Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?, konusunda bu İçerik Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı? hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

- Sadefan.com | Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı? paylaşımı

HaZaL

VIP Üye

Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar? Tutamazsa kime ne kadar para verir?
CEVAP
Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz; ama yine herkesin gözü önünde yiyip içmemeli, gizli yiyip içmelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai]

Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Bir fıtra miktarı un, 1750 gram, hurma ve üzüm için 3500 gramdır. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)

Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun, tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değeri kadar altın verir. (Bedâyi)

Sual: Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?
CEVAP
Her zaman verebilir. Ramazanın içinde verilebilir


Genel olarak:
Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutmayan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Ramazan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.
Öte yandan, başlanmış bir farz veya vacip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi
boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.

Hastalık:
Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırakmayı mubah kılan bir özür olarak anılmıştır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri parmağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsamda düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki hastalık kasdedilmiştir.
Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyileşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve başlanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.
Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa hastalanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve orucunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol açacağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.
Oruç tutmayacak hastanın kendisine tanınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yararlanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gereklidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.
3- Gebelik ve süt analık:
Şayet oruç tutmasının kendisine yahut
çocuğuna zarar vereceğinden endişe ederse gebe veya emzikli kadın orucunu erteleyebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bilginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,
50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).
Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelîler'e göre gerek gebe gerekse emzikli kadın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir
4- Şiddetli açlık ve susuzluk:
Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk hissetmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, -canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılmaması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam etmek haramdır.
Âdet görme ve lohusalık:
Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görmeye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir
Yaş büyüklüğü:
Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutmaya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tutmayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerekse iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
Ramazanda oruç tutmaya gücü yetmeyip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.
Bilginler oruç tutacak güce sahip olmayan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden
borç düşer ve fidye vermeye gerek olmaz (ayrıca bk. İSKAT). 7-

İkrah:
öldürülme veya bir organının telef edilmesi tehdidi altında bulunan kişinin orucunu açması bilginlerin çoğunluğuna göre caizdir. Esasen normal durumlarda böyle hayati bir tehlike kuvvetle muhtemel olduğu halde kişinin orucuna devam etmesi haram ise de, ikrah halinde konuya daha çok şu açıdan bakılmıştır: Kişi dinindeki metanetini göstermek ve dini tüm değerlerin üstünde tutmak için direnmiş ve bu uğurda canını kaybetmiş olursa, günah işlemiş sayılmaz, aksine sevap kazanır; çünkü "dinin korunması" ilkesi "canın korunması" ilkesinden önce gelir. Cebir kullanılması halinde zaten kişinin seçim imkânı bulunmadığından, orucunun bozulmasından ötürü kendisi günahkâr olmaz, ancak, kaza etmesi gerekir. Şâfiîler'de cebir durumunda kaza gerekmez; böyle kimsenin orucu bozulmamış sayılır.
 
Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı? dini konular ve bilgiler, Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı? ile inanç ve ibadet hakkında detaylı içerikler sunuluyor.
Geri
Üst