Gurbetçi Soru ve Sorunları

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Gurbetçi Soru ve Sorunları, konusunda bu İçerik Gurbetçi Soru ve Sorunları hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Gurbetçi Soru ve Sorunları

- Sadefan.com | Gurbetçi Soru ve Sorunları paylaşımı

OxyjeN

Admin

Gurbetçi Soru ve Sorunları

Gurbetçi Soru ve Sorunları

Gurbetçi Soru ve Sorunları
Yurtdışında yapılan formalite nikah.

Soru 1: Çok yaygın bir uygulama olarak, müslüman erkekler kendi ülkelerinde, sonradan tekrar resmi nikah yapmak niyetiyle, formalite icabı eşlerinden hakim kararıyla ayrılarak batı Avrupa'ya geliyorlar. Ve burada yine anlaşmalı olarak yabancı bir hanımla evlenip oturum alıyorlar. Bu durumdaki şahısların iddet dönemi gelip geçiyor, fakat onlar kendilerini 'dini' açıdan nikahlı saydıklar için herhangi bir işlem yapmıyorlar. Ve ilk eşleriyle görüştüklerinde ilişkilerini devam ettiriyorlar. Bu konuyla ilgili sizin kanaatiniz nedir?
Cevap:
Bir erkek karısını ric'î talak (yeniden nikah akdi yapmadan iddet içinde evliliğe dönme imkanı veren boşama şekli) ile boşarsa, "tekrar evliliğe döndüğünü ifade eden bir söz veya fiil" ile nikah geçerli hale gelir. Erkek mahkemeye başvurup hakime "eşimi boşa" dediği zaman hakime boşama vekaleti vermiş sayılır ve karısını ric'î talak ile boşamış olur. Mahkeme boşadıktan sonra iddet içinde "bizim evliliğimiz baki, sen benim karımsın, bu boşama formalite icabı" gibi bir söz söyleyince veya cinsel temas gibi bir fiil işleyince, geriye kalan iki talak hakkı ile evlilik devam eder.
Bu kişi, yurt dışında formalite icabı nikahlandığı eşini de sonradan şer'an boşaması gerekir ki o kadın başkası ile evlenebilsin.

Soru 2: Yaygın olmamakla birlikte (evli veya bekar) aynı yola başvurarak oturum alan hanımlarla karşılaşıyoruz. Hatta ebedi mahremleri ile formalite nikah kıydıranlar var, sizin bu husustaki kanaatiniz nedir?
Cevap:
Bir müslüman ebedî mahremi ile nikah kıyamaz; bu caiz ve geçerli değildir. Ancak yabancı ülke kanunları belli derecelerdeki yakınlarla evlenmeyi caiz görüyor da -aslında evlenmeyi istemedikleri ve buna niyet de etmedikleri halde- başka çare bulamayan bazı müslümanlar, ekmek parası ve iş bulmak için böyle formaliteden bir nikah yapıyorlarsa bu nikah, şer'an zaten geçerli değildir; oradaki işlerini görüyor olduğu için -dince geçerliği olmayan- böyle bir formaliteden istifade etmiş olmaktadırlar.

İslam Hukuku Profesörü:Hayrettin Karaman
 
Gurbetçi Soru ve Sorunları gurbetçiler forumu, Gurbetçi Soru ve Sorunları ile yurtdışındaki üyeler haberleşebilir ve içerik paylaşabilir.
Yurtdışında anlaşmalı evlilik; din eğitimi

Yurtdışında anlaşmalı evlilik; din eğitimi
Soru:
Sizi kitaplarınızdan ve tv programından takip etmeye çalışıyorduk, ancak tv programınızın sona erecegini duyunca gercekten çok üzüldüm. Sanki hayatımda bir eksiklik var gibi geliyor. İnşaallah yeni bir programa katılırsınız da sizden mahrum kalmayız... Sayın hocam size bir sorum olacak: Ben şu an Almanya'da dil tahsili yapan üniversite mezunu bir gencim; buraya geleli iki ay oldu. Ailem benim burda kalıp Almanya'da çalışmamı istiyor; Türkiye'deki ekonomik sıkıntı, işsizlik gibi nedenlerden dolayı böyle düsünüyorlar. Tabiki yaptığım tahsilin de bir işe yaramayacağı meydanda. Neyse yalnız burda kalıp işçi olmam için bir Alman bayanla anlaşmalı evlilik yapmam lazım, resmi anlamda evli, ancak birbirimizi görmeden yaşayıp yaklaşık iki yıl sonra boşanıp herkes kendi yoluna gidecek, bunun karşılığı olarak da bayana belli bir meblağ para veriliyor. Şimdi ben biliyorum ki İslam Hukukuna göre nikahın geçerli olması için icap-kabul ve iki şahidin olması gerekli bu nikahta da bunlar olacak; o zaman bu nikahın durumu İslam Hukuku açısından nedir? Böyle bir nikah yapmak caiz midir? Lütfen en kısa zamanda cevap vermenizi sizden istirham ediyorum, bu konuda cok sıkıntılı durumdayım, yardımınızı; yani beni bu konuda aydınlatmanızı bekliyorum.
Ayrıca burada bir camide çocuklara dini bilgiler ve Kuran dersleri vermeye çalışıyorum; bu konuda da tavsiyeleriniz olursa istifade etmek isterim.
Saygılarımla.

Cevap:
Allah'ın bütün kullarının meşru şekilde istifade etmesi için yarattığı dünya nimetlerini, adına millet/ulus denilen bazı zengin, kalkınmış, güçlü topluluklar; yoksul ve zayıf toplulukların ellerinden alarak, sömürerek, onları köle gibi çalıştırarak, kendileriyle rekabet edemez halde tutarak, ayartıp şuursuz tüketiciler yaparak... tekellerinde tutuyor, kendileri refah içinde yüzerken ötekilerin açlık ve sefalet içinde kalmalarına aldırmıyorlar. Bu küresel zulüm yoksul ülkelerden zengin ülkelere göçü zorunlu hale getiriyor. Zenginler göçü engelledikleri gibi, kendi insanlarını çalıştırmadıkları tehlikeli, zor, pis ve ucuz işler dışındaki işler için işçi bile kabul etmiyorlar. Bu durum zorda kalan, işe ihtiyacı olan kimseleri, yukarıda anlatılan şekillerde hile yollarına yöneltiyor. Kendi ülkesinde uygun iş bulamayan bir insanın, zengin ülkelerde çalışması, oralarda çalışabilmek için gerekli formaliteleri yerine getirmesi, eğer bu amaçla bir Alman kadınla "anlaşmalı evlilik" yapması gerekiyorsa bunu da yapması bir ihtiyaçtır ve caizdir. Anlaşmalı evlilik "kâğıt üzerinde, hukukunu yerine getirmemek şartıyla" yapılmış bir evliliktir. Yapılan akde şekil olarak bakıldığında akit tamamdır; "karşılıklı rıza, irade beyanı, şahitler vardır ve evlenme engeli de yoktur" (yani böyle ise akit tamamdır, geçerlidir). Fiilen evlilik hayatını yaşama, nafaka vb. hakları yerine getirme konusunda taraflar anlaştığı için, bunları yapmıyorlar diye bir sorumluluk da doğmaz. Amaç hasıl olunca kadın boşanır ve evlilik ilişkisi/bağı sona ermiş olur.
Almanya'da çocuklara Kur'an okuma ve din dersleri verebilmek için hem bilginizin, hem de eğitim öğretim formasyonunuzun bulunması gerekir. Bunlar varsa, yararlı oluyorsanız elbette yapmalısınız; bu bir borçtur. Ama her önüne gelenin çocuk okutmaya kalkışması da asla doğru değildir; ehil olmayanların yaptıkları öğretim ve eğitimden çok kötü sonuçlar da doğmaktadır.
Bir kimsenin ehil/yeterli, yetkili olduğuna kendisi karar veremez. Keşke yurtdışında yaşayan müslümanlar gurupçuluğu bırakıp genel olarak eğitim ve öğretim işini takip edecek bir sivil toplum kuruluşu oluşturabilseler! O zaman kimin bu işleri yapacağı, yapabileceği de kolaylıkla belirlenmiş olurdu.
 
