Ezgi
Tecrübeli Üye
Edebiyat İncelemelerinde Başlıca Yöntemler
Edebiyat İncelemelerinde Başlıca Yöntemler
Edebiyat İncelemelerinde Başlıca Yöntemler
Modern edebiyat incelemelerinin temel belgesi, edebiyat metinlerinin kendisidir. Artık günümüz incelemecileri, edebiyat araştırmalarında öncelikli olarak metni dikkate alan bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Böyle olmakla birlikte, edebiyat metninin yalnızca kendisiyle açıklanmasıher zaman mümkün olmaz. Edebiyat metnini edebiyat araştırmalarında tek kaynak olarak kullanmada büyük titizlik gösteren araştırmacıların çalışmalarında bile, zaman zaman bir noktanın açıklanabilmesi için başka kaynakların verilerinden yararlanıldığıgörülür. Kaldıki toplumsal yapı, düşünce hareketleri, bilimler ve sanatlardaki gelişmelerin dikkatten uzak tutulmaması, edebiyat incelemelerini zenginleştirip güçlendirir.
Öyleyse hareket noktası edebiyat eseri olacak, onun doğru kavranması ve yorumlanmasını sağlayacak her türlü kaynak ve yöntemin yardımına başvurmaktan kaçınılmayacaktır. Gerçekte, hangi alanda olursa olsun, yöntem bir amaç değil araçtır.
Edebiyat yöntemleri topluca dikkate alındıklarında, her birinin genellikle edebiyatın temel ögelerine göre biçimlendikleri sonucuna varılır. Eserin kendisini, sanatçıyı ya da eserin doğduğu toplumsal şartları öne çıkarma eğilimleri, edebî bir inceleme yönteminin kuramsal temellerini oluşturmaktadır.
Belli başlı yöntemler nelerdir?
Edebiyatta başlıca inceleme yöntemleri şunlardır.
Biçimcilik (formalizm):
Sovyetler Birliği’nde 1915-1930 arasında yaygınlık kazanmışbir yöntemdir. Bir yazar veya şairin edebî değerini, eserlerinin biçimsel özellikleriyle ortaya koymak, biçimci anlayışta olan araştırmacıların hareket noktasıdır. Bunun için, biçimsel yeniliğin sağlanmasında en büyük paya sahip olduğuna inanılan dil ve üslûp, önem verilen temel ögelerdir.
Yapısalcılık:
İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün dilbilim alanındaki görüşlerinin kaynaklık ettiği bir inceleme yöntemidir. Yapısalcılara göre metin kendi içinde bir bütündür ve “söz”den yola çıkıp, metni kuran yapı belirlenerek metnin anlamıortaya konulabilir. Yapısalcıyöntemde, ele alınan metnin dışında hiçbir öge metnin değerlendirilmesinde kullanılmaz. Çünkü bu, yapısalcı yöntemin çıkış mantığına aykırıdır.
Yeni eleştiri yöntemi :
Biçimci anlayışın daha ileri bir basamağı olarak kabul edilebilir. İngiliz incelemecilerin öncülüğünü yaptığı bu anlayış, Amerika’da daha bir bütünlük kazanmıştır. Edebiyatın, edebiyat dışı ögelerle incelenemeyeceği ve edebiyat incelemelerinin edebî metne dayanması gerektiği, edebiyat metninin kendi kendisini açıklamaya yetecek bir yapısıolduğu gibi görüşler, yeni eleştiri yönteminin önem verdiği başlıca hususlardır. Yeni eleştiri yönteminde, eserin gereğinden fazla önemsenmesi, onda birtakım orijinal yanlar bulma çabası, kimi incelemecileri eserde olmayan şeyleri de eserde görmeye çalışmak gibi bir hataya sürüklemiştir.
Psikanalitik yöntem:
Freud’un bilinçaltıyla ilgili görüşlerini esas alan inceleme yöntemidir. Yöntemin edebiyat incelemelerinde kullanılmasından sonra, yazar, incelemenin başlıca konusu yapılmıştır. Freud’un görüşlerinden yola çıkan incelemecilere göre, bir edebiyat metni yazarın ürünüdür ve onun kişisel özellikleri bilinmeyen, edebiyat eserinin doğru anlaşılmasımümkün değildir. Ancak yazarın psikolojik hayatıbilinirse, eserlerinin ve eserlerindeki kişilerin mahiyeti hakkıyla kavranabilir. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, yaptığışiir tahlillerinin birçoğunda psikanalitik verilerden de yararlanarak metinleri çözümlemeye çalışmıştır.
Tarihsel yöntem:
Klâsik edebiyat tarihçiliğinin biraz da terk edilmiş yöntemidir. Tarihin verileriyle edebiyat hayatını açıklamaya çalışır. İncelenen dönemin bütün koşullarının bilinmesi, o dönemin eserlerinin anlaşılması için şarttır. Bu amaçla tarihsel metinlerin ve yazarların doğru bir biçimde anlaşılarak değerlendirilebilmesi için, metin yayını ve biyografik çalışmalar, bu yöntemde özellikle değer kazanmıştır. Tarihsel yöntemde, edebî incelemelerin sanat yönünün ihmal edilerek, ağırlığın biyografik ve edebiyat dışı bilgilere verilmesi, bu yöntemin en çok eleştirilen yönü olmuştur. Ancak, bir milletin edebiyat hayatınıbelli bir tarihsel akışın ve bu süreçte oluşan geleneğin içinde değerlendirmesi, tarihsel yöntemin olumlu yanlarından biridir.
Sosyolojik yöntem :
Taine’in “ırk , çevre, an” kavramlarıçerçevesinde oluşmuştur. Edebiyat incelemelerini sosyolojik tabana oturtmak isteyenlere, bilimsel anlayış düşüncesini getirmiş olması bakımından yararlıdır. “Sosyolojik Bakış Açısının Ürünü Olarak Edebiyat" başlığıaltında, Edebiyat ve Toplum(2. ünitede) adlıünitemizde Taine’in kuramı üzerinde durduğumuz için, burada ayrıntıya girmiyoruz.
Marksist yöntem:
Sanatın aldığıbiçimin nedenlerini, ekonomi noktasında odaklaşmış bir sosyal yapı ile açıklamaya çalışmak Marksist yöntemin en belirgin yönüdür. Buna göre sanat, bütün türleri ve biçimleriyle, ekonomik alt yapıve sınıf çatışmalarının ürünüdür. Bu yöntemde edebiyatın değerlendirilmesinde, edebî değil, edebiyat dışı ölçülerin önemi vardır. Faydacı bir tutum içinde olması, biçimci edebiyat anlayışları karşısında yer almasına yol açmıştır.
İzlenimci yöntem :
İncelemecinin yalnızca kendi beğenisi çerçevesinde edebî eserleri ele alıp değerlendirdiği bir inceleme yöntemidir. Edebiyat incelemelerinde gittikçe yerleşmeye başlayan bilimsel anlayış, bu yöntemi neredeyse geçersiz kılmıştır.
Aşağıda Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın Cahit Sıtkı Tarancı'nın Gün Eksilmesin Penceremden şiiri üstüne bir incelemesi yer almaktadır. Dikkatlice, okuyarak, hangi yöntem/ler/i kullandığını belirlemeye çalışınız.
Gün Eksilmesin Penceremdem
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdam ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
— Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Cahit Sıtkı Tarancı
Güzel musiki eserleri gibi güzel şiirlerin de başlıca alâmeti tekrarlamakla bizi bıktırmamalarıdır. Halbuki insan günlük bir makaleyi tekrar okumaya zor tahammül eder. Güzel eseri böyle sırlı yapan, bizi tekrarlamaya sevkeden ve tekrarladıkça bıktırmayan şey nedir?
Buna «güzel olmaları» diye cevap verirsek, hiçbir şeyi açıklamış olmayız. «Güzel» kelimesi, güzel denilen eserin bizde bıraktığı intibaı ifade eder, yoksa o eserin mahiyetini göstermez. Güzel, bir «değer hükmü»dür.
Değer hükümleri şahsî olabilir, hattâ denilebilir ki, onların çoğu şahsîdir. Fakat karşısında herkesin «güzel» dediği eserler de vardır. Şimdiye kadar Süleymaniye camiine çirkin diyen birisine rastlamadım.
İnsanların bazı eserler karşısında böyle müşterek hüküm vermeleri, şahısların dışında «güzel» denilen varlıkların bulunmasınıgöstermesi bakımından mühimdir. Nasıl âlimlerin birbirlerinden habersiz olarak bulduklarıveya denedikleri zaman varlığından şüphe etmedikleri «hakikat»ler varsa, sanat eserlerini pek çok insana «güzel» gösteren «bir şey» de mevcuttur.
Büyük sanatkârlar, eserlerinde işte o şeyi gerçekleştiren insanlardır. İlim adamları bazı eserleri bize güzel gösteren şeyi çok aramışlardır. Bunların üzerinde anlaştıklarınoktalardan biri, bizde bu duyguyu uyandıran şeyin bizzat o eserin bünyesinde mevcut oluşudur. Bundan dolayı son yıllarda araştırıcıların dikkati sanat eserlerinin yapılarına çevrilmiştir.
Cahit SıtkıTarancı'nın neşredildiğinden beri tekrarlamaktan bıkmadığım şiirlerinden biri Gün Eksilmesin Perceremden'dir. Öyle sanıyorum ki, Türkiye'de bu şiiri ezbere bilen pek çok insan vardır. Bu ortak duygu gösterir ki, onda, o ne olduğu pek bilinmeyen sır, yani «güzel» denilen yahut bize bu değer hükmünü verdiren şey mevcuttur.
Yazarın âdeta bir önsöz gibi Otuz Beş Yaş adlı şiir kitabının başına koyduğu bu eserinden hareket etmek suretiyle onun sanatı hakkında bir fikir edinmek mümkündür. Cahit Sıtkı Tarancı şiir görüşünü uzun uzadıya anlattığı Ziya'ya Mektuplar'ında «şiir nağme halinde gelir» der. Nağme şiirin kendisine takaddüm eder. Şair evvela nağme olarak hissettiği boşluğu kelimelerle doldurur. Yazdığışiir kendisine tatmin edinceye kadar durmadan uğraşır. Şiir «nağme»sine uygun kelimelere kavuştuğu zaman tamamlanmış olur.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirini bize tekrarlattıran şey, onun içinde farkına varılmayan bir «nağme»nin mevcut bulunmasıdır. Bu nağmenin başlıca özelliği, bir «parça» değil, bir «bütün» olmasıdır. «Bütünlük» de güzelliğin başlıca vasıflarındandır. Bu «nağme» ve «bütün» oluş vasfı, öylesine kuvvetlidir ki, şiire bir başladık mı sonuna kadar okumaktan kendimizi alamayız.
Şiirin böyle parçalanmadan, dağılmadan, bir «bütün» olarak okunmasına, «şekil» veya «biçim» adı da verilir. Cahit Sıtkı Tarancı arkadaşı Ziya Osman Saba'ya yazmış olduğu mektuplarda «dil», «nağme», «şekil», «biçim» ve «mükemmeliyet» kavramı, «şekil» ile «güzellik» arasında münasebet kurar. Zira «mükemmel» kelimesi, hemen hemen «güzel» kelimesiyle aynımânâya gelir. Fakat bu kelime «dil» ve «şekil» ile de yakından alâkalıdır. Cahit Sıtkı Tarancı Ziya'ya Mektuplar'ında «mükemmeliyet»in açık ve seçik bir tarifini yapmıştır: Mükemmeliyet, şiirde bir kelimenin ne eksik, ne fazla olması ve her kelimenin yerli yerinde kullanılmasıdır. Mükemmeliyet aynızamanda bir şiir vücuda getiren bütün unsurların bir-
birlerine bağlı oluşudur.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirinde bu vasıflarıbuluruz. O bir bütündür ve bu bütünden tek bir kelimeyi çıkarmak veya ona başka bir kelime ilâve etmek mümkün değildir. Bu şiiri nağme haline getiren başlıca unsur, şairin kelimeleri yanyana getirirken vezne, kafiyeye ve seslere önem vermesidir.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirinde yazmış olmakla beraber, eserlerinin çoğunda dili vezne uydurmuştur. Vezin mükemmel olarak kullanılırsa, şiirde bir kusur olan gevezeliğe engel olur. Vezin, şairi eksik veya fazla kelime kullanmamaya zorlar.Vezin aynızamanda dile muayyen bir «raks» hareketi de verir. Büyün şairlerin hemen hepsi şiirde vezne önem vermişlerdir. Vezin, ölçü demektir. Güzelliğin başlıca vasıflarından biri, ölçülü olmak değil midir?
Fakat bir noktaya dikkati çekmek isterim: Cahit Sıtkı, şiirlerinin çoğunda vezin kullanır ama mısralarını asla yeknesak olarak vücuda getirmez. Aynı şiir içinde mısralar çeşitli şekillerde kırılır, bükülür. Cahit Sıtkı'nın hece vezninde yapmışolduğu en mühim yeniliklerden birisi, duraklarıkaldırmasıdır. O, bu suretle vezin ve sabit durakların yarattığımontonluğu kırar. Cahit Sıtkı'nın şiirlerinde kafiye de önemli bir rol oynar. «Gün Eksilmesin Perceremden» şiirinde, kafiye münavebeli olarak kullanılmıştır. Benzer kelimeleri aralıklıolarak işitmek, kulakta bir ahenk yaratır. Fakat dikkat edilirse, Cahit Sıtkı'nın bu şiirinde başka kelimelerin seslerinden de istifade ettiği görülür. «n» ile biten kelimeler şiir boyunca değişik bir şekilde tekrarlanmıştır: Doğan, gün, anlayen, verdiğin, eksilmesin, perceremden. Bu kelimelerin hepsi «n» ünsüzüyle bitmekle beraber, hece sayısı ve ünlüler bakımından değişiktir. Ahengi de «değişiklik» içinde «benzerlik» diye tarif etmek mümkündür. Birinci dörtlüğün son kelimelerinde «r» ünsüzü tekrarlanır: Geçer, bulunur, geçer, nur. İkinci parçada «r» ünsüzünü ihtiva eden kelimeler mısra içlerinde âdeta birinci dörtlüğe değişik bir şekilde cevap verirler: Tanrı, der, perva, ver, biter, pencere. Okuyucuya bu şiiri ahenkli gösteren ve tekrarından bıktırmayan şey, vezin, kafiye ve yanyana dizilen kelimelerin ses bakımın gizli bir nağme vücuda getirmeleridir. Cahit Sıtkı, bazışiirlerinde vezni atmakla beraber, sese daima dikkat etmiştir.
. . . . .
Cahit Sıtkı yazı hayatına atıldığı zaman, eserleri büyük bir mükemmeliyet örneği olarak kabul edilen şairlerle karşılaşır. O da Tanpınar gibi, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'in aruzda yaptıklarını heceye tatbik etmeye çalışır. Hecenin de aruz gibi eski bir geleneği vardır. Aynı yıllarda Ahmet Kutsi Tecer, halk şiirini çok yakından takip eden bir şiir vücuda getirir. Hattâ Ülkü dergisiyle bunu bir akım haline getirmek ister. Halk edebiyatından sadece hece veznini alan Tanpınar, dili Mallarmévğurur. Cahit Sıtkıişte bu noktada hem Ahmet Kutsi Tecer'den, hem de Tanpınar'dan ayrılarak, başka bir yol tutmuştur. O, halk şiir geleneğinin dışında yaşayan fakat halk şiirinde pek kullanılmayan halk dilini bulur. Bu mühim bir keşiftir. Zira Cahit Sıtkı hece veznini kullanmadığı şiirlerinde de bu dilden bol bol istifade eder.
Yalnız mesele bundan ibaret değildir. Cahit Sıtkı nasıl hece veznini olduğu gibi kabul etmeyerek onu yeknesak yapan durakları kaldırmışsa, halk dilini de olduğu gibi şiire aktarmaz. Konuşma dilinden aldığıifade şekilleriyle kendi yarattığıifade şekilleri arasında yeni bir terkip vücuda getirir.
