Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi, konusunda bu İçerik Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi

- Sadefan.com | Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi paylaşımı

AloneLord

Genel Sorumlu

Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi

Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi

Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi

http://i.imgur.com/xT3mBUI.jpg

Bu yazıda insanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan, Birinci Haçlı Seferi(l099) neticesinde Kudüs’ün Haçlılar’ın eline geçmesi ve bu şehirde yapılan katliamları ele alıp, kendi kaynaklarından itiraflarını göreceğiz:
Miladi 11. asrın sonlarına doğru Eski Dünya kıt’alarında umumi manzara şu idi: On Asya’da. Halifeliği elinde bulunduran Abbasi hanedanının güçten düşmesiyle birlik bozulmuş, Çin sınırından Atlas Okyanusuna kadar uzanan İslam topraklarında irili ufaklı birçok devlet oluşmuştu.

Bunların sürekli birbiriyle mücadele halinde oluşu, İslam’ın siyasi ve askeri gücünü iyice azaltmıştı. Abbasi hilafeti en son Selçuklular’ın imdadıyla yok olmaktan kurtulmuş; ancak bu büyük Türk devleti de 1092 yılında Büyük Sultan Melikşah’ın vefatıyla bölünmeye uğramıştı

Avrupa’da ise, feodal rejim sürmekle birlikte, başlıca üç büyük krallık siyasete hâkimdi: İngiltere, Fransa ve Almanya. Papalık müessesesi ise, tarihin en kuvvetli ve otoriter günlerini yaşıyordu.

Bir taraf’ta Endülüs’teki hala kuvvetli İslam varlığı, bir tarafta da Selçuklu Türkleri’nin İslam savaşçıları sıfatıyla Marmara denizi kıyılarına, dolayısıyla Avrupa’ya dayanmaları Avrupalıları kendi içlerindeki mücadelelere muvakkaten bir nihayet vermeye ve İslam tehdidiyle ciddi şekilde ilgilenmeye sevketti.

Kısaca, Haçlı seferleri yapıldığı sırada, birlik içinde bir Avrupa’ya karşılık darmadağın bir Şark-İslam dünyası vardı.

İlk Haçlılar’ın başarısını İslam’daki bölünmüşlüğe veren tarihçi Barker şöyle demektedir: “Suriye emirleri arasındaki tefrika ve Abbasi ve Fatimi halifeleri arasındaki bölünmüşlük sayesinde kutsal şehir fethedildi ve Kudüs Krallığı kuruldu.”

Haçlı seferleriyle ilgili hemen bütün tarihçiler aynı sebepleri ileri sürerler. Şüphesiz en büyük sebep kilisenin kışkırtmacılığıdır. 11. yüzyıl kilisesi bu seferlerde, kanuni mesned olarak iki yerleşmiş geleneği kullandı: Hac ve Kutsal Savaş.

Haçlı seferleri her ne kadar Papalık merkezli olsa da, bu hareketi saf bir dini hareket olarak yorumlamak hatalıdır.

Hadiseler geliştikçe, hac motifi esas mahiyetini yitirdi ve Haçlı hareketi belli bir alandaki belli bir grup üzerine yapılan hususi bir tarzda bir kutsal savaş olmaktan saptırılarak, yakın ve uzak düşmanlarıyla olan mücadelelerinde Papalığın dini ve politik gayelerine hizmet eden bir alet durumuna düşürüldü.

Haçlı seferlerinin mimarları olarak bilinen papazlar, halkı ve yöneticileri kışkırtmak için her türlü yalanı söylüyorlardı.

Ancak Kudüs o an hiç de Hristiyanların inkisar ve öfkesini celbedecek durumda değildi. Zira, yüzyıllardır Müslümanların müsamaha ve hoşgörüsü altında Kudüs’teki Latin Kilisesi, Batı Hristiyanlar’ı ile canlı bir şekilde ilişkilerini sürdürmüştü.

