Gripin
VIP Üye
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Emine UYSAL -Bir Yangının Külü -Yaşam hikayeleri
Meltem, son günlerde çok okunan bir kitabı eline alıp divana uzandı. Bu kitabı epeydir merak ediyordu. Kitap gerçekten de güzeldi. Yazarla birlikte Meltem de, gizli şatonun kuytuluklarına gizlenip, şatoya giren şövalyeleri izledi. Birden telefonundan gelen sese kulak kabarttı. Yeni bir mesaj gelmişti. Göz ucuyla, sehpanın üzerinde duran telefona baktı. “Amannn! Kim bilir hangi banka, bilmem ne kartını reklâm ediyordur yine.” Dedi. Son günlerde, bankalardan başka mesaj da yollayan yoktu. Kitabına devam etti.
Sabah telefonuna baktı. Mesaj ondandı… Sevdiği adamdan. Mert, umulmadık bir zamanda, umulmadık bir mekânda çıkmıştı Meltem’in karşısına. Birbirlerini sevmişler ve sonrasında sudan sebeplerden ayrılmışlardı. En azından, Meltem öyle düşünüyordu. Mesajda, “şu gün sana geleceğim” yazıyordu. Aslında telefon açıp söyleyebilirdi ama yapmadı; sadece bir mesaj… mesajı okuyan Meltem, bir an eski günleri düşündü. Gözleri doldu. Zaten yüreğindeki yangın hiç sönmemişti. Mert ilk aşkıydı ve başkasını hâlâ sevememişti.
“Gel” yazdı sadece mesaja “gel!” kararlaştırdıkları gün, kararlaştırdıkları saatten yarım saat önce gitti Meltem buluşma yerine. Mert’i bekletmek istemiyordu ama Mert gelmiş Meltem’i bekliyordu. İki sevgili, sıkıca sarıldı birbirlerine. Bir süre nereye gidip, ne yapacaklarını düşündüler. Baharın ilk günleriydi. Hava çok güzeldi. “Piknik yapalım mı?” dedi Mert. “Tamam” dedi Meltem. Ellerine birer şişe su alıp dağın yolunu tuttular. Bir süre havadan sudan sohbet ettiler. İkisi de gerçek konuya bir türlü giremiyor, sonlarının ne olacağını soramıyordu.
Meltem elini uzatıp Mert’in elini tuttu. Sıktı ama Mert herhangi bir tepki vermedi. Az da olsa bir kıvılcım yoktu ellerinde. Gözleri uzak ufuklardaydı hep. Meltem dik yokuşu tırmanırken kendince düşüncelere daldı. “Neden geldin Mert? Ne söylemeye çalışıyorsun? “ Meltem birden durdu. Dönüp Mert’in gözlerine baktı. Çok düşünceliydi. Yanında değil gibiydi. Göz göze gelmekten kaçar gibiydi. “Ben başkasını seviyorum Meltem” diyemedi. Mert’in gözlerindeki sevgisizliği görünce yıkıldı Meltem. Yanında güçlükle yürüdü.
Birlikte uçurumun yanındaki ağacın dibine oturdular. Meltem uçurumdan aşağı ayaklarını sallayıp dağın dibini seyrederken, Mert’in gözleri hâlâ uzak ufuklardaydı. Dağların ardındaki sevdasında… Konuşurken göz göze gelmemeye dikkat ediyordu Mert.
Meltem, “ne manen şey şu sevgi dedikleri, ne alınıyor, ne de satılıyor. Eğer, Mert’in sevgisinin parayla ederi olsaydı, faizi en yüksek olsa bile, çekebildiğim kadar kredi çeker, Mert’in sevgisini satın alırdım ama parayla sevgi alınmıyor. Oysa içimde sevgi dağları büyüttüm; kimselere veremediğim. Çok bencilim! Yüreğim sevgiyle bu kadar doluyken, bir damlasını bile başkasına veremiyorum, Mert’in bana vermediği gibi. Sevgisiz yaşamakta istemiyorum. Şu uçurumdan kazara da olsa düşüversem. Ölüp gitsem; göç etsem sevgisiz dünyadan…” diye düşünürken, Mert, Meltem’in düşüncelerini okumuş gibi, elini uzatıp kendisine doğru çekti.
Dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu. Meltem uzanıp sıkıca sarıldı ama eski sıcaklığı, sevgisi yoktu Mert’in. Dudaklarında içini yakan ateş yoktu sanki. “Gidelim mi?” dedi Mert usulca. Kalktılar. Dönüp dönüp ardına baktı Meltem giderken. Seviyordu ama seviliyor muydu? Ya da ne kadar seviliyordu bunu hiç bilemedi. Çünkü Mert, bugün hiç söylememişti sevdiğini. Evine gelen Meltem’in içini derin bir hüzün kapladı. Sonra yabancı bir koku hissetti evinde. Kokladı. Mert kokuyordu bütün bedeni. Hani şu, ara sıra martı kanatlarında duyduğu koku… Eline bornozunu aldı, salaş adımlarla banyoya doğru yürüdü. Yeni giymesine rağmen, üzerinde ne varsa hepsini çıkarıp kirli sepetine attı. Duşun altına girdi. Bedenini kazırcasına yıkadı. Hiçbir iz, hiçbir koku kalmasın istiyordu. Gözyaşları sularla yarıştı. Dudaklarına bir şarkı yapıştı…
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Madem ki son şarkının kırık bir güftesiydin,
Niçin yarım bıraktın, neden bırakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın,
Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın,
Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın,
Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Şarkı merhum Zeki Müren’e aittir.
