KlaS
Admin
Hüzün Dalgaları 10
Hüzün Dalgaları 10
Hüzün Dalgaları 10
Hüzün Dalgaları 10 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
İçimdeki umut ışığı bir yanmış, sonraki günlerde, yavaş yavaş sönmeye başlamıştı. Hiç kimseden, o konuda bir haber alamamanın sıkıntısını çekiyordum. En çok beni şaşırtan şey, ailemin o avukatı tutmak için parayı nereden bulduğuydu. Üvey annemin ve babamın, benim için böyle bir fedakarlığı yapabileceklerine ihtimal veremiyordum. Hapishaneye girdiğimden o zamana kadar, yanıma ancak; bir iki kez gelmişlerdi. Onda da, fazla konuşmamıştık. Ne değişmişti ? Bunları düşünüyor fakat cevabını bir türlü bulamıyordum.
Çok sıkılıyordum. Alışmasına alışmıştım oraya fakat vakit geçmiyordu. İçimden “ Bir şeyler yapmalıyım. Kendime, beni oyalayacak bir uğraşı bulmalıyım “ Diye geçiriyordum. O günlerdi. Gardiyanlardan birisi koğuşa geldi. İçeriye girer girmez, sesler kesilmişti. Katı bir duruşu vardı. Yüzünde, gülümsemeye dair bir ifade de yoktu. Sadece, işini yapan bir memur tavrıyla , bize baktı ve ;
“ Hapishanemizde, daha önce açılmış olan atölyelere ilaveten, yeni bir atölye açılıyor. Bu açılan atölye, resim atölyesi olacak. İçinizden, buraya katılmak isteyenler varsa, bize bildirecekler. Burada, yaptığınız tablolar hem hapishaneye gelir sağlamış olacak, hem de sizin vakit geçirmenize yardımcı olacak. Yarın, tekrar geldiğimde, katılacakların listesini oluşturacağım. Sormak istediğiniz bir şey var mı ? “
Tam da, uğraşacak bir şey ararken, bu atölyenin açılması beni rahatlatmıştı. Resim yeteneğimin olduğunu düşünürdüm her zaman. Elime aldığım kağıt parçalarına, kurşun kalem ile hayalimde ne varsa resmederdim. Bu bazen, kardeşlerim olurdu, bazen de hayalimdeki herhangi bir varlık. Bu, benim için bulunmaz bir fırsattı. O gece, heyecandan uyuyamamıştım. Ertesi günü, sabırsızlıkla bekliyordum. En azından, orada yeteneklerimi ortaya çıkaracaktım. Fırça darbeleriyle, içimde kopan fırtınaları, bir nebze olsun atmaya çalışacaktım.
Öğleye doğru, gardiyan koğuşa gelmiş ve listeyi hazırlamak için, eline kalem ve kağıdı almıştı. Ben ise en öndeydim. İlköğretimde okuyan bir çocuğun heyecanı ile adımı yazdırmak için bekliyordum.
“ Kimler katılıyor ? “ Sorusunun ardından hemen,
“ Güler “ Demiştim. Benden başka üç kişi daha talip olmuştu bu işe. Diğerleri , biraz dinledikten sonra kaldıkları yerden devam etmeye başlamışlardı konuşmalarına. Şaşıyordum onlara. Çok fazla konuşacakları sosyal bir alanda bulunmamalarına rağmen, hiç durmadan, saatlerce konuşacak konuyu nerden buluyorlardı. Hoş, çok da zor değildi aslında, geçmişte yaşadıkları, anıları, aşkları, hayal kırıklıkları, birbirleri hakkında yaptıkları dedikodu…
Ertesi gün, heyecanla ve daha dinç bir şekilde kalktım yatağımdan. Gideceğim yer de, aynı hapishanenin içinde olmasına rağmen, sanki bir kuşun özgürlüğüne kavuşma anlarını yaşıyordum. Üstelik, orada kalacağım zamanlar, bana değişiklik yaratacaktı. Gardiyanın arkasında, tıpkı ördek yavruları gibiydik. Onu takip ediyorduk. Sonra o, büyükçe bir salona girdi. Biz de arkasından içeriye girdik. O güne kadar hiç görmediğim, adının tuval olduğunu sonradan öğrendiğim, tahta bacakları olan şeyleri gördüm. Diğer koğuşlardan da gelen, başka mahkumlarla, sayımız, yirminin üzerindeydi. Kendini tanıtan resim öğretmenimiz Mithat Bey’ in resimle ilgili anlattıklarını, merakla dinlemeye başlamıştım.
