AloneLord
Genel Sorumlu
İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk-Sovyet İlişkileri
İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk-Sovyet İlişkileri
İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk-Sovyet İlişkileri
Türk Rus ilişkileri 1683 Viyana bozgunundan sonra Osmanlı aleyhine olmaya başlamıştır. Çar I. Petro döneminden itibaren Rusya’nın geleneksel yayılmacılık politikası Doğu Anadolu, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde olmuştur. Bilhassa en ağır baskıyı boğazlar üzerine yaparak sıcak denizlere ulaşmayı hedeflemiştir.
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya Karadeniz sahillerine ulaşmış ve Ortodoks tebayı himaye bahanesi ile Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme imkânı elde etmiştir.
XIX. Yüzyıldan itibaren Rusya Osmanlı Devleti’ni bölüp parçalamak için harekete geçmiştir. Bu amaçla Balkanlarda Panislavist bir politika izlemiştir. XIX. Yüzyılın sonlarından itibaren bir taraftan da Ermenileri kışkırtıp mevcut ortamdan faydalanarak Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme politikası takip etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı başlarında Osmanlı Devleti’nin tarafsız politikasına İtilâf Devletleri özellikle Rusya büyük önem vermiştir. Çünkü Osmanlı Devleti tarafsız olduğu sürece müttefiklerinden Boğazlar yolu ile yardım alabilecekti. Ancak Osmanlı Devleti savaşa girince bu imkân ortadan kalktığından dolayı müttefikleri Rusya’ya silâh ve malzeme sevkiyatı için Çanakkale Cephesi’ni açtılarsa da başarısız oldular.
Yardım alamayan Rusya’nın siyasî sosyal ve ekonomik sistemi 1917 ihtilâli ile yıkılmıştır. Rusya’da yönetimi ele geiren Bolşevikler Brest-Litovsk Antlaşması ile 3 Mart 1918 tarihinde savaştan çekildiler. Böylece Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan istifade ederek Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere inme plânı Çanakkale’de Mustafa Kemal’in üstün komuta gücü ve Türk askerînin direnişi sayesinde başarısız olmuştur.
Millî Mücadele döneminde TBMM’nin açılışından sonra yeni Türk Devleti ile Sovyetler Birliği arasında direk ikili ilişkiler başlamıştır. Birinci İnönü muharebesinin kazanılmasından sonra Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Millî Mücadele hareketinin başarıya ulaşacağını anlayan Sovyetler Birliği, 16 Mart 1921’de TBMM ile Moskova Antlaşması’nı imzalamıştır.
Türk Bağımsızlık Savaşı başarıya ulaşınca İtilâf Devletleri ile Türkiye arasında Lozan Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Boğazlardan Karadeniz’e geçen askerî gemilere sınırlamalar getirilmiş ve Milletler Cemiyeti güvencesinde Boğazların her iki tarafı askersizleştirilmiştir. Ayrıca Boğazlardan geçişi düzenlemek için bir kurul oluşturulacaktı. Boğazlarla ilgili bu düzenleme Sovyetler Birliği’ni tam memnun etmemiştir. Çünkü onlar Boğazlar rejiminin Karadeniz’e kıyısı olan devletlerce düzenlenmesini istemekteydiler.
17 Aralık 1925 Yılında Türkiye ile Rusya arasında yapılan Saldırmazlık ve Tarafsızlık Antlaşması ile iki ülke arasındaki ilişkiler 1933 yılına kadar dostane bir şekilde sürmüştür. 1934 Yılında Balkan paktının imzalanması sırasında Rusya’nın çıkardığı gereksiz güçlükler ve Türkiye’nin İtalya’dan çekinmesine rağmen Rusya’nın İtalya’yı desteklemesi iki ülke ilişkilerinin giderek soğumaya başlamasına neden olmuştur.
Dünyada meydana gelen askerî ve siyasî gelişmeler üzerine Türkiye’nin başvurusu ile Boğazlar meselesi yeniden görüşülmüş ve 20 Temmuz 1936 tarihinde Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Yapılan düzenleme ile Boğazlar Komisyonu kaldırılarak, Boğazların kontrolü ve güvenliği Türkiye’ye verilmiştir.