Avrupa'daki müslümanların konut kredisi alması

Avrupa'daki müslümanların konut kredisi alması
Soru:
Avrupa'daki müslümanlar banka vasıtasıyla mülk alırlarsa, kira miktarı faiz ödüyorlar, müddet bitince mülk kendilerine kalıyor cabadan. Bu durum müslümanların çok lehine oluyor ama, faiz olduğu için uygun değildir diyorlar, siz ne diyorsunuz?

Cevap:
Bir insanın normal yaşama ihtiyaçlarını karşılayan şeyler "aslî (temel) ve zaruri (zorunlu) ihtiyaçlar" olarak kabul edilir. Mesken ve dükkan (işyeri) da böyledir. Bunlara ihtiyacı olan müslümanın, bunlara harcayacak parası yoksa, faizsiz olarak da para bulamıyorsa, bu zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak (mesela oturacağı bir eve sahip olmak) için bankadan kredi alabilir. Ama faiz ile kira birbirine denk düşüyor diye faizli kredi alıp -temel ihtiyaçlara girmeyen- mülk satın alarak servetini arttırma yoluna gidemez.
 
Müslüman kadının gayr-i müslim erkekle evlenmesinin caiz olmaması.

Müslüman kadının gayr-i müslim erkekle evlenmesinin caiz olmaması.
Bildiğiniz gibi bir yandan dünyanın gittikçe küçülmesi, bir yandan da bazen maddi bazen de manevi sıkıntılar yüzünden, özellikle ülkemizden dışarılara göç eden (etmek zorunda kalan) pek çok kardeşimiz var. Bu yeni sosyolojik olgu bir çok yeni problemlerle tanışmamıza sebep oluyor. gördük. Öğrenmek istediklerimiz;
1- Müslüman bir hanım'ın Hristiyan bir erkek ile evlenmesi mümkün müdür? Bu konuda mezhebler arası farklı hükümler var mıdır?
2- Erkeğin kendi dinine bağlılığının derecesi ya da inançlarındaki bazı farklılıklar hükmü değiştirir mi (Bahsi geçen erkeğin kendini hristiyan olarak tanımladığın ancak teslisi reddeden bir inanç olduğunu biliyoruz. Yani Hz. İsa'nn ve Hz. Meryem'in birer kul olduklarına inanıyor ve onlara uluhiyet izafe edilmesinin yanlış olduğunu söylüyor. Bu inanç nikah ile ilgili hükmü etkiler mi)?
3- Eğer bu nikah meşru değil ise ve bu nikah gerçekleşirse bu hanımın durumu nasıl değerlendirilir? Zaniye hükmünde midir?
4- Eğer bu nikah meşru değilse ve bu hanım nikahda ısrar ederse, hanımın anne-babasının bu durumda ne yapması gerekir Sadece nasihat mi, küsmek, ilişkiyi kesmek ya da cebir ile engellemeye çalışmak ya da benzeri başka fiillerde bulunmaları mı gerekecektir?
Konuyla ilgili aklımıza takılan başka bazı konular da var;
1- Bildiğimiz kadarıyla, Kur'an-ı Kerim'de kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın müşriklerle evlenmek men edilmiştir. Ancak müslüman erkeklerin ehl-i kitab'dan hanımlar ile nikahlanabileceği belirtiliyor. Ancak hanımların gayr-i müslimler ile evlenmesine dair bir hüküm yok. Bazı kimseler ehl-i kitabın müşrik olduğunu bu yüzden aslolanın ehl-i kitab ile evlenilemeyeceği şeklinde olduğunu, ancak müslüman erkeklere istisnai bir izin verildiğini düşünüyorlar. Bu yaklaşım doğru ise Kur'an'da ve Hadis'de ehl-i kitab ile müşrikler çoğunlukla ayrı ayrı zikrediliyorlar. Bütün bu ayırımları istisnaların belirtilmesi şeklinde mi algılamamız gerekiyor
2- İslam tarihi boyunca ehl-i kitabtan bir erkek ile evlenen müslüman bir hanıma dair bir bilgimiz olmadı. Böyle bir örnek var mı bilmiyoruz. Acaba, bu bir gelenek midir? Acaba bu bir siyasi tavır mıdır? Acaba tarih boyunca aile hukukunda her zaman ata-erkil bir anlayışın hakim olması, dolaysı ile kadının ve çocukların erkeğe tabi olmalarından kaynaklanan ve bu illete binaen verilen bir hüküm müdür? Eğer bugüne kadar konuyla ilgili verilen hükümlerde illete dayanılmış ise, günümüzde özellikle batı dünyasında hatta belki artık Türkiye'de de resmi (ya da cari) aile hukukunun artık kadına ve erkeğe eşit haklar verdiği, çocukların üzerinde eşit haklara sahip olduklar göz önüne alındığında konu yeniden gözden geçirilip farklı hükümler verilebilir mi?
Sayın Hocam,
Bir yakınımın kızı ile ilgili olduğu için bir süredir konuyu araştırmaya çalışıyorum. Aklıma takılanların hepsini yazmanın size yardımcı olabileceğini düşündüm. Belki ilk sorulara vereceğiniz cevaplar sonraki sorularımı gereksiz kılacak. Ama bütün bu sorulara da ne yazık ki tatmin olacak kadar bir cevap bulamadım. Bir kaç aydır süren araştırmalarım esnasında konunun bir başka boyutunu da fark ettim. Hristiyan erkekler ile evli olan müslüman hanımların sayısı hiç de az değilmiş. Hatta bu örneklerin çoğunda bu hanımlar genellikle ailelerince dışlanmış ve İslam'dan iyice uzaklaşmışlar. Selam ve saygılarımla, Allah yar ve yardımcınız olsun.

