DaiSy
VIP Üye
Kim bu Neşet ERTAŞ ?
Kim bu Neşet ERTAŞ ?
http://i.imgur.com/4iU7y.jpg
Kim bu Neşet ERTAŞ ?
Türkü rönesansının babası.Kim bu Neşet Ertaş?Kırşehirli bir mahalli sanatçı mı?
Türk halk müziğinin en büyük ses ve saz ustası mı?Milli caz sanatçımız mı?Yoksa
yaşanan türkü rönesansının fikir babası mı?Ya da babası Muharrem Ertaş'ın sazının
emanetçisi mi?Ben süslü sözler söylemekten anlamam.Benim hafızamdaki kelimeler
30 yıl öncesine ait.Bana soru sormak yerine,benden türkü söylememi,saz çalmamı
isteseniz.Ben de size güzel güzel türküler çığırsam.
40 yıldır ismi türkülerle birlikte anılan Neşet Ertaş,yolu türkü diyarından geçen,
azıcık türküye gönül veren,tebessüm eden herkesin yüreğinde ince bir sızı olmuş
usta bir isim.Gönüllerden ve dillerden eksik olmayan türküleri gibi kendisi de
gizemli Ertaş'ın.Halk müziğinin pirleri,arastırmacıları,sevenleri Neşet Ertaş'ı
taniyan hemen herkes onu,mevcut kalıp ve kurallar ölçüsünde anlamak ve anlatmanın
zorluğundan bahsederler hep.Hepsi bu kadarla da bitmez.Neşet Ertaş,türküleri,
söyleyiş tarzı,üslubu ve sazın teline dokunuşu ile bile anlaşılması zor bir sanatçı.
Peki kim bu Neset Ertas? Yaşayan bir efsane Neşet Ertaş.Yaklaşık 40 yıl sazı ile
sözü ile gönülleri dağlayan bir efsane.Ayaklarını bastığı bu topraklardan aldığı
güçle sesini ötelerin ötesine duyuran bir sanatçı.Kalabalıklardan köşe bucak kaçan;
ancak hep bu milletin içinde,dilinde olan bir garip insan.Efsanelerin gizemli bir
yaşayışı var.Neset Ertaş'ın da öyle.Tam bir buzdağı.Buzdağının görünen yüzü onun
hakkında bildiklerimiz. Bilmediklerimiz ise görünmeyen yüzü.Türküleri dünya döndükçe
dillerden düşmeyecek olan TRT'nin Kırşehirli mahalli sanatçısı,aşıklık geleneğimizin
son temsilcisi,halk ozanı,"Türkülerin Babasi" ve Bozkır'ın Tezenesi.İşte Neşet
Ertaş'ın bilinen kısa yaşam öyküsü.
İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin yıllarında dünyaya geldi Neset Ertaş.Doğdugu gün,
sazı göbeğine koymuşlar ve babası Muharrem Ertaş'a haber salmışlar,"Bir oglun oldu
gel ona saz çal."diye.Türkiye bu savaşa katılmasa da Anadolu insanı bu savaşın
neticelerini iliklerine kadar hissetti,malum.Ertaş'ın çocuklugu bir yandan baba mesleği
çalgıcılığı öğrenmekle,diğer yandan köy köy dolaşarak bir öğün yemek için un,buğday
ve ekmek toplamakla geçmiş.O günlerde,bir kuru ekmek için kapılarına kadar gelen saz
çalıp türkü söyleyen bir "fenomen" olacağı bilinmiyordu elbet.Babasi bozlak ustası
Muharrem Ertaş'ın ocağında pişen;sazı,sözü ve hayatı bu okulda öğrenen
Neşet Ertaş,baba okulunun kendisi için hem ilk,hem orta,hem lise,hem de konservatuvar
ve üniversite niteliğinde olduğunu söylüyor.Başka eğitim almayan sanatçının sıra
arkadaşları ise Hacı Taşan,Çekiç Ali ve bugün tarihin adından
bahsetmediği nice bozlak ustası.