İtalya’nın Akdeniz’de yarattığı tehdit, Habeşistan’ı işgali, Mussoli’nin Asya’yı hedef alan emperyalist emelleri Türkiye’nin İngiltere ile olan ilişkilerini iyi tutmaya yöneltmiştir. Türkiye bu dönemde İtalya ve Alman tehlikesine karşı İngiltere ve Sovyet Rusya’ya dayanmak istemiştir. Ancak Türkiye’nin İngiltere ile bir deklarasyon imzalanmasına varacak kadar ilişkilerin gelişmesi Batılıların Almanya’nın kendisine saldıracağından endişelenen Rusya bu ilişkileri iyi karşılamamıştır. Böylece İngiltere Türkiye’nin dış politikasında önce İtalya’ya sonra da Sovyet Rusya’ya karşı bir dayanak olmuştur.Özellikle Almanya’nın Mart 1939’da Çekoslovakya’yı işgali ve doğuya doğru yayılma politikası Türkiye’yi endişelendirmiş ve Batı dünyasına yanaşmasına neden olmuştur.
Almanya’nın Polonya üzerindeki baskısının artması, Almanya ve İtalya’nın Balkanlardaki faaliyetlerini yakından takip eden Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile müzakerelere başlamasına neden olmuştur.
Türk-İngiliz-Fransız Deklarasyonu ve Sovyetler Birliği’nin Tutumu
İtalya’nın 1939 yılı Nisan ayında Arnavutluk’u işgali Türkiye’yi endişelendirmiştir. İtalya’nın bu saldırısı üzerine İngiltere ve Fransa 13 Nisan 1939’da Yunanistan ve Romanya’ya garanti vermiştir. Aynı garantinin Türkiye’ye de verilebileceğini söylemeleri üzerine Türkiye hemen kabul ederek, İngiltere ve Fransa ile müzakerelere başlamıştır.
Bu sırada Türkiye’nin endişelendiğini gören Almanya’nın Büyükelçisi Von Papen Türkiye’nin İngiltere ile olan müzakerelerinin bir ittifaka varmasına engel olmak ve Türkiye’nin tarafsızlığını sağlamak amacıyla hemen harekete geçmiştir. Almanya en kısa zamanda Türkiye’ye etkin garantiler vereceğini, Türk Dışişleri Bakanı Saraçoğlu’na bildirmiştir.
Bu arada Sovyet Dışişleri Bakanı Yardımcısı Potemkin ’ya gelmiş ve Türkiye tarafından iyi karşılanmıştır. Bu sırada Sovyet Dışişleri Bakanı Yardımcısı Almanya’ya karşı mukavemet edilmesini ve Batılılarla işbirliği edilmesini istemiştir. Zaten Türkiye’nin düşüncesi de bu yöndeydi. Bu görüşmelerle ilgili olarak Türkiye, Sovyetler Birliği’ni haberdar etmiştir. Türkiye’nin İngiltere ile 15 Nisanda başlayan müzakereleri 12 Mayıs 1939 tarihinde Türkiye’yi “Barış Cephesi”ne bağlayan bir deklarasyonun yayınlanması ile sonuçlanmıştır. Bu deklarasyona göre iki taraf kendi milli güvenlikleri için bir ittifak antlaşması imzalayacaklardı. Bu antlaşma imzalanıncaya kadar taraflar Akdeniz bölgesinde savaşa yol açabilecek bir saldırı halinde işbirliği yaparak birbirlerine her türlü yardımda bulunmaya hazırlanacaklardı. Ancak bu antlaşma ile deklarasyon hiçbir devlete karşı olmayacaktı. Ayrıca Türkiye ve İngiltere Balkanlarda güvenliğin sağlanmasının gerekliliğini ilân etmişlerdir.
Hatay sorununun çözülmesinden sonra Fransa ile de aynı şekilde bir deklarasyon 23 Haziran 1939 tarihinde yapılmıştır.
Sovyetler Birliği Türk-İngiliz deklarasyonunu iyi karşılamış ve basınında bu ittifakı öven yazılar yayınlamışlardır.
Almanya ve İtalya ise deklarasyona karşı tepki göstermişlerdir. Almanya, Türkiye’nin sipariş ettiği tüm savaş araç ve gereçlerinin gönderilmesini durdurmuştur. Bu sırada Mihver devletleri Türk-İngiliz ilişkilerinin hiç olmazsa gelişmesini önlemeye çalışmışlardır. Almanya’nın Büyükelçisi Von Papen bu deklarasyonun bir ittifaka varmasını önlemek için hükûmet üzerinde baskıda bulunmaya çalışmıştır. 22 Mayıs 1939 tarihinde Von Papen Alman-İtalyan ittifakının imzası dolayısıyla Berlin’e gittiği zaman İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Ciano’ya Türkiye’nin Almanya için önemine işaret ederek, İtalya’nın Oniki Ada’yı Türkiye’ye vermesi gerektiğini söylemiş ve Türkiye’yi İngiltere’ye yaklaştıran nedenin İtalya’nın Arnavutluk politikası olduğunu belirtmiştir. Özellikle Oniki Ada açısından Türk-İngiliz yakınlaşması İtalya’yı endişelendirmiştir.