Fakat Hristiyanlar tarafından kutsal sayılan toprakların Müslümanların elinde olmasının Batılıları gayrete getirdiği muhakkak. Lakin bundan daha önemlisi, yöneticilerin politik hesaplarıdır.

Krallar, kontlar, şövalyeler iktidarları adına kuvvet Perişanlıktan kıvranan halk ise, kelepir elde etmek için yollara dökülmüştü. Zira, Doğu’nun zenginlikleri Avrupa’da “Bin Bir Gece Masalları” çeşnisinde anlatılıyor, hususan gidip görenler Doğu hakkında, Cennet tasvirleri yapıyorlardı.

Fakir halk için Haçlı seferlerinden gaye, hac veya kutsal savaş değil, mala mülke kavuşmak, yokluktan kurtulmaktı. Daha başka sebepleri olanlar da vardı.

Fuller bu durumu şöyle izah eder: “Bu insanların büyük bir harekete kendilerini salıverecek derecede maceraperest olan dindar kimseler olduğu düşünülmemeli.

Pek ala, dini niyetle gidenler vardı. Ancak bunların yanında, şuurlu hareketten ziyade, kalabalığa uymuş ayak takımı insanlar çoğunluktaydı.

Borçlular borçtan kurtulmak ve kreditörlerini dolandırmak için; uşaklar vazifeden ve efendilerinin kaprislerinden içtinap için bu seyahate katıldılar.

Hırsızlar ve katiller haça sığınarak darağacından kurtuldular. Zina edenler bu seferle günah çıkarttılar vs.”

Yani, kilise ricalinden başka bu işi dini niyetle yapan hemen hemen yoktu. Her tabaka ayrı bir dünyevi maksat güdüyordu.

Bu arada. Malazgirt yenilgisinin yaralarını sarmakla meşgul bulunan Bizans’ın yeni imparatoru 7. Mihael’in, 1073 yılında Batı’daki kıvılcımlara körük çektiğini belirtmekte de fayda vardır.

Bu istek 1095 yılında İmparator Alexius Commenus tarafından tekrar edildi. Bizansın asıl derdi Kudüs’ü değil, Anadolu’da kaybettiği yerleri geri almaktı.

Böylece, ihtirasların kesiştiği noktada yüzbinlerce kişi yollara döküldü. Birinci Haçlı Seferi, halkın ve devlet ehlinin olmak üzere iki kısma ayrılır. Birinci kısım heyecana gelerek kılıç kuşanmış başıbozuk halk takımıydı.

Yukarıda da belirtildiği gibi, aralarında her tür insan vardı. Almanya’dan çıkan böyle bir grup, Haçlı muharebelerinin her günahı affettireceğine inandırıldıkları için, yol boyunca en büyük hayâsızlıkları, günahları ve cinayetleri işlediler.

Başlarına da kendileri gibi serserileri geçirerek “Müslümanlarla savaşmadan evvel, Yahudileri yok etmek lazımdır” deyip, yolda karşılaştıkları Yahudileri toptan öldürdüler.

Hususan Pierre Lermite’nin hitabetiyle heyecana gelen kalabalıklardan müteşekkil olan bu beş kısımlık ordunun üç kısmi yolda Macarlar tarafından darmadağın edildi.

Diğer ikisi de Bulgarlarca hırpalanmasına rağmen,İstanbul’a ulaşmayı başardılar.

İmparator Alexius, bu yağmacı ve serseri takımını hemen Anadolu’ya geçirdi.

Asıl düzenli ve sistemli Haçlı ordusu 1096 Mart’ından başlayarak yola çıktı.

Çoğunlukla şövalyelerden oluşan gruplar, aynı yılın sonlarına doğru, kara ve deniz yoluyla gelip İstanbul’da toplanmaya başladılar. Bunların sayılan 300 ila 600 bin arasında tahmin edilir.

Bizans İmparatoru Alexius yaptıklarından pişman idi, ancak başına belayı almış, yüzbinlerce şövalyenin İstanbul’da toplanmasına sebep olmuştu.

