EbruLi
Tecrübeli Üye
Gelenek Din ve Modernite Düzleminde Kadın
Gelenek Din ve Modernite Düzleminde Kadın
Gelenek Din ve Modernite Düzleminde Kadın
(Aşağıdaki yazıda sırf kadın veya erkek cinsini övme ya da yerme gibi bir yola gidilmemiştir. İyi ya da kötü olma durumu cinsiyete bağlı değildir; iyilik veya kötülük bilinç ve davranış eksenli olarak insandan insana değişir. Yine yazı boyunca kadın ve erkek cinsinin her konuda birbirine eşit olduğu veya olması gerektiği tezi de işlenmemiştir. Ancak “nasıl hukuk karşısında kadın ve erkek eşit ise ilahi teklifler karşısında da, ahlaki erdemler konusunda da kadın ve erkek eşittir veya eşit olmalıdır” tezi savunulmuştur. Elbette ki yalnızca kadın cinsi veya erkek cinsi değil, her insan; bilgisi, gücü ve kapasitesi oranında sorumludur. Aklın, kadının ve nefsin (insani ihtiyaçların meşru biçimde talebi) şeytan olarak görülmesinin yol açtığı onarılmaz yaralara bir merhem olması umuduyla yazılmıştır.)
HER KADIN, ÖNCELİKLE İNSANDIR
İNSAN KADIN
Kadın tarih boyunca hep istismar edildi. Hem din karşıtı hem din istismarcısı çevreler tarafından… Birileri onu soyarak, birileri de onu eve (toprağa, toprak evlere gömerek) tıkayarak, ya her şeyini dünyaya (herkese) açtı veya dünyaya açılan tüm pencerelerine kilit vurarak hayattan soyutladı.
Bir taraf, alabildiğince soyunmayı cesaret olarak takdim ederken diğer taraf saçının telinin görünmesini cayır cayır yanma tehdidi ile sundu. Ceza hukukunda en ağır suçluya bile böyle bir ceza verilmezken, ancak Ortaçağ karanlığında bu cezaya cadılar layık görülürken, saçının telini gösterecek tüm kadınlar cadılara benzetildi. Böylece gerçek cesaretin, dürüst ve adil davranmaktan geçtiği unutturuldu. Böylece en ağır cezaya çarptırılacak olanların zalimler, sahtekârlar, iftiracılar, yalancılar, katiller olduğu gerçeği ikinci plana atılmış oldu.
Kadınlar üzerinden siyaset ve ticaret yapıldı. Giyim sembolleştirildi. Giyimdeki temel amaç olan kadının dişiliyle değil kişiliği ile sosyal yaşamda rol alması gerçeği göz ardı edildi. Tam tersine bu ilkeyi çiğneyip giyimde bile tek tipleştirme yoluna gidildi. Siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım, hemen her alanın başköşesine erkekler oturtuldu.
Erkeklerin ahlakı, başköşesine kuruldukları alanlarda dürüst olmaları değildi. Erkeklerin ahlakı kadınlar idi. Kadınların ahlakı ise yalnızca cinselliklerine sahip çıkmaları idi. Sonuç olarak ahlak denilince siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım gibi alanlarda hak ve adalet üzere olmak değil, kadınların ağzını, yüzünü, gözünü kapamak, elini ve ayağını bağlamak anlaşıldı. Ahlakına sahip çıkan erkek, karısına sahip çıkan erkek oldu.
Kapitalizmin hedeflerinden biri olan tüketim toplumu oluşturma gayreti en başta kadınlar üzerinden denenmiştir; bu anlayış, “moda” adı altında hiçbir ahlaki kaygı taşımayan kişi ve kuruluşlara büyük meblağlarda para yatırmayı, “magazin” adı altında işin sonunu düşünmeden günübirlik yaşamayı, “kozmetik” adı altında bakımlı kadından öte “bakılan kadın” icat etmeyi, “reklamlar” adı altında ilgili-ilgisiz her konuda kadını istismar etmeyi ilke edinmiştir.
