KlaS
Admin
Hüzün Dalgaları 6
Hüzün Dalgaları 6
Hüzün Dalgaları 6
Hüzün Dalgaları 6 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
“Senin cevap vermediğin soruma, kendim cevap vereyim o zaman. Evet, ben adam öldürdüm. O yüzden buradayım. Kimi öldürdüm biliyor musun ? Sevdiğim adamı. Kocamı, aşkımı, ömrümü adadığım adamı… Onun için kendimi hiçe sayan ben, çok sevdiğim adamı öldürdüm. Çok sevmiştim onu. Hem de çok… “
Bunları söylerken, gayri ihtiyari yüzüne baktım. Gözleri dolmuş ve nefes alırken güçlük çeker gibi bir hali vardı. Meraklanmıştım. Onun yaşadıklarını öğrenme merakı sarmıştı. Beti benzi de atmıştı. Korkmuştum onun o halinden. Hemen ayağa kalktım ve ona bir bardak su getirdim telaşla. Eline verdim. Bardaktaki suyu, dudaklarına götürdü ve yudumlayarak içti. Su bittiğinde, epey rahatlamış, yüzü de normale dönmüştü. Ben de rahatlamıştım.
“ Korktun mu ? Betin benzin attı. Yarım kaldığım yerden, anlatmaya başlayacağım hikayeye merak etme. Nerde kalmıştım ? Ha, tamam. Hatırladım şimdi. Yaşlılık işte kızım. İnsan yaşlanınca, her şeyi unutuyor. Onunla, aşk evliliği yapmıştım. Modern ve gelir olarak da, orta halin üzerinde, bir ailenin kızıydım. Babamın, büyük bir şirketi vardı. O yüzden de, genç kızlığım lüks içinde geçmişti. O zamanlar, sosyal hayat daha farklıydı.Partiler, müzikli gece toplantıları yapardık.Önce arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz, sonra aşka dönüştü. Hep bir aradaydık. Bir arada olduğumuz zamanlar, ikimize de yetmiyordu artık. Ailelerimiz de onay verince, bin dokuz altmış beş yılında, güzel ve şatafatlı bir düğünle evlendik. Onun ailesi de zengindi. Her yönden eşit durumdaydık. Üstelik, onun ailesi ile benim ailem aile dostlarıydı. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda yaşayıp gidiyorduk. Mutluyduk. Ben, İngiliz Dili ve Edebiyatını okumuş ve hatta yurtdışında da mastırımı da yapmıştım. Ertan ise Ekonomi üzerinde eğitim almıştı. İşi de hazır olduğundan, babasının yerine, şirketteki yerine yerleşmişti. Ben, evin tek çocuğuydum. Dolayısıyla, ailemin de tek varisiydim. Annem ve babam, benim geleceğimle ilgili yaptıkları birikimlerle, beni garantiye almışlardı.
Birbirimizi çok seviyorduk. Kısa bir balayının ardından, o işinin başına dönmüştü. Ben de, alışmaya çalıştığım yeni evime. En çok da o zamanlar mutlu olmuştum. Serhat bana çok değer veriyor ve hiç beklemediğim zamanlarda bana sürprizler yapıyordu. Yaptığı ilginç sürprizler, beni mutlu ediyor, çok daha fazla bağlanıyordum ona. Hayatımın, yaşamamın sebebiydi o. O işyerine gidince sıkılıyordum. Evde, bize hizmet edecek bir hizmetçi olduğu için de, ev işleri ile de uğraşmıyordum. Çevremdeki insanlar ile ara ara buluşuyorduk ama çok fazla da hoşlanmıyordum açıkçası. Çoğunu çok yapay olduklarını düşünmeye başlamıştım. Onların, birbirlerinin arkasından yaptıkları dedikodular da hoşuma gitmiyordu üstelik. Boş şeylerle uğraştıklarını düşünsem de, onları uyaramıyordum. Bir süre sonra da, çalışmaya karar vermiştim. Ne iş yapabilirim diye düşünmeye başlamıştım. Şirkette çalışmam mümkün değildi. Bana göre bir iş olacağını düşünmüyordum. Yine de ona bu düşüncemi açmış ve “ Hayır, olmaz “ Cevabını almıştım. Nedenlerini, gerekçelerini de belirtmemişti üstelik. Sadece söylediği tek şey, “ İhtiyacımız mı var sevgilim. Otur evinde, ben öyle istiyorum “ olmuştu.