Günlerim, eskisi kadar sıkıcı geçmiyordu. Sadece, Pamuk Ninemde, bir tuhaflık hissetmeye başlamıştım. İçine kapanmıştı sanki. Gözleri dalıyordu sürekli. Düşünceli bir hali vardı. Çok fazla da konuşmuyordu benimle. Önce, onu ihmal ettiğimi düşünerek, daha fazla ilgilenmeye çalışıyordum. Bu durumun, benimle ilgisi olmadığına karar vermiştim. İçsel bir sorunu vardı ve ilk kez benimle paylaşmaktan kaçınıyordu. Onu kaybetmekten çok korkuyordum. Son zamanlarda, sağlığının iyi gitmediğini gördüğümde, endişelerim de daha fazla artıyordu. O benim annemin yerine koyduğum bir insandı. Onun varlığı, bana güç veriyordu sanki.
“ Pamuk Ninem, neyin var ? Hasta mısın? Canın bir şeye mi sıkıldı ?Sizi kıracak bir şey mi yaptım yoksa ? “
“ Hayır kızım. Ben iyiyim. Sen canını sıkma. Hiçbir şeyim yok. Biraz rahatsızım son günlerde. Yaşlılıktan olacak. Sen, beni kıracak bir şey yapamazsın ki ! Nereden çıkardın bu kuruntuları. Benim hiç çocuğum olmadı. Olmayan çocuğumun yerine koydum seni. Senin varlığın yetiyor bana. Aklına böyle şeyler getirme. Geçer. Düzelirim yakında. Bu arada, resim çalışmaların nasıl gidiyor ? Seni, böyle mutlu görünce, çok seviniyorum yavrum. Devam et. Zevk aldığın şeylerle uğraşmak, insanı mutlu eder. Sakın vazgeçme! Tamam mı ? Söz ver bana. “
“ Evet, çok mutluyum. Kendimde var olan yeteneklerimi keşfediyorum. Tuvale çizdiğim şeyler, beni rahatlatıyor. Sıkıntılarımı alıp, götürüyor. Tabii ki devam edeceğim. Söz veriyorum sana. Hatta, biraz daha kendimi geliştirdikten sonra, senin resmini yapacağım. “
“ Çok sevinirim kızım. Benden, sana bir hatıra kalır. Bugün varız, yarın belki de olmayacağız.Senin, buradan çıkışını görmek istiyorum. En büyük dileğim bu. Sabır yavrum. “
“ Göreceksin Pamuk Ninem, inşallah göreceksin. Allah, o kadar büyük ki, mutlaka gösterecektir bize, adaleti, doğruluğu. “
Onun konuşmaları bana, sakinleştirici ilaç etkisi gösteriyordu sanki. Konuşmaya başladığında da, epey bir konuşuyordu benimle.
Resimde, epey bir ilerlemiştim. Öğretmenim, benim yaptığım tabloları çok beğeniyordu. Artık Pamuk Ninemin resmini çizeceğim zaman gelmişti. Fakat, tek istediğim şey, onu doğal haliyle resmetmekti. Bunu yapmanın yollarını arayıp, duruyordum. En sonunda, en doğal halinin, uyurken olduğuna karar vermiştim. Onun uyuduğuna karar verdikten sonra, yanımda izin alarak getirdiğim malzemeler ile başucundaydım. Karakalem ile taslağını çizdiğim tabloyu,sabahın ilk ışıklarıyla, yatağımın başına koyup uyumuştum.
