EbruLi
Tecrübeli Üye
Gelinlik - Okumalısınız
Gelinlik - Okumalısınız
Gelinlik - Okumalisiniz
1983 yilinin Mayis ayiydi. Konya Askeri Cezaevinden alinarak baska bir mahkemem için Izmir Buca Cezaevine getirildim.
Yol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüs dünyaya bir veda psikolojisiyle bakmistim... Içimde bir his bu günesi bu agaçlari bu dünyayi bir daha görmeyeceksin diyordu. Bu duygularla bir safak vakti Buca Cezaevine teslim edildim.
Mahkeme saatine kadar kapialti tabir edilen mahkemeye giden tutuklularin toplandigi yerde bekletilecek mahkemeden sonra da verilen karara göre ya yeniden Konya ya gönderilecek ya da Buca Cezaevinde kalacaktim. Beni en çok sevindiren aylar sonra Bursa Cezaevinde bulunan arkadaslarima kavusmam olmustu.
Ihtilalden 3 yil sonra onlarla ilk defa görüsecek ilk kez de kucaklasma imkani bulacaktim. Ama beni asil sevindirecek olan birkaç hafta önce idam cezasina çarptirilan Halil Esendag ve Selçuk Duraciki görmem olacakti. Bundan dolayi müthis heyecanlaniyordum.
Halil benim yargilandigim Manisa ÜGD davasinda idamla yargilaniyor baska bir davadan (Turgutlu) idam cezasina çarptirilmasina ragmen mahkemelere getirilip götürülüyordu.
Sabahin erken saatlerinde geldigim Buca Cezaevinde hep onlari düsünüyordum. Idam alan ve aylardan beri ölüm hücresinde infazi bekleyen arkadaslarimin halet-i ruhiyelerini ölüm cezasini nasil karsiladiklarini merak ediyordum.
Mahkeme saati yaklastikça yavas yavas koguslardan çikarilan tutuklular da kapida görünmeye basladilar. Gelenler içinden tanidiklarla kucaklasiyor derin bir hasretle birbirimize sariliyor duygulu anlar yasiyorduk.
Koguslardaki tutuklularin kapi altina alinmasi bittikten sonra sira ölüm hücresindeki arkadaslara gelmisti. Merak içindeydim üç yil görmedigim Halil acaba ne durumdaydi? Kesinlesen ölüm cezasini nasil karsilamisti?..
Kafam bu sorularla mesgulken Halil Esendag mütebessim bir yüzle çika geldi. Yüzü çektigi çilelerle temizlenmis parlatilmis gibiydi. Asirlardir birbirimizi görmemis insanlar gibi hasretle kucaklastik. Sanki kalplerimizden birbirimize tatli ilik bir seyler akiyordu. Kisa bir hal-hatir firsati bile bulamadan gardiyanlar çagirdi ikiser ikiser kelepçelenerek ring aracina bindirildik. Istegim üzerine benim elim Halil in eliyle kelepçelenmis; böylece mahkemeye gidinceye kadar yolda birkaç kelime olsun konusma imkanimiz olmustu...
O konusurken bütün dikkatim satir aralarina gizlenmis gerçek düsüncelerindeydi. Acaba korkuyor muydu? Acaba herhangi bir irade zaafi geçirmis miydi? Vakit ilerledikçe Halil in tek kelimeyle; onu yendigini ve ona çoktan hazir oldugunu görecektim. Ölümden bahsederken gülüyor. Allah tan ne gelirse bas üstüne diyordu...
Mahkemeye gelirken zaman zaman öteki arkadaslarin sorularina cevap veriyor böylece önceki mahkemeye giderken de olup bitenlerden haberdar oluyordum...
Bir arkadas:
-Gönderdigimiz Gelinlikleri aldiniz mi? diye sorunca
- Aldik demis.
- Nasil oldu deyince de:
- Biraz uzun oldu deyivermisti...
Sonralari mahkeme Izmir de kalmama karar verince ben de soruyu soran arkadaslarla beraber ayni kogusa konulmus ve o zaman bu gelinlik meselesini sormustum.
- Nedir bu gelinlik? Ben bir sey anlayamadim? deyince anlattilar:
- Geçen mahkeme Halil bizden iki kefen istedi. Devletin idam esnasinda giydirdigi kefenin torba gibi bir sey oldugunu o kefenleri giymeleri halinde ellerinin kollarinin içeride kalacagini rahat can çekisemeyeceklerini söyledi.
Biz de kogusa dönünce elimizdeki avucumuzdaki parayi bir araya getirdik ama iki kefen alacak parayi bulamadik. Kogusta 23 kisiyiz üzerimizden iki kefen parasi çikmadi. Sonunda bir arkadasimizin ailesinin getirdigi iki beyaz nevresimi cezaevi terzisinde diktirerek onlara gönderdik. Gelinlik dedigimiz onlara gönderdigimiz kefenlerdir...
Çok sonradan anlamistim Gelinliklerimiz uzun geldi derken kefenleri giydiklerini kimbilir kaç gece böyle Azrail i bekleyerek sabahladiklarini...
Ayrica su satirlari yazdigim sirada bile düsünmeden edemiyorum nasil oluyordu da 23 ülkücü iki kefen alacak parayi bulamiyordu. Halbuki tam o siralar Türkiye de ve Avrupa da paralar toplaniyordu ama nedense bir türlü cezaevlerine ulasamiyordu. Bu hareketin kefen soyuculuktan zengin olan nice haini simdi saygin adam rolünde geziyor; ama kim kimden hesap soracak???
Mahkeme salonunda durusma saatini beklerken artik ölümü yendigine emin oldugum Halil e sormustum:
- Nasil bir gecede asilmak istersin?
Halil biraz düsünmüs daha sonra cevap vermisti...
- Yagmurun hafif çiseledigi bir gecede...
Durusmadan sonra mahkeme benim Izmir de kalmama karar vermis arkadaslarla birlikte Buca Cezaevine dönmüstüm. Kapialtinda Halil aramizdan alinmis baska bir aleme götürülür gibi götürülmüstü. Bunun onu son görüsüm oldugunu biliyordum.
BÜTÜN GECE BUCA YA RAHMET YAGDI...
Izmire geldikten birkaç gün sonra yapilan istisarede kogus baskani seçilmis kogusun düzen ve intizamini üstlenmistim. Cezaevinde gazeteler her sabah bir sergi üzerinde kogus kapilarina getirilir tutuklular da mazgal deliginden istedikleri gazeteleri alirlardi. Gazetelerimiz birkaç defa gelmemisti. Daha sonradan bunun manasini anlamistik. Idam cezalarinin infaz edilecegine dair haberlerin yer aldigi veya mahkumlarla ilgili yeni düzenlemenin gündeme geldigi günlerde cezaevi idaresi gazeteleri vermez böylece mahkumlarin olay çikarmasini da engellenmis olurdu.
Haziran ayi gelmis baharin bütün tazeligiyle kendini gösterdigi günlerden biriydi. Ama o yillarda bize bir türlü bahar gelmezdi. Sairin: Bahar gelmis çiçek açmis neyleyim misralari da bu sebeple dilimizden eksik olmazdi.
O sabah günlük haberleri herkesten önce okumak için gazetelerin gelmesini bekliyorduk Bir saat iki saat derken vakit ögleyi bulmustu ama gazeteler gelmemisti. Gazeteler gecikince hepimizin içine de bir kurt düsmüstü. Acaba kim? Bugün kimi asacaklar?
Çok beklemeden sorumuzun cevabini almistik. Bir firsatini bulan cezaevi terzisi kapiya gelerek mazgali açmis ve o korkunç haberi vermisti.
-Bahçede sehpa kuruluyor bu gece Halil le Selçuk u asacaklar!..
Koca kogus bir anda depreme ugramis gibi sarsilmisti. Önce ürkütücü bir sessizlik ve sok hali yasanmis sonra çaresizlik içinde ne yapacagimizi sasirmis vaziyette saga sola kosturmustuk. Bu kosusturma ölüm korkusunun veya panik halinin bir neticesi degil çaresizlik onlara ulasamamak ve bu zor saatlerde onlari teselli edememektendi...
Acaba karari radyodan duyunca ne demis ne yapmislardi? Bütün bir kogus tek yürek olmus onlari düsünüyor onlarla ölümü paylasiyorduk. Haberi aldiktan birkaç dakika sonra mahkumlari toplayarak kisa bir konusma yaptim. Kuran bilenlere cüzleri dagitarak sabaha kadar Kuran okumalarini söyledim.
Yapacagimiz tek sey vardi: Dua ve Kuran la onlara ulasmak. Saat 24.00 e kadar iki hatim indirdik. Saat 21.00 den itibaren de her yarim saatte bir kogus penceresine çikarak sela okumaya Peygamber Efendimize salat-ü selam getirmeye basladim. Kogus penceresinden yükselen sesimin onlarin hücrelerine kadar girdigine inaniyor salat-ü selamlari da o duygularla okuyordum...
Cezaevlerinde idamlarin infazi 01.00 de olurdu. Son defa sela okumak üzere pencereye çiktim. Halil in mahkeme salonunda söyledigi sözler aklima geldi...
Yagmurun hafif çiseledigi bir gecede asilmak isterim.
Elimi kogus parmakliklarindan disariya uzattim avucumu göge dogru açtigimda aman Allahim bir yagmur Halil in duasina icabet edercesine çiseliyordu. Kendi kendime:
- Ah Halil im! O gün Rabbimizden günesleri yagdirmasini isteseydin Rabbim o günesleri bile yagdirirdi diye mirildandim. Kogus lal olmus göklerle birlikte Halil ve Selçuka agliyordu...
Yorgun bir geceden sonra gardiyanlarin müdür çagiriyor demelerine uyandim. Müdür üç kisiyi odasina çagirmisti. Halil in asilmadan önce her birimize ayri ayri yazarak biraktigi hediye ve emanetleri bize teslim etti.
Hediyelerinden birini bana birakmisti. Gümüs yüzügünü Murat Sancar isimli bir arkadasa esyalarini da dagitilmak üzere Salih Cerit e birakmisti. Esyalarini alarak kogusa geldik. Halil ve Selçuk un son anlarinda yazdiklari mektup bizi rahatlatmis ölüme metanetli gittikleri konusundaki kanaatlerimizi pekistirmisti.
Daha sonra mazgala gelen bazi gardiyanlar da idami anlatarak:
- Bu gece bütün Buca ya rahmet yagdi demislerdi.
Önce Selçuk sonra Halil idam edilmis ikisi de sehpaya metanetle yürümüs Kelime-i sehadet getirdikten sonra altlarindaki sehpa çekilmisti. Ipte bir müddet salindiktan sonra sanki ilahi bir el uzanarak ikisinin de yönünü kibleye çevirmisti. Bir gardiyan:
- Halili indirdigimizde basindaki takke yana düsmüs hafif yatmisti biz böyle bir sey görmedik diyorlardi. Infazda bulunan Buca Muradiye imami ise:
-Bana hiç evliya gördün mü diyen soranlara Evet... Halil le Selçuku gördüm" diyecegim...demisti
Halil in bize emanet ettigi esyalar kogus baskani oldugum için bana teslim edildi. Hepsini tek tek inceledim. Özel esyalarini ayirdim. Notlarini okudum. Notlar daha çok kilinan kaza namazlari ile tutulan oruçlarin listesiydi. Ayrica ölümle ilgili ayet ve hadisler bir yigin ilmihal bilgisiyle ilgili notlar vardi. Esyalar arasinda gazete kagidina sarilmis küçük bir paket dikkatimi çekti. Çorap veya iç çamasiri sanmistim. Açtim ve baktim ki: Etrafi oyali yesil bir bas örtüsü. O an nasil duygulandigimi gözyaslarimin nasil bosaldigini anlatamam. Bütün kogus agliyordu.
Rahmetli Halil tutuklanmadan kisa bir süre önce evlenmis murat alamadan hapishane köselerine düsmüstü. Ihtimal ki iki buçuk yil kaldigi ölüm hücresinde esinin bu basörtüsü onun dert ortagi olmustu.
Dagitilabilir esyalarini dagittiktan sonra kalanlari postayla babasina gönderdik. Halil in babasi çok dindar çok mütevekkil bir adamdi. Annesi de öyle. Çok sonralari tahliye olunca evlerine ziyaret ettigimde bu aileden böyle bir kahramanin niçin çiktigini anlamistim.
Esyalari gönderdikten sonra takriben iki hafta sonra Halil in babasindan hepimizi ürperten bir mektup geldi. Söyle yazmisti:
Halil in annesi; oglum sehit oldu mu? Olmadi mi? diye çok üzülüyordu. Bir gece rüyasinda kendini cennette görüyor. Bütün sahabiler toplanmislar Hz. Peygamberi bekliyorlar. Halil in annesi hanim sahabilerden birine yaklasip soruyor:
- Bugün burada ne var ki böyle toplanmis bekliyorsunuz! Hanim sahabi cevap veriyor:
- Bilmiyor musun bugün burada sehit Halil Esendag in dügünü var. Nikahini Hz. Peygamber kilacak onun için bekliyoruz.
Bu rüyayi kime okumussak gözyaslarini tutamamis mescide kapanip aglamisti.
Gelinlik - Okumalisiniz
1983 yilinin Mayis ayiydi. Konya Askeri Cezaevinden alinarak baska bir mahkemem için Izmir Buca Cezaevine getirildim.
Yol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüs dünyaya bir veda psikolojisiyle bakmistim... Içimde bir his bu günesi bu agaçlari bu dünyayi bir daha görmeyeceksin diyordu. Bu duygularla bir safak vakti Buca Cezaevine teslim edildim.
Mahkeme saatine kadar kapialti tabir edilen mahkemeye giden tutuklularin toplandigi yerde bekletilecek mahkemeden sonra da verilen karara göre ya yeniden Konya ya gönderilecek ya da Buca Cezaevinde kalacaktim. Beni en çok sevindiren aylar sonra Bursa Cezaevinde bulunan arkadaslarima kavusmam olmustu.
Ihtilalden 3 yil sonra onlarla ilk defa görüsecek ilk kez de kucaklasma imkani bulacaktim. Ama beni asil sevindirecek olan birkaç hafta önce idam cezasina çarptirilan Halil Esendag ve Selçuk Duraciki görmem olacakti. Bundan dolayi müthis heyecanlaniyordum.
Halil benim yargilandigim Manisa ÜGD davasinda idamla yargilaniyor baska bir davadan (Turgutlu) idam cezasina çarptirilmasina ragmen mahkemelere getirilip götürülüyordu.
Sabahin erken saatlerinde geldigim Buca Cezaevinde hep onlari düsünüyordum. Idam alan ve aylardan beri ölüm hücresinde infazi bekleyen arkadaslarimin halet-i ruhiyelerini ölüm cezasini nasil karsiladiklarini merak ediyordum.
Mahkeme saati yaklastikça yavas yavas koguslardan çikarilan tutuklular da kapida görünmeye basladilar. Gelenler içinden tanidiklarla kucaklasiyor derin bir hasretle birbirimize sariliyor duygulu anlar yasiyorduk.
Koguslardaki tutuklularin kapi altina alinmasi bittikten sonra sira ölüm hücresindeki arkadaslara gelmisti. Merak içindeydim üç yil görmedigim Halil acaba ne durumdaydi? Kesinlesen ölüm cezasini nasil karsilamisti?..
Kafam bu sorularla mesgulken Halil Esendag mütebessim bir yüzle çika geldi. Yüzü çektigi çilelerle temizlenmis parlatilmis gibiydi. Asirlardir birbirimizi görmemis insanlar gibi hasretle kucaklastik. Sanki kalplerimizden birbirimize tatli ilik bir seyler akiyordu. Kisa bir hal-hatir firsati bile bulamadan gardiyanlar çagirdi ikiser ikiser kelepçelenerek ring aracina bindirildik. Istegim üzerine benim elim Halil in eliyle kelepçelenmis; böylece mahkemeye gidinceye kadar yolda birkaç kelime olsun konusma imkanimiz olmustu...
O konusurken bütün dikkatim satir aralarina gizlenmis gerçek düsüncelerindeydi. Acaba korkuyor muydu? Acaba herhangi bir irade zaafi geçirmis miydi? Vakit ilerledikçe Halil in tek kelimeyle; onu yendigini ve ona çoktan hazir oldugunu görecektim. Ölümden bahsederken gülüyor. Allah tan ne gelirse bas üstüne diyordu...
Mahkemeye gelirken zaman zaman öteki arkadaslarin sorularina cevap veriyor böylece önceki mahkemeye giderken de olup bitenlerden haberdar oluyordum...
Bir arkadas:
-Gönderdigimiz Gelinlikleri aldiniz mi? diye sorunca
- Aldik demis.
- Nasil oldu deyince de:
- Biraz uzun oldu deyivermisti...
Sonralari mahkeme Izmir de kalmama karar verince ben de soruyu soran arkadaslarla beraber ayni kogusa konulmus ve o zaman bu gelinlik meselesini sormustum.
- Nedir bu gelinlik? Ben bir sey anlayamadim? deyince anlattilar:
- Geçen mahkeme Halil bizden iki kefen istedi. Devletin idam esnasinda giydirdigi kefenin torba gibi bir sey oldugunu o kefenleri giymeleri halinde ellerinin kollarinin içeride kalacagini rahat can çekisemeyeceklerini söyledi.
Biz de kogusa dönünce elimizdeki avucumuzdaki parayi bir araya getirdik ama iki kefen alacak parayi bulamadik. Kogusta 23 kisiyiz üzerimizden iki kefen parasi çikmadi. Sonunda bir arkadasimizin ailesinin getirdigi iki beyaz nevresimi cezaevi terzisinde diktirerek onlara gönderdik. Gelinlik dedigimiz onlara gönderdigimiz kefenlerdir...
Çok sonradan anlamistim Gelinliklerimiz uzun geldi derken kefenleri giydiklerini kimbilir kaç gece böyle Azrail i bekleyerek sabahladiklarini...
Ayrica su satirlari yazdigim sirada bile düsünmeden edemiyorum nasil oluyordu da 23 ülkücü iki kefen alacak parayi bulamiyordu. Halbuki tam o siralar Türkiye de ve Avrupa da paralar toplaniyordu ama nedense bir türlü cezaevlerine ulasamiyordu. Bu hareketin kefen soyuculuktan zengin olan nice haini simdi saygin adam rolünde geziyor; ama kim kimden hesap soracak???
Mahkeme salonunda durusma saatini beklerken artik ölümü yendigine emin oldugum Halil e sormustum:
- Nasil bir gecede asilmak istersin?
Halil biraz düsünmüs daha sonra cevap vermisti...
- Yagmurun hafif çiseledigi bir gecede...
Durusmadan sonra mahkeme benim Izmir de kalmama karar vermis arkadaslarla birlikte Buca Cezaevine dönmüstüm. Kapialtinda Halil aramizdan alinmis baska bir aleme götürülür gibi götürülmüstü. Bunun onu son görüsüm oldugunu biliyordum.
BÜTÜN GECE BUCA YA RAHMET YAGDI...
Izmire geldikten birkaç gün sonra yapilan istisarede kogus baskani seçilmis kogusun düzen ve intizamini üstlenmistim. Cezaevinde gazeteler her sabah bir sergi üzerinde kogus kapilarina getirilir tutuklular da mazgal deliginden istedikleri gazeteleri alirlardi. Gazetelerimiz birkaç defa gelmemisti. Daha sonradan bunun manasini anlamistik. Idam cezalarinin infaz edilecegine dair haberlerin yer aldigi veya mahkumlarla ilgili yeni düzenlemenin gündeme geldigi günlerde cezaevi idaresi gazeteleri vermez böylece mahkumlarin olay çikarmasini da engellenmis olurdu.
Haziran ayi gelmis baharin bütün tazeligiyle kendini gösterdigi günlerden biriydi. Ama o yillarda bize bir türlü bahar gelmezdi. Sairin: Bahar gelmis çiçek açmis neyleyim misralari da bu sebeple dilimizden eksik olmazdi.
O sabah günlük haberleri herkesten önce okumak için gazetelerin gelmesini bekliyorduk Bir saat iki saat derken vakit ögleyi bulmustu ama gazeteler gelmemisti. Gazeteler gecikince hepimizin içine de bir kurt düsmüstü. Acaba kim? Bugün kimi asacaklar?
Çok beklemeden sorumuzun cevabini almistik. Bir firsatini bulan cezaevi terzisi kapiya gelerek mazgali açmis ve o korkunç haberi vermisti.
-Bahçede sehpa kuruluyor bu gece Halil le Selçuk u asacaklar!..
Koca kogus bir anda depreme ugramis gibi sarsilmisti. Önce ürkütücü bir sessizlik ve sok hali yasanmis sonra çaresizlik içinde ne yapacagimizi sasirmis vaziyette saga sola kosturmustuk. Bu kosusturma ölüm korkusunun veya panik halinin bir neticesi degil çaresizlik onlara ulasamamak ve bu zor saatlerde onlari teselli edememektendi...
Acaba karari radyodan duyunca ne demis ne yapmislardi? Bütün bir kogus tek yürek olmus onlari düsünüyor onlarla ölümü paylasiyorduk. Haberi aldiktan birkaç dakika sonra mahkumlari toplayarak kisa bir konusma yaptim. Kuran bilenlere cüzleri dagitarak sabaha kadar Kuran okumalarini söyledim.
Yapacagimiz tek sey vardi: Dua ve Kuran la onlara ulasmak. Saat 24.00 e kadar iki hatim indirdik. Saat 21.00 den itibaren de her yarim saatte bir kogus penceresine çikarak sela okumaya Peygamber Efendimize salat-ü selam getirmeye basladim. Kogus penceresinden yükselen sesimin onlarin hücrelerine kadar girdigine inaniyor salat-ü selamlari da o duygularla okuyordum...
