Çizmedeki Laleler

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Çizmedeki Laleler, konusunda bu İçerik Çizmedeki Laleler hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Çizmedeki Laleler

- Sadefan.com | Çizmedeki Laleler paylaşımı

KlaS

Admin

Çizmedeki Laleler

Çizmedeki Laleler

Çizmedeki Laleler
Çizmedeki Laleler Hikayesi - Lale Hikayeleri - Aynur Engindeniz - Aynur Engindeniz Yazıları
Genç kız elindeki gergefi eteğine bırakıp, dışarıda yağan karı seyre daldı. Tek katlı eski evlerinin, sokağa çıkan küçük avlusu, tamamen karla kaplanmıştı. Evin duvarına bitişik çeşmenin suları bile donmuştu.

Yılın bu mevsiminde Petersburg, saçı ağarmış yaşlı bir kadını andırırdı. Gözün alabildiğine beyazlık, dayanılmayacak şiddette soğuk olur, savaş, salgın hastalık ve göç nedeniyle iyice boşalan sokaklar, sanki hiç yaşayanı yokmuş gibi görünürdü.

Böyle havalarda, mümkün olduğunca sokağa çıkılmaz, kliseye bile rahip Dinanın telkinleri hürmetine gidilirdi. Öyle ki, geceden yağan karın, öğle saatlerine kadar çiğnenmediği olurdu.

Feodora içinse, yaz ne ise kış da oydu. Çünkü yürüyemediği için hayat, sokaklar, Petersburg penceresinden gördüğü kadardı.

Zengin kadınlara çamaşıra giden annesi, sabah evden çıkarken, onu , pencerenin önündeki sallanan sandalyeye oturturdu. Hava kararınca eve gelir, kızına yemek verir, sonra tek kelime konuşmadan yatağına yatırırdı.

Feodora, bu duruma içerlense de, annesinin yaşadığı ağır buhranlar nedeniyle, dış dünyayla hatta, kendisiyle bile bağını kopartmasının üzüntüsünü, tek sırdaşı yastığıyla paylaşıyordu.

Ülke kaos içindeydi. Bir yandan gizlice yürütülen ihtilal çalışmaları, bir yandan hastalıklar, bir yandan savaşlar, halkı çepeçevre kuşatmış, zaten fakir olan halk iyice köle durumuna düşürülmüştü. Medeniyetin ortasında, asrın en çağ dışı hayatları yaşanıyordu.

Çar II. Aleksanderın, babası I. Nikolanın aksine, reformcu bir yönetici olmasına rağmen, ülkedeki iç karışıklık, hiçbir reforma yaşama ve gelişme hakkı tanımıyordu. Halk derebeylerine ait topraklarda köle gibi çalışıyor, aldıkları üç beş kuruş yevmiyeyle evlerini geçindiriyordu.

Sonunda radyolar, Aleksanderin toprak köleliğini kaldırdığını ilan ettiler. Ama ne yazık ki, bu bile çarlık rejimi altında ezilen halka fayda getirmedi. Çünkü Balkanlarda yürütülen, Slavları kurtarma politikaları, ülke ekonomisine ağır yükler getirdi. I.Nikolanın hasta adam adını verdiği Osmanlı İmparatorluğu bir türlü yıkılamıyor, Slavları kışkırtma çalışmaları çok ağır ilerliyordu.

Halk isyan içindeydi. Bir kilo buğday için bir gün çalışan köylüler, uzak topraklarda yürütülen Slav politikalarına tepkiliydi.

Elden ele dolaşan yasak bildiriler, halkı ihtilale çağırıyordu. Köylüler her ne kadar düzenin yıkılmasını istese de, muhbir korkusundan kimse tek kelime konuşamıyordu.

Bildiriler, bazen bir taşa sarılarak pencerelerden içeri atılıyor, bazen kapı önlerindeki paspasların altına bırakılıyordu. Bildiriyi eline alan, ne olduğunu anlar anlamaz, bir şekilde kağıdı imha ediyordu. Çünkü herkes, isyancıların başına ne geldiğini gayet iyi biliyordu.

Hemen her köyün meydanında, köylülerin gözünü korkutmak için kurulmuş idam sehpaları vardı. İsyancılar gece yargılanıyor, sabah erken saatlerde, herkesin gözü önünde asılıyordu.

Bu şekilde asılanlardan birisi de Feodoranın babasıydı. İsyanla, ihtilalle hiçbir alakası olmayan, kendi halinde yaşayan fakir bir Rus olan babası Karolek Egor, bir gece yaka paça götürülmüş, cebinden ihtilal bildirileri çıktığı gerekçesiyle sabaha karşı apar topar asılmıştı. Zavallı adamın cesedi iki gün köy meydanında asılı kalmış, ibreti alem olsun diye ailesine teslim edilmemişti.