Kafama koymuştum. Onca yıl emek verdiğim eğitim hayatım, onun isteğine göre heba olamazdı. Yine de üstüne gitmedim. Onu kırmak, üzmek ve incitmek istemiyordum. Ben de, kendi dalımda bir şeyler yapacaktım. Bir gün, dışarıya çıktığımda, yayınevlerini dolaştım. Evde yapabileceğim tek işti belki de. İngilizceyi çok iyi biliyordum. Pekala da, yayınlanacak kitapları Türkçeye çevirebilirdim. Gittiğim yayınevleri, benden adres alarak, bana döneceklerini söylemişlerdi. Bu işte deneyimim yoktu fakat diplomam yeterli olacaktı. Bundan emindim. Üstelik, kitap okumayı sevmem de bana avantaj sağlayacaktı. Devamlı okuyordum. Kitap okumak beni rahatlatıyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum bile. Onun gelmesine, hazırlanıyor ve kapıda bekliyordum. Yorgun bir şekilde gelen Serhat, dört dörtlük hazırlattığım sofranın büyüsüne kapılıyor, unutuveriyordu yorgunluğunu. Müzik eşliğinde, baş başa yediğimiz yemeğin sonunda, birbirimize kenetlenmiş bir halde dans ederken,kalplerimizin atışlarıyla konuşuyorduk sanki.
Velhasıl çok mutluydum. Mutluyduk o zamanlar. Hep de öyle kalacağız sanmıştım. Bir süre sonra, bir yayınevi tarafından, görüşmeye çağrılmıştım. Heyecanla hazırlandım ve görüşmeye gittim. Görüşmenin sonunda, anlaşmış ve sözleşme imzalamıştım. Bu konudan, ona bahsetmemeye karar vermiştim. Kabul etmeyeceğini biliyordum. Beyaz bir yalandı. Gündüz, o gelene kadar boş vaktim vardı ve ben bu şekilde değerlendirecektim. Verilen ilk işimi de alarak evime döndüm. Çalışma odamda, saatlerce çalışıyor, onun gelmesine zor yetişiyordum. Kısa sürede de, vaktinden önce bitirmiştim. Son kontrollerimi de yapıp zamanında teslim etmek için can atıyordum.
Ertan’ da son günlerde, bir değişiklik vardı. Bir türlü çözemiyordum. Yorgun da olsa gülen adam, gülmez olmuştu. Bana da ilgi göstermez olmuştu. Sebebini sorduğumda da, mazeretler buluyordu. Bu mazeretler, bana hiç inandırıcı gelmiyordu. Daha çok şüpheye düşüyor, kafamda, senaryolar üretiyordum. Çok konuşmayı sevmediğini bilmeme rağmen, hiç konuşmuyor olması beni daha çok huzursuz ediyordu. Gözleri dalıp dalıp gidiyor, bedeni benimle olmasına rağmen, ruhu sanki başka diyarlardaydı.
Nermin Kaçar
Hüzün Dalgaları 6
Hüzün Dalgaları 6 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
“Senin cevap vermediğin soruma, kendim cevap vereyim o zaman. Evet, ben adam öldürdüm. O yüzden buradayım. Kimi öldürdüm biliyor musun ? Sevdiğim adamı. Kocamı, aşkımı, ömrümü adadığım adamı… Onun için kendimi hiçe sayan ben, çok sevdiğim adamı öldürdüm. Çok sevmiştim onu. Hem de çok… “
Bunları söylerken, gayri ihtiyari yüzüne baktım. Gözleri dolmuş ve nefes alırken güçlük çeker gibi bir hali vardı. Meraklanmıştım. Onun yaşadıklarını öğrenme merakı sarmıştı. Beti benzi de atmıştı. Korkmuştum onun o halinden. Hemen ayağa kalktım ve ona bir bardak su getirdim telaşla. Eline verdim. Bardaktaki suyu, dudaklarına götürdü ve yudumlayarak içti. Su bittiğinde, epey rahatlamış, yüzü de normale dönmüştü. Ben de rahatlamıştım.
“ Korktun mu ? Betin benzin attı. Yarım kaldığım yerden, anlatmaya başlayacağım hikayeye merak etme. Nerde kalmıştım ? Ha, tamam. Hatırladım şimdi. Yaşlılık işte kızım. İnsan yaşlanınca, her şeyi unutuyor. Onunla, aşk evliliği yapmıştım. Modern ve gelir olarak da, orta halin üzerinde, bir ailenin kızıydım. Babamın, büyük bir şirketi vardı. O yüzden de, genç kızlığım lüks içinde geçmişti. O zamanlar, sosyal hayat daha farklıydı.Partiler, müzikli gece toplantıları yapardık.Önce arkadaşlıkla başlayan ilişkimiz, sonra aşka dönüştü. Hep bir aradaydık. Bir arada olduğumuz zamanlar, ikimize de yetmiyordu artık. Ailelerimiz de onay verince, bin dokuz altmış beş yılında, güzel ve şatafatlı bir düğünle evlendik. Onun ailesi de zengindi. Her yönden eşit durumdaydık. Üstelik, onun ailesi ile benim ailem aile dostlarıydı. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda yaşayıp gidiyorduk. Mutluyduk. Ben, İngiliz Dili ve Edebiyatını okumuş ve hatta yurtdışında da mastırımı da yapmıştım. Ertan ise Ekonomi üzerinde eğitim almıştı. İşi de hazır olduğundan, babasının yerine, şirketteki yerine yerleşmişti. Ben, evin tek çocuğuydum. Dolayısıyla, ailemin de tek varisiydim. Annem ve babam, benim geleceğimle ilgili yaptıkları birikimlerle, beni garantiye almışlardı.
