Karen Horney 1885-1952

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Karen Horney 1885-1952, konusunda bu İçerik Karen Horney 1885-1952 hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Karen Horney 1885-1952

Karen Horney 1885-1952 - Sadefan.com Forumlarında paylaşılmıştır.

kivra

Tecrübeli Üye

Karen Horney 1885-1952

Karen Horney (1885-1952)

Karen Horney (1885-1952)

http://s14.directupload.net/images/130729/temp/57no7anb.jpg
Karen Horney (1885-1952)
İlk feminist olan Horney Berlin’de Freudcu bir psikanalist olarak eğitim gördü. Kendi çalışmasını Freud’a zıt olmaktan ziyade, Freud’un sistemini değiştiren ve yayan bir çalışma olarak nitelendirdi.

Horney’in Hayatı

http://s7.directupload.net/images/130729/dohhrjqs.jpg

Horney Almanya’nın Hamburg ilinde dünyaya geldi. Babası, oldukça liberal ve yaşam dolu bir insan olan annesinden oldukça yaşlı, dindar ve suratsız bir gemi kaptanıydı. Horney’in çocukluğu kırsal yaşantıdan çok uzaktı. Annesi kocasının ölümünü arzu ettiğini, onunla sadece bir “kız kurusu” olarak kalmaktan korktuğu için evlendiğini Horney’e açıkça belli etmişti (Sayers, 1991). Horney’in çocukluğu hiç de ideal bir çocukluk değildi. Annesi abisini kayırıp Horney’i reddederek, babası sürekli olarak görünüşünü ve zekasını küçümseyerek onu şiddetli değersizlik, aşağılık ve düşmanlık duygularına terk etmişlerdi.Horney bir erkek olmasından ötürü abisine kaşı düşmanlık beslemişti. Bu sevgisizlik Horney’in daha sonra “temel anksiyete” adını vereceği kavramı beslemiş ve kişisel deneyimlerin, teorisyenin kişilik görüşleri üzerindeki etkisine bir başka örnek oluşturmuştur (Rubins, 1978).

Horney 14 yaşının başlangıcında giderek artan bir çılgınlıkla evinde bulamadığı sevgi ve kabulü aramanın bir parçası olan ergenlik sıkıntıları yaşamaya başlamıştı. “Süper bakireler için bakirelere layık bir gazete” dediği bir gazete başlattı ve fahişelerin sık sık gittiği yerlerde dolaşmaya başladı. Günlüğüne “benim düşünceme göre yakıcı bir ağız tarafından öpülmek namusuma bir leke sürmez” notunu düşmüştü (Horney, 1980, s.64).
Horney babasının tüm itirazlarına rağmen Berlin Üniversitesi tıp fakültesine girdi ve 1913 yılında yüksek lisans derecesi aldı. Evlendi, üç kızı oldu ve uzun süre devam eden duygusal sıkıntılara dayanmak zorunda kaldı. Kendisini aşın derecede mutsuz ve bunalmış hissediyordu. Şiddetli baş ağrıları vardı, eşiyle cinsel problemler yaşıyordu ve giriştiği bazı işlerinde sıkıntılar vardı. Kocasından 1927 yılında boşandı ve kabul görmeye yönelik bitmeyen arayışlarına devam etti.

En uzun ve en coşkulu işi psikanalist Eric Fromm (1900-1980) ile olmuştu ve bu iş bittiğinde Horney harap olmuştu. Depresyonu ve cinsel problemleriyle başa çıkabilmek için analize girmişti. Analizi yapan Freudcu analistler ona aşk arayışlarının ve güçlü erkeklere olan ilgisinin, çok güçlü bir yapısı olan babasına karşı duyduğu Ödipal özlemin bir yansıması olduğunu söylediler (Sayers, 1991).
Horney 1914′ten 1918′e dek Berlin Psikanaliz Enstitüsünde Ortodoks psikanaliz eğitimi aldı. Daha sonra fakülte üyesi oldu ve özel çalışmalarına devam etti. Kadın kişiliği hakkında çok sayıda dergi makalesi yazdı. Bu makalelerinde bazı Freudcu düşüncelerle olan anlaşmazlığı ortaya çıkmış oldu. 1932 yılında Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nün yardımcı üyesi olarak ABD’ye geldi. Daha sonra New York Psikanaliz Enstitüsü’ne öğretim görevlisi olarak atandı ancak Ortodoks Freudcu teorilere karşı giderek büyüyen hoşnutsuzluğu bu grupla çalışmalarını kesmesine sebep oldu. Amerikan Psikanaliz Enstitüsü’nü kurdu ve ölümüne dek oranın başında kaldı.

