Bahar
Tecrübeli Üye
Arkadaşlarını Özlemiştir Zaarr
Arkadaşlarını Özlemiştir Zaarr
Arkadaşlarını Özlemiştir Zaarr
Temel’in çalıştığı yolcu gemisi okyanusta batmış.(Batmasına Temel’in yol açtığı söylense de konumuz dışı olduğu için bu konuyu es geçeceğim.)
Neyse efendim Temel iyi yüzücü, günlerce yüzdükten sonra küçük bir adaya (yarı baygın) kendini atmış.
Birkaç saat arayla, aynı gemide yolculuk yapan bir İngiliz ve bir Fransız da güçlükle adanın kumsalına çıkmışlar.
Yanlarında ne bir ateş ne de medeni dünyaya ait bir araç yokmuş.
Gemi rotalarından uzak bu küçük ıssız adada, tek içecekleri birkaç ayda bir yağan yağmur sularından kumsala oluşturup, içini yapraklarla sızdırmazlık sağlamaya çalıştıkları su kuyularına biriken yağmur suları ve bu su tükenince denizin tuzlu suyunun (bir nebze olsun) süzülerek bu kuyulara doldurduğu yarı tuzlu suyu içiyorlarmış.
Yiyecek olarak ta, adadaki tek ağaç olan Hindistan cevizinin meyvelerini, denizden elde edebildikleri küçük canlıları, kazayla yolu adaya düşen deniz kaplumbağalarını yiyerek yaşama tutunmaya gayret ediyorlarmış.
İlk birkaç yılı, umutla ufuklara bakarak ya bir gemi veya yolunu şaşırmış Birilerinin yolunu gözleseler de, daha sonraları kurtarılmaktan umutlarını keserek, Dünya’nın unuttuğu bu küçük adada, Robinsonvari çileli yaşamlarına yıllarca devam etmişler.
Derken bir gün, dalgaların kumsala, yosun tutmuş ilginç bir şişe attığını görmüşler.
Yıllardır bu ıssız adada en heyecan verici şişe karşısında, önce şişeye, daha sonra birbirlerine inanamaz gözlerle bakmışlar.
İçinde belki bir damla şarap, bir mektup vardır ümidiyle şişeye doğru koşmuşlar.
Şişeye ilk yetişen Fransız şişeyi alıp çalkalamış, ses yok, Güneş’e kaldırıp bakmış, yosundan içi görünmez…
Heyecanla mantarından tutmuş, soran gözlerle Temel’e ve İngiliz arkadaşına bakmış, onların başlarından ‘’Aç!’’ onayını alınca, heyecandan titreyen elleriyle şişenin mantarını aralamasıyla, şişeden Hindistan cevizi ağacının boyunca bir dumanın yükselmesi bir olmuş.
Öylesine boş bulunup irkilmişler ki, sırt üstü düştükleri kumlardan yukarı bakınca, neredeyse tüm gökyüzünü kaplamış gibi görünen devasa bir görüntü ile karşılaşmışlar.
Gök gürültüsünü andıran sesle kendilerinden geçmeden önce duydukları son sözcükler şunlar olmuş:
‘’-Ben bir cinim!
Binlerce yıldır bu şişede hapistim.
Beni kurtardığınız için sizlere birer dilek dileme hakkı veriyorum!
Dileğiniz her ne olursa olsun yerine getirilecektir!
Uzunca bir süre baygın yattıktan sonra kendilerine gelince görmüşler ki, olay gerçek, cin elleri göğsünde emir beklemede, ama hepsini de almış bir düşünce,’’Ne dilesem? Para, Altın. Olmaz o zaman adada kalırız, adada para, altın,mal ne işimize yarar?
Cin sabırsızlanmış:
-‘’Hadi acele edin!’’
Fransız atılmış:
-Tamam ben kararımı verdim. Şu an Paris’te, Eyfel kulesindeki barda viski içiyor olmak istiyorum.’’
Demesiyle yok olmuş.
Fransız’ın gittiğini gören İngiliz hemen atlayarak:
-Karımın ve çocuklarımın yanında olmak, Londra’daki evimizde olmak istiyorum!’’ demesiyle İngiliz de yok olmuş.
Sıra Temel’e gelmiş ama Temel çok şaşkın, çevresine şöyle bir bakınmış:
-Ha burasi da çok sessiz oldu da! Arkadaşlarim geri gelsin!
http://i.imgur.com/2IYPi.gif
Demiş mi Temel? Demiş tabi! Temel bu! Arkadaşlarını özlemiş zaarr!
http://i.imgur.com/2IYPi.gif
Arkadaşlarını Özlemiştir Zaarr
Temel’in çalıştığı yolcu gemisi okyanusta batmış.(Batmasına Temel’in yol açtığı söylense de konumuz dışı olduğu için bu konuyu es geçeceğim.)