Sovyetler Birliği ve Almanya’nın Türkiye’yi Kendi Taraflarına Çekme Çabaları
Türkiye savaş sırasında yayılmacı bir politika izlemediği halde kendisi yayılmacı politikaların hedefi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye birinci derecede Sovyetler Birliği’nin yayılmacılığından çekinmiştir. İkinci olarak da Almanya ve İtalya yayılmacılığından endişelenmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından Rusya’nın savaşa girdiği 22 Haziran 1941 tarihine kadar Türkiye ve Rusya ilişkileri açısından iki önemli konu vardır. Bunlar Rusya’ya karşı saldırı projesiyle, Rusya’nın Mihver devletleriyle Türkiye üzerinde pazarlıkları ve Balkan politikasıdır. İngiltere de bu sırada Türk-Rus ilişkilerini yakınlaştırmaya çalışmıştır.
Bu sırada Sovyetler Birliği ile İngiltere ve Fransa arasında da görüşmeler yapılmaktaydı. Ancak bu üç devlet arasındaki görüşmeler kısa süre içerisinde kesilmiştir. 23 Ağustos 1939’da Almanya-Sovyetler Birliği Dostluk Antlaşması yapılmıştır. Bu da Türkiye’yi ister istemez etkilemiştir. Çünkü Türkiye Sovyetler Birliği ile silâhlı bir çatışmaya sürüklenmek istemiyordu.
Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen Türkiye Sovyetler Birliği’nin Barış Cephesine katılacağına inanmıştı. 23 Ağustos Paktı ile Sovyetler Birliği Almanya ile diplomaside sıkı bir işbirliği içerisine girmiştir. Almanya Boğazların Batılılar tarafından kullanılmasından korktuğundan dolayı Sovyetler Birliği vasıtasıyla Türkiye’ye baskı yapmaya çalışmıştır. Sovyetler Birliği de Boğazların Batılıların eline geçmesini istemiyordu.
Sovyetler Birliği’nin 23 Ağustos 1939 tarihinde Almanya ile bir Saldırmazlık Paktı imzalaması ile Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin de katılacağı ümidi ile katıldığı “Barış Cephesi”nde Türkiye iki Batılı devlet ile yalnız kalmıştır.
Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki bu paktın imzalanmasından hemen sonra savaş başlamıştır. Almanya ile Sovyetler Birliği Polonya’yı, ayrıca Sovyetler Birliği Baltık ülkelerini işgal etmeye başlamıştır.
Bu gelişmeler sırasında Sovyetler Birliği’nin daveti üzerine bir dostluk antlaşması yapmak üzere Türk Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Genel Sekreter Yardımcısı Cevat Açıkalın ve Siyasî İşler Genel Müdürü Feridun Cemal Erkin’in içinde bulunduğu bir heyet 22 Eylül 1939’da Sovyetler Birliği’ne hareket etmiş ve 25 Eylül 1939’da Moskova’ya ulaşmıştır.
Bu sırada Türkiye’nin amacı İngiliz ve Rus dostluklarını bağdaştırmaktı. Rusya’nın amacı ise farklıydı. Çünkü Türkiye Almanya’yı çevreleyen pakta girmiş ve Rus-Alman Paktı 23 Ağustosta tamamlandıktan sonra da Almanya ısrarla Türkiye’nin tarafsızlığının sağlanması için Sovyet Hükûmetine baskıda bulunmuştur. Bu ziyaret sırasında Sovyetler Birliği’nin amacı Türkiye’yi “Barış Cephesi”nden ayırmaktı.
Türk Heyeti 26 Eylül 1939 tarihinde Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Molotov ile görüşmelere başlamıştır. Ancak görüşmelerde Sovyetler Birliği bir Türk-Sovyet Anlaşması yerine Möntrö Boğazlar Sözleşmesi üzerinde kendi lehlerine bazı değişiklikler yapılmasını istemişlerdir Ayrıca Türk-İngiliz-Fransız Üçlü Antlaşmasının Sovyetler Birliği’nin gelecekteki çıkarlarına aykırı olduğundan bu antlaşmadan da bazı değişiklikler yapılması istenmiştir. Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu Üçlü Andlaşma’nın parafe edilmiş olduğundan ve Boğazlar Sözleşmesinin ise uluslararası bir niteliğe sahip olması nedeniyle değiştirilmesinin mümkün olamayacağını söylemiştir.
