BİR BİLENE SORALIM : ORUÇ
Orucun önemi
Orucun sevabı
Sual: Orucun sevabı diğer ibadetlere göre nasıldır?
CEVAP
Orucun sevabı diğer ibâdetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm.) buyuruldu. Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği hâlde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu hâlde, Kâbeye (Beytullah) yani (Allahın evi) denmesi ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevap verilecektir.
İbadetlerin kapısı Oruçtur
Sual: Oruç tutup aç kalan sağlıklı mı olur?
CEVAP
Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Bir hayvanı veya inanmıyan bir kimseyi bir odaya hapsedip aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Orucun, sabır, şükür, nefs terbiyesi gibi diğer ibadetlerle irtibatı vardır. Onun için Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor ki: (Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetlerin kapısı ise oruçtur.) [İbni Mübarek]
Sinir sistemimizin vücuttaki yeri çok mühimdir. Dil sinirleri felç olan konuşamaz. Bacaktaki sinirleri felç olan yürüyemez. Sinirlerin bozulması nisbetinde, hayatımız, az veya çok tehlike içindedir. Sinirleri bozuk kimse, huzursuz olur, sabredemez. Kavgaların, cinayetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabırsızlıktan ileri gelmektedir. Hadis-i şerifte, (Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır) buyuruldu. (Ebu Nuaym)
Böylece orucun imandan olduğu anlaşılmaktadır. İmanlı olan da, imanının kuvvetine göre suç ve günah işlemez. Sinirine hâkim olur. Oruç tutarak aç kalanın arzuları kırıldığı için, sabretmesi kolay olur.
Oruç sıhhat getirir
Sual: Orucun vücuda zarar verdiği söyleniyor. Dinimiz zararlı şeyi emreder mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, insanlara zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki:
Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar, kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir.
Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemet kazanır.
Çeşitli vazifeleri bulunan karaciğer, sindirimle de vazifelidir. Oruç müddetince, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar. Bilhassa yüksek tansiyonlular için oruç, bir ilaç gibi faydalıdır.
Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan bilhassa “damar sertliği” olanların başka aylarda da oruç tutmaları tavsiye edilir. Oruç müddetince vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak, vücudun sıhhati için çok önemlidir. Zekât, malın kiridir. Zekât veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekâtını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtı ise oruçtur) buyurmuştur. Oruç tutmakta sabır da vardır. Hadis-i şerifte, (Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır) buyuruldu. (Müslim)
Oruç sıhhat getirir. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sıhhatli olur) buyuruldu. (Taberânî)
Hastalıkların ekserisi çok yemekten ileri gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır.) [Dâre Kutnî]
Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayrı meşrû arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte, (Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın) buyuruldu. (İhyâ)
Ramazanda oruçlu iken ölmek çok iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.) [Deylemî]
Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevap verilecektir. Mesela akıllı ise daha çok sevap alır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Oruç tutan, namaz kılan kimse, mükâfatını kıyamette aklı kadar alır.) [Hatîb]
Bekâr için de oruç faydalıdır. Hadis-i şerifte (Oruç şehveti keser) buyuruldu. (İ. Ahmed)
Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyip içerse, melekler, oruçluya duâ eder.) [Tirmizî]
Aç durmanın faydaları
Sual: Oruç tutarak aç durmanın faydaları nelerdir?
CEVAP
Oruç tutmak başka, aç durmak başkadır.
Aç durmanın faydaları:
1- Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte, (Aç duranın idraki artar, zekâsı açılır) ve (Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemek ise tamamıdır) buyurulmuştur. (İ. Gazalî)
Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçer. Çok yiyenin zekâsı ve zihni dumura uğrar.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içeni Allah sevmez.) [İ.Gazalî]
2- Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar) ve (Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemî)
3- Açlıkta arzular kırılır, nefs uysallaşır. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle nefsi zaptetmek de zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Az yemekle kalbinizi ihyâ edin!) [İ.Gazalî]
4- Tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın hâlinden anlamaz. Çok yiyen sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte, (Çok yemekle kalbinizi öldürmeyin!) ve (Allahü teâlâ doyduktan sonra yiyip, midesini bozana buğzeder) buyuruldu. (İ. Gazalî)
5- Sinirlerine hâkim olan huzurlu olur. Açlık, günah işleme arzusunu kırar, kötülük etmeye mâni olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aç ve susuz durarak nefsle cihad, Allah yolunda cihad gibidir.) [İ. Gazalî]
6- Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur. Ömrü uyku ile geçer. Çok uyku da dünya ve ahiret kazancına mâni olur. Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Tokluk ahmaklığa yol açar, okuduğunu anlaması ve hatırında tutması zor olur. İki günde üç öğün yemek normaldir. Yani, bir gün sabah-akşam, öbür gün öğle vakti yemelidir. (Teshil-ül-menafi)
7- Çok yiyip göbek bağlamak zararlıdır. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem göbekli birine, (Bu fazlalık başka yerde olsaydı, daha iyi olurdu) buyurdu (Hâkim)
Yiyip içme ilmini öğrenmek, ibadet ilminden önce gelir. Beden sağlam olursa, dünyada rahata kavuştuğumuz gibi, sağlam vücutla daha çok hizmet etme imkânı olacağı için, ahireti kazanmaya da sebep olur. İki cihan saadeti için midemizi düşünmek gerekir. Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalıdır! İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.
Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır. Evliya az uyur, az yer, az içer, sıratı kuş gibi geçer. Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur. Çok yemek heder, çok uyumak kederdir. Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz. Az yiyenin kalb gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.
Az yemek, meyvalı bir ağaçtır, hasta kalblere ilaçtır. Az yemek, nefsanî arzuları öldürür, kalbe ferahlık verir, ahirette güldürür. Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır. Az yiyenin kalbinde hikmet kapıları açılır, ağzından inci mercan saçılır. Çok yemek akıl için kıtlıktır, zekâ için sakatlıktır. Oburluk insana düşman olur, çok yiyenler pişman olur.