Heyecanla üzerinde çalıştığım tablo, sonunda bitmişti. İlk kez, bana ait bir eser vardı karşımda. Pamuk Nineme vermek için sabırsızlanıyordum. Onun, yüzündeki ifadeyi çok merak ediyordum daha çok. Hediye paketi bulamadığım için, arkama sakladığım tabloyla yanına yaklaştım.
“ Pamuk Nine ! Gözlerini kapatabilir misin lütfen ! “
Dediğimi yaptı ve gözlerini kapattı. Elimdeki tabloyu ona verdim. Eliyle, ne olduğunu anlamak ister gibi yokladı önce ve gözlerini açtı. Öylece kaldı. Gözlerinde biriken yaşlar inmeye başlamıştı. Sonra hiçbir şey söylemeden, bana sarıldı. O şekilde, epey bir süre kaldık. Sonra bana döndü ve;
“ Kızım, hayatımda aldığım, en değerli ve anlamlı hediyeydi. Teşekkür ediyorum. Beni hiç unutma. Benim ölümümden sonra da, sen alacaksın bu tabloyu. Vasiyetimdir. “
“ Beğendiniz mi gerçekten ? Çok mutlu oldum. “
Bu olayın ardından, on beş gün geçmişti. İdareden çağrıldım. Merakla,bir önceki odaya girdim. İçeride, daha önce gelen avukatım vardı. Heyecanlanmıştım. Merakla, onun konuşmasını bekliyordum. Avukatın yüzünde, sevinçli bir ifade vardı.
“ Gözünüz aydın Güler Hanım. Çok güzel gelişmeler var sizinle ilgili. Sizinle görüştükten sonra, biraz daha araştırma yaptım. Eski patronunuzla görüştüm. Onun da, siniri geçtikten sonra kafasında, bazı soru işaretleri oluşmuş. Sonra da, senin son sözlerin, onun çok ilgisini çekmiş. Ve Selma’ yı izlemeye almış. Her hareketini izliyormuş. Sen, tutuklanıp, buraya getirildikten sonra da, tuhaflaşmış. Kendi kendine konuşuyormuş. Gülümsüyormuş. Günden güne hareketleri değişmeye, etrafındaki kişilere saldırganlaşmaya başlamış. En son, bir arkadaşına saldırmış, onu dövmüş. Olaya müdahale etmeye kalkan patronundan kaçarken de, bir arabanın altında ezilmekten son anda kurtulmuş. Hastanede de, patronuna, senin suçsuz olduğunu, kendisinin iftira ettiğini, itiraf etmiş. Hepsini kayıt altına aldık. Yakında, mahkemen görülecek ve çok kısa bir zamanda, buradan çıkacaksın. O da, çok az bir cezayla kurtulacak belki ama, o korkuyu ve vicdan azabını unutamayacaktır. “
“ Biliyordum. İlahi adaletin, onun yakasını bırakmayacağını. Çok teşekkür ediyorum size. “
Sevinçten uçacak gibiydim. Koşarak koğuşa girdim. Sevincimi gizleyemiyordum. Doğruca, pamuk Nineme koştum. Ona sarıldım. Ve müjdeyi verdim. Çok sevinmiş ve ağlamaya başlamıştı. Benden ayrılacağı için üzülüyor, bir taraftan da, çıkışıma seviniyordu sanırım.
Mahkemem görülmüş ve tahliye tarihim belli olmuştu. Özgür olmama, çok az bir zaman kalmıştı. Onunla, bol bol zaman geçirmeye çalışıyordum. Onu özleyecektim, bunu biliyordum. Onu, orada bırakmak istemiyordum. Fakat imkansızdı bu. O müebbetlikti. Ancak, iki şekilde çıkabilirdi. Af yoluyla veya ölümü halinde. Af için söylentiler olmasına karşın, hiçbir şey yoktu ortada.
Son gecemizde, koğuş arkadaşlarımla, güzel bir gece geçirdik. Beni çok sevmişlerdi ve özel bir gece olmasına özen gösteriyorlardı. Onlardan ayrılmak çok zor gelecekti bana. Orada kalmak istememe rağmen, onları yine de özleyecektim. Gece olduğunda da yattık uyuduk.