Bu görüşmeler sırasında Alman Dışişleri Bakanı Von Ribbentrop da Moskova’ya gelince Türk-Sovyet görüşmelerine Almanya’nın etkisi de olmaya başlamıştır. Bunun üzerine Sovyetler Birliği, Türk-Sovyet görüşmelerini ertelemiştir. Molotov, Almanya Dışişleri Bakanı ile olan görüşmelerini öne alıp 28 Eylül 1939’da Sovyetler Birliği ile Almanya arasında yeni bir antlaşma ve gizli protokoller imzalanmıştır. Türk-Sovyet görüşmeleri 1 Ekim 1939’da yeniden başlamıştır. Görüşmelere Şükrü Saraçoğlu, Stalin ve Molotov katılmıştır. Sovyetler Birliği yine eski istekleri tekrarlamıştır.
Sovyetler Birliği Almanya’nın da etkisiyle Türkiye’ye eski şartları da içerisine alan bir antlaşma teklifi sunmuştur. Bu antlaşma şartlarından bazıları şöyleydi:
1. Barış ve savaş zamanında, Türkiye tarafsız veya savaşan olsun, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlere ait savaş gemilerinin Boğazlardan geçmeleri ve Karadeniz’e girmeleri söz konusu olduğu zaman her defasında Türk ve Sovyet Hükûmetleri birbirlerine danışacak ve birlikte karar vereceklerdir.
2. Türkiye, Montreux Sözleşmesi’nin 18. Maddesinde öngörülen tonajın beşte birini aşan, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerini Boğazlar’dan geçirmeyecektir.
3. Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin insani bir amaç ile Karadeniz’e gönderecekleri savaş gemilerini Boğazlar’a ve Karadeniz’e sokmayacaktır.
4. Muharip devletlere mensup olup, Milletler Cemiyeti Konseyinin kararı ile gönderilen savaş gemilerinin geçişi ancak Sovyetler Birliği’nin bu karara katılması halinde mümkün olacaktır.
5. Türkiye ve Sovyetler Birliği, aralarında önceden anlaşma sağlanmadan, Boğazlar’dan geçiş rejiminin değiştirilmesiyle ilgili hiçbir görüşmeye katılmayacaklardır.
Görüldüğü gibi bu önerilerle “boğazların ortak savunulması için bir paktın kurulması, Türkiye ile imzalanacak antlaşmanın Sovyetler Birliği’ni hiçbir şekilde Almanya ile silâhlı bir çatışmaya sürüklenmeyeceğini öngören Almanya lehine bir kaydın antlaşma metnine konulması, Montreux Sözleşmeleriyle Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine boğazların kapatılması, Sovyetler’in Baserabya’yı ve Bulgaristan’da Dobruca’yı ellerine geçirmeleri karşısında Türkiye’nin tarafsız kalması” istenmekteydi.
Sovyetler Birliği’nin bu tür istekleri Türkiye’nin güvenliğini ve bağımsızlığını ilgilendiren hususlardı. Bu nedenle de Sovyetler Birliği’nin sunduğu bu teklifleri Şükrü Saraçoğlu reddetmiş ve 17 Ekim 1939 tarihinde Moskova’dan ayrılmıştır. Böylece Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin yolları ayrılmıştır.
Bu görüşmeler Türk-Sovyet ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu döneme kadar Türkiye devamlı olarak Rusya’ya danışarak hareket etmiş ve Rusya’nın menfaatlerini devamlı olarak gözetmiştir.
Moskova’da yapılan görüşmelerden sonra Türkiye Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik politikasında büyük endişe duymaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin Boğazlar üzerindeki emelleri ve istekleri Türkiye’nin Boğazlar konusundaki politikasına ters düşüyordu.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 1 Kasım 1939 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 6. Dönem 1. Yasama yılını açış konuşmasında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında yapılan bu görüşmeleri aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir: “Malumunuz olduğu veçhile Hariciye vekilimiz, Sovyet Hükûmetinin misafiri olarak Moskova’da üç hafta kadar temas ve müzakerede bulundu. Bu müzakerelerden, eski dostumuz Sovyet İttihadile aramızda bugünkü mesud münasebetlerden daha ileri bir vaziyet ifa edecek bir anlaşma meydana geleceğini ümid etmiştik. Neticeye varmak için iktidarımızda bulunan bütün gayreti sarf etmiş ve bir an muvaffakiyetin elde edildiği anlayışına varmıştık. Buna rağmen, bizim menfaatimize olduğu kadar karşı tarafın menfaatine de muvafık olduğunu zannettiğimiz neticenin istihsali, bu defa mümkün olamamıştır. Bununla beraber, bilirsiniz ki, iki komşu memleket arasındaki dostluk kuvvetli esaslara müsteniddir. Bu devrin muvakkat icablarından doğan şartlar ve imkânsızlıklar, bu dostluğu ihlal etmemelidir. Biz mazide olduğu gibi atide de Türk-Sovyet münasebetlerinin dostane seyrini samimi olarak takib edeceğiz”.
İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türk-Sovyet İlişkileri
Türk Rus ilişkileri 1683 Viyana bozgunundan sonra Osmanlı aleyhine olmaya başlamıştır. Çar I. Petro döneminden itibaren Rusya’nın geleneksel yayılmacılık politikası Doğu Anadolu, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde olmuştur. Bilhassa en ağır baskıyı boğazlar üzerine yaparak sıcak denizlere ulaşmayı hedeflemiştir.
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya Karadeniz sahillerine ulaşmış ve Ortodoks tebayı himaye bahanesi ile Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme imkânı elde etmiştir.
XIX. Yüzyıldan itibaren Rusya Osmanlı Devleti’ni bölüp parçalamak için harekete geçmiştir. Bu amaçla Balkanlarda Panislavist bir politika izlemiştir. XIX. Yüzyılın sonlarından itibaren bir taraftan da Ermenileri kışkırtıp mevcut ortamdan faydalanarak Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme politikası takip etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı başlarında Osmanlı Devleti’nin tarafsız politikasına İtilâf Devletleri özellikle Rusya büyük önem vermiştir. Çünkü Osmanlı Devleti tarafsız olduğu sürece müttefiklerinden Boğazlar yolu ile yardım alabilecekti. Ancak Osmanlı Devleti savaşa girince bu imkân ortadan kalktığından dolayı müttefikleri Rusya’ya silâh ve malzeme sevkiyatı için Çanakkale Cephesi’ni açtılarsa da başarısız oldular.
Yardım alamayan Rusya’nın siyasî sosyal ve ekonomik sistemi 1917 ihtilâli ile yıkılmıştır. Rusya’da yönetimi ele geiren Bolşevikler Brest-Litovsk Antlaşması ile 3 Mart 1918 tarihinde savaştan çekildiler. Böylece Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan istifade ederek Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere inme plânı Çanakkale’de Mustafa Kemal’in üstün komuta gücü ve Türk askerînin direnişi sayesinde başarısız olmuştur.
Millî Mücadele döneminde TBMM’nin açılışından sonra yeni Türk Devleti ile Sovyetler Birliği arasında direk ikili ilişkiler başlamıştır. Birinci İnönü muharebesinin kazanılmasından sonra Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Millî Mücadele hareketinin başarıya ulaşacağını anlayan Sovyetler Birliği, 16 Mart 1921’de TBMM ile Moskova Antlaşması’nı imzalamıştır.
Türk Bağımsızlık Savaşı başarıya ulaşınca İtilâf Devletleri ile Türkiye arasında Lozan Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Boğazlardan Karadeniz’e geçen askerî gemilere sınırlamalar getirilmiş ve Milletler Cemiyeti güvencesinde Boğazların her iki tarafı askersizleştirilmiştir. Ayrıca Boğazlardan geçişi düzenlemek için bir kurul oluşturulacaktı. Boğazlarla ilgili bu düzenleme Sovyetler Birliği’ni tam memnun etmemiştir. Çünkü onlar Boğazlar rejiminin Karadeniz’e kıyısı olan devletlerce düzenlenmesini istemekteydiler.
17 Aralık 1925 Yılında Türkiye ile Rusya arasında yapılan Saldırmazlık ve Tarafsızlık Antlaşması ile iki ülke arasındaki ilişkiler 1933 yılına kadar dostane bir şekilde sürmüştür. 1934 Yılında Balkan paktının imzalanması sırasında Rusya’nın çıkardığı gereksiz güçlükler ve Türkiye’nin İtalya’dan çekinmesine rağmen Rusya’nın İtalya’yı desteklemesi iki ülke ilişkilerinin giderek soğumaya başlamasına neden olmuştur.
Dünyada meydana gelen askerî ve siyasî gelişmeler üzerine Türkiye’nin başvurusu ile Boğazlar meselesi yeniden görüşülmüş ve 20 Temmuz 1936 tarihinde Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Yapılan düzenleme ile Boğazlar Komisyonu kaldırılarak, Boğazların kontrolü ve güvenliği Türkiye’ye verilmiştir.
İtalya’nın Akdeniz’de yarattığı tehdit, Habeşistan’ı işgali, Mussoli’nin Asya’yı hedef alan emperyalist emelleri Türkiye’nin İngiltere ile olan ilişkilerini iyi tutmaya yöneltmiştir. Türkiye bu dönemde İtalya ve Alman tehlikesine karşı İngiltere ve Sovyet Rusya’ya dayanmak istemiştir. Ancak Türkiye’nin İngiltere ile bir deklarasyon imzalanmasına varacak kadar ilişkilerin gelişmesi Batılıların Almanya’nın kendisine saldıracağından endişelenen Rusya bu ilişkileri iyi karşılamamıştır. Böylece İngiltere Türkiye’nin dış politikasında önce İtalya’ya sonra da Sovyet Rusya’ya karşı bir dayanak olmuştur.Özellikle Almanya’nın Mart 1939’da Çekoslovakya’yı işgali ve doğuya doğru yayılma politikası Türkiye’yi endişelendirmiş ve Batı dünyasına yanaşmasına neden olmuştur.