Freud’la Olan Anlaşmazlıkları

Horney’in sistemini tartışmaya başlamadan önce Freud’la anlaşmazlığa düştüğü noktalar üzerinde düşünelim. Önceleri Horney kendisini adeta Freud’un bir müridi olarak düşünüyor ve onun temel ilkelerinin birkaçını kabul ediyordu. “Freud’un öğretilerinin temellerine sahip olduğumu düşünürken daha iyi bir kavrayış doğrultusundaki araştırmalarımın beni Freud’la anlaşmazlıklara sürükleyeceğini anladım” (Horney, 1945, s. 13). Bununla birlikte sisteminin bölümleri Freud’un görüşleriyle öylesine uyuşmaz hale gelmişti ki, kimi zamanlar onun görüşlerinin Freudcu çatı altında nasıl düşünüldüğünü anlamak oldukça zor olmuştur.
Horney Freud’un temel kanaatlerinin bazılarının Freud’un çalıştığı devrin ruhundan etkilendiğine inanmıştı ve Horney’in kendi sisteminin formülasyonlarını oluşturduğu 1930 ve 1940′lı yıllarda devir tümden değişiyordu. Zihinsel ve kültürel töreler değişmiş, cinsel davranışlara yönelik tutumlar ve cinslerin rolleri yeniden düzenlenmişti. Freud’un görüşlerinin yeni Zeitgeist ile artık uyumlu olmadığı açıkça ortadaydı.
Horney’in sadece çalıştığı devir değil, çalıştığı yer de Freud’dan farklıydı. Horney teorilerini, cinsellik hakkında kendine has tutumları olan ABD’de geliştirmişti. Dahası Amerikalı hastaları daha önceki Avrupalı hastalarına benzemiyordu ve bu farklılıklar Freud’un iddia ettiği gibi evrensel biyolojik faktörlerle değil sosyal etkiler açısından açıklanabilirdi.

Horney bu nedenle kişilik gelişiminin değişmeyen biyolojik güçlere bağlı olduğu konusunda Freud’a katılmıyordu. Horney cinsel faktörlerin üstünlüğünü kabul etmemiş, Ödipal teorinin doğruluğuna karşı çıkmış ve libido görüşünü ve Freudcu kişilik yapısını kabul etmemişti. Freud’un kadınların erkek cinsel organına özenme ile motive oldukları görüşünün tersine, erkeklerin kadınların rahmine duydukları özenti ile motive olduklarını iddia etmiştir. Horney erkeklerdeki rahim özentisinin (womb envy) ve buna eşlik eden kızgınlık, bilinçsiz olarak, erkeklerin kadınları hor görme veya küçümseme davranışlarıyla kendisini gösterdiğini düşünmüştü. Erkekler kadınların eşit haklara sahip olduğunu kabullenmeyerek ve onların topluma katılım fırsatlarını en aza indirerek iddia ettikleri doğal üstünlüklerini korumaya çalışmaktadırlar. Horney’e göre, böylesi erkeksi davranışların altında yatan sebep rahim özentisinden kaynaklanan aşağılık duygusudur.
Freud ve Horney temel insan doğası görüşleriyle de farklılaşırlar:

Nörotikler ve onların tedavileri göz önüne alındığında Freud’un kötümserliği, insanın iyiliğine ve insanın gelişimine dair yanlış inanışlarından kaynaklanır. Freud insanın acı çekmeye veya mahvetmeye mahkum olduğunu varsayar. Benim görüşüm ise insanın kendi potansiyellerini geliştirme ve saygın biri olma istek ye yeteneğine sahip olduğu yönündedir…. İnanıyorum ki, insan değişebilir ve yaşadığı müddetçe değişikliklerin üstesinden gelebilir (Horney, 1945, s. 19).

Freud ve Horney arasında birkaç farklı nokta daha vardır, ancak önemli olan nokta Horney’in Freud’un sisteminin büyük kısmını reddetmiş olmasıdır. Bununla birlikte Horney bilinçdışı motivasyon ve rasyonel olmayan duygusal güdü kavramlarının da içinde olduğu bazı ilkeleri kabul etmiştir.

Temel Anksiyete

Horney’in teorisinin altında yatan kavram, “bir çocuğun düşmanca bir ortamda izole edilmiş ve yardımsız kalması duygusu” (Horney, 1945, s.41) olarak tanımlanan temel anksiyete (basic anxiety)’dir. Bu tanım Horney’in bir çocuk olarak kendi duygularını nitelendirmektedir. Temel anksiyete ebeveynin çocuğa yönelik bazı davranışlarının sonucunda onaya çıkabilir, örneğin üstünlük tavrı, koruma eksikliği, sevgi eksikliği ve tutarsız davranışlar gibi. Çocuk ve ailesi arasında güvenli bir ilişkiyi zedeleyen her şey anksiyeteye sebep olabilir. Yani anksiyete doğuştan gelen bir duygu değildir. Daha çok sosyal sebeplerinn ve çevresel faktörlerin bir sonucudur.

Horney temel güdeleyici etkiler olarak Freud’un hayatı ve ölüm içgüdüleri yerine, çaresiz bir bebeğin düşmanca ve tehdit edici bir dünyada güvenlik arayışını ele aldı. Horney insan davranışının kararlı güdeleyici gücünün güvenlik ihtiyacı, emniyet ve korkudan emin olma olduğunu belirtmiştir.
Horney kişiliğin ilk çocukluk yıllarında geliştiği konusunda Freud’la aynı fikirdedir. Fakat Horney kişiliğin ömür boyunca değişebileceğini de görüşlerine ekler. Freud gelişimin psikoseksüel evrelerini detaylı olarak ele alırken, Horney çocuğun ailesi tarafından nasıl yetiştirildiği üzerinde durur. Horney oral evre veya Ödipal kompleks gibi evrensel gelişimsel evrelerini kabul etmez. Çocuğun muhtemel oral, anal veya fallik eğilimler geliştirmesi ebeveynin davranışlarının bir sonucudur ve çocuğun gelişimdeki hiçbir şey evrensel değildir. Her şey kültürel, sosyal ve çevresel faktörlere bağlıdır. Horney Freud’un biyolojik kaynaklara atfettiği gelişimsel çatışmaların sosyal güçlere atfedilebileceğini göstermeye çalışmıştır.
Bu nedenle Horney ilk çocukluk yaşantılarında çocukla ebeveyn arasındaki ilişkiye yoğunlaşır, çünkü ebeveyn çocuğun güvenlik ve emniyet ihtiyacını tatmin edebildiği gibi, engelleyebilir de. Çocuğa sağlanan çevre ve çocuğun çevresine karşı davranıştan onun kişilik yapısını oluşturur.

Nörotik ihtiyaçlar

Daha önce de belirtildiği gibi temel anksiyete ebeveyn-çocuk ilişkisinden kaynaklanır. Bu ilişki sosyal veya çevresel anksiyete ürettiğinde, çocuk onaya çıkan çaresizlik ve güvensizlik duygularıyla baş edebilmek için çeşitli davranış stratejileri geliştirir. Çocuk çevrenin taleplerine (ebeveynin tutum ve davranışlarına) cevap olarak kendi kişiliğini yapılandırır.
Bu davranış stratejilerinden birisi kişiliğin değişmez bir parçası haline gelirse buna nörotik ihtiyaç (neurotic need) denir. Nörotik ihtiyaç anksiyeteye karşı bir savunma yoludur. Horney aralarında sevgi ve onaylanmaya, saygınlığa, kişisel başarıya, mükemmelliğe ve kendine yeterliğe duyulan ihtiyaç olmak üzere on nörotik ihtiyaç sıralamıştır.

Daha sonraki yazılarında nörotik ihtiyaçları kendi içerisinde üç gruba ayırmıştır:

1- Üstün bir ortağa/eşe/arkadaşa, sevgi, şefkat ve onaylanmaya ihtiyaç duyan ve bunu diğer insanlara yanaşarak karşılamaya çalışan itaatkar kişilik;
2- Kendisini hayattan çeken, bağımsızlık ve mükemmellik ihtiyacı içinde olan ve bunu insanlardan uzak durarak karşılamaya çalışan bağlantısız kişilik;
3- Başarı, prestij, takdir ve güç ihtiyacı içinde olan ve bunu insanlara karşı düşmanca tavırlar takınarak karşılamaya çalışan saldırgan kişilik.
İnsanlara yönelik hareket çaresizliğin kabulünü, başkalarının sevgisini kazanma çabalarını ve onlara bağımlı olmayı kapsar. Bireyin kendisini güvenlikte hissedebildiği tek yol budur. İnsanlardan ayrı hareket herhangi bir bağımlılık durumundan kaçınmak için başkalarından uzak kalmayı içerir, insanlara karşı hareket başkalarına düşmanlık, isyan ve saldırganlığı içerir.