Edebiyat İncelemelerinde Başlıca Yöntemler
Modern edebiyat incelemelerinin temel belgesi, edebiyat metinlerinin kendisidir. Artık günümüz incelemecileri, edebiyat araştırmalarında öncelikli olarak metni dikkate alan bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Böyle olmakla birlikte, edebiyat metninin yalnızca kendisiyle açıklanmasıher zaman mümkün olmaz. Edebiyat metnini edebiyat araştırmalarında tek kaynak olarak kullanmada büyük titizlik gösteren araştırmacıların çalışmalarında bile, zaman zaman bir noktanın açıklanabilmesi için başka kaynakların verilerinden yararlanıldığıgörülür. Kaldıki toplumsal yapı, düşünce hareketleri, bilimler ve sanatlardaki gelişmelerin dikkatten uzak tutulmaması, edebiyat incelemelerini zenginleştirip güçlendirir.
Öyleyse hareket noktası edebiyat eseri olacak, onun doğru kavranması ve yorumlanmasını sağlayacak her türlü kaynak ve yöntemin yardımına başvurmaktan kaçınılmayacaktır. Gerçekte, hangi alanda olursa olsun, yöntem bir amaç değil araçtır.
Edebiyat yöntemleri topluca dikkate alındıklarında, her birinin genellikle edebiyatın temel ögelerine göre biçimlendikleri sonucuna varılır. Eserin kendisini, sanatçıyı ya da eserin doğduğu toplumsal şartları öne çıkarma eğilimleri, edebî bir inceleme yönteminin kuramsal temellerini oluşturmaktadır.
Belli başlı yöntemler nelerdir?
Edebiyatta başlıca inceleme yöntemleri şunlardır.
Biçimcilik (formalizm):
Sovyetler Birliği’nde 1915-1930 arasında yaygınlık kazanmışbir yöntemdir. Bir yazar veya şairin edebî değerini, eserlerinin biçimsel özellikleriyle ortaya koymak, biçimci anlayışta olan araştırmacıların hareket noktasıdır. Bunun için, biçimsel yeniliğin sağlanmasında en büyük paya sahip olduğuna inanılan dil ve üslûp, önem verilen temel ögelerdir.
Yapısalcılık:
İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün dilbilim alanındaki görüşlerinin kaynaklık ettiği bir inceleme yöntemidir. Yapısalcılara göre metin kendi içinde bir bütündür ve “söz”den yola çıkıp, metni kuran yapı belirlenerek metnin anlamıortaya konulabilir. Yapısalcıyöntemde, ele alınan metnin dışında hiçbir öge metnin değerlendirilmesinde kullanılmaz. Çünkü bu, yapısalcı yöntemin çıkış mantığına aykırıdır.
Yeni eleştiri yöntemi :
Biçimci anlayışın daha ileri bir basamağı olarak kabul edilebilir. İngiliz incelemecilerin öncülüğünü yaptığı bu anlayış, Amerika’da daha bir bütünlük kazanmıştır. Edebiyatın, edebiyat dışı ögelerle incelenemeyeceği ve edebiyat incelemelerinin edebî metne dayanması gerektiği, edebiyat metninin kendi kendisini açıklamaya yetecek bir yapısıolduğu gibi görüşler, yeni eleştiri yönteminin önem verdiği başlıca hususlardır. Yeni eleştiri yönteminde, eserin gereğinden fazla önemsenmesi, onda birtakım orijinal yanlar bulma çabası, kimi incelemecileri eserde olmayan şeyleri de eserde görmeye çalışmak gibi bir hataya sürüklemiştir.
Psikanalitik yöntem:
Freud’un bilinçaltıyla ilgili görüşlerini esas alan inceleme yöntemidir. Yöntemin edebiyat incelemelerinde kullanılmasından sonra, yazar, incelemenin başlıca konusu yapılmıştır. Freud’un görüşlerinden yola çıkan incelemecilere göre, bir edebiyat metni yazarın ürünüdür ve onun kişisel özellikleri bilinmeyen, edebiyat eserinin doğru anlaşılmasımümkün değildir. Ancak yazarın psikolojik hayatıbilinirse, eserlerinin ve eserlerindeki kişilerin mahiyeti hakkıyla kavranabilir. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, yaptığışiir tahlillerinin birçoğunda psikanalitik verilerden de yararlanarak metinleri çözümlemeye çalışmıştır.