Almanya’nın Polonya üzerindeki baskısının artması, Almanya ve İtalya’nın Balkanlardaki faaliyetlerini yakından takip eden Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile müzakerelere başlamasına neden olmuştur.
Türk-İngiliz-Fransız Deklarasyonu ve Sovyetler Birliği’nin Tutumu
İtalya’nın 1939 yılı Nisan ayında Arnavutluk’u işgali Türkiye’yi endişelendirmiştir. İtalya’nın bu saldırısı üzerine İngiltere ve Fransa 13 Nisan 1939’da Yunanistan ve Romanya’ya garanti vermiştir. Aynı garantinin Türkiye’ye de verilebileceğini söylemeleri üzerine Türkiye hemen kabul ederek, İngiltere ve Fransa ile müzakerelere başlamıştır.
Bu sırada Türkiye’nin endişelendiğini gören Almanya’nın Büyükelçisi Von Papen Türkiye’nin İngiltere ile olan müzakerelerinin bir ittifaka varmasına engel olmak ve Türkiye’nin tarafsızlığını sağlamak amacıyla hemen harekete geçmiştir. Almanya en kısa zamanda Türkiye’ye etkin garantiler vereceğini, Türk Dışişleri Bakanı Saraçoğlu’na bildirmiştir.
Bu arada Sovyet Dışişleri Bakanı Yardımcısı Potemkin ’ya gelmiş ve Türkiye tarafından iyi karşılanmıştır. Bu sırada Sovyet Dışişleri Bakanı Yardımcısı Almanya’ya karşı mukavemet edilmesini ve Batılılarla işbirliği edilmesini istemiştir. Zaten Türkiye’nin düşüncesi de bu yöndeydi. Bu görüşmelerle ilgili olarak Türkiye, Sovyetler Birliği’ni haberdar etmiştir. Türkiye’nin İngiltere ile 15 Nisanda başlayan müzakereleri 12 Mayıs 1939 tarihinde Türkiye’yi “Barış Cephesi”ne bağlayan bir deklarasyonun yayınlanması ile sonuçlanmıştır. Bu deklarasyona göre iki taraf kendi milli güvenlikleri için bir ittifak antlaşması imzalayacaklardı. Bu antlaşma imzalanıncaya kadar taraflar Akdeniz bölgesinde savaşa yol açabilecek bir saldırı halinde işbirliği yaparak birbirlerine her türlü yardımda bulunmaya hazırlanacaklardı. Ancak bu antlaşma ile deklarasyon hiçbir devlete karşı olmayacaktı. Ayrıca Türkiye ve İngiltere Balkanlarda güvenliğin sağlanmasının gerekliliğini ilân etmişlerdir.
Hatay sorununun çözülmesinden sonra Fransa ile de aynı şekilde bir deklarasyon 23 Haziran 1939 tarihinde yapılmıştır.
Sovyetler Birliği Türk-İngiliz deklarasyonunu iyi karşılamış ve basınında bu ittifakı öven yazılar yayınlamışlardır.
Almanya ve İtalya ise deklarasyona karşı tepki göstermişlerdir. Almanya, Türkiye’nin sipariş ettiği tüm savaş araç ve gereçlerinin gönderilmesini durdurmuştur. Bu sırada Mihver devletleri Türk-İngiliz ilişkilerinin hiç olmazsa gelişmesini önlemeye çalışmışlardır. Almanya’nın Büyükelçisi Von Papen bu deklarasyonun bir ittifaka varmasını önlemek için hükûmet üzerinde baskıda bulunmaya çalışmıştır. 22 Mayıs 1939 tarihinde Von Papen Alman-İtalyan ittifakının imzası dolayısıyla Berlin’e gittiği zaman İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Ciano’ya Türkiye’nin Almanya için önemine işaret ederek, İtalya’nın Oniki Ada’yı Türkiye’ye vermesi gerektiğini söylemiş ve Türkiye’yi İngiltere’ye yaklaştıran nedenin İtalya’nın Arnavutluk politikası olduğunu belirtmiştir. Özellikle Oniki Ada açısından Türk-İngiliz yakınlaşması İtalya’yı endişelendirmiştir.