Birbirimizi çok seviyorduk. Kısa bir balayının ardından, o işinin başına dönmüştü. Ben de, alışmaya çalıştığım yeni evime. En çok da o zamanlar mutlu olmuştum. Serhat bana çok değer veriyor ve hiç beklemediğim zamanlarda bana sürprizler yapıyordu. Yaptığı ilginç sürprizler, beni mutlu ediyor, çok daha fazla bağlanıyordum ona. Hayatımın, yaşamamın sebebiydi o. O işyerine gidince sıkılıyordum. Evde, bize hizmet edecek bir hizmetçi olduğu için de, ev işleri ile de uğraşmıyordum. Çevremdeki insanlar ile ara ara buluşuyorduk ama çok fazla da hoşlanmıyordum açıkçası. Çoğunu çok yapay olduklarını düşünmeye başlamıştım. Onların, birbirlerinin arkasından yaptıkları dedikodular da hoşuma gitmiyordu üstelik. Boş şeylerle uğraştıklarını düşünsem de, onları uyaramıyordum. Bir süre sonra da, çalışmaya karar vermiştim. Ne iş yapabilirim diye düşünmeye başlamıştım. Şirkette çalışmam mümkün değildi. Bana göre bir iş olacağını düşünmüyordum. Yine de ona bu düşüncemi açmış ve “ Hayır, olmaz “ Cevabını almıştım. Nedenlerini, gerekçelerini de belirtmemişti üstelik. Sadece söylediği tek şey, “ İhtiyacımız mı var sevgilim. Otur evinde, ben öyle istiyorum “ olmuştu.
Kafama koymuştum. Onca yıl emek verdiğim eğitim hayatım, onun isteğine göre heba olamazdı. Yine de üstüne gitmedim. Onu kırmak, üzmek ve incitmek istemiyordum. Ben de, kendi dalımda bir şeyler yapacaktım. Bir gün, dışarıya çıktığımda, yayınevlerini dolaştım. Evde yapabileceğim tek işti belki de. İngilizceyi çok iyi biliyordum. Pekala da, yayınlanacak kitapları Türkçeye çevirebilirdim. Gittiğim yayınevleri, benden adres alarak, bana döneceklerini söylemişlerdi. Bu işte deneyimim yoktu fakat diplomam yeterli olacaktı. Bundan emindim. Üstelik, kitap okumayı sevmem de bana avantaj sağlayacaktı. Devamlı okuyordum. Kitap okumak beni rahatlatıyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum bile. Onun gelmesine, hazırlanıyor ve kapıda bekliyordum. Yorgun bir şekilde gelen Serhat, dört dörtlük hazırlattığım sofranın büyüsüne kapılıyor, unutuveriyordu yorgunluğunu. Müzik eşliğinde, baş başa yediğimiz yemeğin sonunda, birbirimize kenetlenmiş bir halde dans ederken,kalplerimizin atışlarıyla konuşuyorduk sanki.
Velhasıl çok mutluydum. Mutluyduk o zamanlar. Hep de öyle kalacağız sanmıştım. Bir süre sonra, bir yayınevi tarafından, görüşmeye çağrılmıştım. Heyecanla hazırlandım ve görüşmeye gittim. Görüşmenin sonunda, anlaşmış ve sözleşme imzalamıştım. Bu konudan, ona bahsetmemeye karar vermiştim. Kabul etmeyeceğini biliyordum. Beyaz bir yalandı. Gündüz, o gelene kadar boş vaktim vardı ve ben bu şekilde değerlendirecektim. Verilen ilk işimi de alarak evime döndüm. Çalışma odamda, saatlerce çalışıyor, onun gelmesine zor yetişiyordum. Kısa sürede de, vaktinden önce bitirmiştim. Son kontrollerimi de yapıp zamanında teslim etmek için can atıyordum.
Ertan’ da son günlerde, bir değişiklik vardı. Bir türlü çözemiyordum. Yorgun da olsa gülen adam, gülmez olmuştu. Bana da ilgi göstermez olmuştu. Sebebini sorduğumda da, mazeretler buluyordu. Bu mazeretler, bana hiç inandırıcı gelmiyordu. Daha çok şüpheye düşüyor, kafamda, senaryolar üretiyordum. Çok konuşmayı sevmediğini bilmeme rağmen, hiç konuşmuyor olması beni daha çok huzursuz ediyordu. Gözleri dalıp dalıp gidiyor, bedeni benimle olmasına rağmen, ruhu sanki başka diyarlardaydı.
Nermin Kaçar