Kadın hakları kadına lütuf olarak sunuldu. Kadın hakları; kadının ezilmesine, sömürülmesine ve hor görülmesine karşı koyma hareketiyle başlarken sonuç, kadını erkeğin rakibi, dişiliğinin gücünü bilmesi ve bunu kullanması gereken bir kişilik olarak sunmaya dönüştü.
Kadının da erkek gibi cinsel kimliği ile değil, bilinciyle, düşüncesiyle, inancıyla, çalışmalarıyla, emeğiyle, ürettikleriyle ve başarısıyla öne çıkması gerekiyordu. Toplumda kadın, erkek gibi topluma kattığı olumlu değerler ile tanınmalı ve bununla anılmalı idi. Erkeğin, cinsel kimliğinin öne çıkarılarak toplumda tanınması ne denli sağlıksız ise kadın için de bu konu yine o denli sağlıksız idi. Böyle bir tutum, fiziksel özellikleriyle öne çıkması zor olan pek çok insanı, yaşlı ve engelli insanları ikinci sınıf bir konuma sokacaktı. İnsanlar, hayatın tatlı ve acı olaylarıyla ilgilenmek yerine kafalarını başka işlerle meşgul edecek ve pek çok sorumluluklarını aksatacak veya askıya alacak, daha güzelin arayışıyla yanındakilere hak ettikleri değeri vermeyecekti.
Kadın her yerde dışlandı, yalnızca mabetten kovulmadı, hayatın dışına bile atıldı. Eksik etek, yarım akıllı olarak görüldü. Kadın, uğursuz olarak nitelendi. Şeytan dendi. Cehennemin onlarla doldurulacağı söylendi. Onlar hakkında Cehennem odunu dendi. Namazın önünden domuz, eşek, siyak köpek, kadın geçerse namazın bozulacağı iddia edilerek kadınlar domuzlarla eşeklerle ve siyah köpeklerle bir tutuldu. Bunların her birine de dini dayanak bulundu. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.
Pek çok kitapta, tekrarlanarak bu ninni söylendi. Bu ninni ile halk uyutuldu, uyuşturuldu. Halkın onuru iğdiş edildi. Sonuçta ortaya erkeksi bir dini anlayış çıktı. Sokaktaki din, Allah’ın değil erkeklerin dinine dönüştü. Erkekleri kollayan, onları koruyan, her şeyin en güzelini onlara layık gören rutin rituelleri dolu ama ahlak ve Allah anlayışı sorunlu bir din icat edildi. Kocasına itaat eden, vücudu irin olsa bile onu ağzıyla temizleyen, kocasına kul köle olan kadın Cennetlik olarak görüldü. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.
Kadınlar “güvenilmez” olarak görülünce, “öğrenilmiş çaresizlik” ve “kendini gerçekleştiren kehanet” gerçeği sonucu kendilerine dayatılan rolü kabullenmişlerdir. Bunun sonucu olarak özgüvenleri zedelenmiş, bazıları kendilerinin eksik akıllı olduklarına inanmış, sürü psikolojiyle hareket etmiş ve kendilerine toplum tarafından biçilen rolü oynamışlardır. Bu rolün dışına çıkabilmeyi başaranlar ne yazık ki azınlıkta kalmıştır.
Kocanın eşi üzerindeki hakkı kadar kadının da koca üzerinde hakkı vardır. Şunu bilmek gerekir ki kadınlar zaman zaman hak kaybına uğramaktadırlar. Nitekim gerek Kur’an’da, gerekse Hz. Peygamber’in uygulamalarında kadınların lehine söylemler söz konusudur.
Kur’an’da kadınlarla ilgili düzenlemeler pek çok çevre tarafından yanlış anlaşıldı. Kadınlarla ilgili Kur’an’daki mesajlar, onlarla ilgili pozitif korumacılığı amaçlıyordu. Böylelikle bu mesaj, yalnızca tarih boyunca kadının ezilmesinin değil, Kıyamet’e kadar sosyolojik bir gerçek olarak kadının ezilme olasılığı gerçeğine karşı bir tampon görevi görecekti.
Kadının insan olduğunu unutu(lu)p öncelikle cinsel kimliğinin öne çıkarılması, onu metalaştırmaktadır. Kadın, hayat içinde özne olması gerekirken bu durum onu nesneleştirmektedir. Nesneleşen her şey ticari eşyaya dönüşür, dönüşmüştür de… Şirk paradigmaları kadınları ya nesneleştirmiş veya dizilerle onları sürüleştirmiştir.
Bu anlayış, erkeği de işiyle meşgul olan, hak hukuka odaklanan bir insan yerine zikri fikri dişilere tapmaya dönüşen makineye dönüştürmüştür.
Kadınlar öncelikle insandır tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar hayata karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar Allah’a karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar eşlerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar çocuklarına karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar çevrelerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ahlaktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar hak ve adaletten sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar eğitimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar sağlıktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ticaretten sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar bilimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ekonomiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar siyasetten sorumludurr tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar teknolojiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Gerçekten savunduğunuz düşünce sisteminde insanlık varsa, ahlak varsa, din varsa, din adına, Allah adına, Allah’ın vahyinde bildirdiği değerler dışında yeni kurallar icat ederek kadınlara hayatı zehir etmeye kalkmayın! Eve tıkayarak onları diri diri toprağa gömmeyin! Eve tıkayarak onları eğitimden, sosyal hayattan soyutlayarak kişisel gelişimden, ahlaki erdemlere katkıdan, ticaretten, bilimden, hitabetten, siyasetten engellemeyin! Allah’ı, peygamberi, dini kullanarak kadının hayatına kısıtlamalar getirmeyin! Gelenekte ve uydurma dini anlayışlarda bu konu maalesef yoğun biçimde işlenmiş ve kadınlar aşağılanmıştır.
Modernite adı altında kadını cinsel metaya dönüştürmeyin! Kadını soyarak, içki masalarında meze yaparak onu değerli kılamazsınız. Değerli bir insan olan kadını bu yapılanla değersizleştirir ve eşyaya dönüştürürsünüz. Onun değeri; her insan gibi dürüstlüğüyle, saygısı ve sevgisi, emeği ve çalışması, ürettikleri ve paylaştıkları, yaptığı doğru, iyi ve güzel (hayırlı) davranışlarıyla ölçülür.
Bireysel ahlak, insan ilişkileri, sosyal hayat, toplumsal ahlak, evrensel ahlak, bilimsel ahlak, iş ahlakı, aile ahlakı, ticaret ahlakı, spor ahlakı, siyaset ahlakı, hukuk etiği (ahlakı), eğitim ahlakı, eğlence ahlakı göz ardı edilirken ahlak ve namus salt kadın-erkek ilişkilerine indirgendi.
Biliniz ki Allah erkeklerden ne istemişse kadınlardan da onu istemiştir, erkekleri neden men etmişse kadınları da ondan men etmiştir. Bunun dışında farklı cinslere farklı taleplerde bulunmuşsa bunu da Kur’an’da bildirmiştir.
ALLAH’A RAĞMEN ERKEK, GELENEK, UYDURMA DİNİ ANLAYIŞ VE MODERNİTE HEGEMONYASI;
Kadınları tanrıça ilan etmiştir.
Kadınları melek ilan etmiştir.
Kadınları tapılacak varlık ilan etmiştir.
Kadınları şeytan ilan etmişlerdir.
Kadınları fitne ilan etmişlerdir.
Kadınları uğursuz ilan etmişlerdir.
Kadın-erkek ilişkileri, düşüncenin, inancın ve temel ahlakın önüne geçirilmiştir.
Kadınları cehennemin odunu ilan etmişlerdir.
Kadınları akılsız ilan etmişlerdir.