Garibin çilesi...Neşet Ertaş,kabuğunu kırana kadar Kırşehir ve çevresinde düğünlerde
saz çalıp,türkü söyleyerek geçinir.Zar zor bulduğu üç-beş kurusu cebine koyarak 1957'de
İstanbul'a gelir.Camda gördüğü bir ilan üzerine soluğu Sençalar Plak'ta alır.Elinde
sazı ile dükkandan içeri giren garip adam ilk sınavını da babasının ünlü bozlaği
"Neden garip
garip ötersin bülbül" ile verir.Ertaş' ın profesyonel müzik hayatında seslendirdiği
ilk parça olan Garip Bülbül'ün sözleri de onun yaşamıyla bütünleşmektedir.Garip adamın
hayatında "garip" liğin ayrı bir yeri var.Ertaş daha çocukken yaktığı hiçbir türkünün
sonunda adını kullanmazmış.Bu durum baba Muharrem Ertaş'ın dikkatini çekmiş ve bir
gün "Oğlum sen yeni birşeyler yapıyorsun ama türkünün sonunda adını kullanmıyorsun"
demiş.Bunun üzerine Neşet Ertaş babasına sonuna birşey ekleyeyim mi? diye sormuş.
Muharrem Ertaş'ın yanıtı bu kez "garip" olmuş."Bizler garibiz oğlum.Soyadımız yokken
bizlere garip derlerdi.Gönül de gariptir oğlum."Işte hayatı boyunca "garip" likten
kurtulamayacak adamın ilk plağının adı böylece "Garip Bülbül" olmuş.
Leylasını Arayan Adam... 1960'lı yıllara gelindiğinde sesi ve sazı gümbür gümbür ses
veren Neşet Ertaş artık
bozlak havaları ile dikkat çekmeye başlar.Tınılarına,ritmine bir takılan bir daha
kendisini alamaz.Türkü ile bağlamayı,bağlama ile türküyü birbirine kenetleyen
Ertaş'ın yerel ağızla söylediği bozlak türkülerinde kendisini,yıllarca çektiği acıları,
sineye çektikleri, dışa vurabildikleridir dillendirilmekte olan.Ama herkes bu
türkülerde kendini buluyor.
Neşet Ertaş türkülerindeki "Gönül" herkesin gönlü,"Sevgi" hepimizin sevgilisi,"Gurbet"
tümümüzün ortak acısı,"Leyla" ise yüreğimize düşen aşk.Aşk ateşi sinesine düşen Ertaş
en güzel türkülerini bu dönemde seslendirdi.Bu türkülerle yola çıkan birçok isim şöhret
oldu.Barış Manço'nun, Cem Karaca'nın,Selda Bagcan'ın,Ajda Pekkan'ın ve Zeki Müren'in
dillerinde Ertaş'ın türküleri vardi.Türkülerin yeniden şaha kalktığı son zamanlarda ise
Neşet Ertaş türkülerini yorumlayanların haddi hesabı yok.Ancak ne yazık ki sanatçı bu
türkülerin hiçbirinden telif hakkı alamadı,alamıyor.
Kalabalıkların İçinde Yapayalnız... Neşet Ertaş ikinci plağı "Gitme Leylam" ile
türkülerin peşinde koşmaya devam eder.
Sanatçının türkülerinin geniş kitlelerce kabul görmesi onu da köyden şehre çeker.
Şöhret Ertaş'ın avucunun içindedir.Ama Neşet Ertaş alışık değildir,böyle ışıltılı
mekanlara.Elindeki sazı,Kırşehir ve çevresinden getirdiği ezgileri ve "Dadlı Dillim"
kadar özgün ve saf Türkçesi ile söyler türkülerini,tüm mütevaziliği ve sadeliği
ile.Koca ve kalabalık bir şehirde,"otel odasında" yaşar yapayalnız.Ertaş
kalabalıklardan kaçmaya başlar ve "Gurbet'e türkü
yakar.Ama çark kurulmuştur bir kere.Neşet Ertaş söyler,45'likler şimdiye kadar
eşine ve benzerine rastlanmamış bir şekilde satar ve patronlar zengin olur.
Sadece patronlar mı?Ertaş'ın yüze yakın korsan kasetini basan binlerce insan da
yükünü tutar bu arada.Ertaş ise her zamanki mütevaziliği ile plaklarından ve korsan
kasetlerinden yüzbinler satan "yüzsüzler" e karşı:
"Size hiçbirşey yapmıyorum,sadece sizin adınıza üzülüyorum" demekle yetinir ve
onları "Allah'a havale" eder.