Sovyetler Birliği ve Almanya’nın Türkiye’yi Kendi Taraflarına Çekme Çabaları
Türkiye savaş sırasında yayılmacı bir politika izlemediği halde kendisi yayılmacı politikaların hedefi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye birinci derecede Sovyetler Birliği’nin yayılmacılığından çekinmiştir. İkinci olarak da Almanya ve İtalya yayılmacılığından endişelenmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından Rusya’nın savaşa girdiği 22 Haziran 1941 tarihine kadar Türkiye ve Rusya ilişkileri açısından iki önemli konu vardır. Bunlar Rusya’ya karşı saldırı projesiyle, Rusya’nın Mihver devletleriyle Türkiye üzerinde pazarlıkları ve Balkan politikasıdır. İngiltere de bu sırada Türk-Rus ilişkilerini yakınlaştırmaya çalışmıştır.
Bu sırada Sovyetler Birliği ile İngiltere ve Fransa arasında da görüşmeler yapılmaktaydı. Ancak bu üç devlet arasındaki görüşmeler kısa süre içerisinde kesilmiştir. 23 Ağustos 1939’da Almanya-Sovyetler Birliği Dostluk Antlaşması yapılmıştır. Bu da Türkiye’yi ister istemez etkilemiştir. Çünkü Türkiye Sovyetler Birliği ile silâhlı bir çatışmaya sürüklenmek istemiyordu.
Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen Türkiye Sovyetler Birliği’nin Barış Cephesine katılacağına inanmıştı. 23 Ağustos Paktı ile Sovyetler Birliği Almanya ile diplomaside sıkı bir işbirliği içerisine girmiştir. Almanya Boğazların Batılılar tarafından kullanılmasından korktuğundan dolayı Sovyetler Birliği vasıtasıyla Türkiye’ye baskı yapmaya çalışmıştır. Sovyetler Birliği de Boğazların Batılıların eline geçmesini istemiyordu.
Sovyetler Birliği’nin 23 Ağustos 1939 tarihinde Almanya ile bir Saldırmazlık Paktı imzalaması ile Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin de katılacağı ümidi ile katıldığı “Barış Cephesi”nde Türkiye iki Batılı devlet ile yalnız kalmıştır.
Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki bu paktın imzalanmasından hemen sonra savaş başlamıştır. Almanya ile Sovyetler Birliği Polonya’yı, ayrıca Sovyetler Birliği Baltık ülkelerini işgal etmeye başlamıştır.
Bu gelişmeler sırasında Sovyetler Birliği’nin daveti üzerine bir dostluk antlaşması yapmak üzere Türk Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Genel Sekreter Yardımcısı Cevat Açıkalın ve Siyasî İşler Genel Müdürü Feridun Cemal Erkin’in içinde bulunduğu bir heyet 22 Eylül 1939’da Sovyetler Birliği’ne hareket etmiş ve 25 Eylül 1939’da Moskova’ya ulaşmıştır.
Bu sırada Türkiye’nin amacı İngiliz ve Rus dostluklarını bağdaştırmaktı. Rusya’nın amacı ise farklıydı. Çünkü Türkiye Almanya’yı çevreleyen pakta girmiş ve Rus-Alman Paktı 23 Ağustosta tamamlandıktan sonra da Almanya ısrarla Türkiye’nin tarafsızlığının sağlanması için Sovyet Hükûmetine baskıda bulunmuştur. Bu ziyaret sırasında Sovyetler Birliği’nin amacı Türkiye’yi “Barış Cephesi”nden ayırmaktı.
Türk Heyeti 26 Eylül 1939 tarihinde Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Molotov ile görüşmelere başlamıştır. Ancak görüşmelerde Sovyetler Birliği bir Türk-Sovyet Anlaşması yerine Möntrö Boğazlar Sözleşmesi üzerinde kendi lehlerine bazı değişiklikler yapılmasını istemişlerdir Ayrıca Türk-İngiliz-Fransız Üçlü Antlaşmasının Sovyetler Birliği’nin gelecekteki çıkarlarına aykırı olduğundan bu antlaşmadan da bazı değişiklikler yapılması istenmiştir. Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu Üçlü Andlaşma’nın parafe edilmiş olduğundan ve Boğazlar Sözleşmesinin ise uluslararası bir niteliğe sahip olması nedeniyle değiştirilmesinin mümkün olamayacağını söylemiştir.