Kadınları dövmeyi meşru görmüşlerdir.
Vahyin erdem değerleri yerine kadınları namus olarak görmüşlerdir.
Kadınların yönetimde yer almasını sapma olarak görmüşlerdir.
Toplumun ahlakı kadınlara endekslenmiştir.
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin anlayışını güler yüzle karşılayarak meşrulaştırmışlardır.
Kadının eğitimde ilerlemesini normal görmemişler ve bunun sonucu bilim kadınları oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır.
Kadını eve tıkamayı ilahi buyruk sanarak, kadına hapis ve zindan hayatı yaşatmışlardır.
Kız çocuğundan dolayı utanç duymuşlar, bunun sonucu kadın ikinci sınıf biri olarak görülmüştür.
Kadını sırların paylaşımında güvensiz bulmuşlardır.
Toplumda yaşanan ahlaksızlıkları yalnızca kadına fatura etmişlerdir.
Saçının teli görünmekle kadınları cayır cayır yanmakla tehdit etmişlerdir.
Kadının toplumda konuşmasını yadırgamışlardır.
Kendilerinin başka kadınlarla doğal sosyal ilişkilerini normal görürlerken, kendi eşleri ve kızları hakkında bunu gayrimeşru bir durum olarak görmüşlerdir.
(Yapay yollarla) Haremlik ve selamlık icat etmişlerdir.
Modayı ve magazini kadın üzerinden pazarlamışlardır.
Kadını ticari ve cinsel metaya dönüştürmüşler ve reklam malzemesi yapmışlardır.
Kadın satışı gibi insanlık dışı bir muameleyi farklı çağdaşlık etiketleri halinde piyasaya sürmüşlerdir.
En ideal meslek olarak hizmetçilik, ev hanımlığı kadına layık görülmüştür.
Allah’ın tanıdığı özgürlüğe hiçbir zaman erkekler kadar sahip olamamışlardır.
Yönetim de dahil her türlü yetki ve görev salt ve mutlak bir cinsiyetin hakkı gibi sunulmamıştır; kadınlar hayat içinde eğer liyakatleri varsa, ehil iseler erkekler gibi bütün görevleri yerine getirebilirler.
27Neml: 23-38 ayetlerini arasını incelerseniz, Allah, Sebe’ ülkesini yöneten bir kadından söz etmiştir. İlgili ayetlerde kadının yöneticiliği değil, erkeklerin de içine düştükleri sadece şirki kınamıştır. Allah’ın Elçisi Süleyman da bu kadının yöneticiliğini sorun olarak görmemiş, yalnızca Allah’a inanmaya davet etmiştir. Kadın Müslüman olduktan sonra yöneticiliğiı kınama konusu olmamıştır.
Veli; dost, yol gösteren ve yönetici anlamına gelmektedir. Pekâlâ, erkekler gibi inanan kadınların da veliliğinden söz edilmiş ve onların emredici ve amir olma özelliklerinden söz edilmiştir. Ayette kadınların amirliğinden de söz etmiştir. Ancak birbirini görebilen insanlar birbirlerinin sorunlarını çözebilir, insanca, düzeltici, onarıcı ve dostça ilişkiler kurabilir.
9Tevbe: 71-Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Elçisine itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Son olarak Allah yöneticiliği cinsiyete bağlamamış, işe ehil olmaya, liyakatli olmaya bağlamıştır:
4Nisa: 58-“Allah, size, emanetleri (her türlü emaneti ve yönetim işini) mutlaka işin ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Tarihi aktarımlarda dile getirilen, Hz. Aişe’nin ordu komutanlığı ve siyasi liderlik yapması da bu gerçeği teyit etmektedir.