Ertesi sabah, kalktığımda, gayri ihtiyari olarak Pamuk Ninenin yatağının başında buldum kendimi. Onu, son günümde, diğer günlerden farklı olarak, öperek uyandırmak istiyordum. Yanına yaklaştım. Yüzü, öbür tarafa dönüktü. Önce seslendim;
“ Pamuk Nine ! Günaydın. Haydi kalkın lütfen. Siz bu kadar uyumazdınız ? Ne oldu size ? “
Ses yoktu. Korkmuştum. Ani bir hareketle, onu sarsmaya başladım. Kımıldamıyordu. Çıldırmıştım. Yüzüne bakınca, gerçeği anlamıştım. O,ölmüştü. Gözleri de açık bir şekilde kalmıştı.Sarıldım, sarıldım. Haykırışlarım, demir parmaklıkların ardına taşmış, soğuk duvarlara çarparak yankılanıyordu. Beni zor ayırmışlardı bedeninden. Oturttukları yerden, onun götürülüşünü seyrettim hıçkırıklar içinde. Tam o arada, yastığının altında, bir kağıt olduğunu fark ettim. Elime aldım. Bir mektuptu. Bana yazılmıştı. Çok kısa bir not demek daha doğruydu.
KIZIM’A
Sen benim, doğurmadan sevdiğim kızımsın. Seni çok seviyorum. Yarın, buradan, beraber çıkacağız. Seni önce Allah’a, sonra kendine emanet ediyorum. Seni, bir yerlerden izleyeceğim. Giderken, benim tablomu sakın unutma. Beni de unutma yavrum. Seni seven Annen.
Yatağında duran, tabloyu elime aldım. Hissetmişti öleceğini. Kader, ikimizi de aynı anda özgürlüğe kavuşturmuştu sonunda. Yine yalnız değildim hayatta.
Son kez bir daha baktım boş yatağına. Özgürlüğe, korkak adımlarla yürümeye başladım yavaşça...
Nermin Kaçar
Hüzün Dalgaları 10
Hüzün Dalgaları 10 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
İçimdeki umut ışığı bir yanmış, sonraki günlerde, yavaş yavaş sönmeye başlamıştı. Hiç kimseden, o konuda bir haber alamamanın sıkıntısını çekiyordum. En çok beni şaşırtan şey, ailemin o avukatı tutmak için parayı nereden bulduğuydu. Üvey annemin ve babamın, benim için böyle bir fedakarlığı yapabileceklerine ihtimal veremiyordum. Hapishaneye girdiğimden o zamana kadar, yanıma ancak; bir iki kez gelmişlerdi. Onda da, fazla konuşmamıştık. Ne değişmişti ? Bunları düşünüyor fakat cevabını bir türlü bulamıyordum.
Çok sıkılıyordum. Alışmasına alışmıştım oraya fakat vakit geçmiyordu. İçimden “ Bir şeyler yapmalıyım. Kendime, beni oyalayacak bir uğraşı bulmalıyım “ Diye geçiriyordum. O günlerdi. Gardiyanlardan birisi koğuşa geldi. İçeriye girer girmez, sesler kesilmişti. Katı bir duruşu vardı. Yüzünde, gülümsemeye dair bir ifade de yoktu. Sadece, işini yapan bir memur tavrıyla , bize baktı ve ;
“ Hapishanemizde, daha önce açılmış olan atölyelere ilaveten, yeni bir atölye açılıyor. Bu açılan atölye, resim atölyesi olacak. İçinizden, buraya katılmak isteyenler varsa, bize bildirecekler. Burada, yaptığınız tablolar hem hapishaneye gelir sağlamış olacak, hem de sizin vakit geçirmenize yardımcı olacak. Yarın, tekrar geldiğimde, katılacakların listesini oluşturacağım. Sormak istediğiniz bir şey var mı ? “
Tam da, uğraşacak bir şey ararken, bu atölyenin açılması beni rahatlatmıştı. Resim yeteneğimin olduğunu düşünürdüm her zaman. Elime aldığım kağıt parçalarına, kurşun kalem ile hayalimde ne varsa resmederdim. Bu bazen, kardeşlerim olurdu, bazen de hayalimdeki herhangi bir varlık. Bu, benim için bulunmaz bir fırsattı. O gece, heyecandan uyuyamamıştım. Ertesi günü, sabırsızlıkla bekliyordum. En azından, orada yeteneklerimi ortaya çıkaracaktım. Fırça darbeleriyle, içimde kopan fırtınaları, bir nebze olsun atmaya çalışacaktım.