Ertaş'ın çevresindeki herkes degişir bu dönemde.Ama Neşet Ertaş ve talihi degişmez.
"Bir lokma ekmek,bir paket sigara diyen" Neşet Ertaş başladığı yere gelir ve dügün
salonlarında ekmek parası için çalmaya devam eder.Neşet Ertaş'ın hayatında geçinmek
için,çalıp söyledigi düğün salonlarının bugün de ayrı bir yeri var.O bunu
"İnsanların
mutlu gününde çalmanın verdiği keyif" olarak açıklıyor ama sözlerinden,davranışlarından
da yaşama kırgınlığını sezmemek mümkün değil.Türkülerin duayeni bir ismin halen düğün
salonlarında çalmasından kim rahatsız olur bilmem ama bundan Ertaş kesinlikle
yüksünmüyor.Bilakis o düğün salonlarında çalmayı baba mesleği ve onurlu bir yaşam
mücadelesi olarak kabul ediyor. Hem de "benim için bin kişi de insandır,yüz bin kişi
de insandır degişmez.Ben içimden geldiği gibi yaşıyorum" diyerek...
Efsanenin Keşfi (!) Medyaya gelince,bizler türkünün son büyük temsilcisi Neset Ertaş'ı
TRT'nin mantığı ile
"Kırşehirli mahalli sanatçı" olarak gördük hep. Siyah-beyaz televizyonların evlere
yeni yeni girdiği dönemde tek lüksümüz olan radyolarda ise şu anons vardır hep:
"Şimdi Kırşehirli mahalli sanatçı Neset Ertaş'tan türküler dinleyeceksiniz" ve birkaç
türkü dinledikten sonra da "Kırşehirli mahalli sanatçı Neşet Ertaş'tan türküler
dinlediniz."Bu dönemde yalnızlık ve yoksulluk ikileminde bocalayan,bir düğün
salonundan çıkıp,diğerine koşan Neşet Ertaş'ın
tek dostu içki ve sıgarasıydı.Ancak bu dostları da ona kazık attı ve içki yüzünden
Ertaş'ın parmaklarında uyuşma meydana geldi.Hastalığın ilerlemesi yüzünden sanatçı
artık düğün salonlarında da çalamaz oldu.Bu da onun için açlık ve yokluk demekti.
Bulduğu birkaç lirayı da hastanelere veren Ertaş'ın tedavisi sonuç vermeyince,
Almanya'da yaşayan kardeşinin çağrısı üzerine oraya gitmeye karar verdi.
Almanya'daki tedavi uzun süreceğinden dolayı buraya yerleşme kararı alan Neşet Ertaş,
25 yıldır bu ülkede yaşıyor.Yine bir düğün salonunda türkü söyleyen Neşet Ertaş'ı
Türkiye' den önce keşfeden ve ona üniversitelerinde hocalık görevi veren Almanlar,
sanatıçının yaşama bağlanmasında önemli bir görev ifa ettiler.Almanya Ertaş'ın
ikinci vatanı ve olgunluk döneminde türküler seslendirdiği,fikri ve felsefi
düsüncesinde değişiklikler meydana getirdiği ülke.Ertaş'ın Almanya'ya yerleşmesinde
"Ben mektep medrese görmedim,bari üç çocugum görsün onlar da benim gibi çile çekmesin"
düşüncesi hayli etkili oldu.Almanya'daki yaşamından gayet memnun olan sanatçının
hoşlanmadığı
şeylerin başında,1998'e kadar,her iki yılda bir basında çıkan "Neşet Ertaş öldü"
söylentileri gelmekte.Bunları yalanlamak ve ölmediğini göstermek için yine bir gün
Türkiye'ye gelen ve İbrahim Tatlıses'in programına çıkarak tüm Türkiye'ye türkü
ziyafeti çeken sanatçının bu gelişi diğerlerinden farklı oldu.Ertaş hem yaşadığını
kanıtladı hem de türkülerin varolduğunun altını çizdi.Bugüne kadar kasetlerinden
doğru dürüst ekmek yiyemeyen Neşet Ertaş satılan eserlerinden yasal olarak para
kazanıyor artık.Neşet Ertaş'ı keşfin ikinci ayağı da Ramazan Bayramı'nın üçüncü
günü gerçeklesti.Neşet Ertaş Kitabı'nın tanıtımı için Türkiye'ye gelen sanatçı,
Bayram Bilge Tokel'in "Gönül Dağı" programında gönül dostları ile hasret giderdi.
