KlaS
Admin
İlişkilerde Derinlik ve Duygusal Bardaklar
İlişkilerde Derinlik ve Duygusal Bardaklar
İlişkilerde Derinlik ve Duygusal Bardaklar
İlişkilerde Derinlik Nedir - Çiftler Arasında Duygusallık - Duygusallık Nedir
Yakın ve romantik bir ilişkinin kişiye vereceği haz, mutluluk, şüphesiz ki o ilişkinin derinliği- o ilişkiye bizim kattıklarımız ama karşılığında da o ilişkiden aldıklarımızla - ile ilişkilidir. Bu tanım biraz matematik formülü gibi gözükse de ilişkiler ve duygular söz konusu olduğunda verilen ve alınanın miktarları değil, bizim duygusal ve psikolojik olgunluğumuzun bu formülde ilişkinin nasıl olacağını belirleyen ana faktörler olduğunu söyleyebiliriz. Yani duygusal açıdan daha doyumlu, mutlu ve tatmin eden bir ilişki yaşayabilmek için o ilişkide bulunan kişilerin duygusal olgunlukları önemli rol oynar. Nasıl mı?
Uzun süreli ilişkilerde ve evliliklerde kişi hep karşı tarafın doğru davranmadığını, kendilerinin o ilişkide” sağlıklı”, karşı tarafın da “sağlıksız” olduğunu düşünme eğilimindedirler. John ve Linda Friel’e göre biz ancak ve ancak “duygusal bardağı” bizimkine eşit olan biriyle uzun soluklu bir ilişki kurabiliyoruz. Duygusal bardaklarımızın çocukluktan itibaren dolmaya başladığını, yani biz bir ilişkiye girdiğimizde, o ilişkinin başında bu bardağın nereye kadar dolu olduğunun, eş seçiminde önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Duygusal bardaklar ancak ve ancak bir kimliğimiz, kişiliğimiz olduğunda dolmuş oluyor. Kendimizi doğru olarak tanımak, ne olup, ne olmadığımızı bilmekten bahsediyorum burada. Ben kimim, benim değerlerim neler, neye inanırım, nasıl bir yaşam şeklini hedefliyorum? Bu kadarı da yetmiyor duygusal bardakları doldurmya maalesef, kişinin cinsel kimliği, karyer hedefleri vb. gibi insanı insan yapan herşey dahil buna. Çok sağlıklı ailelerde büyütülmüş olsak bile “büyüyebilme”, “kimlik sahibi” olabilmek için onsekiz yaşımızdan , otuzlu yaşların ortalarına kadar ciddi bir çalışma, hummalı bir iş “büyümek”. Peki neden bazılarımız sağlıklı bir kimlik oluşturup, sağlıklı ilişkiler yaşayabilirken, bazılarımız bunu beceremiyor? Bu sorunun cevabı maalesef hepimizin içini karartacak kadar eskiye dayanıyor. Sağlıklı bir kimlik geliştirebilmek için Erikson’un psikolojik krizler dediği doğumdan yetişkinliğe uzanan birçok etabı başarılı bir şekilde atlatmak gerekiyor. Bebeklikte dünyaya temel bir güven geliştirememiş, anne-babadan ayrışamamış, tek başına birşeyler başlatmaktan aciz bireylerin ne duygusal bardakları dolu oluyor, ne de ilişkileri derin.
Bu yazıyı okuyan çoğumuzun “hiç de öyle değil, bu evlilikte doğru ve dürüst davranan benim, yanlış davranan o” dedğini duyar gibi oluyorum.Bunu açıklayabilmek için çok bağımsız, istediği gibi davranan bir erkekle, evinde oturan, çocuklarına bakan, sorumluluklarını yerine getiren bir kadının ilişkisini ele alalım. Gerek kadının, gerekse erkeğin davranış şekillerinden her ikisinin de “duygusal bardak” larının pek de dolu olduğunu söyleyemeyiz. Bir ilişkide ne kadar “bağımsız” biri varsa, kural olarak o kadar da “bağımlı” biri vardır.Bağımsız bireyler ne kadar duygusal olarak soğuk, hiç yardım istemeyen, herşeyi kendileri yapan, yanlız yaşarmışcasına ilişki götüren kişilerse, “bağımlı” olanlar da o kadar duygusal olarak düşkün, kendi yapabilecekleri şeylerde bile yardım isteyen, yanlız kalmaktan çok korkan, hatta yanlız kalamayan bireyler olurlar.Yani bir ilişkide sorun tek taraflı olamaz.
Yetişkin olabilmiş bireyler ilişkilerde karşı tarafın ne verebileceğini, yani onun “duygusal bardağının” ne kadar dolu olduğunu, bu dolulukla da ne kadar “derin” bir ilişki yaşanabileceğini bilir ve kabul ederler. Bunu bilip, kabul etmek birçok kavgayı, tartışmayı, güç oyunlarını dolayısı ile ilişkilerde yıpranmayı önleyebilir.“Duygusal bardaklarımız” her ne kadar da çocuklukta dolmaya başlasalarda onları doldurmaya yetişkin olarak da devam edebileceğimizi bilmek hem önemli, hem de umut vericidir. Bazen tek başına çıkılan bu bardak doldurma işlemi kişinin hayatını kolaylaştırsada da uzun soluklu ilişki ve evliliklerde ideal olanı eşlerin birlikte bu bardak doldurmalarıdır.
Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz
İlişkilerde Derinlik ve Duygusal Bardaklar
İlişkilerde Derinlik Nedir - Çiftler Arasında Duygusallık - Duygusallık Nedir
Yakın ve romantik bir ilişkinin kişiye vereceği haz, mutluluk, şüphesiz ki o ilişkinin derinliği- o ilişkiye bizim kattıklarımız ama karşılığında da o ilişkiden aldıklarımızla - ile ilişkilidir. Bu tanım biraz matematik formülü gibi gözükse de ilişkiler ve duygular söz konusu olduğunda verilen ve alınanın miktarları değil, bizim duygusal ve psikolojik olgunluğumuzun bu formülde ilişkinin nasıl olacağını belirleyen ana faktörler olduğunu söyleyebiliriz. Yani duygusal açıdan daha doyumlu, mutlu ve tatmin eden bir ilişki yaşayabilmek için o ilişkide bulunan kişilerin duygusal olgunlukları önemli rol oynar. Nasıl mı?
Uzun süreli ilişkilerde ve evliliklerde kişi hep karşı tarafın doğru davranmadığını, kendilerinin o ilişkide” sağlıklı”, karşı tarafın da “sağlıksız” olduğunu düşünme eğilimindedirler. John ve Linda Friel’e göre biz ancak ve ancak “duygusal bardağı” bizimkine eşit olan biriyle uzun soluklu bir ilişki kurabiliyoruz. Duygusal bardaklarımızın çocukluktan itibaren dolmaya başladığını, yani biz bir ilişkiye girdiğimizde, o ilişkinin başında bu bardağın nereye kadar dolu olduğunun, eş seçiminde önemli olduğunu söylemek gerekiyor. Duygusal bardaklar ancak ve ancak bir kimliğimiz, kişiliğimiz olduğunda dolmuş oluyor. Kendimizi doğru olarak tanımak, ne olup, ne olmadığımızı bilmekten bahsediyorum burada. Ben kimim, benim değerlerim neler, neye inanırım, nasıl bir yaşam şeklini hedefliyorum? Bu kadarı da yetmiyor duygusal bardakları doldurmya maalesef, kişinin cinsel kimliği, karyer hedefleri vb. gibi insanı insan yapan herşey dahil buna. Çok sağlıklı ailelerde büyütülmüş olsak bile “büyüyebilme”, “kimlik sahibi” olabilmek için onsekiz yaşımızdan , otuzlu yaşların ortalarına kadar ciddi bir çalışma, hummalı bir iş “büyümek”. Peki neden bazılarımız sağlıklı bir kimlik oluşturup, sağlıklı ilişkiler yaşayabilirken, bazılarımız bunu beceremiyor? Bu sorunun cevabı maalesef hepimizin içini karartacak kadar eskiye dayanıyor. Sağlıklı bir kimlik geliştirebilmek için Erikson’un psikolojik krizler dediği doğumdan yetişkinliğe uzanan birçok etabı başarılı bir şekilde atlatmak gerekiyor. Bebeklikte dünyaya temel bir güven geliştirememiş, anne-babadan ayrışamamış, tek başına birşeyler başlatmaktan aciz bireylerin ne duygusal bardakları dolu oluyor, ne de ilişkileri derin.
Bu yazıyı okuyan çoğumuzun “hiç de öyle değil, bu evlilikte doğru ve dürüst davranan benim, yanlış davranan o” dedğini duyar gibi oluyorum.Bunu açıklayabilmek için çok bağımsız, istediği gibi davranan bir erkekle, evinde oturan, çocuklarına bakan, sorumluluklarını yerine getiren bir kadının ilişkisini ele alalım. Gerek kadının, gerekse erkeğin davranış şekillerinden her ikisinin de “duygusal bardak” larının pek de dolu olduğunu söyleyemeyiz. Bir ilişkide ne kadar “bağımsız” biri varsa, kural olarak o kadar da “bağımlı” biri vardır.Bağımsız bireyler ne kadar duygusal olarak soğuk, hiç yardım istemeyen, herşeyi kendileri yapan, yanlız yaşarmışcasına ilişki götüren kişilerse, “bağımlı” olanlar da o kadar duygusal olarak düşkün, kendi yapabilecekleri şeylerde bile yardım isteyen, yanlız kalmaktan çok korkan, hatta yanlız kalamayan bireyler olurlar.Yani bir ilişkide sorun tek taraflı olamaz.
Yetişkin olabilmiş bireyler ilişkilerde karşı tarafın ne verebileceğini, yani onun “duygusal bardağının” ne kadar dolu olduğunu, bu dolulukla da ne kadar “derin” bir ilişki yaşanabileceğini bilir ve kabul ederler. Bunu bilip, kabul etmek birçok kavgayı, tartışmayı, güç oyunlarını dolayısı ile ilişkilerde yıpranmayı önleyebilir.“Duygusal bardaklarımız” her ne kadar da çocuklukta dolmaya başlasalarda onları doldurmaya yetişkin olarak da devam edebileceğimizi bilmek hem önemli, hem de umut vericidir. Bazen tek başına çıkılan bu bardak doldurma işlemi kişinin hayatını kolaylaştırsada da uzun soluklu ilişki ve evliliklerde ideal olanı eşlerin birlikte bu bardak doldurmalarıdır.
Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz