Ruh hastalığı çeşitleri

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Ruh hastalığı çeşitleri, konusunda bu İçerik Ruh hastalığı çeşitleri hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Ruh hastalığı çeşitleri

- Sadefan.com | Ruh hastalığı çeşitleri paylaşımı

kivra

Tecrübeli Üye

Ruh hastalığı çeşitleri

Ruh hastalığı çeşitleri

Ruh hastalığı çeşitleri
Ruh hastalıkları, akıl sağlığının bozulması anlamına gelir. Birbirinden farklı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilen, birçok akıl hastalığı türü vardır.
http://s14.directupload.net/images/130909/38ywluz5.jpg
Ruh hastalıkları, akıl sağlığının bozulması anlamına gelir. Birbirinden farklı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilen, birçok akıl hastalığı türü vardır. Belirtiler, hafif şiddette başlar, zaman içinde ilerleyerek günlük faaliyetlerin yapılamamasıyla sonuçlanacak derecede ağır rahatsızlıkların ortaya çıkmasına kadar gidebilir.
Ruh sağlığı sorunlarının tedavi şekilleri, kişide ortaya çıkan rahatsızlığın türüne ve belirtilerine göre değişkenlik gösterir. Bazı durumlarda yalnızca danışmanlık ve telkin tedavisi yeterli olmaktadır. Daha ciddi durumlar için danışmanlıkla birlikte ilaç kullanılması gerekebilir. Eğer kişide ortaya çıkan belirtiler kendisine ya da çevresine zarar vermesine yol açabilecek derecede ciddiyse, tedavinin hastane şartlarında ve uzman kontrolü altında gerçekleştirilmesi kaçınılmaz olur.
Aşağıdaki listeyi inceleyerek, farklı kategoriler altında ortaya çıkabilecek ruh hastalığı çeşitleri hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Akıl hastalıkları dört ana başlık altında sınıflandırılmaktadır:
1. Organik beyin hastalıkları
Bu tür ruh hastalıkları, beyni etkileyen hastalıkların ve fiziksel değişikliklerin sonucu olarak ortaya çıkar. Organik beyin hastalıkları endişe ve öfkenin yanı sıra, kafa karışıklığı ve sanrılar görülmesine neden olabilirler.Bu hastalıklardan bazıları:
A. Dejeneratif (yaşlanma ve bozulmaya bağlı) hastalıklar
1. Huntington hastalığı. Kişide anormal hareketler, bunama ve psikolojik sorunlar oluşmasına neden olan, genetik kökenli bir hastalıktır.
2. Multipl Skleroz. Merkezi sinir sistemini (beyin ve omuriliği) etkileyen bir bağışıklık sistemi hastalığıdır.
3. Yaşlanmaya bağlı bunama. Genellikle Alzheimer hastalığıyla bağlantılı olarak ortaya çıkar.
4. Parkinson Hastalığı. Sinirlerde, titreme ve felç oluşumuna yol açabilecek derecede bozulma meydana gelmesi sonucunda ortaya çıkar.
B. Kardiyovasküler bozukluklar. Kalp işleyişine bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıkların genel ismidir. Yaygın bir şekilde bilinen felç durumuna ek olarak, vücudun bir bölgesine kan akışının kesilmesi şeklinde ortaya çıkan, tansiyona bağlı geçici iskemik atak (beyne giden kan akımının azalmasıdır. Aniden başlayan ve bir süre devam eden, hemen hemen hiçbir iz bırakmadan kaybolan nörolojik yetmezlik belirtileriyle tanımlanır) gibi rahatsızlıkların oluşmasına sebep olabilir.
C. Travmadan kaynaklanan bozukluklar. Bu başlık altında sınıflandırılan rahatsızlıkların tamamı, beyin hasarı, beyin kanamaları ve beyin sarsıntıları ile ilgilidir.
D. Uyuşturucu ve alkol tahribatı. Uyuşturucu ve alkol zehirlenmelerinin etkisiyle ortaya çıkan yetersizlik belirtileridir.
2. Ruh ve anksiyete (endişe) hastalıkları
Bu kategoride yer alan önemli hastalıkların bazıları şunlardır: Depresyon, fobiler, obsesif kompulsif (saplantılı) bozukluklar, bipolar (çift kutuplu) duygusal bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), endişe bozuklukları. Bu hastalıkların bir kısmı günlük hayatta yaşanan olaylara bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin cinsel taciz mağduru ya da savaş yaşamış insanlarda, travma sonrası stres bozukluğu ya da fobiler gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bipolar bozukluklar gibi hastalıkların genetik kökenleri olması da mümkündür.
3. Kişilik bozukluğu