Az yemek, insan için nezâfettir, zihni açan firâsettir. Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak, kalbe sıkıntı verir, mide şişer, kalb ölür, acıkınca tekrar dirilir. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyan çok konuşur, çok konuşan nimetten mahrum olur. Çok yemek mideyi bozar, midesi bozulanın Expressi azar. Bilen bilir, deli bile acıkınca aklı başına gelir. Az yemek nefse zindan, kalbe gülistandır. Çok yiyen unutkan olur, yüzü gülmez somurtkan olur.
Kim ki hep yemek fikrini güder, aklını nefse esir eder. Mideye olmak esir, aklı ve şuuru giderir. Kim az yemekle yarışır, evliyaya karışır. Çok yiyen obur olur, kalb evi kabir olur. Seni taşıyacak kadar yemek ye, sen onu taşıyacak miktar yeme! Şunu iyi bilesin, yemeği sen yiyesin, yemek seni yimesin! Eğer sen onu yersen, hepsi derman olur, yemek seni yerse hepsi dert ve duman olur. Ben insanım demeli, yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli. Oruçtur vücudun zekâtı, çok yiyenin bozulur sıhhati, azalır şefkatı, tükenir takati. Az yemek bedenin istirahatı, az uyumak ruhun rahatı.
Çok yiyerek kalbini öldürme, şeytanı kendine güldürme! Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır. Çok yiyen hakikatı göremez, haramlardan çekinemez. Haram yiyenin işleri harama yönelir, her belâ haramdan gelir. Helalden bile fazla yiyenin yersiz olur sözleri, hem de ibretsiz bakar gözleri. Deme çok yemek çok yakıt olur, çok yiyenin anlayışı kıt olur.
Çok yiyenin az olur ibadeti, kaçırır ebedî saadeti. Çok yiyenin gözü doymaz, ibadetten zevk duymaz. Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.
Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle. Çok yiyenin diridir nefsi, gönlü uyur çıkamaz sesi. Gönlü uyandırmak için bu sözü tutmalı, az yiyerek nefsi uyutmalı. Çok yiyen kötü fikirler güder, her an günaha meyleder. Gaflet istersen durma mideyi doyur, çünkü tok yatan çok uyur. Çok yemeyi unutmalı, sık sık oruç tutmalıdır.
Orucun farzları
Sual: Orucun farzları nelerdir? Sahuru geç, iftarı acele etmekten maksat nedir?
CEVAP
Orucun farzı üçdür.
Bunlar;
1-Niyet etmek.
2-Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak.
3-İmsaktan güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan her şeyden sakınmaktır.
Ramazanda ve nafile oruçlara niyetin ilk vakti, güneş batıncadır. Son vakti ise, ertesi günü öğleye bir saat kalıncaya kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadardır. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar, “Yarın oruç tutmaya”, imsaktan sonra ise “Bugün oruç tutmaya” denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı niyet etmek gerekir.
Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Niyetin ilk vakti, güneşin batmasıyla başlar. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur.
İmsak ne demektir
Sual: Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı?
CEVAP
İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması demektir.
Türkiye Gazetesi Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Bundan 20 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir!
Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!
Şüpheli niyet ile
Sual: Ramazanda, "Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam" diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyet ile oruç tutmak sahîh olur mu?
CEVAP
Sahîh olmaz. (R. Muhtâr)
İmsaktan sonra niyet
Sual: Bozulursa kefaret olmasın diye, Ramazan orucuna imsaktan sonra niyet etmek caiz mi?
CEVAP
Caizdir, fakat böyle bir şeye lüzum yoktur. (Dürer)
Niyetin ilk vakti
Sual: Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet etsek, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yememizde mahzur var mıdır?
CEVAP
Mahzur yoktur. Niyetin ilk vakti, güneşin batmasıyla başlar. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. (M. Zühdiyye)
Şabanın son günü oruç
Sual: Şabanın son günü, Ramazan ise farz olur, değilse nafile olur diyerek oruç tutmak uygun mudur?
CEVAP
Bu niyetle tutmak mekruh olur. Böyle niyet etmeden, şabanın son günü nafile oruç tutmak mekruh olmaz. (Hidâye) Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Ramazanı bir-iki gün önce oruç tutmakla karşılamayınız! Devamlı oruç tutan, bu orucu tutabilir.) [Müslim]
Ramazan orucunu karşılamak gerektiğini sanıp veya Ramazan diye şabanın son günü oruç tutmak mekruhtur. Hıristiyanlara benzememek için, şabanın son günü oruç tutmanın mekruh olduğunu bildiren âlimler de vardır. (Bahr, Dürer, Tahtâvî)
Ramazan ayının kıymeti
Ramazan ayı çok şereflidir
Sual: Ramazan ayının fazileti hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İmâm-ı Rabbânî hazretleri kuddise sirruh buyuruyor ki:
Mübârek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, cehennemden âzâd olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resûlullah, esirleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi.
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, âhireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftârı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısı ile herşeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ) duâsını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslüman affolur, âzâd olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübârek ayda Onun şânına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin râzı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahtan bekliyerek oruç tutanın günahları affolur.)
(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, cennete girer.)
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duâları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.)
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.)
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.)
(Oruç tutanın susması tesbih, uykusu ibadet, duâsı müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.)
(Bilhassa oruçlu iken çirkin konuşmayınız! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyiniz!)
Ramazan denmesinin sebebi
Sual: Ramazan ayı, niçin bazan 29, bazan 30 gün oluyor? Ramazanda oruç tutmanın diğer aylarda oruç tutmaya göre olan fazileti nedir?
CEVAP
Ramazan-ı şerif kamerî aylardandır. Kamerî aylar 29 veya 30 gün olur. Kur’an-ı kerimde, Ramazan ayında oruç tutmanın farz olduğu bildirilmektedir. ( Bekara 183-185) Ramazan ayı otuz çekerse 30, yirmidokuz çekerse 29 gün oruç tutmak farzdır. Bütün farz ibadetler Allahın emridir.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesâî]
(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahtan bekliyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhârî]
(Ramazan orucunu tutup ölen kimse, cennete girer.) [Deylemî]
(Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesâî]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duâları kabul eder. Melekler bu aya değer verenlerle iftihar eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberânî]
(Ramazan ayı gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemî]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; cuma, sonraki cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberânî]
(Peşpeşe üç gün oruç tutabilen kimselerin, Ramazan orucunu tutmaları gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesâî]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluştur.) [İbni Ebiddünya]
(İslâm, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.) [İbni Nasr]
(Oruç tutanın susması tesbih, uykusu ibadet, duâsı müstecap ve amelinin sevabı da kat be kattır.) [Deylemî]
(Bilhassa oruçlu iken çirkin konuşmayınız! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyiniz!) [Buhârî]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmiyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.) [Taberânî]
(Gerçek oruç, yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözü terketmektir.) [Hâkim]
(Allah yolunda bir gün oruç tutan kimsenin yüzünü, Allah yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.) [Müslim]
Mübârek vakitlerde, günâhlardan titizlikle uzak durmalı, tâatları, ibâdetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zîrâ Allahü teâlâ, sevdiği kulunu, fazîletli vakitlerde fazîletli amellerle meşgul eder. Buğzettiği kulunu ise; fazîletli vakitlerde kötü işlerle meşgul eder. Onun bu hareketi azâbının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrûm kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. (Mev'iza-i hasene)
Hz.Peygamberin rüyası
(Rüyamda acayip şeyler gördüm. Ümmetimden birini azap melekleri yakalamıştı. Aldığı abdest gelip, onu içinde bulunduğu zor durumdan kurtardı. Birini de gördüm, kabri onu sıkıyordu. Kıldığı namazı gelip, onu kabir azabından kurtardı. Birine de şeytanlar musallat olmuştu. Ettiği zikirler gelip, şeytandan onu kurtardı. Birinin de susuzluktan dili çıkmıştı. Tuttuğu Ramazan orucu gelip, susuzluğunu giderdi. Birini de zulmet sarmıştı. Haccı ve umresi gelip karanlıktan çıkardı. Birine de ölüm meleği ruhunu almak için gelmişti. Ana-babasına yaptığı iyilikler gelip, ölümüne engel oldu. Birini de müslümanlarla konuşturmuyorlardı. Sıla-i rahim gelip, ona şefaat etti. Onlarla konuştu ve beraber oldu. Peygamberinin yanına gitmek istiyen birine engel oluyorlardı. Cünüplükten korkarak gusletmesi, onu alıp getirdi ve yanıma oturttu. Ateşten korunmak isteyen birisine, sadakası gelip ateşe perde oldu. Birini de zebanîler alıp cehenneme götürmeye gelmişlerdi. Yaptığı emr-i maruf ve nehy-i münker gelip kurtardı. Biri de cehennem ateşine atılmıştı. (Allah korkusundan döktüğü ) gözyaşları gelip oradan kurtardı. Birine de amel defteri solundan verilirken, Allah korkusu gelip, defterini sağa aldı. Terazide sevapları hafif gelen birine, kendinden önce ölen çocukları gelip, sevabını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında, korkusundan hurma sazı gibi titriyen birine, Allaha olan hüsn-i zannı gelince, titremesi durdu. Sırat küprüsünde düşe kalka giden biri, cennetin önüne geldi. Fakat kapılar kapalıydı. Kelime-i şehadeti gelip, onu cennete kuydu.) [Hâkim]
Bayramda neler yapmalı
Sual: Bayramda neleri yapmak iyidir?
CEVAP
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani Ramazan bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek sünnettir. Hadis-i şerifte (Allahü teâlâ tektir, teke riâyet edeni sever.) buyuruldu.
Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyete doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.
Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük sevap ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.)
Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye suâl etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir.) buyurdu
Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hz. Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e, (Onlara mâni olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. Hz. Ali buyurdu ki: (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır.)
Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana-babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. Eğer bunlar tövbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevaplar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazandaki özel sevaplar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi.) buyuruldu.
Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara. Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır.
Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.
Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşiyle 3 günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.)
(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.)
Bayram ziyaretleri
Sual: Bayram ziyaretlerinde neye dikkat edelim, önce kimleri ziyaret edelim?
CEVAP
Fâsık olan, günah işlememize sebep olacak akrabayı ziyaret lazım değildir. Fakat salih olan akrabayı ziyaret gerekir. Ziyaret, yalnız Allah rızası için olmalıdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki:
- Böyle nereye gidiyorsun?
- Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.
- Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?
- Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.
- Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiç bir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.) [Hakim]
Bir din kardeşini ziyaret edene bir melek, "Ne mutlu sana, Cennete girmiş oldun" der. Hak teâlâ da buyurur ki:
(Benim için ziyaret eden kuluma, Cennette hoşlanacağı mükâfatlar vereceğim") [Bezzar]
(Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyaret etsin de, bir melek, "Ne iyi ettin, Cennet sana helal olsun" demesin. Allahü teâlâ da buyurur ki: "Kulum beni ziyarete geldi. Bana da onu ağırlamak düşer.) [Ebu Yala]
Rahmet İçindedir
(Din kardeşini ziyaret eden, dönene kadar, rahmet içindedir.) [Taberânî]
(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, birbirini Allah için ziyaret eden, Allah için sevip yardım edenler için hazırlanmıştır.) [Taberânî]
(Bir mümini ziyaret için evinden çıkana, 70 bin melek, "Ey Rabbimiz; senin rızan için ziyarete giden şu kuluna rahmet et" diye duâ eder.) [E.Nuaym]
(Bir müslüman, müslüman kardeşini ziyaret edince, 70 bin melek "Ey Rabbimiz, senin rızan için ziyaret eden bu kulundan razı ol" diye duâ ederler.) [Taberânî]
(Din kardeşini, sırf Allah rızası için ziyaret eden cennettedir.) [Taberânî]
(Din kardeşini ziyaret edene Cennette bir derece verilir.) [Ey Oğ. İlm]
(Ziyaretçinize ikram edin!) [Haraiti]
(Mümin kardeşini ziyaret edip müsafeha eden, ellerini ayırmadan her ikisinden Hak teâlâ razı olur. Ağaçtan yaprak dökülür gibi, günahları dökülür.) [Ey Oğ.İlm]
(Ziyareti aralıklı yap ki muhabbeti artırasın!) [Bezzar]
Hikmet ehli diyor ki: (Ziyareti terk etme, seni unuturlar. Pek sık da gitme senden bıkarlar.)
