Yoksun
Yoksun
Yoksın yazısı - İbrahimi Feyzullah Yalçın yazıları
Bir tarz-ı mektûbîdir...
yoksun...
Aramızda Çin Seddi, bavulunda Taklamakan Çölü. Artık sen ekvatorca konuşuyorsun, benim yüzüme Sibirya çöküyor. Seni gözyaşımla yıkadım, hüznümle mumyaladım. İhtilaller oldu, derebeylik yıkıldı, kölelik öldü, sen çürümedin içimde.
Üzerime piramitler devrildi de ben çözmedim sargılarını. Unutmalara hatırlamak battı kanattı. Unutmadım çağa ve denize renk veren o mürekkep okkası, şövalyelere acıma hissi veren o merhamet yuvası, renge renk veren o renk tası gözlerini, unutmadım! Sensizlikte gecenin kanını emdi yarasalar, bulutlarımı parçaladı yıldırımlar. Bir yara-salar oldu yokluğun acılar saldı. Ah ki beni aşka bu acılar mı inandırmalıydı! Bilmiyorum bu kütlen kadar yangın koruna, kalbin kadar kalbim nasıl dayandı! ? Terledim, hep senden terledim buz kesilmiş umutlarla. Bilmem kaç çukur birikti yanaklarımda. Bir hüzün haritası oldu yüzüm; gözlerim, yanmış-yakılmış bir deniz, alnım çorak bir toprak, burnum boğulmuş bir atmosfer, ve dudağım bir sonbahar yaprağı... şarkılarım ihanete uğradı.Yokluğunda kaç havar besteledim bilir misin? Dizelerim kurşuna dizildi, şiirime kan değdi, haberin oldu mu? Kap(an) lar ceylanları parçaladı. Bilmem kaç tilki öldü açlıktan, uykuda. Geyikler muhabbetsiz, ben sensiz kaldım. Ağladım... ağlamaktan görmeyi unuttu gözlerim. Yaşlar renkleri söktü, çözüldü gözlerim.Ve sen! Neredeydin ufkuma karanlıklar batanda? Sensizliğim sessizliğe akanda? Ateşim cehennemi yakanda? Belki gelirsin diye yollarına boş gözlerle bakanda söyle neredeydin? Aşınmış gözlerimin kör bebeğinde mum yaktım kaşlarım dökülende ve sen neredeydin? Umutlarımı şehla bakışına asıyorum.
Artık güneş paslanmalı, yağmurlar bulutlarda çürümeli diyorum. Ki sen sevgili; 'bana seni seviyorum demedin, bana aşık değilsin' deyip gittin. A sevgili, küller de yanar! Külleri alevlendiren yaralı aşklar bilirim. Sevdim ki sinirlerimi evcilleştirdim, gülücükleri ezberledim, gülmelere çalıştım. Sana dikensiz bir gül vermekti bülbülleştiğim. Ellerini tutamazdım; tutsam bir şey eksilecekti sanki. Dilim, seni seviyorum diyemezdi; hançerliydi, kirliydi, içinde mermiler gizliydi. Oysa kalbimin bir et parçası olmadığını anlamalıydın. Kirpiklerimin titreyişinden sezmeliydin sevdiğimi.
Hayallerim ki asiydi, şamandı, sana küllerimden boncuklar yaptım. Sana ağladım. Gözyaşım kutsaldı dökmedim, gözlerimde çürüttüm. Bunu bir ben, bir de reddedilmiş peygamberler bilirdi.
Yokluğunda düşen eylülün hüznüydü ve tüm mevsimler sonbahar... sensizliğin hüznünü, dökülen kaşlarımdan, kırılan aynalardan sor! Bu aşkım! Ah bu aşkım! İhanete mi çizgi çekmedi, umudu mu yamalamadı. Sensizliğime kaç cellat ağladı, kaç sevap çizildi, kaç günah yüceldi, ve benim kaç defa boynum vuruldu. Sarıldım kendime acıdığımda.
Kararlarımın son durağı intiharlar oldu ve çoğaldıkça çoğaldı ölümler; ben ‘yaşam'a sabrı öğrettim. Kalbim bir mülteci kampı, firar eden hangi duygu barınmadı ki! Yok olmak-yokluk, gitmelerinin adıydı. Çiçeklerin adını da gitmelerinde öğrendim. Gelmelerine sevinemezdim. Alışık değildim, korkuyordum mutluluktan. Senden yaralı hislerimle tanıştırdım, yanmalarıma tanık oldu rüyalar.
Seninle inandım; duygularım secdede, düşüncem diz çöktü. Ömrüm kan ağladı, kelimelerim kan kustu. Sevdiğimi kanlı kelimelere dökemezdim. Ama ‘sevmedin' deme! Suskunluğumu aşka yor. Yar ‘sevmedin' deme! Yar! Yarma beni, eski iblis aşkına! Yerme beni taze melekler aşkına! Yorma beni yanık cinler aşkına! Bak yırtıyorum gizliliğin gizemini. Bak meyvalar dallarında çürüyecek. Daralacak sevmeler, akordu bozulacak aşkın. Bak kalbime ihanet ediyorum,
bak söylüyorum: Seni seviyorum...