Hayat içinde gelişen olaylarla başa çıkma becerilerinin uzun süreli olarak kaybedilmesinden kaynaklan rahatsızlıklar, bu grup altında sınıflandırılır. Koşullar olumlu yönde değişkenlik gösterebilir, ancak kişi toplumun beklentilerinden farklı davranışlar sergilemeye başlar. Kişinin diğer insanlarla ilişkilerinde olumsuz davranışlara başvurması ve sürekli tartışma halinde olması durumu ortaya çıkabilir. Koşullar zaman içinde ağırlaşır ve kişi esnekliğini kaybeder. Koşullarla, bir süre için kararlı biçimde mücadele edilse de, zaman içinde bir kırılma oluşması söz konusu olabilir. Kişilik bozukluğu üç ana grupta toplanır;
1. Garip, alışılmadık davranışlar sergileme
A. Paranoid kişilik. Gerçekte böyle bir durum olmamasına rağmen, çevresindeki herkesin ve her şeyin kendisine karşı olduğu duygusuna kapılır.
B. Şizoid Kişilik. Kişi, diğer insanlarla iletişim kurma isteğini ve sosyalleşme arzusu yitirir.
2. Dramatik, duygusal ya da dengesiz tavırlar
A. Antisosyal kişilik. Kişi, insanlardan kaçınır.
B. Sınırlı kişilik. Kişi, duygular ve insanlar ile ilgili sürekli kararsızlık içindedir.
C. Histrionik kişilik. Kişi sürekli dikkat çekme eğilimindedir. “Herkes beni seviyor” tarzı yaklaşımlarla ilişkileri abartır.
D. Narsisistik kişilik. Kişi aşırı derecede kendine odaklı yaşar. Kendisini mükemmelmiş gibi hisseder, eleştirilere karşı hassas ve tahammülsüzdür.
3. Korkulu, endişeli olma
A. Çekingen kişilik bozukluğu. Kişi risk almaktan korkar, aşırı duyarlı hale gelir ve sosyal etkileşim dahil olmak üzere her şeyden uzak durmayı seçer.
B. Bağımlı kişilik bozukluğu. Kişi, sorumluluk alamaz, başkalarının karar almasına ihtiyaç duyar, sürekli terk edileceği şeklinde korku hisseder.
C. Obsesif-kompulsif (takıntılı) kişilik. Kişide, tekrarlanan endişe bozukluğu, zorlayıcı düşünceler ve gerçekle bağlantısı bulunmayan takıntılar oluşur. Zaten temiz olan şeyleri temizlemek gibi davranışlar ortaya çıkar.
4. Psikotik Bozukluklar
Bu grup, beyin ve düşünme süreçlerini etkileyen hastalıklardan oluşur. Bu tip rahatsızlıklara sahip kişiler, gerçekçi düşünme konusunda zorluklar yaşar ve birçok konuda yanlış yargılar oluştururlar. Günlük hayatın sürdürülmesi sıra dışı biçimde zorlaşır. Ancak, bu hastalıkların en ağır olanları için bile tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Sanrı ve halüsinasyonlar, bu tip hastalıkların en sık görülen belirtileri arasındadır. Sanrıların doğru olmadıkları gerçeklere dayandırılarak kanıtlanmış olsa bile, kişi gerçek olduğuna inanmaktan vazgeçmeyebilir. Toplumda yaygın olarak, halüsinasyonun sanrı ile aynı şey olduğuna dair yanlış bir inanç vardır. Sanrılarla halüsinasyonlar benzerdir, her ikisi de gerçek değildir. Fakat halüsinasyonlar, düşüncelerle değil duyularla hissedilir ve gerçekte var olmayan şeyleri görme ve işitme şeklinde ortaya çıkarlar. Psikotik bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan diğer belirtiler şunlardır: Garip davranışlar sergileme (kişi kendisi veya başka insanlar için tehlikeli olabilir), kişisel hijyen eksikliği, bir şeyler yapma isteğinin azalması, anlaşılabilir olmayan tuhaf konuşma kalıpları kullanılması, değişken ve tutarsız ruh hali, ilişki kurmakta güçlük, yavaş ya da garip hareketler yapma.
Önemli Psikotik bozukluklar şunlardır:
1. Şizofreni. Bu hastalığa rastlanan kişilerde, altı aydan daha uzun süren sanrı ve halüsinasyon belirtileri gözlenir.
2. Şizofreniform. Bu rahatsızlıkta şizofreni ile aynı belirtiler ortaya çıkar fakat hastalık altı aydan uzun sürmez.
3. Şizoaffektif bozukluk. Hem şizofreni hem de bipolar bozukluk gibi, diğer duygudurum bozukluklarının birarada ortaya çıktığı rahatsızlıklar, bu grupta sınıflandırılır.
4. Sanrılı bozukluk. Kişide ortaya çıkan sanrı belirtilerinin bir aydan uzun sürdüğü durumlar, bu isim altında sınıflandırılır. Bu sanrılar, sürekli takip ediliyormuş hissi ya da paranoyada olduğu gibi diğer insanların düşman oldukları şeklinde garip düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
5. Madde bağımlılığına bağlı psikotik bozukluk. Madde bağımlılığı bulunan kişilerde, alkol ya da uyuşturucu kullanımının kesilmesine bağlı olarak ortaya çıkan bu tip psikotik bozukluklarda, genellikle sanrılar, halüsinasyonlar ve kafa karışıklığı gibi belirtiler ortaya çıkar.