Bu programla Türkiye'nin gündemine yeniden oturan Neşet Ertaş'ı medya bir kez daha
keşfetme zahmetinde bulundu. Program sonrası Neşet Ertaş'ın kaldığı otel basın
mensuplarının akınına uğradı.Bu tür karşılamalara alışkın olmayan sanatçının
şaşkınlığı gözlerden kaçmadı.Şaşıran sadece sanatçı değildi . Karşılarında
alışılmışın dışında,mütevazi ve farklı bir sanatçı bulan bizler de şaşırdık.
Sorularımzıa tüm samimiyeti ve doğallığı ile cevap vermeye çalışan usta,bizlerin
kimi yeni kelimelerle(!) oluşturduğu soru cümlelerine "Ben bu tür sözlerden
anlamam.Uzun süredir Almanya'da yaşadığım için yeni kelimelerden habersizim.Benim
belleğimdeki kelimeler ise 25-30 yıl önceye ait.Dolayısıyla öyle süslü kelimelerle
size cevap veremiyorum.Ben türkü çığırmaktan,saz çalmaktan anlarım. Benden bunu
isteyin size kurban olayım" diyerek karşılık veriyordu.
***
TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ
Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen Ata’yı bildin dediler
Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler
O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler
Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler
Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de Perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler
Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler
Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı Arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler
En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler
Zalım kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler
Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler
Yarin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yarin seni dediler
Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
’ya gider yolun dediler
’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler
Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsan ölün dediler
Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yarin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Buna da içeriye alın dediler
***
MUHARREM BABAYA AĞIT
Uzak yoldan geldim hasretim için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde
O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi yıkık, viranım nerde
Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde
Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
NEŞET ERTAŞ
NEYLEDİN DÜNYA
Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,
NEŞET ERTAŞ
http://i.imgur.com/4iU7y.jpg
Kim bu Neşet ERTAŞ ?
Türkü rönesansının babası.Kim bu Neşet Ertaş?Kırşehirli bir mahalli sanatçı mı?
Türk halk müziğinin en büyük ses ve saz ustası mı?Milli caz sanatçımız mı?Yoksa
yaşanan türkü rönesansının fikir babası mı?Ya da babası Muharrem Ertaş'ın sazının
emanetçisi mi?Ben süslü sözler söylemekten anlamam.Benim hafızamdaki kelimeler
30 yıl öncesine ait.Bana soru sormak yerine,benden türkü söylememi,saz çalmamı
isteseniz.Ben de size güzel güzel türküler çığırsam.
40 yıldır ismi türkülerle birlikte anılan Neşet Ertaş,yolu türkü diyarından geçen,
azıcık türküye gönül veren,tebessüm eden herkesin yüreğinde ince bir sızı olmuş
usta bir isim.Gönüllerden ve dillerden eksik olmayan türküleri gibi kendisi de
gizemli Ertaş'ın.Halk müziğinin pirleri,arastırmacıları,sevenleri Neşet Ertaş'ı
taniyan hemen herkes onu,mevcut kalıp ve kurallar ölçüsünde anlamak ve anlatmanın
zorluğundan bahsederler hep.Hepsi bu kadarla da bitmez.Neşet Ertaş,türküleri,
söyleyiş tarzı,üslubu ve sazın teline dokunuşu ile bile anlaşılması zor bir sanatçı.
