serapmisali
Super Üye
Kendimi bile sevmiyorum...
Kendimi bile sevmiyorum...
Bir gün..
Öylesine sıradan bir gündü işte. Ne güneş olağanüstü parlak ne de ılık meltem rüzgarları vardı neşeyle yanağını okşayan.... Baharı anımsatan tek gelincik bile yoktu..nerede açacaktı ki.. . bir avuç toprak yoktu koca kentin içinde..alabildiğine yükselen taş duvarlar ve içinde hapsolmuş rengarenk giysili onca insan..mahkumlar.... mahkum olduklarını fark etmeyen... o ya da bu biçimde prangalı mahkumlar.. koşuşturup duruyorlardı tozlu aralık yollarda, beton caddelerde.. hedefleri varmış geç kalıyorlarmış gibiydiler...telaşlı ürkek korkulu endişeli yüzler.. Sıradan bir gündü Öylesine işte... Usulca gözlerinden inen damlacıkları fark etti dudak kıvrımında. Sağ elinin işaret parmağını hafifçe kıvırıp tersiyle sildi , silmeye çalıştı...yoo tuzlu ılık bir şeyler yaktı dilini..dere yatağında kıvrılarak akan bir yılan gibi süzülüyordu yaşlar.. üzgündü bilemiyordu nedenini Kırgındı..kime? bilseydi keşke..yalnızca boş gözlerle baktığını fark etti... boşluk vardı artık..göremiyordu ... Gün artık sıradan bile değildi.. bitmeliydi.. Bitmeliydi diye düşünürken gülümsediğini fark etti.. Bir şeyin bitmesi için başlaması gerekmez miydi..? Onun hayatında gün hiç başlamamıştı.. Gülümsedi.. Keyiflendiğini farketti.. Garip bir şekilde mutluydu... Hiçbir şeyi yoktu günde.. Sıradan.. sıradışı ...hiç.. Gözlerinden süzülen yaşlara da aldırmıyordu artık...gülümserken dudaklarına tuzlu ve ılık dokunan yaşlara karşı gülümsüyordu..diliyle yaladı dudaklarını.. hafifçe dil çıkardı.. günle dalga geçebilirdi artık.. nasılsa ona başlamıyordu.. başlamayan bir şey bitmezdi ki.. Aklına düşeni sildi bir çırpıda. Neydi ki aklına düşen? Uzaklarda çok uzaklarda yaşayan bir sevgili miydi? Günün gizemi sırrı anlamı olabilirmiydi o.. belki derken kırık kanatlı bir yavru kuş kadar acı ve korku bastı çırpınan yüreğini.. acıyı anlıyordu da korku neyin nesiydi. Çözemiyordu.. Oysaki; “Senin hakkında seninle konuşurken bile ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Aklımdan geçenleri söyleyecek olursam düşüncelerime ihanet edeceğimi düşünüyorum hep. Hayallerime izin verecek olursam geriye bana hiç bir şey kalmayacak. ne yapacağını ya da nasıl davranacağını bilmeyen bir sokak kedisi gibiyim...” diye düşünürken bile gülümsüyordu.. dudaklarında kuruyan tuz zerrecikleri parıldadı.. Açtı.. “Neden,niçin aç olduğumu bilmiyorum...Tek başıma sokak sokak dolaşan bir sefil,bir deli gibi...Nereye gideceğini bile bilmeyen bir yolcuyum sanki.. Arsız sevdaların kaçanı ben olmadığım gibi sıradan solukların gizli teneffüsleri de olmadım.Yüreğimi ve aşkımı gözler önüne sermeden, ipe asılmış bir katil misali arkama bakmadan yürüdüm bunca zaman. “ Kızgınlığımı bahane ediyorum da kararsızlığım engelliyor.” Yooo hayır asla bunları söylemeyecekti..unuttukları arasına katmaya karar verdi.. artık gülümsemiyordu.. derin bir soluk aldığında ciğerlerinin yandığını fark etti..usulca koyverdi soluğunu ..sessiz ve yalnız.. “Karanlık içinde en mat, en sıcak rengim kendime göre; güneşin doğuşuna ters, ayın karanlığına ışık yakıp söndüren kalbim, en az senin beni özlediğin kadar özlüyor. “ sıradan bir gündü işte.. aşıktı üstelik ... öyle sanıyordu... oysa aşk yoktu... oysa uzaklarda bir