Çağın ruh hastalığı kibir
M. FETHULLAH GÜLEN
http://s1.directupload.net/images/130909/khibdevv.jpg
Böbürlenme, kendini beğenme ve çok defa bir fâikiyet mülâhazası içinde bulunma diyebileceğimiz kibir, kişinin, bir kısım farklı özellikleri varmış gibi davranması, oturuşu-kalkışı, nefes alıp verişi, el-ayak hareketleri ve mimikleriyle hep bir farklılık peşinde bulunması, farklılık soluklanması, üstün bir karakter olduğunu ifade etmeye çalışması.. gibi tavırlarla bencilliğini () dışa vurması sayılan bir çeşit cinnet ve ruhî bir rahatsızlıktır.

Böyle bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli fâikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hâle gelir.

Böyle bir hasta, sürekli "ben" mülâhaza-larıyla soluklanır, her zaman tafralarla köpürür durur; kendinin değerler atlasında bulunmayan hiçbir düşünce ve davranışa iltifat etmez ve karşısında vahy-i semavî dahi olsa şahsî yorumlarına öncelik tanıyarak yine kendini ifade peşinde koşar.. ve ne yapar yapar hemen her mülâhazayı evirir-çevirir kutsal(!) saydığı kendi düşünce ve istinbatlarına bağlar.

İşte böyle bir aldanmış, zamanla daha da ileri giderek çevresindekileri halâyık görmeye başlar.. horlar ve hafife alır herkesi.. umulmadık beklentilere girer; beklediklerini bulamayınca da kırar-geçirir en sâdık kapıkullarını; bezdirir candan takdirkârlarını ve kaçırır en vefalı yâranlarını; kaçırır zira böyle biri mukaddeslere saygısızlık yapanları affetse de, bağışlamaz şahsına hürmet, tâzim, ihtiram ve saygıda kusur edenleri; ademe mahkûm eder hayalinde kendisine tasarladığı makam, mansıp ve pâyeleri şöyle-böyle sağda solda seslendirmeyenleri.

Bu hasta tip, başkalarının büyüklük ve meziyetlerine tahammül edemese de, yine de kendilerinden bir şey umduğu kimselerle aynı karelerde bulunmayı asla kaçırmaz; dünyevîlerin arkasından koşturur durur ve düz insanlarla bir arada bulunmayı, aynı kareye düşmeyi kendine zül sayar. Bu insanlar anası-babası, amcası-dayısı bile olsa kat'iyen onlarla anılmayı istemez. Tevazuu hiç düşünmemiştir; hikmetten tamamen habersizdir; bazı şeyleri okumuş gibi görünse de bilgisi sırf bir gümandan ibarettir. Görünme, bilinme, söze-sohbete konu olma, öldüren bir hırs ölçüsünde onun en büyük arzusudur. Konuşmaların dönüp dolaşıp kendisine dayanmasını, muhâverelerin onun meziyetleri etrafında cereyan etmesini, hatta hayatının romanlara konu olmasını bekler; bütün bunlar olmayınca da hırçınlaşır, çevresini vefasızlıkla suçlar, "kadirbilmez nankörler, gerçeği görmez aymazlar, densizler, dirayetsizler" der; kibrini nefrete, öfkeye çevirir; patlamaya hazır bir gayz küpü hâline gelir.

Kibrin çeşitleri
http://s1.directupload.net/images/130909/r4xzdly5.jpg
Mütekebbirin hiçbir fikri, hiçbir işi, hiçbir tavrı normal değildir; düşünürken her şeyi kendini beğenmeye, ucbe bina eder. Hareket ve davranışlarında hep çalımlıdır. Sürekli fâikiyet mülâhazalarıyla oturur-kalkar. Onun evi mutlaka lüks, arabası son model, yalısı tam deniz kenarında ve rıhtımda da yatı olmalıdır. Aslında bütün bunlar onu zavallı bir lüks, bir fantezi tutsağı hâline getirmiştir ama, o bunun farkında bile değildir; farkında değildir ve kibrini, gururunu okşayan bu şeylere ulaşma uğrunda ölür ölür dirilir; akla-hayale gelmedik sefilliklere girer; yerinde el-etek öper, yerinde zulmeder, can yakar, hânümanlar yıkar, dahası bütün bu çılgınlıklarını "ahvâl-i âdiye"den hâdiselermiş gibi görür.

Mütekebbirler arasında Karun gibi servetle büyüklük taslayıp "Bu imkânlara ben ilmim ve irfanım sayesinde kavuştum." diyen, sonra da yerin dibine batırılanlar olduğu gibi, İblis edasıyla, "Ben ondan hayırlıyım..." diyenler, daha da küstahlaşıp "Ben de öldürür ve diriltirim." şeklinde mırıldananlar, bütün bütün şirazeden çıkarak, "Ben sizin yüce Rabb'inizim." hezeyanına girenler de olmuştur. Eski çağların Firavun ve Nemrut... gibi tiranları, modern devirlerin Lenin, Stalin, Hitler, Mussolini.. gibi zorbaları ve "Ben yarattım, ben yaptım, her şey bizim eserimiz..." türünden sözlerle çılgınlıklarını haykırıp duranlar hiçbir dönemde eksik olmamışlardır. Bunların yanında, kibrine dinî bir kisve giydirerek kendisinin müçtehid, müceddid, kutup, gavs, hatta Mehdi ve Mesih olduğunu iddia eden aldanmış delilerin sayısı da az değildir.

Bunların hemen hepsinin ortak yanı, kendilerini olağanüstü varlıklar ve çevrelerindeki kimseleri de sıradan yaratıklar görmenin yanında, başkalarına ait fazilet ve meziyetlere tahammül edememe, bütün iyilikleri ve güzellikleri kendilerinden bilme, her türlü kötülüğü ve olumsuzluğu da mümkünse halâyık saydıkları kimselere fatura etme gibi bir gayretlerinin bulunmasıdır. Bunlar, şöyle-böyle tasarruf daireleri içinde meydana gelen her güzel şeyin kendilerine mal edilmesini isterler; başkalarının eliyle ortaya konulan olumlu işleri de ya gasp edilmiş hakları gibi görür, kendilerine mal etme yollarını araştırırlar ya da ciddî bir kıskançlık hissiyle en nadide şeyleri dahi çirkin göstermeye çalışırlar. Ülkeyi alıp ilerilere götürme, toplumu çağın en seviyeli milleti hâline getirme, insanların ufkunu açıp yaşadıkları asrı iyi okumalarını sağlama, hatta topluma çağ atlatıp onu bütün milletlerin önüne geçirme gibi çok önemli ve hayatî hizmetleri, şayet kendileri o işin içinde yok iseler, mel'un sayarlar; lânet okurlar olup bitenlere ve bu önemli faaliyetlerin kahramanlarına.

Bu marazî ruh haletinin arkasında bazen soyluluk, bazen zenginlik, bazen maddî-mânevî pâye ve mansıp, bazen saf yığınların ölçüsüz takdir ve şımartması, bazen güç ve kuvveti elinde bulundurma, bazen de siyasî, içtimaî ve idarî statü farklılığı.. gibi şeyler bulunmaktadır. Bu tür hastalar, şayet iyi bir eğitim ve rehabilitasyonla gerçek insanî değerlere, kalb ve ruh ufkuna yönlendirilmezlerse, toplum içindeki konumları ve kültür ortamları itibarıyla bazılarının Firavunlaşması, bazılarının Nemrutlaşması, bazılarının Karunlaşması, bazılarının da Mehdilik ya da Mesihlik iddialarına kalkışması kaçınılmaz olur. Görmezler hakikati.. doğru okuyamazlar gördükleri şeyleri.. yanlıştır bakış zaviyeleri.. çarpıktır değerlendirmeleri. Çünkü onlar küstahlaşmış ve Zât-ı Ulûhiyet'e mahsus büyüklüğü "kibir" unvanıyla O'nunla paylaşmaya kalkışmışlardır. O da, "Dünyada büyüklük taslayanlara, âyet ve işaretlerimi doğru okuyup doğru anlama imkânını vermem." fermanı gereğince onları korkunç bir mahrumiyete mahkûm etmiştir.

Kibir, imana giden yolda insanın önünü kesen bir set, "Kalbinde zerre kadar büyüklük hissi bulunan kimse Cennet'e giremez." mazmununca da ebedî saadet yolunda aşılmaz bir engeldir. Bu maraz, bir kalbe yerleşmeyedursun, onun ötelere nâzır bütün ışıklarını söndürür ve onu başkalarına ait her türlü fazilet ve meziyetlere karşı bir tepki yumağı hâline getirir. Böyle bir hasta oturur-kalkar benlikle homurdanır, çevresinden saygı ve hürmet beklemeye koyulur. Zamanla bulduklarıyla yetinmez de "daha" der durur. Umduklarını bulamayınca da hafakandan hafakana girer. Sık sık çevresini kadirnâşinaslıkla suçlar. Bazen bütün bütün kendini hezeyanlara salıp, yer yer soyundan-sopundan bahisler açarak, zaman zaman ilm ü irfanından dem vurarak veya başarılarından söz ederek, hatta mâneviyata açık bir ortamın çocuğuysa veya hakkında öyle bir kabul söz konusu ise evliyâ, asfiyâ ve ebrârdan olduğuna imâ, işaret ve –cinnetinin derecesine göre– açık beyanda bulunarak kutbiyet ve gavsiyetini seslendirir ve evirir-çevirir ifadelerini şöyle-böyle kendi fâikiyetiyle noktalar.

Kibrin, Allah ve Peygamber tanımazlık şeklindeki en kabacasını, "İblis dışında bütün melekler Âdem'e secde ettiler; o kibrine yediremedi "ııh..!" dedi ve küfrü seçenlerden oldu." beyanında da görüldüğü gibi şeytan ortaya koydu. Kendilerine kitap verilenlerin bir kısmı da "Demek size ne zaman nefislerinizin hoşlanmadığı bir kısım mesajlarla peygamber geliverse, böbürlenecek, ona kafa tutacak, sonra da kiminiz onu yalan sayacak, kiminiz de öldürmeye kalkacaksınız." beyanında görüldüğü gibi şeytanı takip ettiler. "Büyüklük tasladı ve mücrimler gürûhundan oldular." mazmunu etrafında şeref-nüzul olmuş âyetler âdeta bu türden devrilmiş pek çok kavmin kara yazısı gibidir. "Kibre girdiler, zira onlar kendilerini fâik ve yüce görüyorlardı." ifadesi de bu konuda ayrı bir talihsizliğin şahidi. "Biz; Karun, Firavun ve Hâmân'ı da helâk ettik, zira Musa (aleyhisselâm) onlara apaçık mucizelerle gelmişti ama, bu (mütekebbirler)o yerde büyüklük tasladılar ve (inanmadılar) ama başlarına gelecek şeyin de önüne geçemediler." beyan-ı sübhânîsiyle sunulanlar ise tarihî bahtı karalardan sadece birkaçı.

Kur'ân âyetlerinin ışığında bu türden lânetlenmiş daha pek çok tiran zikredilebilir ama, biz o konuyu mevzu ile alâkalı hazırlanmış ve hazırlanacak olan ansiklopedilere havale edip geçmek istiyoruz. İşin özü, kibirli insan hakka kapalı, insanlara kapalı, hikmete kapalı, İlâhî mârifete kapalı; şeytana açık, küfre açık, halk nazarında menfur, riyâ, süm'a, hıkd u haset gibi İblis kaynaklı mesâvî ile kirlenmiş –üzerinde durulabilir– bir bahtsızdır. Bu tür bahtsızlardan şimdiye kadar iflâh olan görülmemiştir. Aksine, hayatını kibir ve gurur zeminine bina edenlerin âkıbetleri hep küfürle noktalanmıştır. Kur'ân-ı Kerim'in, "Allah, mütekebbir ve kaba kuvvet temsilcisi cebbarların kalbini işte böyle mühürler." fermanı konuyla alâkalı ne ürpertici bir tehdittir!

Dipnotlar Kasas Sûresi, 28/78, A'raf Sûresi, 7/12, Bakara Sûresi, 2/258, Nâziat Sûresi, 79/24, A'raf Sûresi, 7/146, Bakara Sûresi, 2/34, Bakara Sûresi, 2/87, A'raf Sûresi, 7/133, Mü'minun Sûresi, 23/46, Ankebut Sûresi, 29/39, Mü'min Sûresi, 40/35 Bu yazı Sızıntı dergisinin Ağustos 2005 tarihli 319. sayısında yayımlanmıştır.



Kibir Nedir?
Cenab-ı Hakk,kudsi hadiste buyuruyor ki:

-“Büyüklük ridamdır,izzet de izarımdır.Kim bu iki şeyde benimle niza ederse ona azap veririm.”(Müslim,Ebu Davud)

Rasûlullah(s.a.v)Efendimiz de buyuruyor ki:

Kalbinde zerre miktarınca Kibir bulunan bir kimse asla cennete giremeyecektir!”Bir adam dedi ki:

-“Ey Allah’ın Rasûlü,kişi elbisesinin güzel olmasını,ayakkabısının güzel olmasını sever!” Aleyhissalatü Vesselam da buyurdu ki:

Allahu Teâla Hazretleri güzeldir,güzelliği sever!Kibir ise hakkın iptali,insanların tahkiridir.”(Müslim,Ebu Davud,Tirmizi)

Bir rivayette de şöyle buyurmuştur:

Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez.Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan bir kimse de cennete giremez.”(Müslim)

Nitekim Kuran-ı Kerim’de:”Biz onların kalbindeki her türlü kini çıkarırız.”buyurulmuştur.(Hicr suresi-ayet 47).

Ebu Hüreyre(r.a)anlatıyor:

“Yakışıklı bir adam Rasûlullah(s.a.v)Efendimize gelerek:

-Ben güzelliği seviyorum.Gördüğünüz gibi bana güzellik de verilmiş.Kimsenin beni ayakkabı bağı bile olsa,bu hususta geçmesinden hoşlanmıyorum.Ey Allah’ın Rasûlü!Bu,(haram olan)kibre girer mi?”diye sordu.Rasûlü Ekrem(s.a.v):

Hayır!Ancak kibir,hakkı iptal,halkı tahkirdir!buyurdular.(Ebu D.)

