KlaS
Admin
Domestik ve Cinsel Şiddet
Domestik ve Cinsel Şiddet
Domestik ve Cinsel Şiddet
http://i1012.hizliresim.com/2010/12/17/2683.jpg
Aile İçi Şiddet Ve Halinin Altına İtmeyi Tercih Ettiğimiz Gerçekler
Neredeyse her gün memleketimizde olup bitenler hakkında bilgi almak için ya televizyon seyrederiz ya da gazete okuruz. Bu okuduğumuz çeşitli gazetelerde ve izlediğimiz haber programlarında “iste bilmem nerenin bilmem ne köyünde bilmem kim karisini hastanelik edinceye kadar dövmüş” ya da “6 yaşındaki X.Y. 27 yaşındaki akrabası X.Z. tarafından tecavüz edildi” veya “5 yaşındaki Z.X.’in ebeveyni çocuğuna laf geçiremeyince vücudunun çeşitli yerlerinde sigara söndürdükten sonra merdivenden aşağıya itti” tarzındaki haberlere bu aralar çok fazla rastlar olduk.
Bu yazıyı okurken, su dakikada, ülkemizin ve hatta dünyanın bir yerinde bir kadın, bir çocuk veya bir erkek ya dayak yiyor, ya tecavüze maruz kalıyor, ya aile bireyi/bireyleri ile ensest ilişki yasamaya zorlanıyor ya da şiddetin herhangi bir sekline maruz kalıyor. Bazılarınız bu durumu abarttığımı sanabilirsiniz hatta “hadi canim, bu kadar da değil” dahi diyebilirsiniz. Böyle düşünmeniz çok ama çok normal çünkü ülkemizde bu konular hala tabu ve konuşup bilinçlenmek yerine azim ve inatla halının altına itmeyi tercih ediyoruz.
Neden halının altına ittiğimiz tabii ki çok bariz. Öncelikle basımıza böyle bir olayın gelebileceğine asla inanmıyoruz. Dahası, inanmamak değil de kabul edemiyoruz çünkü toplum değerlerimizde böyle olaylara yer yoktur. Hani hep televizyonlarda görürüz başkalarının başına geldiğini ama bizim başımıza gelebileceğini asla düşünmeyiz. Mesela, bu vereceğim örnek özellikle çocuğu olan aileler için. Diyelim ki 10 yaşında bir kız çocuğunuz var ve bir gün, hayatınızda her şey gayet toz pembeyken ”Anne, eniştem bana dokunmaması gereken yerlere dokundu ve çok utandım ” diyor. Şoke olmanın dışında vereceğiniz tepki nedir? Bu duruma üç farklı tepki verilebilir: (1) panik yapmadan ve kızmadan çocukla oturup olayın detayları alındıktan sonra gerekli yasal işlemler yaptırılır, (2) bir anda parlayıp çocuğu tam olarak dinlemeden asla böyle bir şeyin olmuş olmasının mümkün olmadığını, eniştesinin sevgisiyle şefkatini yanlış anladığına dair çocuğu ikna etmek ve (3) çocuğu dinledikten sonra yalan söylemekle suçlayıp temiz bir sopa atmak. Nedense birçok kişinin ilk vereceği tepkinin çoğunlukla ikinci ya da üçüncü seçenekte toplanacak gibime geliyor. Sanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde çok az insan vardır ilk seçeneği tercih edecek olan. Teorik olarak ilk vereceğimiz cevap ya da tepki “kendi ellerimle gebertirim bilmem kimi çocuğuma öyle bir şey yaparsa” olur ancak iş uygulamaya gelince çok farklı bir tablo çıkıyor ortaya çünkü en zor olanı da budur – doğru yolu izlemek. Dahası, çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymaz ve konu zamanla unutulduğu gibi halının altına itilir ve hiç yaşanmamış gibi davranıp gündelik hayatımıza bıraktığımız yerden devam ederiz.
Peki, “aile içi şiddet” kavramının var olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ama içeriğinin ne olduğunu ne kadar iyi biliyoruz? Hatta çıtayı bir basamak daha yükseltelim ve aile içi şiddetin birey üzerindeki etkilerinin ne olduğunu bilip bilmediğimizi bir kendimize soralım. Ama öncelikle var olan şiddet türlerini inceleyelim. Şiddeti genel olarak inceleyecek olursak: (1) domestik şiddet ve (2) cinsel şiddet olarak iki ana kategoride inceleyebiliriz.
Domestik şiddet aslında herkes tarafından bilinen ve toplumumuzda halk arasında “kadınların eslerinden ya da partnerlerinden dayak yemeleri” olarak lanse edilen bir terimdir.
İkinci şiddet turu ise cinsel şiddet. Cinsel şiddet aslında daha hassas bir konudur çünkü bildiğimiz gibi, ne kadar da bu tabuyu asmaya çalışsak da, ülkemizde cinsellik hakkında konuşmak “ayıp”. Ama birinin, bu ayıbı aşarak, insanların bilinçlenmesine yardımcı olması gerekiyor . Cinsel şiddet dediğimiz zaman birçoğumuzun aklına gelen ilk şey tecavüzdür – ki bu konu, benden bir iki kuşak önce, Türk sinemasında “Tecavüzcü Coşkun” tiplemesiyle gayet başarılı bir biçimde beyaz perdeye aktarılıp işlenmiştir. Ama ne var ki, cinsel şiddet sadece beyaz perdede kalmayarak güncel hayatımızda konuşulmayan ve konuşulamayan bir konu haline geldi. Aslında tecavüze uğrayan sadece kadınlar değil, erkekler de tecavüze uğrayabilir.
Cinsel şiddet ne medeni hal, ne cinsiyet, ne de yaş tanır. Tecavüze yeltenen kişi ille de tanımadığımız bir kişi olacak diye de bir kaide yok. Aslında tecavüze yeltenen herhangi birisi olabilir. Yakından tanıdığımız ya da uzaktan tanıdığımız birisi de olabilir ama ne var ki tanıdığımız birisinden asla şüphelenmeyiz hatta şüphelenmeyi bırak ihtimal bile vermeyiz çünkü biz ona o kadar güvenmişizdir ki dünya ahret kardeşimizdir o kimse. Birde sevgilimiz ya da esimiz tarafından cinsel iliksiye zorlandığımız zamanlar da var. Kimimiz bunun cinsel şiddet olduğunu bilmez çünkü sevgilimiz ya da esimiz “… o zaman sen beni artik sevmiyorsun” seklinde duygu sömürüsü yaptığı zaman birçoğumuzun aklına gelen ilk şey “hay Allah ya, ben acaba üzerime düşen es/partner görevimi yerine getirmiyor muyum?” tarzındaki düşüncelerdir. Hâlbuki “HAYIR” ya da “ISTEMIYORUM” naz yaptığımız anlamına gelmez. Hayır, gerçekten hayır demektir ve devam edildiği takdirde bu bir suçtur. Karsımızdaki kişi bizi zoraki, rızamız olmadan, istemediğimiz bir cinselliğe zorladığı zaman, iste bu cinsel şiddettir ve bazı ülkelerde de tecavüz olarak geçmektedir. Tabii ülkemizin kanunları çok daha farklı olduğundan dolayı bu konunun yasal yönünden bilgilendirme yapamıyorum.
Domestik şiddete ve cinsel şiddete maruz kalan kişiler maalesef ki ülkemizde ayıplanıyor, etiketlendiriliyor ve dışlanıyor – hem toplum tarafından ve ne yazıktır ki hem de kendi kanları canları olan aileleri tarafından. Bunun nedenleri ise yukarıdakileri yaşamamak ve tabii ki de bilinçsizlik! Üzülerek ve de özür dileyerek söylüyorum ama özellikle bu konuda son derece cahiliz ve inatla, sanki at gözlüğü takmış gibi, ilerlemeyi tercih ediyoruz.