sevgili de yoktu sıradanlığı aşacak biliyordu.. dudaklarındaki acıyla irkildi.. parmağının ucuyla dokundu alt dudağına..hafifçe okşadı..parmağında hissettiği ılıklık kızıl bir goncanın sızıntıları gibiydi.. “Hiçlere takılıp kalmış yüreğimin zincirini kırıp kırıp elime verme benim...Hıçkırıklarını duyup gözyaşlarını görmezsem sana da inanmam.Yüzünü görmezsem boynuna da sarılamam. Arayıp sormazsan gözlerinin içine rahat rahat bakamam biliyorsun.. Sana kulak verecek olursam ne söyleyeceğimi unuturum diye korkuyorum en çok.Yine yeni sorularımla baş başa kalacak olursam,yalnızlığımı kızdırmış olurum.Kendimi suçlarsam sebepsiz şaşkınlıklar içinde körebe oynar beynim.Göremem artık duyamam hiçbir şeyi.Ne aşkımın kölesi ne de sıradanlığın küçük hırsızı olurum inan. Arıtılmış isyanımı arkana alıp geleceğim... samimi gerçeklerine sarılmış umutlarımı sana emanet edersem; çektiğim acılara yenisini eklemiş olursun... Elimi tutarsan sıcaklığımı, bedenime dokunursan ........., ama yüreğimi istersen sende kalanı veremem ki ..!” bir esinti mi gelmişti ne? Saçları savruluyordu durduk yerde.. Beyni alabildiğine özgür, yüreği bir o kadar tutsak haykırdı içinden... “Hadi gari umutlarını atta bir kenara ilk defa bizim için sende yüreklen... Rüzgarlarına bulaştırdığın sevgini anlat... burada kurtul yarandan. Sessizliğini benimle paylaşacak olursan daha bir sessiz kalacaksın uzun yıllar. Geç gelen mutluluğun arkasına düşmeden iyi düşün derim. Sessizliğimi bozacak olursam, sesimi yükseltir, hesapta sormak isterim senden. Kan tükürür gibi anlatır,bağırıp dururum –Dahası var...! dahası var..!- diye. Konuşmadıklarımız konuştuklarımızdan daha az, paylaştıklarımız paylaşmadıklarımızdan daha yoğun. Sevgimiz ifade edilemeyecek kadar büyük olmalı ki; dudaklarımızı kapatıp bakışlarımızla yüzleşmeliyiz. Unutamadıklarımızı anlatacak olursak, yarış edercesine kapışır ruhumuz. Hangimizin gerçek seven olduğunu bilmediğimiz bir yarışın rakipsiz iki dostuyuz aslında. Elden ele dolaşan bayraklar gibi yaşadığımız aşk....Kimde olduğu belli bile değil. Sakın ağlama karşımda. Seni böyle canlandırmadım gözümde. Böyle hayaller kurmadım. Seni suçlayacak olursam susarım, konuşmam yüzüne bile bakmam biliyorsun. Sakın ağlama gözyaşlarını silemem... uzaklardasın... Evet kızgın olduğum doğru...Neye? Kime ? Neden...? diye sorma. Seni sorularında baş başa bırakacak olursam bende cevapsız kalırım, diye korkuyorum en çok. Ben ağlayacak olursam çekip giderim yada sen görmezsin. Aslında bunu da biliyorsun. Bizimle ilgili gerçeklere sen olur verdiğin için uymak kalıyor bana . Körlüğümü hoş gör.Gözlerim kapalıyken seni hissediyor ve özlüyorum ancak. Özlediğimi bile bile çekip gitmek isterdim... ama yapamıyorum. Neden diye sorma sakın bana, söylemem gereken şeyleri söylemekten, Senin söylemek istediklerin kadar korkuyorum. Seni seviyorum..” Aslında sıradan bir gündü Aşık olmasaydı Uzaklıklar olmasaydı arada Çaresiz olmasaydı Yorgun olmasaydı Yorgun çok yorgun olmasaydı... Öyle ki; Günü bitiremeyecek kadar yorgundu.. Sana nasıl hitap edeceğimi kestiremedim, Anlamalıydım ben üzüldüğümde kılını kıpırdatmamandan, sadece işin düştüğünde aramandan, naber nasılsın lafının arkasına, “bir görüşelim mi?” ekleyememenden, anlamalıydım sevgisizliğini..... Ben seni görmek için