Emine Uysal
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Emine UYSAL -Bir Yangının Külü -Yaşam hikayeleri
Meltem, son günlerde çok okunan bir kitabı eline alıp divana uzandı. Bu kitabı epeydir merak ediyordu. Kitap gerçekten de güzeldi. Yazarla birlikte Meltem de, gizli şatonun kuytuluklarına gizlenip, şatoya giren şövalyeleri izledi. Birden telefonundan gelen sese kulak kabarttı. Yeni bir mesaj gelmişti. Göz ucuyla, sehpanın üzerinde duran telefona baktı. “Amannn! Kim bilir hangi banka, bilmem ne kartını reklâm ediyordur yine.” Dedi. Son günlerde, bankalardan başka mesaj da yollayan yoktu. Kitabına devam etti.
Sabah telefonuna baktı. Mesaj ondandı… Sevdiği adamdan. Mert, umulmadık bir zamanda, umulmadık bir mekânda çıkmıştı Meltem’in karşısına. Birbirlerini sevmişler ve sonrasında sudan sebeplerden ayrılmışlardı. En azından, Meltem öyle düşünüyordu. Mesajda, “şu gün sana geleceğim” yazıyordu. Aslında telefon açıp söyleyebilirdi ama yapmadı; sadece bir mesaj… mesajı okuyan Meltem, bir an eski günleri düşündü. Gözleri doldu. Zaten yüreğindeki yangın hiç sönmemişti. Mert ilk aşkıydı ve başkasını hâlâ sevememişti.
“Gel” yazdı sadece mesaja “gel!” kararlaştırdıkları gün, kararlaştırdıkları saatten yarım saat önce gitti Meltem buluşma yerine. Mert’i bekletmek istemiyordu ama Mert gelmiş Meltem’i bekliyordu. İki sevgili, sıkıca sarıldı birbirlerine. Bir süre nereye gidip, ne yapacaklarını düşündüler. Baharın ilk günleriydi. Hava çok güzeldi. “Piknik yapalım mı?” dedi Mert. “Tamam” dedi Meltem. Ellerine birer şişe su alıp dağın yolunu tuttular. Bir süre havadan sudan sohbet ettiler. İkisi de gerçek konuya bir türlü giremiyor, sonlarının ne olacağını soramıyordu.
Meltem elini uzatıp Mert’in elini tuttu. Sıktı ama Mert herhangi bir tepki vermedi. Az da olsa bir kıvılcım yoktu ellerinde. Gözleri uzak ufuklardaydı hep. Meltem dik yokuşu tırmanırken kendince düşüncelere daldı. “Neden geldin Mert? Ne söylemeye çalışıyorsun? “ Meltem birden durdu. Dönüp Mert’in gözlerine baktı. Çok düşünceliydi. Yanında değil gibiydi. Göz göze gelmekten kaçar gibiydi. “Ben başkasını seviyorum Meltem” diyemedi. Mert’in gözlerindeki sevgisizliği görünce yıkıldı Meltem. Yanında güçlükle yürüdü.
Birlikte uçurumun yanındaki ağacın dibine oturdular. Meltem uçurumdan aşağı ayaklarını sallayıp dağın dibini seyrederken, Mert’in gözleri hâlâ uzak ufuklardaydı. Dağların ardındaki sevdasında… Konuşurken göz göze gelmemeye dikkat ediyordu Mert.
Meltem, “ne manen şey şu sevgi dedikleri, ne alınıyor, ne de satılıyor. Eğer, Mert’in sevgisinin parayla ederi olsaydı, faizi en yüksek olsa bile, çekebildiğim kadar kredi çeker, Mert’in sevgisini satın alırdım ama parayla sevgi alınmıyor. Oysa içimde sevgi dağları büyüttüm; kimselere veremediğim. Çok bencilim! Yüreğim sevgiyle bu kadar doluyken, bir damlasını bile başkasına veremiyorum, Mert’in bana vermediği gibi. Sevgisiz yaşamakta istemiyorum. Şu uçurumdan kazara da olsa düşüversem. Ölüp gitsem; göç etsem sevgisiz dünyadan…” diye düşünürken, Mert, Meltem’in düşüncelerini okumuş gibi, elini uzatıp kendisine doğru çekti.
Dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu. Meltem uzanıp sıkıca sarıldı ama eski sıcaklığı, sevgisi yoktu Mert’in. Dudaklarında içini yakan ateş yoktu sanki. “Gidelim mi?” dedi Mert usulca. Kalktılar. Dönüp dönüp ardına baktı Meltem giderken. Seviyordu ama seviliyor muydu? Ya da ne kadar seviliyordu bunu hiç bilemedi. Çünkü Mert, bugün hiç söylememişti sevdiğini. Evine gelen Meltem’in içini derin bir hüzün kapladı. Sonra yabancı bir koku hissetti evinde. Kokladı. Mert kokuyordu bütün bedeni. Hani şu, ara sıra martı kanatlarında duyduğu koku… Eline bornozunu aldı, salaş adımlarla banyoya doğru yürüdü. Yeni giymesine rağmen, üzerinde ne varsa hepsini çıkarıp kirli sepetine attı. Duşun altına girdi. Bedenini kazırcasına yıkadı. Hiçbir iz, hiçbir koku kalmasın istiyordu. Gözyaşları sularla yarıştı. Dudaklarına bir şarkı yapıştı…
Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçtin
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Madem ki son şarkının kırık bir güftesiydin,
Niçin yarım bıraktın, neden bırakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın,
Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın,
Hala beni düşünür ve hala ağlar mısın,
Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin,
Şarkı merhum Zeki Müren’e aittir.
Emine Uysal