Bu şiddet türlerine maruz kalan annemiz, ablamız, kardeşimiz, çocuğumuz ve biz olabiliriz. Sanıyor musunuz ki Türkiye’de yaşanan domestik ve cinsel şiddetin dünya’da yaşanan domestik ve cinsel şiddet arasında fark var? Aslında yok. Bir örnek dışında. Savaş sırasında kadınlara karşı uygulanan cinsel şiddet. Bunun tarihte en yakin ve en canlı örnekleri ise ikinci dünya savası sırasında Japon askerlerin Kore ve Cinli kadınları “Comfort Women – Huzur Kadınları” olarak kullanmaları, Bosna Hersek’te toplu tecavüze uğrayan Müslüman kadınlar, Kongo Cumhuriyetinde Asi’lerin köylere girip bakire kızlara ebeveynlerinin gözü önünde onlara tecavüz etmeleri ve daha nice örneklerini günümüz Irak’ta da yaşandığını görmek mümkün. Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz Dünya Sağlık Örgütü ile Birleşmiş Milletlerin web sayfalarını ziyaret edin. Resimlerle hikâyeler son derece tüy ürpertici.
Ülkemizde yaşanan bu şiddetler zincirini durdurmak için nelerin yapıldığı aslında ortada. Kadın sığınma evleri kuruldu ama finansman sağlanamadığı için ve de bilimum başka bahanelerde dolayı de birçoğu kapatıldı. Birçoğumuz polisi bile aramıyor çünkü neymiş “karı koca kavgasının arasına girilmezmiş”. Peki, girmeyelim ve insanlar hastanelik olup beyin kanamasından ölsünler. Yasalarımız kâğıt üzerinde siyah ve beyaz olarak duruyor ama nedense bir turlu islemiyor. Bu size tuhaf gelmiyor mu?
Domestik ve Cinsel Şiddet
http://i1012.hizliresim.com/2010/12/17/2683.jpg
Aile İçi Şiddet Ve Halinin Altına İtmeyi Tercih Ettiğimiz Gerçekler
Neredeyse her gün memleketimizde olup bitenler hakkında bilgi almak için ya televizyon seyrederiz ya da gazete okuruz. Bu okuduğumuz çeşitli gazetelerde ve izlediğimiz haber programlarında “iste bilmem nerenin bilmem ne köyünde bilmem kim karisini hastanelik edinceye kadar dövmüş” ya da “6 yaşındaki X.Y. 27 yaşındaki akrabası X.Z. tarafından tecavüz edildi” veya “5 yaşındaki Z.X.’in ebeveyni çocuğuna laf geçiremeyince vücudunun çeşitli yerlerinde sigara söndürdükten sonra merdivenden aşağıya itti” tarzındaki haberlere bu aralar çok fazla rastlar olduk.
Bu yazıyı okurken, su dakikada, ülkemizin ve hatta dünyanın bir yerinde bir kadın, bir çocuk veya bir erkek ya dayak yiyor, ya tecavüze maruz kalıyor, ya aile bireyi/bireyleri ile ensest ilişki yasamaya zorlanıyor ya da şiddetin herhangi bir sekline maruz kalıyor. Bazılarınız bu durumu abarttığımı sanabilirsiniz hatta “hadi canim, bu kadar da değil” dahi diyebilirsiniz. Böyle düşünmeniz çok ama çok normal çünkü ülkemizde bu konular hala tabu ve konuşup bilinçlenmek yerine azim ve inatla halının altına itmeyi tercih ediyoruz.