Cevap:
Bakara Sûresi'nin 221. âyeti, kadın erkek farkı gözetmeksizin kesin ve açık olarak müşriklerle müslümanların evlenmelerini yasaklıyor. Müşrik, Allah Teâlâ'ya zatında veya sıfatlarında ortak koşan, başka tanrı veya tanrıların veya tanrının sıfatını taşıyan varlıkların bulunduğuna inanan, bunlara tapan kimsedir. Ehl-i kitaptan maksat ise, İslam dini geldiğinde asıl dinlerinden uzaklaşmış, iman ve ibadette yanlış yollara sapmış, kitaplarının aslını kaybetmiş de olsalar gelip geçmiş bir peygambere ve onun getirdiği dine inanan, İslam'a göre bozulmuş olan bu dini doğru/sahih bilen ve bulan insanlardır. Bakıldığında ehl-i kitabın -en azından bir kısmının- inancı içinde şirk unsurlar da vardır; Allah'a mahsus bazı sıfat ve özellikleri İsâ ve Meryem gibi bazı yaratılmışlarda da var saymakta, bunlara da ibadet etmektedirler. Bu sebepledir ki ehl-i kitabın inancı -şirkten kurtulmadıkları sürece- onları ahirette kurtuluşa erdirmemekte, cehennemlik olmaktan kurtarmamaktadır. Buna rağmen Hristiyan ve Mûsevîler kısmen de olsa vahye dayalı bazı inanç ve uygulamalara sahip bulundukları ve -muhtemelen- hak dine inanma bakımından daha yatkın olduklar için kendilerine bazı imtiyazlar tanınmış, genel olarak kâfirlere mahsus hükümlerin bir kısmından istisna edilmişlerdir. Bu istisnaların konumuzla ilgili olanı, "ehl-i kitap kadınlarla müslüman erkeklerin evlenmelerinin helal olması"dır.
Mâide Sûresi'nin 5. âyetinde ehl-i kitabın yiyeceklerinin, kadın ve erkek müslümanlara da helal olduğu ifade edildikten sonra "yalnızca ehl-i kitap kadınların" müslüman erkeklere helal olduğu zikrediliyor; yeri geldiği halde müslüman kadınların da ehl-i kitap erkeklere helal olduğu (onlarla evlenebilecekleri) söylenmiyor. Böyle bir açıklama bulunmayınca hükmü (müslüman kadının bir mûsevî veya hristiyan ile evlenmesinin caiz olup olmadığı hükmünü) Hz. Peygamber'in (s.a.) uygulamasından, burada da bir çözüm yoksa kıyastan çıkarmamız gerekir. Kadınlarla erkekler evlenme konusunda bazı farklı hükümlere tabi olduklarından biri hakkındaki hükmü diğerine de teşmil etmek (aynı hüküm kapsamına almak) mümkün değildir. Bu yüzden böyle bir kıyasa gidilmemiştir. Esasen kıyastan önce ortada Sünnet (Hz. Peygamber'in ve ashâbın uygulaması) vardır. Âyeti farklı yorumlayan bazı sahâbîler ve müctehidler, Peygamberimizin vefatından sonra, "müslüman erkeklerin ehl-i kitap kadınlarla