(Arşın etrafında nurdan kürsülerde, nur gibi parlayan insanlara Peygamberler ve Şehitler gıpta ederler. Bunlar, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.) [Nesâî]
(Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden, benim için birbirini seven, benim için veren, benim için birbirine yardım eden, sevgime mazhar olur.) [Hakim]
(Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine gidene, ardından bir melek, "Ne güzel iş yapıyorsun, Cenneti hak ettin" der.) [Tirmizî]
Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevabtır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevabtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Deylemî]
[Saim; oruçlu, Kaim; gece ibâdet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]
(Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevab alır.) [Taberânî]
(Sıla-i rahm, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) [Tirmizî]
(Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buharî]
(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberânî]
Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır.
Ev sahibi imam olur. Yahut onun tayin ettiği zat imam olur. Bir kimse, layık olsa da, teklif edilmeden ziyarete gittiği yerde imamlığa geçmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kavmi ziyarete giden, onlara imamlık yapmasın!) [Tirmizî]
Ramazan-ı şerif ayının son günü ile bayramın birinci günü arası bayram gecesidir. Bu geceyi ihya eden büyük saadete kavuşur. Hadis-i şerifte, (Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) buyuruldu. Yine hadis-i şerifte, rahmet kapılarının dört gece açıldığı, bu gecelerde yapılan duâların reddedilmediği, Ramazan bayramı gecesinin bunlardan biri olduğu bildirilmiştir.
Orucu bozan şeyler
Ağıza püskürtülen ilaçlar
Sual: Ventolin, Salbutol gibi ağıza püskürtülen ilaçlar orucu bozar mı?
CEVAP
Bahsettiğiniz ilaçları kullanınca oruç bozulur.
Sigara dumanı ve oruç
Sual: Başkasının içtiği sigara dumanını veya kokulu şeyleri tütsüleyip dumanını çekmek orucu bozar mı?
CEVAP
Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut, ud ağacı, anber ile tütsülenip dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile sunî hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı hâlde, ağzına burnuna giren un tozları orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkânı yoktur.
Serum ve oruç
Sual: Damardan serum verilmesi, sadece imam-ı azama göre orucu bozduğu söyleniyor. Diğer mezheplere göre bozmuyor mu? Serumla gıda ve deva verilebiliyor. İhtiyacı olan suyu, gıdayı ve ilacı serumla alan kimsenin orucu bozulmaz mı? Oruçta gaye, yiyip içmeyi terk etmek olduğuna göre, ağız yolu ile değil de, damar yolu ile yiyip içenin orucu niçin bozulmaz?
CEVAP
Dört mezhepte de, sağlam deriye konan ilaç, gıda ve deva, emilip içeriye nüfuz etse de oruç bozulmuş olmaz. Mesela kalb hastalığında, göğüs üzerine nitroderm ihtiva eden bir ilaç [TTN] konur. Bu deriden içeriye emilir. Sağlam deriden içeri girdiği için dört mezhepte de orucu bozmaz. Bunun gibi, sağlam deriye konan nikotin yakısı da, vücut tarafından emildiği halde, dört mezhepte de orucu bozmaz.
Tabiî menfezlerden [deliklerden] giren şeyler orucu bozar.
Şafiîde, kulak tabii menfezdir. Kulağa konan sıvı-katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Şafiide idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya ilaç, hatta pamuk konsa bile orucu bozar.
Dört mezhepte de ve bütün imamlara göre, yaraya konulan ilaç, cevfe [içeriye] giderse oruç bozulur. Şâfiî mezhebinde, dimağ [beyin], karın, bağırsak, mesane birer cevftir. Meselâ, baştaki kemik yarılsa, buradaki yaraya konulan ilaç, cevfe, yani beyne gideceğinden oruç bozulmuş olur.
Şafiî’de karna bıçak saplansa, bıçağın ucu mideye, yani cevfe girdiği için oruç bozulur. Sağlam deriden bıçak cevfe girince oruç bozulduğu gibi, iğne ile adaleyi veya damarı yırtarak verilen ilaç, cevfe ulaşınca oruç bozulmuş olur. Hanefi’de ise, bıçak tamamen midenin içine girerse oruç bozulur.
Bugün tıpta, serumun mesaneye, dimağa ve vücudun her yerine gittiği kesin olarak bilinmektedir. O hâlde serum, dört mezhepte de orucu bozar. Sadece kaza gerekir. (Serum veya enjeksiyonla verilen ilaç, cevfe, [yani dimağ ve mesane gibi yerlere] gitmez) demek, çok yanlış olur, ilme ters olur.
Bütün doktorlar, damardan veya adaleden verilen ilacın, dimağ ve mesaneye gittiğini bildiriyorlar. O halde, işin aslını bilmeyenlere kanıp da, enjeksiyonla orucu telef etmiyelim.
[Buradaki hanefi mezhebi ile ilgili bilgiler, Tahtâvî, Mebsut, Bedayi ve benzeri kitaplardan, Şâfiilerle ilgili bilgiler ise, Mecmû, Muğnil muhtaç, Tuhfe, Envâr, Kummesrâ, Bâcuri, Şerh-i İbni Bâcuri gibi muteber eserlerden alınmıştır.]
İlişki orucu bozar
Sual: Bir hoca, (Hanımı ile ilişkide bulunmak orucu bozmaz) dedi. İlişki orucu bozmaz mı?
CEVAP
Bunu bir hocanın söylemesi mümkün değildir. Muhakkak bir yanlış anlama vardır. Cahil bir kimse bile böyle şey söylemez. İlişkide bulunmak orucu bozar ve kefaret gerekir. (Dürer)
Şâfiî mezhebinde, ilişkide bulunan erkeğe kefaret gerekir, hanıma ise kefaret gerekmez, fakat yine orucu bozulmuş olur, sadece kaza gerekir. (Tuhfe)
İlişkide kefaretin gerçekleşmesi için şu şartların bulunması gerekir:
1- Ramazan orucunu bozmuş olması gerekir. Ramazan orucunun kazasını tutarken veya başka oruç tutarken, bozana kefaret gerekmez.
2- Ramazan orucuna imsakten önce niyet etmiş olmalıdır. İmsakten sonra oruca niyet ederse veya hiç niyet etmeden ilişkide bulunursa, haram işlemiş olursa da, yalnız kaza gerekir.