O günden sonra annesi Olya, babasının tarladaki işine girmiş, kardeşi Anyaya ve kendisine bakmaya çalışmıştı.

Anyanın da beş yaşında sıtmadan ölmesiyle zavallı kadın dünyayla bütün bağlantılarını koparmış, konuşmayan, gülmeyen, sevmeyen bir insan haline gelmişti. Hiç kimseye edemediği isyanı Allaha etmeye başlayan Anya, kiliseden de elini ayağını çekmişti. Rahip Dima ne kadar dil döktüyse onu bu kararından döndüremedi.

Kardeşi öldükten bir yıl sonra, Feodora da geçirdiği ateşli bir hastalık yüzünden sakat kaldı. Köy ebeleri, tütsücüler, rahibeler çeşitli ilaçlar yapıp bacaklarına sürdüler. Ama küçük kız bir daha yürüyemedi.

Şehirde alim doktorlar vardı, ama bunların büyük çoğunluğu köylülere_ parasıyla dahi olsa_ bakmıyordu. Geri kalan kısmı da Çarlık Rusyasının savaştığı cephelere sıhhiyeci olarak gönderilmişti.

Feodora bacaklarını kaybetmesine rağmen kendini hep şanlı hissetti. Çünkü köyde onunla beraber hastalanan çocukların pek çoğu ölmüştü.

Genç kız, kapının sertçe yumruklanmasıyla daldığı hayallerden sıyrıldı. Kapıyı çalan kişiyi pencerenin önünden geçerken görmediği için hayretle, Kimsiniz? diye sordu.
_Feodora benim, Elena! Kapıyı açabilecek misin?
_ Açamam, kapıya uzağım. Pencere önünde oturuyorum, haydi oraya gel.

Elena, sağa sola bakınarak pencere önüne geldi. Feodora, pencereyi açarak,
_Elena , sen deli misin? Bu havada donacaksın. Neden geldin?

Elena rahibin, çapkınlık dönemlerinden kalma, ihtilalci kızıydı. Genç kız yaşına aldırmadan, köylüleri örgütlemek için gece gündüz çalışıyordu.

Babasının ikazlarına aldırış etmez, erkekler gibi siyaset yapardı. O yüzden, örgütlemeye çalıştığı köylüler daima ondan kaçmak zorunda kaldı. Ne de olsa kimse, mimli bir ihtilal sempatizanıyla görünmek istemiyordu.

Feodora, Elenanın geliş sebebinin her zamankinden farklı olduğunu, genç kızın sıkılgan ve tedirgin hareketlerinden anladı. Mevzu bahis, ihtilal olunca, Elenayı hiçbir kuvvet korkutamaz ve susturamazdı çünkü.

_Elena, istersen pencereden içeri gir. Üşümüşsündür. Yanan bir sobam yok ama, sana verecek fazladan bir keçi kılından battaniyem var.
_Eksik olma Feodora. Kalmayacağım. Beni arıyorlar. Seninle görürlerse başın derde girer.
_ Öyleyse neden geldin?
_ Feodora, annenin nerede olduğunu biliyor musun?
_ Evet, tepedeki çiftliğe çamaşır yıkamaya gitmişti. Birazdan da döner.
Elena başından çıkarttığı şapkasını avuçları arasında döndürürken, yüzündeki endişe tüm hareketlerine yansıyordu. Feodoranın gözlerine bakmadan konuştu.
_ Annen bu gece gelmeye bilir, kız kardeş
_Neden? Geceye kalmaz ki hiç. Geceye kalsa da, ekstra ücret vermediklerinden şikayet eder hep.
_ Nasıl diyeceğimi bilmiyorum Polisler Anneni götürmüş
Feodora acı dolu bakışlarla Elenanın yüzüne baktı. Babasının bir gece vakti götürülüşü ve köy meydanında günlerce asılı kalışı, an be an gözlerinin önünden geçti.
_ Elena, emin misin, annem kötü bir şey yapmaz. O ihtilalci bile değildir.
_ Feodora, ihtilalci olduğundan değil, fuhuştan tutuklanmış

Bu son sözler, genç kızın olduğu yerde kendinden geçmesine yetti. Elena genç kızın yüzüne kar sürerek onu ayılttı. Feodora, bir süre etrafa, tanımıyormuşçasına bakındıktan sonra ağlamaya başladı.
_ Yalan bu, babamı da böyle öldürdüler. Yalan! Hem de babama attıkları çamurdan daha aşağılık bir yalan!
_ Feodora, sakin olmalısın. Bizden bazıları onu kurtarmaya çalışacak. Köy meclisindeki dayım Vladike de haber yolladım. İlgileneceğini, elinden geleni yapacağını söyledi.
_Beni karakola götür Elena!
_ Deli misin? Onları tanımıyormuş gibi konuşuyorsun. Bizi de içeri alırlar.
_Burda oturmamı nasıl beklersin?