evlenmelerinin" bile helal olmadığı sonucuna varmışlardır. Müslüman kadının ehl-i kitaptan olan bir erkekle evlenmesine gelince bunu tartışma konusu bile yapmamışlar, Hz. Peygamber zamanında, müslüman kadınların bulundukları yerlerde ehl-i kitap erkekler de bulunmuş, ama böyle bir evlenme olmamış, bu evlenmenin caiz olmadığı hükmünde icma meydana gelmiştir. Bu hükmü benimseyen fıkıhçılar, yukarıda zikredilen delillere ek olarak bir de şu âyete dayanmışlardır: Mümtehine Sûresi'nin 10. âyetinde, inanmayanların ülkesinden müslümanların ülkesine hicret eden kadınlarla ilgili olarak "...eğer mümin olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere iade etmeyin" buyurulmuştur. Başka bazı delillerle de desteklenerek burada geçen "kâfirler" kelimesinin ehl-i kitabı da içine aldığı, müslüman bir kadının Ehl-i kitap'tan bir erkekle de evlenemeyeceği ve evliliğini sürdüremeyeceği sonucuna ulaşılmıştır (bk. Bakara 2/221). Fıkıhçıların çoğu bu hükümde, önceden evli olanlarla yeni evlenecek olanları birbirinden ayırmamış olmakla beraber, özellikle Hz. Peygamber ve Hz. Ömer devirlerine ait uygulamalara dayanan bazı fıkıhçılar, baştan evlenmenin câiz olmadığını, ancak müslüman olmadan önce gayr-i müslim ile evli bulunan tarafın, ihtida yüzünden nikahının bozulmayacağını ileri sürmüşlerdir (İbn Kayyim, Ahkâm-u Ehli'z-Zimme, Dimaşk 1961, 317 vd., 340 vd.). Çağdaş âlimlerden Kardâvî de bu ictihadı benimsemiştir.
Hak dinin yayılmayı, insanlar tarafından benimsenmeyi istemesi tabîîdir. Bu isteğin daha tabîî bir sonucu da mensuplarının ve onlardan gelecek nesillerin dinini, dindarlığını korumaktır. Korumak eğitimle olur, eğitimin en önemli aracı ailedir. Ailede din ikiliğinin bulunması, çocuklar üzerinde etkisini hissettirecek ve onların benimseyecekleri din konusunda önemli bir risk oluşturacaktır. Bu bakımdan ideal olan müslümanların kendi dindaşlarıyla evlenip aile kurmalarıdır. Ortada bir zorlayıcı sebep yoksa müslüman erkeğin de karısı müslüman olmalıdır. Müslüman bir kadının kocasının müslüman olması ise -koruma, eğitim ve etki bakımından- daha önemlidir. Soyun devamı, miras, velayet gibi konularda da -babanın gayr-i müslim olması halinde- bir dizi problem ortaya çıkacaktır. İşte bütün bu sebepler bir araya gelince müslüman kadının gayr-i müslim bir erkek ile evlenmesinin niçin caiz kılınmadığını anlamak bize göre kolaylaşmaktadır.
 