sınırlarımı zorlarken, senin umursamamandan, alaycı konuşmalarından, yada senden vazgeçerim diye korkup, önüme bir parça yem atmandan anlamalıydım.... Ben hayatta hiç kimseye bu kadar sabırlı bu kadar uysal davranmamıştım oysaki, severdim özgürlüğümü, asi olmayı, bir bardak suda fırtınalar koparmayı, kimseye hesap vermemeyi..... bir bunları severdim birde seni sevdim.... Sevgilin değil sevdiğin olmayı istedim.... İlk defa biri benden hesap sorsun istedim, bir açıklama beklesin .... “bu biraz açık değil mi?” yada “hayır biryere gitmiyorsun evde oturuyorsun..” dan başka bir şeydi bu.... beni sorgula, duygularımı sorgula istedim, olmadı..... Ne kadar da kolaydım senin için, ne kadar da zahmetsiz.... Tabii ki bocalardın, emindin düzgün insan olduğumdan, hayatında hiç karşına çıkmamış kadar düzgün, emindin seni çok sevdiğimden ve düşündüğümden; öyle olmasaydı her probleminde ilk beni ararmıydın..... Nedenleri, niyeleri merak etmedim hiç inan etmedim.... Bu kadar sevgisizliğinde seni nasıl bu kadar sevdim onu merak ettim..... Benim için ne düşündüğünü, beni nasıl gördüğünü, sendeki beni merak ettim.... Artık hayal kurmuyorum, geçmişe bu kadar bağlı olmamın sebebi o zaman çok mutlu olmam bunu biliyorum.... Şimdi tekrar başlasakta, yalnızlığı paylaşsakta sana gönlümü açabilir, gözüm kapalı güvenebilirmiyim sanıyorsun..... Şimdi artık tek başımayım..... hiç değilse hakkını veriyorum yalnızlığın.... iki kişilik kocaman bir boşluktansa kendimi ve yalnızlığını yeğlerim.... Artık kendimi görmemek için aynalara bakmıyorum, üşürüm diye kazağını giymiyorum, ağlarım diye türkü dinlemiyorum, Belki de sen haklısın artık ben bile kendimi sevmiyorum.
ALINTI..
Bir gün..
Öylesine sıradan bir gündü işte. Ne güneş olağanüstü parlak ne de ılık meltem rüzgarları vardı neşeyle yanağını okşayan.... Baharı anımsatan tek gelincik bile yoktu..nerede açacaktı ki.. . bir avuç toprak yoktu koca kentin içinde..alabildiğine yükselen taş duvarlar ve içinde hapsolmuş rengarenk giysili onca insan..mahkumlar.... mahkum olduklarını fark etmeyen... o ya da bu biçimde prangalı mahkumlar.. koşuşturup duruyorlardı tozlu aralık yollarda, beton caddelerde.. hedefleri varmış geç kalıyorlarmış gibiydiler...telaşlı ürkek korkulu endişeli yüzler.. Sıradan bir gündü Öylesine işte... Usulca gözlerinden inen damlacıkları fark etti dudak kıvrımında. Sağ elinin işaret parmağını hafifçe kıvırıp tersiyle sildi , silmeye çalıştı...yoo tuzlu ılık bir şeyler yaktı dilini..dere yatağında kıvrılarak akan bir yılan gibi süzülüyordu yaşlar.. üzgündü bilemiyordu nedenini Kırgındı..kime? bilseydi keşke..yalnızca boş gözlerle baktığını fark etti... boşluk vardı artık..göremiyordu ... Gün artık sıradan bile değildi.. bitmeliydi.. Bitmeliydi diye düşünürken gülümsediğini fark etti.. Bir şeyin bitmesi için başlaması gerekmez miydi..? Onun hayatında gün hiç başlamamıştı.. Gülümsedi.. Keyiflendiğini farketti.. Garip bir şekilde mutluydu... Hiçbir şeyi yoktu günde.. Sıradan.. sıradışı ...hiç.. Gözlerinden süzülen yaşlara da aldırmıyordu artık...gülümserken dudaklarına tuzlu ve ılık dokunan yaşlara karşı gülümsüyordu..diliyle yaladı dudaklarını.. hafifçe dil çıkardı.. günle dalga geçebilirdi artık.. nasılsa ona başlamıyordu.. başlamayan bir şey bitmezdi ki.. Aklına düşeni