Öğleye doğru, gardiyan koğuşa gelmiş ve listeyi hazırlamak için, eline kalem ve kağıdı almıştı. Ben ise en öndeydim. İlköğretimde okuyan bir çocuğun heyecanı ile adımı yazdırmak için bekliyordum.
“ Kimler katılıyor ? “ Sorusunun ardından hemen,
“ Güler “ Demiştim. Benden başka üç kişi daha talip olmuştu bu işe. Diğerleri , biraz dinledikten sonra kaldıkları yerden devam etmeye başlamışlardı konuşmalarına. Şaşıyordum onlara. Çok fazla konuşacakları sosyal bir alanda bulunmamalarına rağmen, hiç durmadan, saatlerce konuşacak konuyu nerden buluyorlardı. Hoş, çok da zor değildi aslında, geçmişte yaşadıkları, anıları, aşkları, hayal kırıklıkları, birbirleri hakkında yaptıkları dedikodu…
Ertesi gün, heyecanla ve daha dinç bir şekilde kalktım yatağımdan. Gideceğim yer de, aynı hapishanenin içinde olmasına rağmen, sanki bir kuşun özgürlüğüne kavuşma anlarını yaşıyordum. Üstelik, orada kalacağım zamanlar, bana değişiklik yaratacaktı. Gardiyanın arkasında, tıpkı ördek yavruları gibiydik. Onu takip ediyorduk. Sonra o, büyükçe bir salona girdi. Biz de arkasından içeriye girdik. O güne kadar hiç görmediğim, adının tuval olduğunu sonradan öğrendiğim, tahta bacakları olan şeyleri gördüm. Diğer koğuşlardan da gelen, başka mahkumlarla, sayımız, yirminin üzerindeydi. Kendini tanıtan resim öğretmenimiz Mithat Bey’ in resimle ilgili anlattıklarını, merakla dinlemeye başlamıştım.
Günlerim, eskisi kadar sıkıcı geçmiyordu. Sadece, Pamuk Ninemde, bir tuhaflık hissetmeye başlamıştım. İçine kapanmıştı sanki. Gözleri dalıyordu sürekli. Düşünceli bir hali vardı. Çok fazla da konuşmuyordu benimle. Önce, onu ihmal ettiğimi düşünerek, daha fazla ilgilenmeye çalışıyordum. Bu durumun, benimle ilgisi olmadığına karar vermiştim. İçsel bir sorunu vardı ve ilk kez benimle paylaşmaktan kaçınıyordu. Onu kaybetmekten çok korkuyordum. Son zamanlarda, sağlığının iyi gitmediğini gördüğümde, endişelerim de daha fazla artıyordu. O benim annemin yerine koyduğum bir insandı. Onun varlığı, bana güç veriyordu sanki.