Rasulullah(s.a.v)Efendimiz buyurdular ki:

Kıyamet günü,mütekebbirler(büyüklenenler),küçük karıncalar gibi haşrolunurlar.Onları her yönden zillet bürümüştür.Cehennemde Bûles denen bir hapishaneye sevk edilirler.Ateşlerin ateşi onları bürür.Cehennem ehlinin irinleri kendilerine içecek olarak verilir.Bu içeceğe tînetu’l-habal denir.”(Ebu Davud)

Kişi,kendisini(halktan büyük görüp)uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de,onların başına gelen musibete dûçar olur.”(Tirmizi).

Halbuki dinimiz cemaati,sıla-i rahimi,selamlaşmayı,büyükleri ziyareti,karşılıklı hediyeleşmeyi ve kişinin insanlarla kaynaşmasını emretmektedir.

Kibir;büyüklük,ululuk manasına gelir.Kişinin kulluk edebine uymayacak şekilde kendisini diğer insanlara karşı büyük,onları da hakir görmesidir.Oysa insanın Allah’ın bir mahluku olarak,diğerlerine karşı büyüklenmeye hakkı yoktur.Kul ve mahluk olma cihetiyle bir eşitlik vardır.Ancak Allahu Teâla Hazretleri,insana hilafet ve emanet gibi mesuliyetler vermiş,bunun gereği olarak da diğer mahlukata karşı bir kısım imtiyazlar tanımıştır.

İmam-ı Gazali Hazretleri,kibiri “batini” ve “zahiri”olmak üzere ikiye ayırır.Batıni kibir,nefsin derinliklerinde ruhi bir ahlaktır.Zahiri kibir ise,dışa akseden,azalarda görülen kibirdir.Zira zahirdeki hareketler,kaynağını içtekinden alır.

Cenab-ı Hakk buyuruyor ki:

“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları,ayetlerimden uzaklaştıracağım.”(Araf Suresi-ayet 146)

“İşte Allah,her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler.”(Mümün Suresi-ayet 35)

“(Peygamberler hep)fütuhat istediler.(Buna kavuştular).Hakk’a karşı alabildiğine inat eden her kibirli zorba ise nihayet hüsrana uğradı.”
(İbrahim Suresi-ayet 15)

“And olsun ki(kafirler),kendi kendilerine büyüklenmişler,azgınlıkta pek ileri gitmişlerdi.”(Furkan Suresi-ayet 21)

“Bana kulluk etmeyi kibirlerine yedirmeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.”(Mümin Suresi-ayet 60)

“Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme.Sen ne yeri yarabilir,ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.Bütün bunlar,Rabbinin katında çirkin sayılan günahlardır.”
(İsra Suresi-ayet 37-38)

“İnsanları küçümseyip yüz çevirme,yeryüzünde böbürlenerek yürüme.Allah,kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi şüphesiz ki sevmez.”
(Lokman Suresi-ayet 18)

“(Allah) o büyüklük taslayanları sevmez.”(Nahl Suresi-ayet 23)

Kibrin zıddı tevazudur.Tevazu,Allah’ı bilmek ve O’na kulluk etmektir.

Hz.Ömer(r.a)Şöyle buyurmuştur:

-“Alçak gönüllü,mütevazi ol ki,Allah seni yüceltsin.Kul kibirlenip böbürlendiği zaman,Allahu Teâla Hazretleri onu alçaltır.”

Bunu,Ka’b(r.a)şöyle ifade etmiştir:

-“Allah kime dünyalıktan bir nimet verdi de adam bu nimetin şükrünü ödedi ve tevazuunu gösterdi ise,Allahu Teâla o nimetin menfaatini dünyada ona gösterdiği gibi,ahirette de derecesini yükseltir.Fakat verdiği nimete şükretmez ve tevazu göstermezse,Allahu Teâla,dünyada o nimetten bir kar sağlamadığı gibi,ahirette de ona cehennemden bir kapı açar,dilerse affeder,dilerse azap eder.”

