DaiSy
VIP Üye
Emile Zola - Emek
http://c1109.hizliresim.com/11/9/12/10703.jpg
Gerçek bir sevgi ve en insani duygular, insanın gerçekten özgür olduğu ve insani
gelişimini tamamlayabildiği bir düzende mümkündür
Emile Zola’nın kaleme almış olduğu bu romanda göze çarpan en önemli unsur, emek ve
emekle kurulan bir düzenin inşasına tanık olmamızdır.
Romanın başkahramanı Luc, burjuva sınıfa mensup bir mühendistir. Yaşadığı bölgede
fabrikada çalışan işçilerin çok zor şartlar altında bir emek mücadelesi verdiğini görmekte
ve emeklerinin karşılığını alamayan bu işçilerin durumunu çaresizce görmekten başka da
yapacak bir şeylerin olduğuna inanmaktadır. İşte bu inanç hayallerini gerçekleştirmekte
ona en büyük güç olacaktır.
Luc, bozuk düzeni ufak iyileştirmelerle düzeltmekle yetinmeyecektir. Onun hayalleri
büyüktür ve tüm çabası yeni bir düzen yaratmaktır. Bu düzende işçiler kurulan fabrikaya
ortak, arkasından köylüler de üretime dahil olacaktır. Amaç para kazanmak değildir, asıl
amaç daha kutsaldır. Çünkü insanların emeklerinin sömürülmediği beraberce üretime
dahil olunduğu, paranın yerine mal değişiminin olduğu bu yeni düzende insanlar daha
onurlu ve her şeyden önemlisi insanca bir yaşamın parçası olacaktır. Buna örnek ise
sağlıklı yaşayabilecekleri yeni evler, parklar, kültür merkezleri kurulacak sağlık ocakları
hizmete girecek ve en önemlisi de çocukların bu düzene uygun yetiştirilmeleri için yeni bir
eğitim sistemi hayata geçirilecektir.
Ve tabii ki her şeyi böyle güzel kılan emeğin yanında bir de aşk vardır. Luc, tüm
hayallerini gerçekleştirmeden önce işçi sınıfından bir kızı sevmekte kızın içinde
bulunduğu zor şartları çaresizce izlemekte ancak yanına yaklaşamamaktadır. Çünkü ona
duyduğu aşk aslında hayalindeki düzenin kurulmasıyla vücut bulacaktır. Hayalindeki
düzene duyduğu aşkla kıza duyduğu aşk bütünleşmiştir. Kızın özgürleşmesi ancak onun
kurduğu hayalin gerçekleşmesiyle mümkün olacaktır. Başta imkansız gibi görünen bu
durum emekle gerçekleşmiştir.
Kitabın belki de en can alıcı noktası budur. Kitabın kahramanı Luc, bir yandan insanların
emeklerine yabancılaştığı ve insanca muamele görmek yerine sömürüldüğü bir dünyayı
değiştirmek gerektiğinin ve bu güce sahip olduğunun bilincindedir. İşçi kadına duyduğu
aşk ise bundan asla bağımsız değildir. Gerçek bir sevginin ve en insani duyguların,
insanın gerçekten özgür olduğu ve insani gelişimini tamamlayabildiği bir düzende
mümkün olduğunun altını kalın kalın çizer. Kitapta, kadına ve sosyalizme duyulan aşk
birdir ve insanların da aşkın da en güzel hali ancak ve ancak emek üzerinde yükselen bir
düzende mümkündür.
Gerçek bir sevgi ve en insani duygular, insanın gerçekten özgür olduğu ve insani
gelişimini tamamlayabildiği bir düzende mümkündür
Emile Zola’nın kaleme almış olduğu bu romanda göze çarpan en önemli unsur, emek ve
emekle kurulan bir düzenin inşasına tanık olmamızdır.
Romanın başkahramanı Luc, burjuva sınıfa mensup bir mühendistir. Yaşadığı bölgede
fabrikada çalışan işçilerin çok zor şartlar altında bir emek mücadelesi verdiğini görmekte
ve emeklerinin karşılığını alamayan bu işçilerin durumunu çaresizce görmekten başka da
yapacak bir şeylerin olduğuna inanmaktadır. İşte bu inanç hayallerini gerçekleştirmekte
ona en büyük güç olacaktır.
Luc, bozuk düzeni ufak iyileştirmelerle düzeltmekle yetinmeyecektir. Onun hayalleri
büyüktür ve tüm çabası yeni bir düzen yaratmaktır. Bu düzende işçiler kurulan fabrikaya
ortak, arkasından köylüler de üretime dahil olacaktır. Amaç para kazanmak değildir, asıl
amaç daha kutsaldır. Çünkü insanların emeklerinin sömürülmediği beraberce üretime
dahil olunduğu, paranın yerine mal değişiminin olduğu bu yeni düzende insanlar daha
onurlu ve her şeyden önemlisi insanca bir yaşamın parçası olacaktır. Buna örnek ise
sağlıklı yaşayabilecekleri yeni evler, parklar, kültür merkezleri kurulacak sağlık ocakları
hizmete girecek ve en önemlisi de çocukların bu düzene uygun yetiştirilmeleri için yeni bir
eğitim sistemi hayata geçirilecektir.
Ve tabii ki her şeyi böyle güzel kılan emeğin yanında bir de aşk vardır. Luc, tüm
hayallerini gerçekleştirmeden önce işçi sınıfından bir kızı sevmekte kızın içinde
bulunduğu zor şartları çaresizce izlemekte ancak yanına yaklaşamamaktadır. Çünkü ona
duyduğu aşk aslında hayalindeki düzenin kurulmasıyla vücut bulacaktır. Hayalindeki
düzene duyduğu aşkla kıza duyduğu aşk bütünleşmiştir. Kızın özgürleşmesi ancak onun
kurduğu hayalin gerçekleşmesiyle mümkün olacaktır. Başta imkansız gibi görünen bu
durum emekle gerçekleşmiştir.
Kitabın belki de en can alıcı noktası budur. Kitabın kahramanı Luc, bir yandan insanların
emeklerine yabancılaştığı ve insanca muamele görmek yerine sömürüldüğü bir dünyayı
değiştirmek gerektiğinin ve bu güce sahip olduğunun bilincindedir. İşçi kadına duyduğu
aşk ise bundan asla bağımsız değildir. Gerçek bir sevginin ve en insani duyguların,
insanın gerçekten özgür olduğu ve insani gelişimini tamamlayabildiği bir düzende
mümkün olduğunun altını kalın kalın çizer. Kitapta, kadına ve sosyalizme duyulan aşk
birdir ve insanların da aşkın da en güzel hali ancak ve ancak emek üzerinde yükselen bir
düzende mümkündür.