Gayr-ı müslimle (ehl-i kitab) evlenmek.

Gayr-ı müslimle (ehl-i kitab) evlenmek.
Soru:
Malumunuz olduğu gibi, Maide suresinin 5. ayeti müslüman erkeklerin Ehli kitap kadınlarla evlenmesine ruhsat veriyor. Fakat yaşadığımız toplumun, Ehli kitabın özelliklerini taşıyıp taşımadığın araştırdığımızda, pratik hayat ve istatistik sonuçlar itibariyle 50%den fazlasının dinsiz oldukların görüyoruz. Üstelik bu tür evlilikler yapan erkekler, İslamın önemle üzerinde durduğu 5 esası kesinlikle korumuyor ve eşinin kültüründe kayboluyorlar. Benim sorum, tarihten gelen konumlar (çok azı hariç onlar da kültür olarak algılıyorlar) nedeniyle yine de onlar 'Ehli kitap' mı diyeceğiz? Aksi durumda ise Nikah, talak, velayet, veraset, vekalet vd. konularda nasıl davranacağız?

Cevap:
Müslümann irtidadı olduğu gibi Ehl-i kitabın da irtidadı (dininden dönmesi, din değiştirmesi) olabilir, mümkündür. Bir kitâbî (ehl-i kitaba mensup birisi) dininden döner, hiçbir dine de inanmazsa artık ona kitâbî denemez. Ehl-i kitabın dinsizliği seçen çocukları da böyledir; onlar da kitâbî sayılmazlar.
Bir müslüman kadın kitâbî olsun, dinsiz ve müşrik olsun hiçbir kâfir ile evlenemez.
Bir müslüman erkek kitâbî olan kadınlarla evlenebilir. Bir kadının kitâbî olup olmadığı ona sorularak anlaşılır. Ameli olmasa bile ben hristiyanım, musevîyim diyeni öyle kabul etmek gerekir.
 
Müslümanın Domuz Lokantası

Müslümanın Domuz Lokantası
Soru:
Müslümanın Domuz Lokantası
Hocam! Ben ve kardeşlerim Finlandiya'da bir pizza dükkanımız var. Biz burada pizzalarda domuz etini kullanıyoruz. Domuzu Finlilere satıyoruz kesinlikle müslamanlara satmıyoruz. Yani misal vermek gerekirse günde 200 pizza satarsak bunun 190 veya 195 inde domuz kesinlikle var, domuzsuz pizzayı çok nadir yiyorlar, hatta bir kaç arkadaşımız lokantalarında domuz etini kullanmadılar ve kısa bir zamanda işleri bozuldu ve iflas ettiler bir kaç arkadaş dana etini domuz eti gibi yapalım, domuz diye satalım dediler ama farkına varırlar diye yapmadık; yani domuz satmayınca lokanta kesinlikle kapanır. Biz domuz etinin haram olduğunu biliyoruz, burada bir kaç hocaya danıştık; kimi Finlilere sattığınız için günah yoktur dediler, kimi bir mecburluk durumu varsa mecbur olduğun zamana kadar satar mecburiyetin bittimi bu işin içinden çıkarsın dediler biz yemiyoruz ama satıp parasını yiyoruz ve biz Türkiye'deyken maddi olarak durumumuz zayıftı hiçbirimizin mesleği yok. Babam 30 sene şöförlük yaptı... bir şeye sahip olamadı. Başka bir iş yapmayı düşündük ama Finlandiya'da yabancı düşmanlığı çok olduğundan iş bulmamız çok zor... Burada bütün yabancılar bu yaptığımız işi yani pizza ve dönercilik yapıyorlar. Pizza ve döner lokantası açmak için herhangi bir diploma veya bir belge istemiyorlar, bunu da yapmasak Finlandiya'da barınamayız... Yani biz burada mecburiyetten satıp tam oturma iznini almaya çalışıyoruz. Şu an izinde Türkiye'deyim sordum ve sizin bu konuda yardımcı olabileceğinizi söylediler...
Bir de bu lokantamızda namaz kılınabilir mi? Ellerimizle pizzaya domuzu koyuyoruz daha sonra ellerimizi yıkıyoruz; şu an abim namaz kılıyor, temiz bir kıyafetini lokantaya getirmiş ve elbisesini değiştirerek namazını kılıyor...