sildi bir çırpıda. Neydi ki aklına düşen? Uzaklarda çok uzaklarda yaşayan bir sevgili miydi? Günün gizemi sırrı anlamı olabilirmiydi o.. belki derken kırık kanatlı bir yavru kuş kadar acı ve korku bastı çırpınan yüreğini.. acıyı anlıyordu da korku neyin nesiydi. Çözemiyordu.. Oysaki; “Senin hakkında seninle konuşurken bile ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Aklımdan geçenleri söyleyecek olursam düşüncelerime ihanet edeceğimi düşünüyorum hep. Hayallerime izin verecek olursam geriye bana hiç bir şey kalmayacak. ne yapacağını ya da nasıl davranacağını bilmeyen bir sokak kedisi gibiyim...” diye düşünürken bile gülümsüyordu.. dudaklarında kuruyan tuz zerrecikleri parıldadı.. Açtı.. “Neden,niçin aç olduğumu bilmiyorum...Tek başıma sokak sokak dolaşan bir sefil,bir deli gibi...Nereye gideceğini bile bilmeyen bir yolcuyum sanki.. Arsız sevdaların kaçanı ben olmadığım gibi sıradan solukların gizli teneffüsleri de olmadım.Yüreğimi ve aşkımı gözler önüne sermeden, ipe asılmış bir katil misali arkama bakmadan yürüdüm bunca zaman. “ Kızgınlığımı bahane ediyorum da kararsızlığım engelliyor.” Yooo hayır asla bunları söylemeyecekti..unuttukları arasına katmaya karar verdi.. artık gülümsemiyordu.. derin bir soluk aldığında ciğerlerinin yandığını fark etti..usulca koyverdi soluğunu ..sessiz ve yalnız.. “Karanlık içinde en mat, en sıcak rengim kendime göre; güneşin doğuşuna ters, ayın karanlığına ışık yakıp söndüren kalbim, en az senin beni özlediğin kadar özlüyor. “ sıradan bir gündü işte.. aşıktı üstelik ... öyle sanıyordu... oysa aşk yoktu... oysa uzaklarda bir sevgili de yoktu sıradanlığı aşacak biliyordu.. dudaklarındaki acıyla irkildi.. parmağının ucuyla dokundu alt dudağına..hafifçe okşadı..parmağında hissettiği ılıklık kızıl bir goncanın sızıntıları gibiydi.. “Hiçlere takılıp kalmış yüreğimin zincirini kırıp kırıp elime verme benim...Hıçkırıklarını duyup gözyaşlarını görmezsem sana da inanmam.Yüzünü görmezsem boynuna da sarılamam. Arayıp sormazsan gözlerinin içine rahat rahat bakamam biliyorsun.. Sana kulak verecek olursam ne söyleyeceğimi unuturum diye korkuyorum en çok.Yine yeni sorularımla baş başa kalacak olursam,yalnızlığımı kızdırmış olurum.Kendimi suçlarsam sebepsiz şaşkınlıklar içinde körebe oynar beynim.Göremem artık duyamam hiçbir şeyi.Ne aşkımın kölesi ne de sıradanlığın küçük hırsızı olurum inan. Arıtılmış isyanımı arkana alıp geleceğim... samimi gerçeklerine sarılmış umutlarımı sana emanet edersem; çektiğim acılara yenisini eklemiş olursun... Elimi tutarsan sıcaklığımı, bedenime dokunursan ........., ama yüreğimi istersen sende kalanı veremem ki ..!” bir esinti mi gelmişti ne? Saçları savruluyordu durduk yerde.. Beyni alabildiğine özgür, yüreği bir o kadar tutsak haykırdı içinden... “Hadi gari umutlarını atta bir kenara ilk defa bizim için sende yüreklen... Rüzgarlarına bulaştırdığın sevgini anlat... burada kurtul yarandan. Sessizliğini benimle paylaşacak olursan daha bir sessiz kalacaksın uzun yıllar. Geç gelen mutluluğun arkasına düşmeden iyi düşün derim. Sessizliğimi bozacak olursam, sesimi yükseltir, hesapta sormak isterim senden. Kan tükürür gibi anlatır,bağırıp dururum –Dahası var...! dahası var..!