Tarihsel yöntem:
Klâsik edebiyat tarihçiliğinin biraz da terk edilmiş yöntemidir. Tarihin verileriyle edebiyat hayatını açıklamaya çalışır. İncelenen dönemin bütün koşullarının bilinmesi, o dönemin eserlerinin anlaşılması için şarttır. Bu amaçla tarihsel metinlerin ve yazarların doğru bir biçimde anlaşılarak değerlendirilebilmesi için, metin yayını ve biyografik çalışmalar, bu yöntemde özellikle değer kazanmıştır. Tarihsel yöntemde, edebî incelemelerin sanat yönünün ihmal edilerek, ağırlığın biyografik ve edebiyat dışı bilgilere verilmesi, bu yöntemin en çok eleştirilen yönü olmuştur. Ancak, bir milletin edebiyat hayatınıbelli bir tarihsel akışın ve bu süreçte oluşan geleneğin içinde değerlendirmesi, tarihsel yöntemin olumlu yanlarından biridir.
Sosyolojik yöntem :
Taine’in “ırk , çevre, an” kavramlarıçerçevesinde oluşmuştur. Edebiyat incelemelerini sosyolojik tabana oturtmak isteyenlere, bilimsel anlayış düşüncesini getirmiş olması bakımından yararlıdır. “Sosyolojik Bakış Açısının Ürünü Olarak Edebiyat" başlığıaltında, Edebiyat ve Toplum(2. ünitede) adlıünitemizde Taine’in kuramı üzerinde durduğumuz için, burada ayrıntıya girmiyoruz.
Marksist yöntem:
Sanatın aldığıbiçimin nedenlerini, ekonomi noktasında odaklaşmış bir sosyal yapı ile açıklamaya çalışmak Marksist yöntemin en belirgin yönüdür. Buna göre sanat, bütün türleri ve biçimleriyle, ekonomik alt yapıve sınıf çatışmalarının ürünüdür. Bu yöntemde edebiyatın değerlendirilmesinde, edebî değil, edebiyat dışı ölçülerin önemi vardır. Faydacı bir tutum içinde olması, biçimci edebiyat anlayışları karşısında yer almasına yol açmıştır.
İzlenimci yöntem :
İncelemecinin yalnızca kendi beğenisi çerçevesinde edebî eserleri ele alıp değerlendirdiği bir inceleme yöntemidir. Edebiyat incelemelerinde gittikçe yerleşmeye başlayan bilimsel anlayış, bu yöntemi neredeyse geçersiz kılmıştır.
Aşağıda Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın Cahit Sıtkı Tarancı'nın Gün Eksilmesin Penceremden şiiri üstüne bir incelemesi yer almaktadır. Dikkatlice, okuyarak, hangi yöntem/ler/i kullandığını belirlemeye çalışınız.
Gün Eksilmesin Penceremdem
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdam ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
— Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Cahit Sıtkı Tarancı
Güzel musiki eserleri gibi güzel şiirlerin de başlıca alâmeti tekrarlamakla bizi bıktırmamalarıdır. Halbuki insan günlük bir makaleyi tekrar okumaya zor tahammül eder. Güzel eseri böyle sırlı yapan, bizi tekrarlamaya sevkeden ve tekrarladıkça bıktırmayan şey nedir?
Buna «güzel olmaları» diye cevap verirsek, hiçbir şeyi açıklamış olmayız. «Güzel» kelimesi, güzel denilen eserin bizde bıraktığı intibaı ifade eder, yoksa o eserin mahiyetini göstermez. Güzel, bir «değer hükmü»dür.
Değer hükümleri şahsî olabilir, hattâ denilebilir ki, onların çoğu şahsîdir. Fakat karşısında herkesin «güzel» dediği eserler de vardır. Şimdiye kadar Süleymaniye camiine çirkin diyen birisine rastlamadım.