Peki kim bu Neset Ertas? Yaşayan bir efsane Neşet Ertaş.Yaklaşık 40 yıl sazı ile
sözü ile gönülleri dağlayan bir efsane.Ayaklarını bastığı bu topraklardan aldığı
güçle sesini ötelerin ötesine duyuran bir sanatçı.Kalabalıklardan köşe bucak kaçan;
ancak hep bu milletin içinde,dilinde olan bir garip insan.Efsanelerin gizemli bir
yaşayışı var.Neset Ertaş'ın da öyle.Tam bir buzdağı.Buzdağının görünen yüzü onun
hakkında bildiklerimiz. Bilmediklerimiz ise görünmeyen yüzü.Türküleri dünya döndükçe
dillerden düşmeyecek olan TRT'nin Kırşehirli mahalli sanatçısı,aşıklık geleneğimizin
son temsilcisi,halk ozanı,"Türkülerin Babasi" ve Bozkır'ın Tezenesi.İşte Neşet
Ertaş'ın bilinen kısa yaşam öyküsü.
İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin yıllarında dünyaya geldi Neset Ertaş.Doğdugu gün,
sazı göbeğine koymuşlar ve babası Muharrem Ertaş'a haber salmışlar,"Bir oglun oldu
gel ona saz çal."diye.Türkiye bu savaşa katılmasa da Anadolu insanı bu savaşın
neticelerini iliklerine kadar hissetti,malum.Ertaş'ın çocuklugu bir yandan baba mesleği
çalgıcılığı öğrenmekle,diğer yandan köy köy dolaşarak bir öğün yemek için un,buğday
ve ekmek toplamakla geçmiş.O günlerde,bir kuru ekmek için kapılarına kadar gelen saz
çalıp türkü söyleyen bir "fenomen" olacağı bilinmiyordu elbet.Babasi bozlak ustası
Muharrem Ertaş'ın ocağında pişen;sazı,sözü ve hayatı bu okulda öğrenen
Neşet Ertaş,baba okulunun kendisi için hem ilk,hem orta,hem lise,hem de konservatuvar
ve üniversite niteliğinde olduğunu söylüyor.Başka eğitim almayan sanatçının sıra
arkadaşları ise Hacı Taşan,Çekiç Ali ve bugün tarihin adından
bahsetmediği nice bozlak ustası.
Garibin çilesi...Neşet Ertaş,kabuğunu kırana kadar Kırşehir ve çevresinde düğünlerde
saz çalıp,türkü söyleyerek geçinir.Zar zor bulduğu üç-beş kurusu cebine koyarak 1957'de
İstanbul'a gelir.Camda gördüğü bir ilan üzerine soluğu Sençalar Plak'ta alır.Elinde
sazı ile dükkandan içeri giren garip adam ilk sınavını da babasının ünlü bozlaği
"Neden garip
garip ötersin bülbül" ile verir.Ertaş' ın profesyonel müzik hayatında seslendirdiği
ilk parça olan Garip Bülbül'ün sözleri de onun yaşamıyla bütünleşmektedir.Garip adamın
hayatında "garip" liğin ayrı bir yeri var.Ertaş daha çocukken yaktığı hiçbir türkünün
sonunda adını kullanmazmış.Bu durum baba Muharrem Ertaş'ın dikkatini çekmiş ve bir
gün "Oğlum sen yeni birşeyler yapıyorsun ama türkünün sonunda adını kullanmıyorsun"
demiş.Bunun üzerine Neşet Ertaş babasına sonuna birşey ekleyeyim mi? diye sormuş.
Muharrem Ertaş'ın yanıtı bu kez "garip" olmuş."Bizler garibiz oğlum.Soyadımız yokken
bizlere garip derlerdi.Gönül de gariptir oğlum."Işte hayatı boyunca "garip" likten
kurtulamayacak adamın ilk plağının adı böylece "Garip Bülbül" olmuş.
Leylasını Arayan Adam... 1960'lı yıllara gelindiğinde sesi ve sazı gümbür gümbür ses
veren Neşet Ertaş artık
bozlak havaları ile dikkat çekmeye başlar.Tınılarına,ritmine bir takılan bir daha
kendisini alamaz.Türkü ile bağlamayı,bağlama ile türküyü birbirine kenetleyen
Ertaş'ın yerel ağızla söylediği bozlak türkülerinde kendisini,yıllarca çektiği acıları,
sineye çektikleri, dışa vurabildikleridir dillendirilmekte olan.Ama herkes bu
türkülerde kendini buluyor.