Rasûlullah(s.a.v)Efendimiz buyurdu ki:

Allah,kıyamet günü,büyüklenerek elbisesini sürüyenin yüzüne bakmayacaktır.”(Müslim-Tirmizi-Ebu Davud)

İnsanlar,ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdatlarıyla övünmekten vazgeçerler,yahut da Allah katında burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler.Allahu Teâla Hazretleri sizlerden cahiliye kibrini temizledi.Artık o,müttaki bir mümin yahut bedbaht bir facirdir.İnsanların hepsi Hz.Adem’in evlatlarıdır.Adem ise topraktan yaratılmıştır.”(Tirmizi-Ebu Davud)

Allah’ın buğzettiği üç kişi vardır:Bunlar zâni(zina yapan)ihtiyar,kibirli fakir ve zalim zengindir.”(Tirmizi)

Kibir,Hakk’ı inkar etmek,insanları hakir görmektir.Kibirli kişi insanları hakir görür.Halbuki onlar da onun gibi insandır.Belki Allah(c.c)katında ondan da hayırlıdırlar.

Kişi birazcık ilim öğrendi mi,kibirlenecek şeyi bulmuş demektir.Kişi cahil olmakla beraber Allah’tan korkarsa,ilmi artar.Aynı zamanda bu ilmi sebebiyle bir çok delile de sahip olur.Allah’tan korkmak,şevkatli ve mütevazi olmak bakımlarından kemale erer.İşte bunun için Peygamberimiz(s.a.v),İbni Abbas(r.a)’ın rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdular:

Bazı insanlar Kuran okurlar,fakat bu okudukları Kuran onların hançerelerinden öteye geçmez.Sonra da”Biz Kuran okuduk,Kim bizden daha çok Kuran okur,kim bizden daha iyi bilir?”derler.Peygamberimiz bunları söyledikten sonra ashabına döndü ve”Bunlar sizin aranızdadır,ey ümmetim!İşte onlar cehennem yakıtıdır.”buyurdu.

Hz.Ömer(r.a)der ki:

-“Ey alimler,kibirli olmayınız.Çünkü hiçbir zaman ilminiz,cehlinize kafi gelmez.”

Rasûl-i Ekrem(s.a.v)buyurdu ki:

Cennet ve cehennem aralarında münakaşa ettiler.(Bu ihtilaf ile Allah nezdinde dava açarlar.)Cehennem:

-“Ben zorbalık yapanlar ve dünyada kibirlenen(ve büyüklük taslayanlar)için tercih edildim!”diye övünür.”(Buhari-Müslim-Tirmizi)

Kurtuluş iki şeydedir:Bunlar takva ve niyettir.Helak da iki şeydedir:Bunlar da ümitsizlik ve kibirdir.

Vehb b. Münebbih(r.a)’in şöyle dediği anlatıldı:

-“Sizden önceki ümmetler içinde bir adam vardı,yetmiş yıl Allah’a ibadet etti.Cumartesi gününden,cumartesi gününe orucunu açardı.Allahu Teâla’dan bir talepte bulundu,talebi yerine gelmedi.Bunun üzerine nefsine döndü ve şöyle dedi:

“Eğer sende hayır namına bir şey olsaydı,talebin yerine gelirdi.”

Allah(c.c)tarafından o anda bir melek indi,şöyle dedi:

“Ey ademoğlu,nefsini küçülttüğün şu anın,ibadetle geçen yılların tümünden hayırlıdır.”

Rasûlullah(s.a.v)Efendimiz buyuruyor ki:

Kibirden sakının.Çünkü şeytana Adem(a.s)’e secde ettirmeyen şey budur!İhtirastan kaçının.Adem(a.s)’e o elmayı ağaçtan yediren şey hırstır!Hasetten de uzak durun.İki ademoğlundan biri,diğer kardeşini kıskançlık yüzünden öldürmüştür.İşte bütün suçların başı bunlardır.”(Ramuzu’l-Ehadis)

Kaynak:Miftâhu’r-Rüşd
 
Ruh hastalığı çeşitleri nedir, belirtileri nelerdir ve neden olur? Nasıl geçer, tedavi yöntemleri ve hangi doktora gidilmeli? Erken teşhis, korunma yolları ve güncel sağlık bilgileri.
Geri
Üst