İnsanların bazı eserler karşısında böyle müşterek hüküm vermeleri, şahısların dışında «güzel» denilen varlıkların bulunmasınıgöstermesi bakımından mühimdir. Nasıl âlimlerin birbirlerinden habersiz olarak bulduklarıveya denedikleri zaman varlığından şüphe etmedikleri «hakikat»ler varsa, sanat eserlerini pek çok insana «güzel» gösteren «bir şey» de mevcuttur.
Büyük sanatkârlar, eserlerinde işte o şeyi gerçekleştiren insanlardır. İlim adamları bazı eserleri bize güzel gösteren şeyi çok aramışlardır. Bunların üzerinde anlaştıklarınoktalardan biri, bizde bu duyguyu uyandıran şeyin bizzat o eserin bünyesinde mevcut oluşudur. Bundan dolayı son yıllarda araştırıcıların dikkati sanat eserlerinin yapılarına çevrilmiştir.
Cahit SıtkıTarancı'nın neşredildiğinden beri tekrarlamaktan bıkmadığım şiirlerinden biri Gün Eksilmesin Perceremden'dir. Öyle sanıyorum ki, Türkiye'de bu şiiri ezbere bilen pek çok insan vardır. Bu ortak duygu gösterir ki, onda, o ne olduğu pek bilinmeyen sır, yani «güzel» denilen yahut bize bu değer hükmünü verdiren şey mevcuttur.
Yazarın âdeta bir önsöz gibi Otuz Beş Yaş adlı şiir kitabının başına koyduğu bu eserinden hareket etmek suretiyle onun sanatı hakkında bir fikir edinmek mümkündür. Cahit Sıtkı Tarancı şiir görüşünü uzun uzadıya anlattığı Ziya'ya Mektuplar'ında «şiir nağme halinde gelir» der. Nağme şiirin kendisine takaddüm eder. Şair evvela nağme olarak hissettiği boşluğu kelimelerle doldurur. Yazdığışiir kendisine tatmin edinceye kadar durmadan uğraşır. Şiir «nağme»sine uygun kelimelere kavuştuğu zaman tamamlanmış olur.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirini bize tekrarlattıran şey, onun içinde farkına varılmayan bir «nağme»nin mevcut bulunmasıdır. Bu nağmenin başlıca özelliği, bir «parça» değil, bir «bütün» olmasıdır. «Bütünlük» de güzelliğin başlıca vasıflarındandır. Bu «nağme» ve «bütün» oluş vasfı, öylesine kuvvetlidir ki, şiire bir başladık mı sonuna kadar okumaktan kendimizi alamayız.
Şiirin böyle parçalanmadan, dağılmadan, bir «bütün» olarak okunmasına, «şekil» veya «biçim» adı da verilir. Cahit Sıtkı Tarancı arkadaşı Ziya Osman Saba'ya yazmış olduğu mektuplarda «dil», «nağme», «şekil», «biçim» ve «mükemmeliyet» kavramı, «şekil» ile «güzellik» arasında münasebet kurar. Zira «mükemmel» kelimesi, hemen hemen «güzel» kelimesiyle aynımânâya gelir. Fakat bu kelime «dil» ve «şekil» ile de yakından alâkalıdır. Cahit Sıtkı Tarancı Ziya'ya Mektuplar'ında «mükemmeliyet»in açık ve seçik bir tarifini yapmıştır: Mükemmeliyet, şiirde bir kelimenin ne eksik, ne fazla olması ve her kelimenin yerli yerinde kullanılmasıdır. Mükemmeliyet aynızamanda bir şiir vücuda getiren bütün unsurların bir-
birlerine bağlı oluşudur.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirinde bu vasıflarıbuluruz. O bir bütündür ve bu bütünden tek bir kelimeyi çıkarmak veya ona başka bir kelime ilâve etmek mümkün değildir. Bu şiiri nağme haline getiren başlıca unsur, şairin kelimeleri yanyana getirirken vezne, kafiyeye ve seslere önem vermesidir.