Cezaevlerinde idamlarin infazi 01.00 de olurdu. Son defa sela okumak üzere pencereye çiktim. Halil in mahkeme salonunda söyledigi sözler aklima geldi...
Yagmurun hafif çiseledigi bir gecede asilmak isterim.
Elimi kogus parmakliklarindan disariya uzattim avucumu göge dogru açtigimda aman Allahim bir yagmur Halil in duasina icabet edercesine çiseliyordu. Kendi kendime:
- Ah Halil im! O gün Rabbimizden günesleri yagdirmasini isteseydin Rabbim o günesleri bile yagdirirdi diye mirildandim. Kogus lal olmus göklerle birlikte Halil ve Selçuka agliyordu...
Yorgun bir geceden sonra gardiyanlarin müdür çagiriyor demelerine uyandim. Müdür üç kisiyi odasina çagirmisti. Halil in asilmadan önce her birimize ayri ayri yazarak biraktigi hediye ve emanetleri bize teslim etti.
Hediyelerinden birini bana birakmisti. Gümüs yüzügünü Murat Sancar isimli bir arkadasa esyalarini da dagitilmak üzere Salih Cerit e birakmisti. Esyalarini alarak kogusa geldik. Halil ve Selçuk un son anlarinda yazdiklari mektup bizi rahatlatmis ölüme metanetli gittikleri konusundaki kanaatlerimizi pekistirmisti.
Daha sonra mazgala gelen bazi gardiyanlar da idami anlatarak:
- Bu gece bütün Buca ya rahmet yagdi demislerdi.
Önce Selçuk sonra Halil idam edilmis ikisi de sehpaya metanetle yürümüs Kelime-i sehadet getirdikten sonra altlarindaki sehpa çekilmisti. Ipte bir müddet salindiktan sonra sanki ilahi bir el uzanarak ikisinin de yönünü kibleye çevirmisti. Bir gardiyan:
- Halili indirdigimizde basindaki takke yana düsmüs hafif yatmisti biz böyle bir sey görmedik diyorlardi. Infazda bulunan Buca Muradiye imami ise:
-Bana hiç evliya gördün mü diyen soranlara Evet... Halil le Selçuku gördüm" diyecegim...demisti
Halil in bize emanet ettigi esyalar kogus baskani oldugum için bana teslim edildi. Hepsini tek tek inceledim. Özel esyalarini ayirdim. Notlarini okudum. Notlar daha çok kilinan kaza namazlari ile tutulan oruçlarin listesiydi. Ayrica ölümle ilgili ayet ve hadisler bir yigin ilmihal bilgisiyle ilgili notlar vardi. Esyalar arasinda gazete kagidina sarilmis küçük bir paket dikkatimi çekti. Çorap veya iç çamasiri sanmistim. Açtim ve baktim ki: Etrafi oyali yesil bir bas örtüsü. O an nasil duygulandigimi gözyaslarimin nasil bosaldigini anlatamam. Bütün kogus agliyordu.
Rahmetli Halil tutuklanmadan kisa bir süre önce evlenmis murat alamadan hapishane köselerine düsmüstü. Ihtimal ki iki buçuk yil kaldigi ölüm hücresinde esinin bu basörtüsü onun dert ortagi olmustu.
Dagitilabilir esyalarini dagittiktan sonra kalanlari postayla babasina gönderdik. Halil in babasi çok dindar çok mütevekkil bir adamdi. Annesi de öyle. Çok sonralari tahliye olunca evlerine ziyaret ettigimde bu aileden böyle bir kahramanin niçin çiktigini anlamistim.
Esyalari gönderdikten sonra takriben iki hafta sonra Halil in babasindan hepimizi ürperten bir mektup geldi. Söyle yazmisti:
Halil in annesi; oglum sehit oldu mu? Olmadi mi? diye çok üzülüyordu. Bir gece rüyasinda kendini cennette görüyor. Bütün sahabiler toplanmislar Hz. Peygamberi bekliyorlar. Halil in annesi hanim sahabilerden birine yaklasip soruyor:
- Bugün burada ne var ki böyle toplanmis bekliyorsunuz! Hanim sahabi cevap veriyor:
- Bilmiyor musun bugün burada sehit Halil Esendag in dügünü var. Nikahini Hz. Peygamber kilacak onun için bekliyoruz.
Bu rüyayi kime okumussak gözyaslarini tutamamis mescide kapanip aglamisti.