Kadının insan kimliğinden soyutlayarak yalnızca dişiliğini öne çıkaran her bakış ayrımcıdır. Irk ayrımcılığı ile cinsiyet ayrımcılığı arasında bir fark yoktur. (Turgut ÇİFTÇİ)
Gelenek Din ve Modernite Düzleminde Kadın
Kadının ntoplumdaki yeri - kadın ve aile - toplumda kadın - islamda kadın
(Aşağıdaki yazıda sırf kadın veya erkek cinsini övme ya da yerme gibi bir yola gidilmemiştir. İyi ya da kötü olma durumu cinsiyete bağlı değildir; iyilik veya kötülük bilinç ve davranış eksenli olarak insandan insana değişir. Yine yazı boyunca kadın ve erkek cinsinin her konuda birbirine eşit olduğu veya olması gerektiği tezi de işlenmemiştir. Ancak “nasıl hukuk karşısında kadın ve erkek eşit ise ilahi teklifler karşısında da, ahlaki erdemler konusunda da kadın ve erkek eşittir veya eşit olmalıdır” tezi savunulmuştur. Elbette ki yalnızca kadın cinsi veya erkek cinsi değil, her insan; bilgisi, gücü ve kapasitesi oranında sorumludur. Aklın, kadının ve nefsin (insani ihtiyaçların meşru biçimde talebi) şeytan olarak görülmesinin yol açtığı onarılmaz yaralara bir merhem olması umuduyla yazılmıştır.)
HER KADIN, ÖNCELİKLE İNSANDIR
İNSAN KADIN
Kadın tarih boyunca hep istismar edildi. Hem din karşıtı hem din istismarcısı çevreler tarafından… Birileri onu soyarak, birileri de onu eve (toprağa, toprak evlere gömerek) tıkayarak, ya her şeyini dünyaya (herkese) açtı veya dünyaya açılan tüm pencerelerine kilit vurarak hayattan soyutladı.
Bir taraf, alabildiğince soyunmayı cesaret olarak takdim ederken diğer taraf saçının telinin görünmesini cayır cayır yanma tehdidi ile sundu. Ceza hukukunda en ağır suçluya bile böyle bir ceza verilmezken, ancak Ortaçağ karanlığında bu cezaya cadılar layık görülürken, saçının telini gösterecek tüm kadınlar cadılara benzetildi. Böylece gerçek cesaretin, dürüst ve adil davranmaktan geçtiği unutturuldu. Böylece en ağır cezaya çarptırılacak olanların zalimler, sahtekârlar, iftiracılar, yalancılar, katiller olduğu gerçeği ikinci plana atılmış oldu.
Kadınlar üzerinden siyaset ve ticaret yapıldı. Giyim sembolleştirildi. Giyimdeki temel amaç olan kadının dişiliyle değil kişiliği ile sosyal yaşamda rol alması gerçeği göz ardı edildi. Tam tersine bu ilkeyi çiğneyip giyimde bile tek tipleştirme yoluna gidildi. Siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım, hemen her alanın başköşesine erkekler oturtuldu.
Erkeklerin ahlakı, başköşesine kuruldukları alanlarda dürüst olmaları değildi. Erkeklerin ahlakı kadınlar idi. Kadınların ahlakı ise yalnızca cinselliklerine sahip çıkmaları idi. Sonuç olarak ahlak denilince siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım gibi alanlarda hak ve adalet üzere olmak değil, kadınların ağzını, yüzünü, gözünü kapamak, elini ve ayağını bağlamak anlaşıldı. Ahlakına sahip çıkan erkek, karısına sahip çıkan erkek oldu.
Kapitalizmin hedeflerinden biri olan tüketim toplumu oluşturma gayreti en başta kadınlar üzerinden denenmiştir; bu anlayış, “moda” adı altında hiçbir ahlaki kaygı taşımayan kişi ve kuruluşlara büyük meblağlarda para yatırmayı, “magazin” adı altında işin sonunu düşünmeden günübirlik yaşamayı, “kozmetik” adı altında bakımlı kadından öte “bakılan kadın” icat etmeyi, “reklamlar” adı altında ilgili-ilgisiz her konuda kadını istismar etmeyi ilke edinmiştir.
Kadın hakları kadına lütuf olarak sunuldu. Kadın hakları; kadının ezilmesine, sömürülmesine ve hor görülmesine karşı koyma hareketiyle başlarken sonuç, kadını erkeğin rakibi, dişiliğinin gücünü bilmesi ve bunu kullanması gereken bir kişilik olarak sunmaya dönüştü.
Kadının da erkek gibi cinsel kimliği ile değil, bilinciyle, düşüncesiyle, inancıyla, çalışmalarıyla, emeğiyle, ürettikleriyle ve başarısıyla öne çıkması gerekiyordu. Toplumda kadın, erkek gibi topluma kattığı olumlu değerler ile tanınmalı ve bununla anılmalı idi. Erkeğin, cinsel kimliğinin öne çıkarılarak toplumda tanınması ne denli sağlıksız ise kadın için de bu konu yine o denli sağlıksız idi. Böyle bir tutum, fiziksel özellikleriyle öne çıkması zor olan pek çok insanı, yaşlı ve engelli insanları ikinci sınıf bir konuma sokacaktı. İnsanlar, hayatın tatlı ve acı olaylarıyla ilgilenmek yerine kafalarını başka işlerle meşgul edecek ve pek çok sorumluluklarını aksatacak veya askıya alacak, daha güzelin arayışıyla yanındakilere hak ettikleri değeri vermeyecekti.
Kadın her yerde dışlandı, yalnızca mabetten kovulmadı, hayatın dışına bile atıldı. Eksik etek, yarım akıllı olarak görüldü. Kadın, uğursuz olarak nitelendi. Şeytan dendi. Cehennemin onlarla doldurulacağı söylendi. Onlar hakkında Cehennem odunu dendi. Namazın önünden domuz, eşek, siyak köpek, kadın geçerse namazın bozulacağı iddia edilerek kadınlar domuzlarla eşeklerle ve siyah köpeklerle bir tutuldu. Bunların her birine de dini dayanak bulundu. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.
Pek çok kitapta, tekrarlanarak bu ninni söylendi. Bu ninni ile halk uyutuldu, uyuşturuldu. Halkın onuru iğdiş edildi. Sonuçta ortaya erkeksi bir dini anlayış çıktı. Sokaktaki din, Allah’ın değil erkeklerin dinine dönüştü. Erkekleri kollayan, onları koruyan, her şeyin en güzelini onlara layık gören rutin rituelleri dolu ama ahlak ve Allah anlayışı sorunlu bir din icat edildi. Kocasına itaat eden, vücudu irin olsa bile onu ağzıyla temizleyen, kocasına kul köle olan kadın Cennetlik olarak görüldü. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.
Kadınlar “güvenilmez” olarak görülünce, “öğrenilmiş çaresizlik” ve “kendini gerçekleştiren kehanet” gerçeği sonucu kendilerine dayatılan rolü kabullenmişlerdir. Bunun sonucu olarak özgüvenleri zedelenmiş, bazıları kendilerinin eksik akıllı olduklarına inanmış, sürü psikolojiyle hareket etmiş ve kendilerine toplum tarafından biçilen rolü oynamışlardır. Bu rolün dışına çıkabilmeyi başaranlar ne yazık ki azınlıkta kalmıştır.
Kocanın eşi üzerindeki hakkı kadar kadının da koca üzerinde hakkı vardır. Şunu bilmek gerekir ki kadınlar zaman zaman hak kaybına uğramaktadırlar. Nitekim gerek Kur’an’da, gerekse Hz. Peygamber’in uygulamalarında kadınların lehine söylemler söz konusudur.
Kur’an’da kadınlarla ilgili düzenlemeler pek çok çevre tarafından yanlış anlaşıldı. Kadınlarla ilgili Kur’an’daki mesajlar, onlarla ilgili pozitif korumacılığı amaçlıyordu. Böylelikle bu mesaj, yalnızca tarih boyunca kadının ezilmesinin değil, Kıyamet’e kadar sosyolojik bir gerçek olarak kadının ezilme olasılığı gerçeğine karşı bir tampon görevi görecekti.