İbrahimi Feyzullah Yalçın
Yoksın yazısı - İbrahimi Feyzullah Yalçın yazıları
Bir tarz-ı mektûbîdir...
yoksun...
Aramızda Çin Seddi, bavulunda Taklamakan Çölü. Artık sen ekvatorca konuşuyorsun, benim yüzüme Sibirya çöküyor. Seni gözyaşımla yıkadım, hüznümle mumyaladım. İhtilaller oldu, derebeylik yıkıldı, kölelik öldü, sen çürümedin içimde.
Üzerime piramitler devrildi de ben çözmedim sargılarını. Unutmalara hatırlamak battı kanattı. Unutmadım çağa ve denize renk veren o mürekkep okkası, şövalyelere acıma hissi veren o merhamet yuvası, renge renk veren o renk tası gözlerini, unutmadım! Sensizlikte gecenin kanını emdi yarasalar, bulutlarımı parçaladı yıldırımlar. Bir yara-salar oldu yokluğun acılar saldı. Ah ki beni aşka bu acılar mı inandırmalıydı! Bilmiyorum bu kütlen kadar yangın koruna, kalbin kadar kalbim nasıl dayandı! ? Terledim, hep senden terledim buz kesilmiş umutlarla. Bilmem kaç çukur birikti yanaklarımda. Bir hüzün haritası oldu yüzüm; gözlerim, yanmış-yakılmış bir deniz, alnım çorak bir toprak, burnum boğulmuş bir atmosfer, ve dudağım bir sonbahar yaprağı... şarkılarım ihanete uğradı.Yokluğunda kaç havar besteledim bilir misin? Dizelerim kurşuna dizildi, şiirime kan değdi, haberin oldu mu? Kap(an) lar ceylanları parçaladı. Bilmem kaç tilki öldü açlıktan, uykuda. Geyikler muhabbetsiz, ben sensiz kaldım. Ağladım... ağlamaktan görmeyi unuttu gözlerim. Yaşlar renkleri söktü, çözüldü gözlerim.Ve sen! Neredeydin ufkuma karanlıklar batanda? Sensizliğim sessizliğe akanda? Ateşim cehennemi yakanda? Belki gelirsin diye yollarına boş gözlerle bakanda söyle neredeydin? Aşınmış gözlerimin kör bebeğinde mum yaktım kaşlarım dökülende ve sen neredeydin? Umutlarımı şehla bakışına asıyorum.
Artık güneş paslanmalı, yağmurlar bulutlarda çürümeli diyorum. Ki sen sevgili; 'bana seni seviyorum demedin, bana aşık değilsin' deyip gittin. A sevgili, küller de yanar! Külleri alevlendiren yaralı aşklar bilirim. Sevdim ki sinirlerimi evcilleştirdim, gülücükleri ezberledim, gülmelere çalıştım. Sana dikensiz bir gül vermekti bülbülleştiğim. Ellerini tutamazdım; tutsam bir şey eksilecekti sanki. Dilim, seni seviyorum diyemezdi; hançerliydi, kirliydi, içinde mermiler gizliydi. Oysa kalbimin bir et parçası olmadığını anlamalıydın. Kirpiklerimin titreyişinden sezmeliydin sevdiğimi.
Hayallerim ki asiydi, şamandı, sana küllerimden boncuklar yaptım. Sana ağladım. Gözyaşım kutsaldı dökmedim, gözlerimde çürüttüm. Bunu bir ben, bir de reddedilmiş peygamberler bilirdi.
Yokluğunda düşen eylülün hüznüydü ve tüm mevsimler sonbahar... sensizliğin hüznünü, dökülen kaşlarımdan, kırılan aynalardan sor! Bu aşkım! Ah bu aşkım! İhanete mi çizgi çekmedi, umudu mu yamalamadı. Sensizliğime kaç cellat ağladı, kaç sevap çizildi, kaç günah yüceldi, ve benim kaç defa boynum vuruldu. Sarıldım kendime acıdığımda.
Kararlarımın son durağı intiharlar oldu ve çoğaldıkça çoğaldı ölümler; ben ‘yaşam'a sabrı öğrettim. Kalbim bir mülteci kampı, firar eden hangi duygu barınmadı ki! Yok olmak-yokluk, gitmelerinin adıydı. Çiçeklerin adını da gitmelerinde öğrendim. Gelmelerine sevinemezdim. Alışık değildim, korkuyordum mutluluktan. Senden yaralı hislerimle tanıştırdım, yanmalarıma tanık oldu rüyalar.
Seninle inandım; duygularım secdede, düşüncem diz çöktü. Ömrüm kan ağladı, kelimelerim kan kustu. Sevdiğimi kanlı kelimelere dökemezdim. Ama ‘sevmedin' deme! Suskunluğumu aşka yor. Yar ‘sevmedin' deme! Yar! Yarma beni, eski iblis aşkına! Yerme beni taze melekler aşkına! Yorma beni yanık cinler aşkına! Bak yırtıyorum gizliliğin gizemini. Bak meyvalar dallarında çürüyecek. Daralacak sevmeler, akordu bozulacak aşkın. Bak kalbime ihanet ediyorum,
bak söylüyorum: Seni seviyorum...
İbrahimi Feyzullah Yalçın