Neden halının altına ittiğimiz tabii ki çok bariz. Öncelikle basımıza böyle bir olayın gelebileceğine asla inanmıyoruz. Dahası, inanmamak değil de kabul edemiyoruz çünkü toplum değerlerimizde böyle olaylara yer yoktur. Hani hep televizyonlarda görürüz başkalarının başına geldiğini ama bizim başımıza gelebileceğini asla düşünmeyiz. Mesela, bu vereceğim örnek özellikle çocuğu olan aileler için. Diyelim ki 10 yaşında bir kız çocuğunuz var ve bir gün, hayatınızda her şey gayet toz pembeyken ”Anne, eniştem bana dokunmaması gereken yerlere dokundu ve çok utandım ” diyor. Şoke olmanın dışında vereceğiniz tepki nedir? Bu duruma üç farklı tepki verilebilir: (1) panik yapmadan ve kızmadan çocukla oturup olayın detayları alındıktan sonra gerekli yasal işlemler yaptırılır, (2) bir anda parlayıp çocuğu tam olarak dinlemeden asla böyle bir şeyin olmuş olmasının mümkün olmadığını, eniştesinin sevgisiyle şefkatini yanlış anladığına dair çocuğu ikna etmek ve (3) çocuğu dinledikten sonra yalan söylemekle suçlayıp temiz bir sopa atmak. Nedense birçok kişinin ilk vereceği tepkinin çoğunlukla ikinci ya da üçüncü seçenekte toplanacak gibime geliyor. Sanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde çok az insan vardır ilk seçeneği tercih edecek olan. Teorik olarak ilk vereceğimiz cevap ya da tepki “kendi ellerimle gebertirim bilmem kimi çocuğuma öyle bir şey yaparsa” olur ancak iş uygulamaya gelince çok farklı bir tablo çıkıyor ortaya çünkü en zor olanı da budur – doğru yolu izlemek. Dahası, çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymaz ve konu zamanla unutulduğu gibi halının altına itilir ve hiç yaşanmamış gibi davranıp gündelik hayatımıza bıraktığımız yerden devam ederiz.
Peki, “aile içi şiddet” kavramının var olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ama içeriğinin ne olduğunu ne kadar iyi biliyoruz? Hatta çıtayı bir basamak daha yükseltelim ve aile içi şiddetin birey üzerindeki etkilerinin ne olduğunu bilip bilmediğimizi bir kendimize soralım. Ama öncelikle var olan şiddet türlerini inceleyelim. Şiddeti genel olarak inceleyecek olursak: (1) domestik şiddet ve (2) cinsel şiddet olarak iki ana kategoride inceleyebiliriz.
Domestik şiddet aslında herkes tarafından bilinen ve toplumumuzda halk arasında “kadınların eslerinden ya da partnerlerinden dayak yemeleri” olarak lanse edilen bir terimdir.
İkinci şiddet turu ise cinsel şiddet. Cinsel şiddet aslında daha hassas bir konudur çünkü bildiğimiz gibi, ne kadar da bu tabuyu asmaya çalışsak da, ülkemizde cinsellik hakkında konuşmak “ayıp”. Ama birinin, bu ayıbı aşarak, insanların bilinçlenmesine yardımcı olması gerekiyor . Cinsel şiddet dediğimiz zaman birçoğumuzun aklına gelen ilk şey tecavüzdür – ki bu konu, benden bir iki kuşak önce, Türk sinemasında “Tecavüzcü Coşkun” tiplemesiyle gayet başarılı bir biçimde beyaz perdeye aktarılıp işlenmiştir. Ama ne var ki, cinsel şiddet sadece beyaz perdede kalmayarak güncel hayatımızda konuşulmayan ve konuşulamayan bir konu haline geldi. Aslında tecavüze uğrayan sadece kadınlar değil, erkekler de tecavüze uğrayabilir.