3- Kasten ilişkide bulunmuş olmalıdır. Eğer unutarak ilişkide bulunmuşsa, kefaret gerekmediği gibi, oruç da bozulmuş olmaz, unutmak özür olur. Kefaret, orucu bozmanın değil, mübarek Ramazan-ı şerif ayının hurmet ve namus perdesini yırtmanın cezasıdır.
4- İlişki, imsak vaktinden sonra yani gündüz olmalıdır. Eğer imsak vaktine daha var zannı ile ilişkide bulunduktan sonra, imsak vaktinin geçmiş olduğunu anlarsa, kasten orucunu bozmadığı için sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez.
5- İlişkiden sonra oruç tutamıyacak kadar hasta olan kimseye kefaret gerekmez. Bunun gibi bir kadın ilişkide bulunduktan sonra, hayz hali vuku bulursa, yine kefaret gerekmez.
6- Kefaret olması için, ikamet ettiği yerde orucunu kasten bozmuş olmalıdır. Eğer seferde iken bozarsa, kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir. Seferde oruç tutmayan, sonra kaza eder.
7- Karı-koca kendi arzuları ile ilişkide bulunmuş olmalıdır. Mülci ikrah ile zorlanırsa, kefaret gerekmez. İkrah, bir insanı, istemediği birşeyi yapması için, haksız olarak zorlamak demektir. Birini zorlamanın ikrah olması için şu dört şart gerekir:
Zorlayan kimsenin, korkuttuğu şeyi yapabilecek kuvvette olması, zorlananın korkutulan şeyin muhakkak yapılacağını bilmesi, korkutulan şeyin, ölüm veya bir uzvun kesilmesi veya üzücü birşey olması, zorlanan şeyin, yapılmaması gereken birşey olması gerekir. (İbni Abidin, Dürer-ül-hükkâm)
Bazı kimseler de, masturbasyonun orucu bozmadığını, bazıları da bozduğunu ve kefaret gerektiğini söylüyorlar. Bunların ikisi de yanlıştır. Masturbasyonun orucu bozduğu, fakat sadece kaza gerektiği, Hindiyye, Bahr ve Dürr-ül-muhtâr ve diğer fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bir Ramazanda iki defa masturbasyon yapana kefaret de gerekir. Çünkü Ramazanın bir gününde, kaza gereken birşey yaparak orucunu bozan kimse, başka gününde de bu şeyi kasıtla yine yaparsa, kefaret de gerekir.
Sigara içilen kahvede oturmak
Sual: Sigara içilen bir kahvede oturmakla oruç bozulmuş olur mu?
CEVAP
Kendi isteği ile içine veya genzine duman çekmek orucu bozar. (N. İslâm)
Buradan anlaşılıyor ki, sigaradan nefret eden bir kimse de, kendi isteği ile, sigara içilmiş bir odaya girip dumanı teneffüs etse, orucu bozulur ve sadece kaza gerekir.
Dumandan sakındığı hâlde, ağzına veya burnuna duman girse, orucu bozulmaz. İstemiyerek ağza, burna giren tozlar da bozmaz. Çünkü bundan sakınma imkânı yoktur.
İdrar yoluna koyulan pamuk
Sual: Erkeklerin idrar yoluna koyduğu pamuk, Şâfiî mezhebine göre orucu bozar mı?
CEVAP
Pamuk tamamen kaybolmuşsa, Şâfiîde oruç bozulmuş olur.
Fitil ve Oruç
Sual: Kadın ve erkeğin ilâç olarak kullandıkları fitil, orucu bozar mı ve guslü gerektirir mi?
CEVAP
Gündüz kullanırsa oruç bozulur. Fakat guslü gerektirmez.
Genize giden kanı yutmak
Sual: Burnum kanadı. Bu arada genzime giden kanı yuttum. Orucum bozuldu mu?
CEVAP
Burundan genize giden kanı veya dişi kanayan ağzındaki kanı yutunca, yanî kan mideye gidince oruç bozulur. Sadece kazâ gerekir. (Mevkûfât)
Buruna sıvı ilaç çekmek
Sual: Buruna sıvı ilâç veya tuzlu su çekmek orucu bozar mı?
CEVAP
Beyne veya boğaza giderse bozar.
Kulağı yıkatmak
Sual: Kulağı antiseptikli su ile yıkatmak orucu bozar mı?
CEVAP
Bozar. İlâçsız su ile yıkamak bozmaz.
Su buharını teneffüs
Sual: Hasta, su buharını teneffüs etse orucu bozulur mu?
CEVAP
Ciğerlere giderse bozar.
Orucu bozmayan şeyler
Orucu bozup bozmayan şeyler
Sual: Orucu bozup bozmayan şeyler hakkında genel bilgi verir misiniz?
CEVAP
Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozmaz. Çünkü, sağlam deriye sürülen ilaç, deriden içeriye girse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilenler bozar. Kulağa konulan ilaç da bozar.
Morfinle dişini çektirdikten sonra, oruç bozulduğu için, yiyip içene kefaret gerekmez, kaza gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur ve kaza gerekir. Oruç bu şekilde bozulduktan sonra yiyip içmek, kefaret gerektirmez. Diş çektirmek orucu bozmaz. Dişten çıkan kan yutulursa oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur, gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez.
İstemiyerek ağız dolusu kusmak orucu bozmaz. İsteyerek, zorlıyarak az bir kusma da orucu bozmaz ise de, ağız dolusu kusmak bozar. Hadis-i şerifte (Kendiliğinden ağız dolusu kusanın orucu bozulmaz. İsteyerek ağız dolusu kusanın orucu bozulur, kazası gerekir.) buyuruldu.
Tıraş olurken kanayan yere, kanın durması için kantaşı sürmek orucu bozmaz.
Gündüz uyurken ihtilam olunca oruç bozulmaz. Uyanınca ilk fırsatta gusledilir. Hadis-i şerifte, (İhtilam olmak orucu bozmaz.) buyuruldu. Gusletmekle de oruç bozulmaz. Guslederken vücudun içine su girmemesine dikkat etmelidir! İçeri su girerse oruç bozulur.