Bu görüşmeler sırasında Alman Dışişleri Bakanı Von Ribbentrop da Moskova’ya gelince Türk-Sovyet görüşmelerine Almanya’nın etkisi de olmaya başlamıştır. Bunun üzerine Sovyetler Birliği, Türk-Sovyet görüşmelerini ertelemiştir. Molotov, Almanya Dışişleri Bakanı ile olan görüşmelerini öne alıp 28 Eylül 1939’da Sovyetler Birliği ile Almanya arasında yeni bir antlaşma ve gizli protokoller imzalanmıştır. Türk-Sovyet görüşmeleri 1 Ekim 1939’da yeniden başlamıştır. Görüşmelere Şükrü Saraçoğlu, Stalin ve Molotov katılmıştır. Sovyetler Birliği yine eski istekleri tekrarlamıştır.
Sovyetler Birliği Almanya’nın da etkisiyle Türkiye’ye eski şartları da içerisine alan bir antlaşma teklifi sunmuştur. Bu antlaşma şartlarından bazıları şöyleydi:
1. Barış ve savaş zamanında, Türkiye tarafsız veya savaşan olsun, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlere ait savaş gemilerinin Boğazlardan geçmeleri ve Karadeniz’e girmeleri söz konusu olduğu zaman her defasında Türk ve Sovyet Hükûmetleri birbirlerine danışacak ve birlikte karar vereceklerdir.
2. Türkiye, Montreux Sözleşmesi’nin 18. Maddesinde öngörülen tonajın beşte birini aşan, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerini Boğazlar’dan geçirmeyecektir.
3. Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin insani bir amaç ile Karadeniz’e gönderecekleri savaş gemilerini Boğazlar’a ve Karadeniz’e sokmayacaktır.
4. Muharip devletlere mensup olup, Milletler Cemiyeti Konseyinin kararı ile gönderilen savaş gemilerinin geçişi ancak Sovyetler Birliği’nin bu karara katılması halinde mümkün olacaktır.
5. Türkiye ve Sovyetler Birliği, aralarında önceden anlaşma sağlanmadan, Boğazlar’dan geçiş rejiminin değiştirilmesiyle ilgili hiçbir görüşmeye katılmayacaklardır.
Görüldüğü gibi bu önerilerle “boğazların ortak savunulması için bir paktın kurulması, Türkiye ile imzalanacak antlaşmanın Sovyetler Birliği’ni hiçbir şekilde Almanya ile silâhlı bir çatışmaya sürüklenmeyeceğini öngören Almanya lehine bir kaydın antlaşma metnine konulması, Montreux Sözleşmeleriyle Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine boğazların kapatılması, Sovyetler’in Baserabya’yı ve Bulgaristan’da Dobruca’yı ellerine geçirmeleri karşısında Türkiye’nin tarafsız kalması” istenmekteydi.
Sovyetler Birliği’nin bu tür istekleri Türkiye’nin güvenliğini ve bağımsızlığını ilgilendiren hususlardı. Bu nedenle de Sovyetler Birliği’nin sunduğu bu teklifleri Şükrü Saraçoğlu reddetmiş ve 17 Ekim 1939 tarihinde Moskova’dan ayrılmıştır. Böylece Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin yolları ayrılmıştır.
Bu görüşmeler Türk-Sovyet ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu döneme kadar Türkiye devamlı olarak Rusya’ya danışarak hareket etmiş ve Rusya’nın menfaatlerini devamlı olarak gözetmiştir.
Moskova’da yapılan görüşmelerden sonra Türkiye Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik politikasında büyük endişe duymaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin Boğazlar üzerindeki emelleri ve istekleri Türkiye’nin Boğazlar konusundaki politikasına ters düşüyordu.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 1 Kasım 1939 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 6. Dönem 1. Yasama yılını açış konuşmasında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında yapılan bu görüşmeleri aşağıdaki şekilde değerlendirmiştir: “Malumunuz olduğu veçhile Hariciye vekilimiz, Sovyet Hükûmetinin misafiri olarak Moskova’da üç hafta kadar temas ve müzakerede bulundu. Bu müzakerelerden, eski dostumuz Sovyet İttihadile aramızda bugünkü mesud münasebetlerden daha ileri bir vaziyet ifa edecek bir anlaşma meydana geleceğini ümid etmiştik. Neticeye varmak için iktidarımızda bulunan bütün gayreti sarf etmiş ve bir an muvaffakiyetin elde edildiği anlayışına varmıştık. Buna rağmen, bizim menfaatimize olduğu kadar karşı tarafın menfaatine de muvafık olduğunu zannettiğimiz neticenin istihsali, bu defa mümkün olamamıştır. Bununla beraber, bilirsiniz ki, iki komşu memleket arasındaki dostluk kuvvetli esaslara müsteniddir. Bu devrin muvakkat icablarından doğan şartlar ve imkânsızlıklar, bu dostluğu ihlal etmemelidir. Biz mazide olduğu gibi atide de Türk-Sovyet münasebetlerinin dostane seyrini samimi olarak takib edeceğiz”.