Cinsel şiddet ne medeni hal, ne cinsiyet, ne de yaş tanır. Tecavüze yeltenen kişi ille de tanımadığımız bir kişi olacak diye de bir kaide yok. Aslında tecavüze yeltenen herhangi birisi olabilir. Yakından tanıdığımız ya da uzaktan tanıdığımız birisi de olabilir ama ne var ki tanıdığımız birisinden asla şüphelenmeyiz hatta şüphelenmeyi bırak ihtimal bile vermeyiz çünkü biz ona o kadar güvenmişizdir ki dünya ahret kardeşimizdir o kimse. Birde sevgilimiz ya da esimiz tarafından cinsel iliksiye zorlandığımız zamanlar da var. Kimimiz bunun cinsel şiddet olduğunu bilmez çünkü sevgilimiz ya da esimiz “… o zaman sen beni artik sevmiyorsun” seklinde duygu sömürüsü yaptığı zaman birçoğumuzun aklına gelen ilk şey “hay Allah ya, ben acaba üzerime düşen es/partner görevimi yerine getirmiyor muyum?” tarzındaki düşüncelerdir. Hâlbuki “HAYIR” ya da “ISTEMIYORUM” naz yaptığımız anlamına gelmez. Hayır, gerçekten hayır demektir ve devam edildiği takdirde bu bir suçtur. Karsımızdaki kişi bizi zoraki, rızamız olmadan, istemediğimiz bir cinselliğe zorladığı zaman, iste bu cinsel şiddettir ve bazı ülkelerde de tecavüz olarak geçmektedir. Tabii ülkemizin kanunları çok daha farklı olduğundan dolayı bu konunun yasal yönünden bilgilendirme yapamıyorum.
Domestik şiddete ve cinsel şiddete maruz kalan kişiler maalesef ki ülkemizde ayıplanıyor, etiketlendiriliyor ve dışlanıyor – hem toplum tarafından ve ne yazıktır ki hem de kendi kanları canları olan aileleri tarafından. Bunun nedenleri ise yukarıdakileri yaşamamak ve tabii ki de bilinçsizlik! Üzülerek ve de özür dileyerek söylüyorum ama özellikle bu konuda son derece cahiliz ve inatla, sanki at gözlüğü takmış gibi, ilerlemeyi tercih ediyoruz.
Bu şiddet türlerine maruz kalan annemiz, ablamız, kardeşimiz, çocuğumuz ve biz olabiliriz. Sanıyor musunuz ki Türkiye’de yaşanan domestik ve cinsel şiddetin dünya’da yaşanan domestik ve cinsel şiddet arasında fark var? Aslında yok. Bir örnek dışında. Savaş sırasında kadınlara karşı uygulanan cinsel şiddet. Bunun tarihte en yakin ve en canlı örnekleri ise ikinci dünya savası sırasında Japon askerlerin Kore ve Cinli kadınları “Comfort Women – Huzur Kadınları” olarak kullanmaları, Bosna Hersek’te toplu tecavüze uğrayan Müslüman kadınlar, Kongo Cumhuriyetinde Asi’lerin köylere girip bakire kızlara ebeveynlerinin gözü önünde onlara tecavüz etmeleri ve daha nice örneklerini günümüz Irak’ta da yaşandığını görmek mümkün. Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz Dünya Sağlık Örgütü ile Birleşmiş Milletlerin web sayfalarını ziyaret edin. Resimlerle hikâyeler son derece tüy ürpertici.
Ülkemizde yaşanan bu şiddetler zincirini durdurmak için nelerin yapıldığı aslında ortada. Kadın sığınma evleri kuruldu ama finansman sağlanamadığı için ve de bilimum başka bahanelerde dolayı de birçoğu kapatıldı. Birçoğumuz polisi bile aramıyor çünkü neymiş “karı koca kavgasının arasına girilmezmiş”. Peki, girmeyelim ve insanlar hastanelik olup beyin kanamasından ölsünler. Yasalarımız kâğıt üzerinde siyah ve beyaz olarak duruyor ama nedense bir turlu islemiyor. Bu size tuhaf gelmiyor mu?