Neşet Ertaş türkülerindeki "Gönül" herkesin gönlü,"Sevgi" hepimizin sevgilisi,"Gurbet"
tümümüzün ortak acısı,"Leyla" ise yüreğimize düşen aşk.Aşk ateşi sinesine düşen Ertaş
en güzel türkülerini bu dönemde seslendirdi.Bu türkülerle yola çıkan birçok isim şöhret
oldu.Barış Manço'nun, Cem Karaca'nın,Selda Bagcan'ın,Ajda Pekkan'ın ve Zeki Müren'in
dillerinde Ertaş'ın türküleri vardi.Türkülerin yeniden şaha kalktığı son zamanlarda ise
Neşet Ertaş türkülerini yorumlayanların haddi hesabı yok.Ancak ne yazık ki sanatçı bu
türkülerin hiçbirinden telif hakkı alamadı,alamıyor.
Kalabalıkların İçinde Yapayalnız... Neşet Ertaş ikinci plağı "Gitme Leylam" ile
türkülerin peşinde koşmaya devam eder.
Sanatçının türkülerinin geniş kitlelerce kabul görmesi onu da köyden şehre çeker.
Şöhret Ertaş'ın avucunun içindedir.Ama Neşet Ertaş alışık değildir,böyle ışıltılı
mekanlara.Elindeki sazı,Kırşehir ve çevresinden getirdiği ezgileri ve "Dadlı Dillim"
kadar özgün ve saf Türkçesi ile söyler türkülerini,tüm mütevaziliği ve sadeliği
ile.Koca ve kalabalık bir şehirde,"otel odasında" yaşar yapayalnız.Ertaş
kalabalıklardan kaçmaya başlar ve "Gurbet'e türkü
yakar.Ama çark kurulmuştur bir kere.Neşet Ertaş söyler,45'likler şimdiye kadar
eşine ve benzerine rastlanmamış bir şekilde satar ve patronlar zengin olur.
Sadece patronlar mı?Ertaş'ın yüze yakın korsan kasetini basan binlerce insan da
yükünü tutar bu arada.Ertaş ise her zamanki mütevaziliği ile plaklarından ve korsan
kasetlerinden yüzbinler satan "yüzsüzler" e karşı:
"Size hiçbirşey yapmıyorum,sadece sizin adınıza üzülüyorum" demekle yetinir ve
onları "Allah'a havale" eder.
Ertaş'ın çevresindeki herkes degişir bu dönemde.Ama Neşet Ertaş ve talihi degişmez.
"Bir lokma ekmek,bir paket sigara diyen" Neşet Ertaş başladığı yere gelir ve dügün
salonlarında ekmek parası için çalmaya devam eder.Neşet Ertaş'ın hayatında geçinmek
için,çalıp söyledigi düğün salonlarının bugün de ayrı bir yeri var.O bunu
"İnsanların
mutlu gününde çalmanın verdiği keyif" olarak açıklıyor ama sözlerinden,davranışlarından
da yaşama kırgınlığını sezmemek mümkün değil.Türkülerin duayeni bir ismin halen düğün
salonlarında çalmasından kim rahatsız olur bilmem ama bundan Ertaş kesinlikle
yüksünmüyor.Bilakis o düğün salonlarında çalmayı baba mesleği ve onurlu bir yaşam
mücadelesi olarak kabul ediyor. Hem de "benim için bin kişi de insandır,yüz bin kişi
de insandır degişmez.Ben içimden geldiği gibi yaşıyorum" diyerek...
Efsanenin Keşfi (!) Medyaya gelince,bizler türkünün son büyük temsilcisi Neset Ertaş'ı
TRT'nin mantığı ile
"Kırşehirli mahalli sanatçı" olarak gördük hep. Siyah-beyaz televizyonların evlere
yeni yeni girdiği dönemde tek lüksümüz olan radyolarda ise şu anons vardır hep:
"Şimdi Kırşehirli mahalli sanatçı Neset Ertaş'tan türküler dinleyeceksiniz" ve birkaç
türkü dinledikten sonra da "Kırşehirli mahalli sanatçı Neşet Ertaş'tan türküler
dinlediniz."Bu dönemde yalnızlık ve yoksulluk ikileminde bocalayan,bir düğün
salonundan çıkıp,diğerine koşan Neşet Ertaş'ın
tek dostu içki ve sıgarasıydı.Ancak bu dostları da ona kazık attı ve içki yüzünden
Ertaş'ın parmaklarında uyuşma meydana geldi.Hastalığın ilerlemesi yüzünden sanatçı
artık düğün salonlarında da çalamaz oldu.Bu da onun için açlık ve yokluk demekti.
