha gayret 1400 yıllık emek boş gitmez bakarsın.
Evladıma kıyasım geliyor bugün. Hani yola çıktım ya, herşeyi silip atasım geliyor bugün. Namusuna halel getirmeyen kızım 14’ünde anne olmuş da haberim yok. ’Vah taşlar başıma’ . Bir kral da yok ki tarafından olayım da herkes benden korksun da ardımdan laf olmasın da başım dik yürüyeyim.
Behey ortalıkta fırr gezinen Hızır! Hele bi gel otur kanatlarıma. Gel bak bakayım, her karışını gezmenin dünyanın güzel de bir de tepeden bakmak nasıl dünyaya. Bi gel bak dağlar, ırmaklar, yollar, sıra sıra ovalar yukardan bakınca ne güzel. Bu kaç bininci yılın oldu yeryüzündesin ki her yer senin işindir, güzeli hiç görmemen hangi höm nedendendir.
Gideceğim yeri görüyorum taa buradan. Yoldaş Jonathan’ın aptal çığlıkları da yakına geldi. Breh breh breh! madem çığlayacaksın, ne diye kaçıyorsun ana kucağından. Ne diye işgaldesin yollarını izci dumanının.
Derdi derdi de inanmazdım oğlum. Derdi bugünün güzel olmasıydı. Derdi ’Baba yarın güzeldir değil mi?’ . Derdim ’He oğlum. Yarın güzeldir.’ Derdim; oğlum görmedi.
Görüyorum taa buradan itin biri taşın suyunu çıkarıyor. Sıkıyorsa sudan taş çıkarsın da görsün baksın ağlamak ne zor iş. Görüyorum taa burdan birileri yazıyor kalemle de, gelsin yıksın kalemi de gelsin görsün kalem mi zor, kalem mi?
Sahil boyu konmuş tembeller. Sıkıyorsa suya konmaya gelsinler.
Martı'nın Son Güncesi
Çaresizliğin gergefinden havalanmışım gibi kanatlarımın kudretiyle ansızın, yarık dudaklardan dökülen duaların tozuyla yıkanmış namahrem sırlarımı bulutlara serpiştirmeye gidiyorum. Ekmek gibi kutsal, su gibi aziz düşlerimi bir bavula doldurmuş tıka basa, çivi batmış topuklara yol olmaya, iki parmak arası mesafede at koşturmaya gidiyorum. Günahlarımı mektup zarfına kondurduğum öpücüğe gömdüm. Sevaplarımı ön sözüne yazdırdım üzerine yemin ettiğim kitabın. Çiçekli yorganımdan başımı uzatır gibi "kar mı yağdı ne ?" diye, sülük bataklığından cennete gidiyorum.
Zararın neresinden dönersen kardır demişlerdi çok konuşan atalarımız. Zararın zerresinden zarar gördüysem namerd olayım atam; senden gayrısından zarar gördüysem eğer. İki bin kat giysi giyindim üşümeyeyim diye çıktığım yolda. İyisi mi ’bismillah’ deyip başlıyım yola. Ha gayret 1400 yıllık emek boş gitmez bakarsın.
Evladıma kıyasım geliyor bugün. Hani yola çıktım ya, herşeyi silip atasım geliyor bugün. Namusuna halel getirmeyen kızım 14’ünde anne olmuş da haberim yok. ’Vah taşlar başıma’ . Bir kral da yok ki tarafından olayım da herkes benden korksun da ardımdan laf olmasın da başım dik yürüyeyim.
Behey ortalıkta fırr gezinen Hızır! Hele bi gel otur kanatlarıma. Gel bak bakayım, her karışını gezmenin dünyanın güzel de bir de tepeden bakmak nasıl dünyaya. Bi gel bak dağlar, ırmaklar, yollar, sıra sıra ovalar yukardan bakınca ne güzel. Bu kaç bininci yılın oldu yeryüzündesin ki her yer senin işindir, güzeli hiç görmemen hangi höm nedendendir.
Gideceğim yeri görüyorum taa buradan. Yoldaş Jonathan’ın aptal çığlıkları da yakına geldi. Breh breh breh! madem çığlayacaksın, ne diye kaçıyorsun ana kucağından. Ne diye işgaldesin yollarını izci dumanının.
Derdi derdi de inanmazdım oğlum. Derdi bugünün güzel olmasıydı. Derdi ’Baba yarın güzeldir değil mi?’ . Derdim ’He oğlum. Yarın güzeldir.’ Derdim; oğlum görmedi.
Görüyorum taa buradan itin biri taşın suyunu çıkarıyor. Sıkıyorsa sudan taş çıkarsın da görsün baksın ağlamak ne zor iş. Görüyorum taa burdan birileri yazıyor kalemle de, gelsin yıksın kalemi de gelsin görsün kalem mi zor, kalem mi?
Sahil boyu konmuş tembeller. Sıkıyorsa suya konmaya gelsinler.