Horney bu ihtiyaçların hiç birinin anksiyeteyle başa çıkmada gerçekçi yollar olmadığına inanmıştır. Bu ihtiyaçların bizzat kendileri uyuşmazlıktan sebebiyle temel çalışmalara sebep olurlar. Birey anksiyeteyle başa çıkma metodu bir kez oluşturduğunda, alternatif ifade yollarına izin verebilecek esneklikte davranmayı bırakır. Belirli (sabit) bir davranış belirli bir durum için uygun değilse, bireyin bu davranış şeklini değiştirerek durumun gereklerini karşılamaya gücü yetmez. Bu yerleşik davranışlar tüm kişiliğe nüfuz ettiklerinden bireyin yaşadığı zorlukları yoğunlaştırırlar. Bu davranışlar “kötü huylu bir tümör gibi tüm organ dokusunu kaplar. Kişinin sadece başkalarıyla olan ilişiklerini değil, kendisiyle ve hayatın geneliyle olan ilişkisini de kuşatarak sona ererler” (Horney, 1945, s.46).

Ülküleşlirilmiş Benlik

Horney ayrıca yanlış bir kişilik görüntüsü veren ülküleştirilmiş benlik (idealized self-image) kavramından bahsetmiştir. Ülküleştirilmiş benlik, nörotik insanları kendi gerçek benliklerini anlamaktan ve kabul etmekten alıkoyan yanıltıcı ve hatalı bir maskedir. Bu maskeyi takan nörotikler içlerinde var olan çatışmaları kabul etmezler. Nörotik insanların gerçek sandığı bu benlik imajı onların kendilerini olduklarından daha üstün zannetmelerine sebep olur.

Horney nörotik bir insanın temel çatışmalarının ne doğuştan geldiğine ne de kaçınılmaz olduğuna inanmaktadır. Ona göre bu çatışmalar çocuklukta yaşanan istenmeyen durumlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, çocuğun ev hayatı anlayış, güven, sevgi ve içtenlikle tanımlanabilirse bu çatışmalar önlenebilir.
Yorum

Horney’in nörotik çatışmalardan kaçınabilmenin mümkün olduğuna dair iyimserliği pek çok insan tarafından, Freudcu teorinin kötümserliğinden bir kurtuluş olarak görülerek sıcak karşılanmıştır. Horney’in psikolojiye olan katkıları önemlidir, çünkü Horney doğuştan gelen özelliklere daha az şey atfederek sosyal faktörlere bağlı bir kişilik modeli ortaya koymuştur.

Anlaşılırlık, iç tutarlılık ve resmi oluşum düzeyi açısından Horney’in kişilik teorisi Freud’un teorisinden daha zayıf olabilir. Bununla birlikte pek çok psikolog Freud’un teorisini kabul veya reddetmenin, onu yeniden şekillendirmeye çalışmaktan (Horney’in yaptığı gibi) çok daha kolay olduğuna inanmıştı. Horney’in Freudcu kavramlardan ayrılışı öylesine kökten olmuştu ki, kendi sistemi Ortodoks Freudcu psikanalistler tarafından kaşlar çatılarak izlenmişti. Ayrıca, Horney’in kanıtlan da, tıpkı Freud, Jung ve Adler gibi, klinik gözlemlerden alınmıştı ve bu nedenle daha önce sözü edilen bilimsel güvenilirliği sorgulamaya tabi olmuştu. Horney’in teorisiyle ilgili çok az araştırma yürütülmüştür. Bununla birlikte, Freud’un kadınların süperego gelişimlerinin yetersiz olduğunu ve bedenlerinden ötürü aşağılık duygusu yaşadıkları görüşünü çürütmek için yapılan araştırmalar, Horney’in bazı görüşlerini desteklemek için ele alınabilir.

Horney’in görüşlerini geliştirip yayabileceği, kendisine bağlı bir gurubu veya bir dergisi olmamasına rağmen çalışmaları büyük bir etki bırakmıştır. Karen Horney Kliniği ve Karen Horney Psikanaliz Enstitüsü (analistler için bir eğitim merkezi) halen New York’ta faaliyettedir. 1960′larda başlayan feminist harekede birlikte kitapları elden ele dolaşmıştır. Kadın psikolojisi üzerine yazdıktan Horney’in psikolojiye en büyük katkısı olarak ele alınır.

Horney ilk ve en ateşli feministlerden birisiydi ve 60 yıl önce ifade edilmiş olmasına rağmen, düşüncelerinin çoğu çok güçlü bir etki bırakmıştır. Kadın psikolojisiyle ilgili çalışmalarına ilk olarak 1922 de başlamıştı ve bir uluslararası psikanaliz kongresinde bu konuda bir bildiri sunan ilk kadındı. Berlin’de yapılan bu toplantı Sigmund Freud tarafından yönetilmişti (O’Connell, 1990).