“ Pamuk Ninem, neyin var ? Hasta mısın? Canın bir şeye mi sıkıldı ?Sizi kıracak bir şey mi yaptım yoksa ? “
“ Hayır kızım. Ben iyiyim. Sen canını sıkma. Hiçbir şeyim yok. Biraz rahatsızım son günlerde. Yaşlılıktan olacak. Sen, beni kıracak bir şey yapamazsın ki ! Nereden çıkardın bu kuruntuları. Benim hiç çocuğum olmadı. Olmayan çocuğumun yerine koydum seni. Senin varlığın yetiyor bana. Aklına böyle şeyler getirme. Geçer. Düzelirim yakında. Bu arada, resim çalışmaların nasıl gidiyor ? Seni, böyle mutlu görünce, çok seviniyorum yavrum. Devam et. Zevk aldığın şeylerle uğraşmak, insanı mutlu eder. Sakın vazgeçme! Tamam mı ? Söz ver bana. “
“ Evet, çok mutluyum. Kendimde var olan yeteneklerimi keşfediyorum. Tuvale çizdiğim şeyler, beni rahatlatıyor. Sıkıntılarımı alıp, götürüyor. Tabii ki devam edeceğim. Söz veriyorum sana. Hatta, biraz daha kendimi geliştirdikten sonra, senin resmini yapacağım. “
“ Çok sevinirim kızım. Benden, sana bir hatıra kalır. Bugün varız, yarın belki de olmayacağız.Senin, buradan çıkışını görmek istiyorum. En büyük dileğim bu. Sabır yavrum. “
“ Göreceksin Pamuk Ninem, inşallah göreceksin. Allah, o kadar büyük ki, mutlaka gösterecektir bize, adaleti, doğruluğu. “
Onun konuşmaları bana, sakinleştirici ilaç etkisi gösteriyordu sanki. Konuşmaya başladığında da, epey bir konuşuyordu benimle.
Resimde, epey bir ilerlemiştim. Öğretmenim, benim yaptığım tabloları çok beğeniyordu. Artık Pamuk Ninemin resmini çizeceğim zaman gelmişti. Fakat, tek istediğim şey, onu doğal haliyle resmetmekti. Bunu yapmanın yollarını arayıp, duruyordum. En sonunda, en doğal halinin, uyurken olduğuna karar vermiştim. Onun uyuduğuna karar verdikten sonra, yanımda izin alarak getirdiğim malzemeler ile başucundaydım. Karakalem ile taslağını çizdiğim tabloyu,sabahın ilk ışıklarıyla, yatağımın başına koyup uyumuştum.
Heyecanla üzerinde çalıştığım tablo, sonunda bitmişti. İlk kez, bana ait bir eser vardı karşımda. Pamuk Nineme vermek için sabırsızlanıyordum. Onun, yüzündeki ifadeyi çok merak ediyordum daha çok. Hediye paketi bulamadığım için, arkama sakladığım tabloyla yanına yaklaştım.
“ Pamuk Nine ! Gözlerini kapatabilir misin lütfen ! “
Dediğimi yaptı ve gözlerini kapattı. Elimdeki tabloyu ona verdim. Eliyle, ne olduğunu anlamak ister gibi yokladı önce ve gözlerini açtı. Öylece kaldı. Gözlerinde biriken yaşlar inmeye başlamıştı. Sonra hiçbir şey söylemeden, bana sarıldı. O şekilde, epey bir süre kaldık. Sonra bana döndü ve;
“ Kızım, hayatımda aldığım, en değerli ve anlamlı hediyeydi. Teşekkür ediyorum. Beni hiç unutma. Benim ölümümden sonra da, sen alacaksın bu tabloyu. Vasiyetimdir. “
“ Beğendiniz mi gerçekten ? Çok mutlu oldum. “
Bu olayın ardından, on beş gün geçmişti. İdareden çağrıldım. Merakla,bir önceki odaya girdim. İçeride, daha önce gelen avukatım vardı. Heyecanlanmıştım. Merakla, onun konuşmasını bekliyordum. Avukatın yüzünde, sevinçli bir ifade vardı.