«Gün Eksilmesin Penceremden» şiirinde yazmış olmakla beraber, eserlerinin çoğunda dili vezne uydurmuştur. Vezin mükemmel olarak kullanılırsa, şiirde bir kusur olan gevezeliğe engel olur. Vezin, şairi eksik veya fazla kelime kullanmamaya zorlar.Vezin aynızamanda dile muayyen bir «raks» hareketi de verir. Büyün şairlerin hemen hepsi şiirde vezne önem vermişlerdir. Vezin, ölçü demektir. Güzelliğin başlıca vasıflarından biri, ölçülü olmak değil midir?
Fakat bir noktaya dikkati çekmek isterim: Cahit Sıtkı, şiirlerinin çoğunda vezin kullanır ama mısralarını asla yeknesak olarak vücuda getirmez. Aynı şiir içinde mısralar çeşitli şekillerde kırılır, bükülür. Cahit Sıtkı'nın hece vezninde yapmışolduğu en mühim yeniliklerden birisi, duraklarıkaldırmasıdır. O, bu suretle vezin ve sabit durakların yarattığımontonluğu kırar. Cahit Sıtkı'nın şiirlerinde kafiye de önemli bir rol oynar. «Gün Eksilmesin Perceremden» şiirinde, kafiye münavebeli olarak kullanılmıştır. Benzer kelimeleri aralıklıolarak işitmek, kulakta bir ahenk yaratır. Fakat dikkat edilirse, Cahit Sıtkı'nın bu şiirinde başka kelimelerin seslerinden de istifade ettiği görülür. «n» ile biten kelimeler şiir boyunca değişik bir şekilde tekrarlanmıştır: Doğan, gün, anlayen, verdiğin, eksilmesin, perceremden. Bu kelimelerin hepsi «n» ünsüzüyle bitmekle beraber, hece sayısı ve ünlüler bakımından değişiktir. Ahengi de «değişiklik» içinde «benzerlik» diye tarif etmek mümkündür. Birinci dörtlüğün son kelimelerinde «r» ünsüzü tekrarlanır: Geçer, bulunur, geçer, nur. İkinci parçada «r» ünsüzünü ihtiva eden kelimeler mısra içlerinde âdeta birinci dörtlüğe değişik bir şekilde cevap verirler: Tanrı, der, perva, ver, biter, pencere. Okuyucuya bu şiiri ahenkli gösteren ve tekrarından bıktırmayan şey, vezin, kafiye ve yanyana dizilen kelimelerin ses bakımın gizli bir nağme vücuda getirmeleridir. Cahit Sıtkı, bazışiirlerinde vezni atmakla beraber, sese daima dikkat etmiştir.
. . . . .
Cahit Sıtkı yazı hayatına atıldığı zaman, eserleri büyük bir mükemmeliyet örneği olarak kabul edilen şairlerle karşılaşır. O da Tanpınar gibi, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'in aruzda yaptıklarını heceye tatbik etmeye çalışır. Hecenin de aruz gibi eski bir geleneği vardır. Aynı yıllarda Ahmet Kutsi Tecer, halk şiirini çok yakından takip eden bir şiir vücuda getirir. Hattâ Ülkü dergisiyle bunu bir akım haline getirmek ister. Halk edebiyatından sadece hece veznini alan Tanpınar, dili Mallarmévğurur. Cahit Sıtkıişte bu noktada hem Ahmet Kutsi Tecer'den, hem de Tanpınar'dan ayrılarak, başka bir yol tutmuştur. O, halk şiir geleneğinin dışında yaşayan fakat halk şiirinde pek kullanılmayan halk dilini bulur. Bu mühim bir keşiftir. Zira Cahit Sıtkı hece veznini kullanmadığı şiirlerinde de bu dilden bol bol istifade eder.
Yalnız mesele bundan ibaret değildir. Cahit Sıtkı nasıl hece veznini olduğu gibi kabul etmeyerek onu yeknesak yapan durakları kaldırmışsa, halk dilini de olduğu gibi şiire aktarmaz. Konuşma dilinden aldığıifade şekilleriyle kendi yarattığıifade şekilleri arasında yeni bir terkip vücuda getirir.