Horney 1930′larda kimliğini evlilik ve annelikle oluşturmaya çalışan geleneksel kadın ile kimliğini kariyeri yoluyla oluşturmaya çalışan modem kadın arasında bir farklılık olduğunu öne sürdü. Aşk ve iş arasındaki bu çatışma aslında Horney’in kendi hayatını nitelendiriyordu. Horney kendisine inanılmaz bir doyum sağlayan iş üzerinde yoğunlaşmış, ancak aşkı aramaya da devam etmiştir. Bu çelişki Horney’in yaşadığı 1930′lar kadar 1990′larla da ilgilidir. Horney erkek egemen bir toplumun koyduğu sınırlamalara karşı, kadınların kendi seçimlerini yapabilme hakları için çok savaşmıştır.

Sosyal Psikoloji Teorilerinin Eleştirisi

Ele aldığımız sosyal psikolojik teorisyenler -Alfred Adler ve Karen Horney- kişiliğin gelişiminde sosyal değişkenlerin rolü üzerinde vurgu yapmalarından ötürü açık bir benzerlik gösterirler. Bu psikologlar değişen derecelerde zihinsel olarak Freud’a borçlu olduklarını kabul etmelerine rağmen, her birinin sistemi, Freud’un, kişiliğin oluşumunda biyolojik güçlerin üstünlüğü vurgulayan görüşüne güçlü bir protesto oluşturur. Horney, Adler ve diğer sosyal psikolojik teorisyenler insan davranışının biyolojik güçler tarafından değil, bireyin özellikle çocukluğunda maruz kaldığı kişiler arası ilişkiler tarafından belirlendiğini düşünürler.
Biyolojik güçlerin rolünün azaltılması gibi, libidonun, Odipal kompleksin ve psikoseksüel gelişim evrelerinin rolleri azaltılmıştır. Anksiyete ve anormal davranışlar içgüdülerden, libidodan ve cinsellikten kaynaklanmaz, hayatın ilk dönemlerinde oluşturulan sosyal ilişkilerden gelişir. Bizler Freud’un deterministik teorisinde olduğu gibi anksiyeteye mahkum değiliz, çünkü anksiyeteden çocukluğun uygun sosyal deneyimleri aracılığıyla kaçınmak mümkündür.

Freud’a göre insan davranışı evrensel olarak saptanmıştır. Bu görüşün tersine sosyal psikoloji teorisyenleri davranışı esnek ve her bir insan tarafından bilinçli ve sürekli olarak değiştirilmeye açık olarak düşünürler. Sosyal kurumlanınız da oldukça esnek ve değişime açıktır. Sosyal psikoloji teorisyenleri sosyal geleneklerin ancak yavaş yavaş değiştirebileceğini kabul ederler ve iyimser bir şekilde insanların kendi ihtiyaçlarına cevap verebilen en uygun sosyal sistem türünü geliştirmeye açık oldukları konusunda hem fikirlerdir.
Sosyal psikoloji teorilerine birkaç noktadan eleştiri yöneltilmiştir. İnsanlara ilişkin rasyonel, bilinçli ve sosyalleşmiş varlıklar imajı, hayal kırıklığına uğrana ve rasyonel olmayan davranış örnekleriyle ikna edici olmaktan uzaktır. Eğer toplumu ihtiyaçlarımıza uygun olarak şekillendirirsek, şiddete ve adaletsiz davranışlara müsaade eden bir toplumu nasıl açıklayabiliriz? Bizler kendi ihtiyaçlarımızı karşılamada yetersiz (hatta zarar verici) sosyal sistemler geliştiren. rasyonel, mükemmelleştirilebilir sosyal varlıklar paradoksuyla baş başa bırakılmışızdır.

Sosyal psikoloji teorisyenleri ayrıca şekillendirildiğimiz sosyal süreçleri ihmal etmekten, toplumun uygun şekilde iş gören bir üyesi olmayı nasıl öğrendiğimiz sorusunu cevapsız bırakmaktan ötürü de eleştirmiştir. Kişiliğin şekillenmesini açıklamak için genel bir öğrenme kavramını ele almışlar fakat öğrenme sürecinin özel mekanizmalarını açıklamada başarısızlığa uğramışlarıdır.
 
Karen Horney 1885-1952 her telden içerikler, Karen Horney 1885-1952 ile forum üyeleri farklı konuları keşfedebilir.
Geri
Üst