“ Gözünüz aydın Güler Hanım. Çok güzel gelişmeler var sizinle ilgili. Sizinle görüştükten sonra, biraz daha araştırma yaptım. Eski patronunuzla görüştüm. Onun da, siniri geçtikten sonra kafasında, bazı soru işaretleri oluşmuş. Sonra da, senin son sözlerin, onun çok ilgisini çekmiş. Ve Selma’ yı izlemeye almış. Her hareketini izliyormuş. Sen, tutuklanıp, buraya getirildikten sonra da, tuhaflaşmış. Kendi kendine konuşuyormuş. Gülümsüyormuş. Günden güne hareketleri değişmeye, etrafındaki kişilere saldırganlaşmaya başlamış. En son, bir arkadaşına saldırmış, onu dövmüş. Olaya müdahale etmeye kalkan patronundan kaçarken de, bir arabanın altında ezilmekten son anda kurtulmuş. Hastanede de, patronuna, senin suçsuz olduğunu, kendisinin iftira ettiğini, itiraf etmiş. Hepsini kayıt altına aldık. Yakında, mahkemen görülecek ve çok kısa bir zamanda, buradan çıkacaksın. O da, çok az bir cezayla kurtulacak belki ama, o korkuyu ve vicdan azabını unutamayacaktır. “
“ Biliyordum. İlahi adaletin, onun yakasını bırakmayacağını. Çok teşekkür ediyorum size. “
Sevinçten uçacak gibiydim. Koşarak koğuşa girdim. Sevincimi gizleyemiyordum. Doğruca, pamuk Nineme koştum. Ona sarıldım. Ve müjdeyi verdim. Çok sevinmiş ve ağlamaya başlamıştı. Benden ayrılacağı için üzülüyor, bir taraftan da, çıkışıma seviniyordu sanırım.
Mahkemem görülmüş ve tahliye tarihim belli olmuştu. Özgür olmama, çok az bir zaman kalmıştı. Onunla, bol bol zaman geçirmeye çalışıyordum. Onu özleyecektim, bunu biliyordum. Onu, orada bırakmak istemiyordum. Fakat imkansızdı bu. O müebbetlikti. Ancak, iki şekilde çıkabilirdi. Af yoluyla veya ölümü halinde. Af için söylentiler olmasına karşın, hiçbir şey yoktu ortada.
Son gecemizde, koğuş arkadaşlarımla, güzel bir gece geçirdik. Beni çok sevmişlerdi ve özel bir gece olmasına özen gösteriyorlardı. Onlardan ayrılmak çok zor gelecekti bana. Orada kalmak istememe rağmen, onları yine de özleyecektim. Gece olduğunda da yattık uyuduk.
Ertesi sabah, kalktığımda, gayri ihtiyari olarak Pamuk Ninenin yatağının başında buldum kendimi. Onu, son günümde, diğer günlerden farklı olarak, öperek uyandırmak istiyordum. Yanına yaklaştım. Yüzü, öbür tarafa dönüktü. Önce seslendim;
“ Pamuk Nine ! Günaydın. Haydi kalkın lütfen. Siz bu kadar uyumazdınız ? Ne oldu size ? “
Ses yoktu. Korkmuştum. Ani bir hareketle, onu sarsmaya başladım. Kımıldamıyordu. Çıldırmıştım. Yüzüne bakınca, gerçeği anlamıştım. O,ölmüştü. Gözleri de açık bir şekilde kalmıştı.Sarıldım, sarıldım. Haykırışlarım, demir parmaklıkların ardına taşmış, soğuk duvarlara çarparak yankılanıyordu. Beni zor ayırmışlardı bedeninden. Oturttukları yerden, onun götürülüşünü seyrettim hıçkırıklar içinde. Tam o arada, yastığının altında, bir kağıt olduğunu fark ettim. Elime aldım. Bir mektuptu. Bana yazılmıştı. Çok kısa bir not demek daha doğruydu.
KIZIM’A
Sen benim, doğurmadan sevdiğim kızımsın. Seni çok seviyorum. Yarın, buradan, beraber çıkacağız. Seni önce Allah’a, sonra kendine emanet ediyorum. Seni, bir yerlerden izleyeceğim. Giderken, benim tablomu sakın unutma. Beni de unutma yavrum. Seni seven Annen.
Yatağında duran, tabloyu elime aldım. Hissetmişti öleceğini. Kader, ikimizi de aynı anda özgürlüğe kavuşturmuştu sonunda. Yine yalnız değildim hayatta.
Son kez bir daha baktım boş yatağına. Özgürlüğe, korkak adımlarla yürümeye başladım yavaşça...
Nermin Kaçar