Cevap:
Bazı okuyucularım soruları uzun uzadıya niçin yazdığımı, doğrudan cevapları yazma yolunu niçin seçmediğimi soruyorlar. Bunun iki sebebi var:
1. Soru cevabın daha iyi anlaşılmasına yardımcı oluyor.
2. Sorularda müslümanların durumu, karşılaştıkları zorluklar, çözüm bekleyen meseleleri, din konusundaki bilgileri ve anlayışları... ortaya çıkıyor, sorular hayatımızın aynası oluyor; bu bilgileri de okuyucularla da paylaşmak istiyorum.
Sorudan anlaşıldığı gibi bazı müslümanlar gayr-i müslimlerin ülkelerinde çalışıyorlar, kendi ülkelerinde iş bulamadıkları gibi o ülkelerde de kendi dinlerine göre meşru olan işleri bulmakta bazan güçlükle karşılaşabiliyorlar. Bana Türkiye'den olsun, yurt dışından olsun buna benzer çok sayıda soru geliyor. Geçinmek için helal iş bulamayanlara, iş buluncaya kadar "haram olan bazı işlerde" çalışmalarının caiz olduğunu söylüyorum. Bu fetvanın dayanağı "zaruret"tir, zorda ve darda kalmaktır, bu işlerde çalışmadığı zaman aç ve açıkta kalmaktır. İçkili lokantalarda garson veya usta, faizci bankalarda memur olarak çalışmak bu sorulara örnektir. Finlandiya'da çalışan bu kardeşlerimizin de belli bir süre bu işi yapmaya mecbur oldukları anlaşılıyor; bu sebeple orada oturma hakkı alana ve başka bir iş kurana kadar bu işle karınlarını doyurmaları caiz oluyor.
Bir de Ebû Hanîfe'nin, gayr-i müslimlerin ülkelerinde yaşayan müslümanlara ait bir ictihadı var. Ona göre bu müslümanlar, kendileri için haram, gayr-i müslimler için caiz ve helal olan bir konuda bir iş yaparak onların paralarını alabiliyorlar; bu para zaten müslümana helal olduğu ve onu alırken de izinle (pasaportla, sözleşme ile) girdiği ülkenin kanun ve kurallarına aykırı bir iş yapmadığı için meşru bir kazanç sağlamış oluyorlar. Bunun meşhur örneği faizdir; Ebû Hanîfe'ye göre yabancı ülkelerde müslümanlar, gayr-i müslimlere faizli kredi vererek para kazanabiliyorlar; çünkü faiz onlara göre meşru, müslüman ise kendisine helal olan bu parayı, onlara göre meşru olan bir yoldan elde etmiş oluyor. Gayr-i müslümin para ve malının müslümana helal olması, farklı dinlere mensup olanların arasındaki savaş ilişkisinin bir sonucu oluyor. Bu ictihada göre orada domuz satarak paralarını almak da caiz olur.
Müslümanın bir yerine pislik bulaştığı zaman onu usulüne göre yıkar ve yıkayınca da temiz olur, namazını kılmaya mani teşkil etmez.

İslam Hukuku Profesörü:Hayrettin Karaman
 
Geri
Üst