Kadının insan olduğunu unutu(lu)p öncelikle cinsel kimliğinin öne çıkarılması, onu metalaştırmaktadır. Kadın, hayat içinde özne olması gerekirken bu durum onu nesneleştirmektedir. Nesneleşen her şey ticari eşyaya dönüşür, dönüşmüştür de… Şirk paradigmaları kadınları ya nesneleştirmiş veya dizilerle onları sürüleştirmiştir.
Bu anlayış, erkeği de işiyle meşgul olan, hak hukuka odaklanan bir insan yerine zikri fikri dişilere tapmaya dönüşen makineye dönüştürmüştür.
Kadınlar öncelikle insandır tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar hayata karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar Allah’a karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar eşlerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar çocuklarına karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar çevrelerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ahlaktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar hak ve adaletten sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar eğitimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar sağlıktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ticaretten sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar bilimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar ekonomiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar siyasetten sorumludurr tıpkı erkekler gibi.
Kadınlar teknolojiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.
Gerçekten savunduğunuz düşünce sisteminde insanlık varsa, ahlak varsa, din varsa, din adına, Allah adına, Allah’ın vahyinde bildirdiği değerler dışında yeni kurallar icat ederek kadınlara hayatı zehir etmeye kalkmayın! Eve tıkayarak onları diri diri toprağa gömmeyin! Eve tıkayarak onları eğitimden, sosyal hayattan soyutlayarak kişisel gelişimden, ahlaki erdemlere katkıdan, ticaretten, bilimden, hitabetten, siyasetten engellemeyin! Allah’ı, peygamberi, dini kullanarak kadının hayatına kısıtlamalar getirmeyin! Gelenekte ve uydurma dini anlayışlarda bu konu maalesef yoğun biçimde işlenmiş ve kadınlar aşağılanmıştır.
Modernite adı altında kadını cinsel metaya dönüştürmeyin! Kadını soyarak, içki masalarında meze yaparak onu değerli kılamazsınız. Değerli bir insan olan kadını bu yapılanla değersizleştirir ve eşyaya dönüştürürsünüz. Onun değeri; her insan gibi dürüstlüğüyle, saygısı ve sevgisi, emeği ve çalışması, ürettikleri ve paylaştıkları, yaptığı doğru, iyi ve güzel (hayırlı) davranışlarıyla ölçülür.
Bireysel ahlak, insan ilişkileri, sosyal hayat, toplumsal ahlak, evrensel ahlak, bilimsel ahlak, iş ahlakı, aile ahlakı, ticaret ahlakı, spor ahlakı, siyaset ahlakı, hukuk etiği (ahlakı), eğitim ahlakı, eğlence ahlakı göz ardı edilirken ahlak ve namus salt kadın-erkek ilişkilerine indirgendi.
Biliniz ki Allah erkeklerden ne istemişse kadınlardan da onu istemiştir, erkekleri neden men etmişse kadınları da ondan men etmiştir. Bunun dışında farklı cinslere farklı taleplerde bulunmuşsa bunu da Kur’an’da bildirmiştir.
ALLAH’A RAĞMEN ERKEK, GELENEK, UYDURMA DİNİ ANLAYIŞ VE MODERNİTE HEGEMONYASI;
Kadınları tanrıça ilan etmiştir.
Kadınları melek ilan etmiştir.
Kadınları tapılacak varlık ilan etmiştir.
Kadınları şeytan ilan etmişlerdir.
Kadınları fitne ilan etmişlerdir.
Kadınları uğursuz ilan etmişlerdir.
Kadın-erkek ilişkileri, düşüncenin, inancın ve temel ahlakın önüne geçirilmiştir.
Kadınları cehennemin odunu ilan etmişlerdir.
Kadınları akılsız ilan etmişlerdir.