Basur dışarıda iken taharetlendikten sonra, yaş olarak içeri girerse oruç bozulur. Taharetlendikten sonra kurulanırsa bozulmaz.
Bir hasta, ilaç alarak, orucunu bozsa, kefaret gerekmez. Çünkü dinimizin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca yalnız kaza gerekir. Fakat basit bir hastalık için oruç bozmamalıdır!
Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan, orucu bozulduğu için yiyip içse, yalnız kaza gerekir.
Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar. Göze damlatılan ilaç bozmaz. Dişe konulan ilaç, yutulmadığı müddetçe orucu bozmaz. Hatta ilacın tadı boğazda hissedilse de bozmaz. Ağızdaki yara, namazda okumaya mani değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır.
Oruçlu iken dişleri macunla fırçalamak mekruhtur. Boğaza kaçarsa oruç bozulur.
Ramazan-ı şerifte gündüz muayyen hali sona eren kadın, bir şey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken muayyen hali zuhur eden kadının, oruçlu gibi durması gerekmez, yiyip içebilir.
Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna veya beyne gittiği bilinmiyorsa oruç bozulmaz.
Tozlu, dumanlı şey koklamak, başkasının içtiği sigara dumanı yahut tütsülerin dumanını çekmek orucu bozar. Fakat ağzından veya burnundan boğazına toz, duman kaçsa, oksijen gazı tüpü ile sunî hava verilse, başkalarının içtiği sigaranın dumanı ağzına, burnuna girmesinden sakınmak mümkün olmasa, oruç bozulmuş olmaz. Unlu işlerde çalışanın sakındığı halde, ağzına burnuna giren un tozları orucu bozmaz. Kömür işinde çalışan kimsenin ağzına, burnuna kömür tozu girse, orucu bozulmuş olmaz. Çünkü bundan sakınma imkanı yoktur. Diğer toz ve dumanların hükmü de böyledir. (Dürer)
Sağlam deriye sürülen ilaç
Sual: Kalb hastasının göğsüne sürdüğü ilaç, orucu bozar mı?
CEVAP
Sağlam deriye sürülen ilaç, içeriye gitse de orucu bozmaz. Dil altına konulup emilen bozar. (Tahtavî)
Ağrı tuttuğunda ilaç almak
Sual: Kalb hastasıyım. Bazan çok ağrı oluyor. Hap alınca ağrı geçiyor. Ramazanda oruçlu iken ağrı tuttuğunda ilâç alırsam, kazâ mı, kefâret mi icâb eder?
CEVAP
Zarûret olduğu için yalnız kazâ gerekir. Göğüse sürülen ilâçları kullanmak iyi olur.
Diş çektirmek
Sual: Diş çektirmek orucu bozar mı?
CEVAP
Diş çektirmek orucu bozmaz. Eğer diş çektirilirken iğne vurulursa, oruç bozulur. Dişten çıkan kanı yutmakla da oruç bozulur. Ramazan orucunu tutarken iğne vurduranın veya dişinden çıkan kanı yutanın orucu bozulur, gününe gün kaza gerekir, kefaret gerekmez. (M. Felâh)
Yutmadan ilaçla gargara
Sual: Oruçlu iken namazda okumama mâni olacak ağızdaki yaralar için, yutmadan ilaçla gargara yapıyorum. Mekruh olur mu?
CEVAP
Ağızdaki yara, okumaya mâni değilse, ilaçla gargara mekruh olur. Okumaya mâni olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz. Çünkü özür vardır. (Tahtâvî)
Dişe, göze, kulağa ilaç
Sual: Ağrıyan dişe, göze ve kulağa ilaç konsa oruç bozulur mu?
CEVAP
Kulağa damlatılan ilaç orucu bozar. Göze damlatılan ilaç bozmaz.
Dişe konulan ilaç, yutulmazsa orucu bozmaz. Hatta ilâcın tadı boğazda hissedilse de bozmaz. (Mecmaul-fetâvâ)
Yaraya konan ilaç
Sual: Yaraya konan ilaç orucu bozar mı?
CEVAP
Yaraya sürülen merhemin, sindirim yoluna gittiği bilinmezse oruç bozulmaz.
Epilasyon ve oruç
Sual: Epilasyon orucu bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.
Çiçek, esans koklamak
Sual: Oruçlu iken çiçek, esans koklamak orucu bozar mı?
CEVAP
Çiçek, esans koklamakla oruç bozulmaz, mekruh da değildir. (R. Muhtâr)
Ağızdaki kanı yutmak
Sual: Ağızdaki az bir kanı yutanın namazı ve orucu bozulur mu?
CEVAP
Az olduğu için bozulmaz.
Oruçlu iken gusletmek
Sual: Oruçlu iken gusletmek orucu bozar mı?
CEVAP
Gusletmekle oruç bozulmaz. Ancak ağızdan, burundan içeri su kaçarsa veya su içine oturulunca veya taharetlenirken içeri su kaçarsa oruç bozulur. (Dürer)
Dudaktaki yaşlığı yutmak
Sual: Dudaktaki yaşlığı yutmak orucu bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.
İmsaktan önce sıvı ilaç
Sual: İmsâk vakti sona ererken yaraya konan sıvı ilâç, sabah vakti girdikten sonra emilmeye başlasa oruç bozulmuş olur mu?
CEVAP
İmsâktan önce konulduğu için bozulmaz.
Makata konan pamuk
Sual: Makata konan pamuğun bir kısmı dışarıda kalsa orucu bozar mı?
CEVAP
Bozmaz, hepsi içeri girerse bozar.
Günahlar orucu bozar mı
Sual: Yalan, gıybet, harâma bakmak gibi günâhlar orucu bozar mı?