İki genç kız, sokağın başından gelen düdük sesiyle irkildi. Petersburgda düdük sesi demek, sokakta dolaşmanın tekin olamayacağı saatlerin başlaması demekti.

Elena aceleyle şapkasını başına geçirip, ön kısmını iyice yüzüne çekti. Boğazına doladığı atkıyla ağzını kapatırken:
_Gece yine gelmeye çalışacağım. Şimdi Vladik dayımın yanına gidiyorum. Polisler gelirse, dikaktli konuş Feodora. Bu işten haberin olduğunu iddia edip seni de götürürler. Şimdi hoşça kal, dedi ve evin arkasından dolanarak gitti.

Yanakları gözyaşlarına bulanan Feodora eteğindeki gergefe baktı. Gül dalına konmuş kuş figürü, gözüne eskisinden daha da anlamsız geliyordu. Özgürlüğün hiç pahasına gasp edildiği topraklarda, güller kuşlar işlemenin ne anlamı vardı ki?

Hışımla eteğindeki gergefi karşı duvara fırlattı. İçindeki yalnızlık acısı, yerini derin bir öfkeye bırakmıştı. Bu zalim düzen önce babasını, sonra dolaylı da olsa kardeşini ve bacaklarını, şimdiyse annesini almıştı hayatından.

Oturduğu yerden kıpırdamaya çalıştı, olmadı. Düşündü, annesi böyle bir iftirayla nasıl lekelenebilirdi? Tamam, kiliseye gitmiyordu, Allaha inanmıyordu. Ama bu onu fahişe yapmazdı ki! Hem kendisini bir kere olsun öpmeyen annesi, damarlarından votka akan adamları nasıl öpmüş olabilirdi?

Saatler gece yarısını gösterdiği halde, ne Elena ne de başka birisi kapısını çalmadı. Eli kolu bağlı, küçük bir saksı çiçeği gibi pencere önünde kalakalmıştı. Gözyaşları, hayaller ve endişeler içinde oturduğu sandalyede uyuyakaldı.

Bir zaman sonra kapının şiddetli bir şekilde tekmelenmesiyle uyandı. Pencereden dışarı baktı. Gökyüzündeki dolunay, etrafı bir fener gibi aydınlatıyor, kristal bir halı gibi yerleri kaplayan kar, parıl parıl parlıyordu.
_ Açın kapıyı. İsa aşkına, donuyorum

Bu sesi tanımıyordu. Daha önce duyduğu seslerin hiç birine benzemiyordu. Bu civardan biri olsa kesinlikle tanırdı. Gelen bir yabancıydı. Korkuyla titreyen bir sesle :
_Kimsiniz?
_ Ben Güney Petersburgdan geliyorum. Arabam bozuldu, yolda kaldım. Lütfen yardım edin!
_ Sizi tanımıyorum, içeri alamam. Lütfen başka bir eve gidin.
_Lütfen bayan, çok üşüdüm. Biraz ısınıp giderim.

Feodora, kapıyı, istese de açacak durumda değildi. Ama bunu bir yabancıyla paylaşmak, onun için daha büyük tehlikeler doğurabilirdi. Sakat olduğunu söyleyecek olsa, yabancı içeri zorla girebilir, karşı koyamayacağını bildiği için her türlü kötülüğü yapabilirdi. Ama bir yandan da vicdanına söz geçiremiyordu. Bir müddet ses kesilince telaşlandı.
_İyi misiniz?
_ Hayır, ayaklarımı hissedemiyorum.
_TamamTamam, sizi içeri alacağım. Ama kapıyı açamam.
_O zaman içeri nasıl gireceğim bayan. Acele edin lütfen!
_ Pencerenin önüne gelin. Ben sakatım. Evde de kimse yok. Sizi pencereden içeri alabilirm ancak.

Hışırtılı adımların pencereye doğru yaklaştığını duyunca, kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Korkuyordu
Aynur Engindeniz
 
Çizmedeki Laleler yaşam hikayeleri ve deneyimler, Çizmedeki Laleler ile kullanıcılar ilham verici öykülere ulaşabilir.
Geri
Üst