Kadınları dövmeyi meşru görmüşlerdir.
Vahyin erdem değerleri yerine kadınları namus olarak görmüşlerdir.
Kadınların yönetimde yer almasını sapma olarak görmüşlerdir.
Toplumun ahlakı kadınlara endekslenmiştir.
Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin anlayışını güler yüzle karşılayarak meşrulaştırmışlardır.
Kadının eğitimde ilerlemesini normal görmemişler ve bunun sonucu bilim kadınları oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır.
Kadını eve tıkamayı ilahi buyruk sanarak, kadına hapis ve zindan hayatı yaşatmışlardır.
Kız çocuğundan dolayı utanç duymuşlar, bunun sonucu kadın ikinci sınıf biri olarak görülmüştür.
Kadını sırların paylaşımında güvensiz bulmuşlardır.
Toplumda yaşanan ahlaksızlıkları yalnızca kadına fatura etmişlerdir.
Saçının teli görünmekle kadınları cayır cayır yanmakla tehdit etmişlerdir.
Kadının toplumda konuşmasını yadırgamışlardır.
Kendilerinin başka kadınlarla doğal sosyal ilişkilerini normal görürlerken, kendi eşleri ve kızları hakkında bunu gayrimeşru bir durum olarak görmüşlerdir.
(Yapay yollarla) Haremlik ve selamlık icat etmişlerdir.
Modayı ve magazini kadın üzerinden pazarlamışlardır.
Kadını ticari ve cinsel metaya dönüştürmüşler ve reklam malzemesi yapmışlardır.
Kadın satışı gibi insanlık dışı bir muameleyi farklı çağdaşlık etiketleri halinde piyasaya sürmüşlerdir.
En ideal meslek olarak hizmetçilik, ev hanımlığı kadına layık görülmüştür.
Allah’ın tanıdığı özgürlüğe hiçbir zaman erkekler kadar sahip olamamışlardır.
Yönetim de dahil her türlü yetki ve görev salt ve mutlak bir cinsiyetin hakkı gibi sunulmamıştır; kadınlar hayat içinde eğer liyakatleri varsa, ehil iseler erkekler gibi bütün görevleri yerine getirebilirler.
27Neml: 23-38 ayetlerini arasını incelerseniz, Allah, Sebe’ ülkesini yöneten bir kadından söz etmiştir. İlgili ayetlerde kadının yöneticiliği değil, erkeklerin de içine düştükleri sadece şirki kınamıştır. Allah’ın Elçisi Süleyman da bu kadının yöneticiliğini sorun olarak görmemiş, yalnızca Allah’a inanmaya davet etmiştir. Kadın Müslüman olduktan sonra yöneticiliğiı kınama konusu olmamıştır.
Veli; dost, yol gösteren ve yönetici anlamına gelmektedir. Pekâlâ, erkekler gibi inanan kadınların da veliliğinden söz edilmiş ve onların emredici ve amir olma özelliklerinden söz edilmiştir. Ayette kadınların amirliğinden de söz etmiştir. Ancak birbirini görebilen insanlar birbirlerinin sorunlarını çözebilir, insanca, düzeltici, onarıcı ve dostça ilişkiler kurabilir.
9Tevbe: 71-Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Elçisine itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Son olarak Allah yöneticiliği cinsiyete bağlamamış, işe ehil olmaya, liyakatli olmaya bağlamıştır:
4Nisa: 58-“Allah, size, emanetleri (her türlü emaneti ve yönetim işini) mutlaka işin ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Tarihi aktarımlarda dile getirilen, Hz. Aişe’nin ordu komutanlığı ve siyasi liderlik yapması da bu gerçeği teyit etmektedir.
Kadının insan kimliğinden soyutlayarak yalnızca dişiliğini öne çıkaran her bakış ayrımcıdır. Irk ayrımcılığı ile cinsiyet ayrımcılığı arasında bir fark yoktur. (Turgut ÇİFTÇİ)