CEVAP
Hadîs-i şerîfte, (Gıybet etmek, söz taşımak, yalan yere yemin etmek, nâmahreme şehvetle bakmak orucu bozar) buyuruldu. İmâm-ı a'zâm hazretleri, bu hadîs-i şerîfi açıklıyor ve,
(Bu günâhlar orucun sevâbını bozar, sıhhatini bozmaz, oruç mekrûh olur) buyuruyor. Yanî bu günâhları işliyen, oruç borcundan kurtulur ise de, oruca mahsûs büyük sevâba kavuşamaz. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Nice oruç tutan vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmez.) [I. Mâce]
Oruç, mü'minler için bir ni'met ve emânettir. Emânete riâyet etmek lâzımdır. Onun zâyi' olmaması için şartlarını ve edeplerini gözetmek îcâb eder. Harâma bakmaktan sakınmalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Harâma bakmak, şeytanın zehirli bir okudur. Allahtan korkup bunu terkedene, Allahü teâlâ öyle bir îmân verir ki, tatlılığını kalbinde bulur.) [Hâkim]
Oruçlu, dilini de korumalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Oruç, ateşe kalkandır. Gıybetle parçalanmadıkça korur. Oruçlu câhillik edip de kötü söz söylemesin! Biri kendine sataşırsa, "ben oruçluyum" desin!) [Buhârî]
Gözü ve dili günâhlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız lâzımdır. Konuşulması harâm olan şeyi, dinlemek de harâmdır. El, ayak ve diğer uzuvları da harâmdan korumalıdır! Oruç tutup a'zâları ile günâh işliyen, ilâç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günâh zehirdir. İbâdetlerimizin sevâbını yok eder. Onun için oruçlarımızı ve diğer ibâdetlerimizi harâm işliyerek sevâbsız hâle getirmemeliyiz!
Sahura kalkmak
Sual: Sahura kalkmadan oruç tutmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Sahura kalkmamak günah değildir. Ancak sahura kalkmak çok sevabdır. Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkmalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sahura kalkın, sahurda bereket vardır.) [Buharî]
(Sahurda yemek yiyerek, oruç tutmanıza yardımcı olun!) [Beyhekî]
(Sahur yemeğine kalkmak, Allahın size bağışladığı berekettir, bunu kaçırmayın!) [Nesâî]
(Yedikleri helal olmak şartı ile hesaba çekilmeyecek üç kişi; oruçlu, sahur yemeği yiyen ve Allah yolunda nöbet tutandır.) [Nesâî]
(Bir yudum su içmek için de olsa, sahura kalkın!) [İbni Hibban]
(Elbette sahur yemeği mübarektir.) [İ.Hibban]
(Bir lokma olsa da sahur yemeği yiyin! Çünkü onda bereket vardır.) [Deylemî]
(Müminin sahurunun hurma ile olması ne güzeldir.) [Ebu Dâvud]
(Sahurda hurma yemek ne güzeldir. Allahü teâlâ, sahura kalkanlara rahmet eder.) [Taberânî]
(Sahurun tamamı berekettir. Bir yudum su için de olsa sahura kalkın! Allahü teâlâ ve melekleri, sahura kalkanlara salât ve selam ederler.) [İ.Ahmed]
[Yani Allahü teâlâ, sahura kalkanları magfiret eder, melekler de onlar için duâ eder.]
İftar vermenin fazileti
İftar vermeyi nimet bilmelidir
Sual: İftar vermenin fazileti nedir? İftâr veremiyen fakir, iftâr verme sevâbına kavuşmak için ne yapmalıdır?
CEVAP
Yolda giderken bir oruçluya bir hurma veya bir zeytin verilse de, iftar verme sevabına kavuşulur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ramazanda bir misafire oruç açtırana, Sırat köprüsünü geçmek kolaylaşır.) [V.Necat]
Peygamber efendimiz, (Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir) buyurunca, Eshab-ı kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben buyurdu ki: (Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevab verilir.) [Beyhekî]
Peygamber efendimiz, (Ramazan ayında bir oruçluyu su ile iftar ettiren, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur) buyurunca, Eshab-ı kiram, "Su az ve kıymetli iken mi?" diye suâl etti. Onlara cevaben buyurdu ki: (İsterse nehir kenarında versin, aynıdır.) [V.Necat]
Yemek yedirmeyi nimet bilmelidir!
Yemek yedirmek çok sevabdır. Hele oruçluya yedirmek daha çok sevabdır. Oruç tutanın sevabı kadar sevab alır, oruçlunun sevabından eksilme olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir oruçluya iftar veren, aynı ecre kavuşur.) [Beyhekî]
(Allah indinde amellerin en kıymetlisi, bir müminin sıkıntısını gidererek, borcunu ödeyerek veya karnını doyurarak onu sevindirmektir.) [İsfehani]
(Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberânî]
(Allah, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [İ.Gazali]
(Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine duâ eder.) [Taberânî]
(Kıyamette Allahü teâlâ, kimine, "Bana niçin yemek vermedin?" diye sorar. O da, "Sen âlemlerin Rabbisin. Sana nasıl yemek verebilirdim" der. Allahü teâlâ da, "Aç olan bir arkadaşına yemek vermedin. Eğer verseydin, bana yemek vermiş gibi sevab alırdın" buyurur.) [Müslim]
(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.) [Tirmizî]
(Arkadaşına, sevdiği yemeği verenin günahları affolur.) [Bezzar]
Dost ve arkadaşlara yemek yedirmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz.Ali buyurdu ki:
(Dostlara yedirdiğim bir ekmek, fakirlere verdiğim beş ekmekten daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azad etmekten daha makbuldur.)
(O beni yemeğe çağırmıyor. Onu niye çağırayım) dememelidir! Yemeğe çağırırken de, yemeğe giderken de yalnız Allah rızasını düşünmelidir!
Davete gitmek
Sual: Her davete gidilir mi?
CEVAP
Yemekte günah işleniyorsa gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.
Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte, (Davete icabet ediniz) buyuruldu. (Müslim)
Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) [Dare Kutni]
Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Davete icabet etmeyen, Allaha ve Resulüne asi olmuş olur.) [Buharî]
(Müslüman kardeşine ikram eden, Allaha ikram etmiş olur.) [İsfehani]
(İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) [Buharî]
Oruç kazası
İlaç alarak oruç bozmak
Sual: Bir hasta, ilaç alarak, orucunu bozsa, kefaret gerekir mi?
CEVAP
Dinin bildirdiği bir özürle, yani zaruretle oruç bozulunca, yalnız kaza gerekir.
Şuursuz olarak oruç bozmak
Sual: Depresyon halinden şuursuz olarak oruç bozunca kefaret gerekir mi?