Bundan sonraki politikası Haçlılara yardım değil; şerlerinden ülkesini korumak şeklinde oldu. Bizans halkı bu Katolik Avrupalıları hiç sevmediği gibi, Haçlılar da Bizanslılar’ı düşmanları arasında saydılar.

O sırada Selçuklu Sultanı Berkiyaruk, Horasan’da çıkan isyanlar ile meşguldü. Suriye Beyi, Alparslan’ın Oğlu Tanış’ın vefatında sonra oğulları birbiriyle harbedip, sonunda biri Şam’da, biri Halep’te kalmıştı. Bağisyan da Antakya kumandanı idi. Hâsılı, Kılıçarslan Haçlılar’a karşı yalnız kalmıştı.

Haçlılar’ın İznik’i almasından sonra Kılıçarslan, Anadolu’ya dönerek toparlanmaya çalıştı. Haçlılar da eski ticaret yollarını izleyerek Anadolu içlerine doğru yürüyüşe geçtiler.

1 Temmuz 1097 tarihinde Kılıçarslan, Eskişehir (Doryaeum) yakınlarında Haçlı ordusuna ani bir baskın düzenledi. Haçlılar bir an şaşırdılar, lakin zırhlı şövalyelerden oluşan düşmanı yenmeye imkân yoktu.

Daha fazla kayıp vermemek için geri çekildi ve yıpratma savaşlarına başladı. Kılıçaslan’ın bundan sonra bir daha esaslı bir şekilde Haçlıların karşısına çıkamayışı, henüz yeni kurulmuş olan ülkesindeki kaosa bağlanır.

Zira Haçlı yürüyüşüyle birlikte ülkenin hemen hemen her yanında isyanlar ve hususan komşu devletlerin tehditleri vardı.

Selçuklu Beyleri’nin Konya Ereğlisi (Heraclea) yakınlarında karşı durma teşebbüsü de bir netice vermedi ve Haçlılar bugünkü Çukurova’ya indiler.

Bu yürüyüş sırasında, Haçlılar’ın arasında bulunan yaşlı ve hastalar ilgisizlikten ölüyor, ilgilenen olmadığı için yollara terkediliyorlardı

Burada, Ermeni ve Suriyelilerin (Müslüman olmayanlar), Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Türk İslam ordularını arkadan vurduklarını da belirtmek lazımdır!

Çok yerde İslam orduları, Haçlılar ve yerli ihanet unsurları arasında iki ateş arasında kalmışlardır. Ancak, Hristiyan liderler bu halklara karşı vefa ve teşekkür hissetmeye bile lüzum görmediler.

Hatta, akıl almaz ihanetlerde bulundular. Mesela, Haçlı liderlerden Baldwin, Urfa (Edessa)’yı elinde bulunduran Ermeni Beyi Toros’un hoşamedisiyle, ana orduyu bırakıp bu şehre gitti.

Bir süre sonra da Toros’u öldürerek yerine kendisi geçti ve bir kontluk kurdu.

Bundan sonra, sayısı 200 bin civarındaki Haçlı ordusu Antakya’ya yöneldi. Antakya’daki asker ve bir kısım halk dışında nüfusun tamamına yakını Hristiyan unsurlardan oluşuyordu.

Oldukça müstahkem bir kalesi ve savunma imkânları vardı.

Nitekim güçlü Haçlı ordusu Antakya önlerinde uzun zaman durakladı. Lakin bir Ermeni dönmenin ihanetiyle kale kapıları Haçlılara açıldı ve şehir düştü.

Haçlılar şehirde bulunan Müslümanları kılıçtan geçirirken meramını anlatamayan çok sayıda Hristiyan da onlarla birlikte öldürüldü.
 
Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi dünya ve ülkeler tarihi, Haçlılar Ve Kudüs Katliamı Hakkında Bilgi ile önemli olayları ve tarihi gelişmeleri keşfedebilirsiniz.
Geri
Üst