Neyse efendim Temel iyi yüzücü, günlerce yüzdükten sonra küçük bir adaya (yarı baygın) kendini atmış.
Birkaç saat arayla, aynı gemide yolculuk yapan bir İngiliz ve bir Fransız da güçlükle adanın kumsalına çıkmışlar.
Yanlarında ne bir ateş ne de medeni dünyaya ait bir araç yokmuş.
Gemi rotalarından uzak bu küçük ıssız adada, tek içecekleri birkaç ayda bir yağan yağmur sularından kumsala oluşturup, içini yapraklarla sızdırmazlık sağlamaya çalıştıkları su kuyularına biriken yağmur suları ve bu su tükenince denizin tuzlu suyunun (bir nebze olsun) süzülerek bu kuyulara doldurduğu yarı tuzlu suyu içiyorlarmış.
Yiyecek olarak ta, adadaki tek ağaç olan Hindistan cevizinin meyvelerini, denizden elde edebildikleri küçük canlıları, kazayla yolu adaya düşen deniz kaplumbağalarını yiyerek yaşama tutunmaya gayret ediyorlarmış.
İlk birkaç yılı, umutla ufuklara bakarak ya bir gemi veya yolunu şaşırmış Birilerinin yolunu gözleseler de, daha sonraları kurtarılmaktan umutlarını keserek, Dünya’nın unuttuğu bu küçük adada, Robinsonvari çileli yaşamlarına yıllarca devam etmişler.
Derken bir gün, dalgaların kumsala, yosun tutmuş ilginç bir şişe attığını görmüşler.
Yıllardır bu ıssız adada en heyecan verici şişe karşısında, önce şişeye, daha sonra birbirlerine inanamaz gözlerle bakmışlar.
İçinde belki bir damla şarap, bir mektup vardır ümidiyle şişeye doğru koşmuşlar.
Şişeye ilk yetişen Fransız şişeyi alıp çalkalamış, ses yok, Güneş’e kaldırıp bakmış, yosundan içi görünmez…
Heyecanla mantarından tutmuş, soran gözlerle Temel’e ve İngiliz arkadaşına bakmış, onların başlarından ‘’Aç!’’ onayını alınca, heyecandan titreyen elleriyle şişenin mantarını aralamasıyla, şişeden Hindistan cevizi ağacının boyunca bir dumanın yükselmesi bir olmuş.
Öylesine boş bulunup irkilmişler ki, sırt üstü düştükleri kumlardan yukarı bakınca, neredeyse tüm gökyüzünü kaplamış gibi görünen devasa bir görüntü ile karşılaşmışlar.
Gök gürültüsünü andıran sesle kendilerinden geçmeden önce duydukları son sözcükler şunlar olmuş:
‘’-Ben bir cinim!
Binlerce yıldır bu şişede hapistim.
Beni kurtardığınız için sizlere birer dilek dileme hakkı veriyorum!
Dileğiniz her ne olursa olsun yerine getirilecektir!
Uzunca bir süre baygın yattıktan sonra kendilerine gelince görmüşler ki, olay gerçek, cin elleri göğsünde emir beklemede, ama hepsini de almış bir düşünce,’’Ne dilesem? Para, Altın. Olmaz o zaman adada kalırız, adada para, altın,mal ne işimize yarar?
Cin sabırsızlanmış:
-‘’Hadi acele edin!’’
Fransız atılmış:
-Tamam ben kararımı verdim. Şu an Paris’te, Eyfel kulesindeki barda viski içiyor olmak istiyorum.’’
Demesiyle yok olmuş.
Fransız’ın gittiğini gören İngiliz hemen atlayarak:
-Karımın ve çocuklarımın yanında olmak, Londra’daki evimizde olmak istiyorum!’’ demesiyle İngiliz de yok olmuş.
Sıra Temel’e gelmiş ama Temel çok şaşkın, çevresine şöyle bir bakınmış:
-Ha burasi da çok sessiz oldu da! Arkadaşlarim geri gelsin!
http://i.imgur.com/2IYPi.gif
Demiş mi Temel? Demiş tabi! Temel bu! Arkadaşlarını özlemiş zaarr!
http://i.imgur.com/2IYPi.gif