Bulduğu birkaç lirayı da hastanelere veren Ertaş'ın tedavisi sonuç vermeyince,
Almanya'da yaşayan kardeşinin çağrısı üzerine oraya gitmeye karar verdi.
Almanya'daki tedavi uzun süreceğinden dolayı buraya yerleşme kararı alan Neşet Ertaş,
25 yıldır bu ülkede yaşıyor.Yine bir düğün salonunda türkü söyleyen Neşet Ertaş'ı
Türkiye' den önce keşfeden ve ona üniversitelerinde hocalık görevi veren Almanlar,
sanatıçının yaşama bağlanmasında önemli bir görev ifa ettiler.Almanya Ertaş'ın
ikinci vatanı ve olgunluk döneminde türküler seslendirdiği,fikri ve felsefi
düsüncesinde değişiklikler meydana getirdiği ülke.Ertaş'ın Almanya'ya yerleşmesinde
"Ben mektep medrese görmedim,bari üç çocugum görsün onlar da benim gibi çile çekmesin"
düşüncesi hayli etkili oldu.Almanya'daki yaşamından gayet memnun olan sanatçının
hoşlanmadığı
şeylerin başında,1998'e kadar,her iki yılda bir basında çıkan "Neşet Ertaş öldü"
söylentileri gelmekte.Bunları yalanlamak ve ölmediğini göstermek için yine bir gün
Türkiye'ye gelen ve İbrahim Tatlıses'in programına çıkarak tüm Türkiye'ye türkü
ziyafeti çeken sanatçının bu gelişi diğerlerinden farklı oldu.Ertaş hem yaşadığını
kanıtladı hem de türkülerin varolduğunun altını çizdi.Bugüne kadar kasetlerinden
doğru dürüst ekmek yiyemeyen Neşet Ertaş satılan eserlerinden yasal olarak para
kazanıyor artık.Neşet Ertaş'ı keşfin ikinci ayağı da Ramazan Bayramı'nın üçüncü
günü gerçeklesti.Neşet Ertaş Kitabı'nın tanıtımı için Türkiye'ye gelen sanatçı,
Bayram Bilge Tokel'in "Gönül Dağı" programında gönül dostları ile hasret giderdi.
Bu programla Türkiye'nin gündemine yeniden oturan Neşet Ertaş'ı medya bir kez daha
keşfetme zahmetinde bulundu. Program sonrası Neşet Ertaş'ın kaldığı otel basın
mensuplarının akınına uğradı.Bu tür karşılamalara alışkın olmayan sanatçının
şaşkınlığı gözlerden kaçmadı.Şaşıran sadece sanatçı değildi . Karşılarında
alışılmışın dışında,mütevazi ve farklı bir sanatçı bulan bizler de şaşırdık.
Sorularımzıa tüm samimiyeti ve doğallığı ile cevap vermeye çalışan usta,bizlerin
kimi yeni kelimelerle(!) oluşturduğu soru cümlelerine "Ben bu tür sözlerden
anlamam.Uzun süredir Almanya'da yaşadığım için yeni kelimelerden habersizim.Benim
belleğimdeki kelimeler ise 25-30 yıl önceye ait.Dolayısıyla öyle süslü kelimelerle
size cevap veremiyorum.Ben türkü çığırmaktan,saz çalmaktan anlarım. Benden bunu
isteyin size kurban olayım" diyerek karşılık veriyordu.
***
TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ
Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen Ata’yı bildin dediler
Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler
O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler
Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler
Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de Perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler
Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler
Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı Arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler
En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler
Zalım kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler
Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler
Yarin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yarin seni dediler
Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
’ya gider yolun dediler
’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler
Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsan ölün dediler
Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yarin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Buna da içeriye alın dediler
***
MUHARREM BABAYA AĞIT
Uzak yoldan geldim hasretim için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde
O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi yıkık, viranım nerde
Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde
Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
NEŞET ERTAŞ
NEYLEDİN DÜNYA
Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya
Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,
NEŞET ERTAŞ