- diye. Konuşmadıklarımız konuştuklarımızdan daha az, paylaştıklarımız paylaşmadıklarımızdan daha yoğun. Sevgimiz ifade edilemeyecek kadar büyük olmalı ki; dudaklarımızı kapatıp bakışlarımızla yüzleşmeliyiz. Unutamadıklarımızı anlatacak olursak, yarış edercesine kapışır ruhumuz. Hangimizin gerçek seven olduğunu bilmediğimiz bir yarışın rakipsiz iki dostuyuz aslında. Elden ele dolaşan bayraklar gibi yaşadığımız aşk....Kimde olduğu belli bile değil. Sakın ağlama karşımda. Seni böyle canlandırmadım gözümde. Böyle hayaller kurmadım. Seni suçlayacak olursam susarım, konuşmam yüzüne bile bakmam biliyorsun. Sakın ağlama gözyaşlarını silemem... uzaklardasın... Evet kızgın olduğum doğru...Neye? Kime ? Neden...? diye sorma. Seni sorularında baş başa bırakacak olursam bende cevapsız kalırım, diye korkuyorum en çok. Ben ağlayacak olursam çekip giderim yada sen görmezsin. Aslında bunu da biliyorsun. Bizimle ilgili gerçeklere sen olur verdiğin için uymak kalıyor bana . Körlüğümü hoş gör.Gözlerim kapalıyken seni hissediyor ve özlüyorum ancak. Özlediğimi bile bile çekip gitmek isterdim... ama yapamıyorum. Neden diye sorma sakın bana, söylemem gereken şeyleri söylemekten, Senin söylemek istediklerin kadar korkuyorum. Seni seviyorum..” Aslında sıradan bir gündü Aşık olmasaydı Uzaklıklar olmasaydı arada Çaresiz olmasaydı Yorgun olmasaydı Yorgun çok yorgun olmasaydı... Öyle ki; Günü bitiremeyecek kadar yorgundu.. Sana nasıl hitap edeceğimi kestiremedim, Anlamalıydım ben üzüldüğümde kılını kıpırdatmamandan, sadece işin düştüğünde aramandan, naber nasılsın lafının arkasına, “bir görüşelim mi?” ekleyememenden, anlamalıydım sevgisizliğini..... Ben seni görmek için sınırlarımı zorlarken, senin umursamamandan, alaycı konuşmalarından, yada senden vazgeçerim diye korkup, önüme bir parça yem atmandan anlamalıydım.... Ben hayatta hiç kimseye bu kadar sabırlı bu kadar uysal davranmamıştım oysaki, severdim özgürlüğümü, asi olmayı, bir bardak suda fırtınalar koparmayı, kimseye hesap vermemeyi..... bir bunları severdim birde seni sevdim.... Sevgilin değil sevdiğin olmayı istedim.... İlk defa biri benden hesap sorsun istedim, bir açıklama beklesin .... “bu biraz açık değil mi?” yada “hayır biryere gitmiyorsun evde oturuyorsun..” dan başka bir şeydi bu.... beni sorgula, duygularımı sorgula istedim, olmadı..... Ne kadar da kolaydım senin için, ne kadar da zahmetsiz.... Tabii ki bocalardın, emindin düzgün insan olduğumdan, hayatında hiç karşına çıkmamış kadar düzgün, emindin seni çok sevdiğimden ve düşündüğümden; öyle olmasaydı her probleminde ilk beni ararmıydın..... Nedenleri, niyeleri merak etmedim hiç inan etmedim.... Bu kadar sevgisizliğinde seni nasıl bu kadar sevdim onu merak ettim..... Benim için ne düşündüğünü, beni nasıl gördüğünü, sendeki beni merak ettim.... Artık hayal kurmuyorum, geçmişe bu kadar bağlı olmamın sebebi o zaman çok mutlu olmam bunu biliyorum.... Şimdi tekrar başlasakta, yalnızlığı paylaşsakta sana gönlümü açabilir, gözüm kapalı güvenebilirmiyim sanıyorsun..... Şimdi artık tek başımayım..... hiç değilse hakkını veriyorum yalnızlığın.... iki kişilik kocaman bir boşluktansa kendimi ve yalnızlığını yeğlerim.... Artık kendimi görmemek için aynalara bakmıyorum, üşürüm diye kazağını giymiyorum, ağlarım diye türkü dinlemiyorum, Belki de sen haklısın artık ben bile kendimi sevmiyorum.
ALINTI..