Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks, konusunda bu İçerik Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks

- Sadefan.com | Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks paylaşımı

serapmisali

Super Üye

Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks

Hz. Rabiatü’l Adeviyye (ks)

Hz. Rabiatü’l Adeviyye (ks)

Tabiin devrinde yaşamış Hak Dostlarının önde gelenlerinden olan ve gerek zaman bakımından gerekse mekân bakımından top yekûn bütün İslam âleminin kendisi ile iftihar ettiği ulular kafilesinin serdarlarından birisi olarak tarihe geçen yüce ruhlu bir kadın vardır:

Hayatını istikamet, ibadet, hayır, iffet ve fazilet dairesinde geçirmiş olması itibariyle kendisine, “Ümmü’l Hayr”, yani Hayırların Anası” lakabı verilen ve son derece akıllı ve dirayetli olan büyük bir kadın.


Hz. Rabia (ks), erkeklerin pek çoğunun hayret ve imrenmelerine ve bu yüzden de kendisine müracaat ederek pek çok hususta ders almalarına sebep olacak derecede yüksek hallere mazhar olduğu gibi, tazarru ve niyazın sembolü, tevekkül ve teslimiyetin timsali, aşk ve iştiyakın numunesi, akıl ve iradenin billurlaşmış şekli olduğundan ötürü, kendisine “Tacü’r-Rical”, yani “Erkeklerin Tacı” unvanı verilen fazilet abidesi büyük bir kadındır.


Onun bu derece yüksek bir liyakate hakkıyla sahip oluşunun en büyük şahidi, Süfyan Sevri, Hasan Basri ve Süleyman Darani gibi başımızın tacı olan birçok büyüklerin kendisiyle şartları dahilinde ve işin nezaketi içerisinde görüşmüş olmaları ve ondan ibret dersi almış olmalarıdır.


İşte bu mübarek kadının düşündürücü bir hali:


Erkeklere akıl dağıtan bu mübarek kadın yine akıllı ve imanlı olmanın gereği olarak zamanla dünya ile alakasını kesmiş ve kendisini, tamamen ebedi hayatla ilgili hususlara, özellikle de iştiyakıyla yanıp tutuştuğu Cenabı Hakk’ın Mukaddes cemalini seyredeceği o ebedi saadet anlarını düşünmeye ve o vuslat anları için hazırlık yapmaya vermişti. Öyle ki çevresinde cereyan eden bütün hadiseler onun İslam terbiyesiyle gereği gibi yetişmesine vesile olmakta, maddi ve manevi duygularını kamçılamakta ve en yüce gayeyi elde etme hususunda kendisini teşvik etmekteydi. Nitekim kendisi bu halini şöyle anlatıyor:


“Ben ne zaman ezan sesini duysam, kıyamet gününün ilan edilişini duyar gibi olurum. Ne zaman kar yağdığını görsem amel defterimin sayfalarının uçuşacağı anı hatırlarım. Ne zaman sıcakla karşılaş- sam mahşerin sıcaklığını ve hesap gününün hararetini hatırıma getirir ve erimeye başlarım.”


Evet, akıllı insan hesaba çekilmeden önce ikide bir kendini hesaba çeker ve ahirete eli boş gitmemek için sürekli olarak çırpınır durur.


Nitekim Hz. Rabia validemiz, kocası vefat edince, dünya işlerinin tümünden ilgisini kesmiş ve kendisini tamamen hayır ve hasenat işlerine, özellikle de Cenabı Hakk’a kulluğa vermişti.


Bir gün Hasan Basri Hazretleri, çok hayati bir konuda konuşmak üzere Hz. Rabia’nın yanına geldiğinde, Hz. Rabia ona şöyle demişti:


“Ey Hasan, Kadının aklıyla nefsanî arzuları arasındaki orantı nedir? Şayet erkeğin aklı ve nefsanî arzularıyla kıyas edilecek olursa, neticesi hakkında fikriniz ve görüşünüz nasıldır?”


Hasan Basri hazretleri bu soruya şu cevabı verdi:


“Kadının aklı nefsanî arzularının yanında onda bir kadardır. Kadının heva ve heveslerine meyli akli melekelerin- den dokuz misli daha baskındır. Erkeklere gelince erkeklerin aklı dokuz, fakat nefsanî arzuları akıllarına kıyasla birdir.”


Hasan Basri’nin bu cevabı karşısında Hz. Rabia’nın verdiği cevap onun ne derece akıllı ve iradeli ve ne derece Hak Dostu olduğunu göstermesi bakımından gerçekten çok düşündürücüdür.

Hz. Rabia (ks) şöyle cevap vermişti:


“Ben bir iple dokuz köpeği bağlamaya güç getirirken, siz erkeklerin dokuz iple bir köpeği koruyamayışınıza doğrusu çok hayret ediyorum.”


İşte akıllı insan, işte akıllı kadın ve işte akıllı erkeklerin kendisinden akıl dilendiği Yüce Hak Dostu.


Nitekim, Hasan Basri hazretleri aldığı bu hikmet dolu cevap karşısında akıl göz yaşlarını tutamamış, hıçkıra hıçkıra ağlamış ve “Bu öğüt bana yeter.” diyerek oradan ayrılıp gitmişti.


Evet, akıllı bir insan, nefsin ve şeytanın arkasından gidip de kıymetli ve değerli ömrünü kadın ve servet, makam ve şöhret gibi sonu gelmez bir kısım heves ve arzular peşinde harcamaz. Çünkü bütün bunlar suni ve fani şeylerdir. Dolayısıyla bunlar için yapılan bütün harcamalar da fanidir ve bu tür harcamalar ne yazık ki er-geç karşılıksız olarak heba olup gidecektir.


Hem bunları bilen bir mümin aklını kullanır, aklıyla işin akıbetini görür, iradesini iyice sağlamlaştırır da, geçici olan şeylerin arkasına merakla takılıp gitmez ve güzelim ömrünü faydasız şeylerle heder etmez. Evet, akıllı ve kâmil bir insan, kalbini yok olmaya mahkûm olan fani şeylere değil; sürekli ve kesintisiz olan baki şeylere çevirir de, ebetle tatmin olmaya ve ebetle huzur bulmaya çalışır.

Bu husustaki sözlerimizi muhtereme validemiz Rabia Hatun’un şu iman, ihlâs, tazim, teslimiyet, akıl, aşk ve iştiyak dolu münacatıyla bitirelim:


Allah’ım! Benim Seninle olan aram bozulmasın da, isterse bütün âlemle aram bozuk olsun. Benim seninle olan irtibatım ve alakam yerinde ve sağlam olduktan sonra, başka şeylere hiç mi hiç değer vermem.


Allah’ım! Bana dünyada nasip ettiğin bütün nimetleri dünyayı çok seven kâfir kullarına ver. Bana Cennette takdir edip ihsan edeceğin nimet ve lezzetleri de asi olan mümin kullarına ver. Bana gelince, ben Senden sadece Senin Lika ve Cemal-i Kemalinle müşerref olmayı (rüyetini) talep ediyorum. Bana da Cemalinle müşerref olma nimet ve lezzetini ihsan eyle.


İşte iman, işte gerçek akıbeti gören akıl, işte nefsi terbiye ve ıslah etmenin yolu ve işte Yüce Mevla’ya karşı duyulan ve duyulması gereken aşk ve iştiyak.
 
Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks dini konular ve bilgiler, Hz. Rabiatü’l Adeviyye ks ile inanç ve ibadet hakkında detaylı içerikler sunuluyor.
Geri
Üst