CEVAP
İmsaktan sonra, ezan okunurken, ne yaptığınızı bilmeden orucu bozmuşsanız kaza gerekir. Eğer orucu bozduğunu biliyorsanız, kefaret gerekir. Anlattığınız depresyon hâlinden sanki şuursuz olarak bozduğunuz anlaşılmaktadır. Şuursuz bozulunca da kaza gerekir.
Mazeretle oruç bozmak
Sual: Orucunu bir mazeretle bozan hastaya kefâret mi, yoksa kazâ mı gerekir?
CEVAP
Dînimizin bildirdiği bir özürle orucunu bozan hasta, o gün yediği orucu daha sonra uygun bir günde kazâ eder. Kefâret lâzım olmaz. (Hindiyye)
Morfinle diş çektirmek
Sual: Morfinle dişini çektirdikten sonra, "orucum bozuldu" diye yiyip içene kefâret mi gerekir?
CEVAP
Hayır kefâret gerekmez, kazâ gerekir. Bir hastalık sebebiyle de iğne [enjeksiyon] yapılınca oruç bozulur ve kazâ lâzım gelir. Oruç bozulduktan sonra yiyip içmek, kefâret gerektirmez. (R.Muhtâr)
Hata ile boğaza su kaçması
Sual: Abdest alırken hata ile boğazına su kaçan kimse, orucu bozulduğu için yiyip içse, kefaret mi gerekir?
CEVAP
Orucu kasten bozmadığı için, yalnız kaza gerekir. (Hidâye)
Nisaiyeci bir kadın doktora muayene
Sual: Nisâiyeci bir kadın doktora muayene olanın, orucu bozulur mu? Bozulursa, kefaret mi gerekir?
CEVAP
Doktor, eldivene herhangi bir ilaç, yağ sürerse, oruç bozulur, sadece kaza gerekir. (Dürer)
Unutarak yemek
Sual: Oruçlu olduğunu unutarak yiyen, sonra bilerek yiyip içmeye devam ederse, kefâret gerekir mi?
CEVAP
Oruçlu olduğunu unutarak yiyen kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içmeye devam ederse kazâ lâzım olur, kefâret lâzım olmaz. Eğer oruçlu olduğunu unutarak yedikten sonra, unutarak yiyip içmenin orucu bozmadığını bildiği hâlde, kasten yiyip içmeye devam ederse, hem kazâ, hem de kefâret lâzım olur. (Nûr-ül-izâh)
Mazeretsiz oruç tutmamak haramdır
Sual: Ramazanda birkaç gün oruç tutmadım. Kefâret gerekir mi?
CEVAP
Ramazan ayında mazeretsiz oruç tutmamak harâmdır, büyük günâhtır. Önce tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün yanî kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kazâ orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kazâ orucu tutar. Bu oruçlara kefâret gerekmez. Kefâret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu mazeretsiz bozmanın cezâsıdır. (Hindiyye)
Oruç kefareti
Oruç kefareti elbette vardır
Sual: Oruç kefâreti diye bir şey var mıdır?
CEVAP
Elbette vardır. Geceden niyetli orucunu, kasten bozana kefâret lâzım geldiği din kitaplarının hepsinde yazılıdır. Kütüb-i sitte isimli meşhûr altı hadîs kitâbından Buhârî, Müslim, Ebû Dâvüd, Tirmizî ve Nesâî'de mevcûttur. Hz. Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîf şöyle:
Bir kimse, Peygamber efendimize gelerek, (Helâk oldum yâ Resûlallah) dedi. Peygamber efendimiz, ne olduğunu sordu. O da Ramazan orucunu kasten bozduğunu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azâd etmesini bildirdi. Kölesi olmadığını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da yapamıyacağını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi.
İslâm âlimleri de, geceden niyetli orucunu bozan kimsenin kefâret olarak, varsa bir köle azâd etmesini, yoksa peşpeşe 60 gün oruç tutmasını, tutamazsa, 60 fakiri doyurmasını bildirmişlerdir. (R. Muhtâr)Peygamber efendimizin bildirdiği hükmü kabûl etmiyen, Allahü teâlânın emrini kabûl etmemiş olur. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde Resûlullahın emrettiğini yapmak gerektiği bildiriliyor. (Haşr 7)
Oruç kefareti nasıl tutulur
Sual: Bir kimse, oruç kefâretini nasıl tutar?
CEVAP
Oruç kefâreti için ard arda, 60 gün oruç tutar. 60 gün sonra, tutmadığı her gün için, birer gün daha tutar. Birkaç Ramazanda kefâretleri olan veya bir Ramazanda, 2 gün kefâreti olan kimse, birinci kefâreti yapmamış ise, ikisi için yalnız bir kefâret yapar. Birinci kefâreti yapmış ise, ikinci kefâreti de, ayrıca yapar. Kefâret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebi ile bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden 60 gün tutmak lâzım olur. Bayram günlerinde bozmazsa, yine yeniden başlaması gerekir. Hayz ve nifâs sebebi ile bozunca, yeniden başlamaz. Temizlenince geri kalan günleri tamamlar.
Devamlı hasta veya çok yaşlı olup, 60 gün kefâret orucunu tutamaz ise, 60 fakiri bir gün doyurur. Aç olan 60 fakiri, bir günde iki defa doyurmak lâzımdır. Hepsine aynı gün yedirmek şart değildir. Bir fakiri hergün iki defa doyurmak üzere 60 gün veya hergün bir defa doyurmak üzere 120 gün yedirmek de olur. Yâhut, 60 fakirin herbirine, 1750 gr buğday veya un veya 3.5 kg arpa, kuru üzüm, hurma verir. Bunların kıymeti kadar ekmek, başka mal veya altın vermek veya bunları bir fakire 60 gün devamlı vermek de câiz olur. Kendisini doyurması için fakire kâğıt para da verilir. 60 günlüğü, bir fakire, bir günde toplu verse, bir günlük vermiş olur. 60 fakiri sabah, 60 başka fakiri de akşam doyurursa, sabah doyurduklarını akşam veya akşam doyurduklarını sabah, bir daha doyurmalıdır. Yâhut, bunlardan 60'ının herbirine, sadaka-i fıtr miktârı mal verir. Oruç tutabilenin fakirleri doyurması câiz değildir.
Oruç bozulmadığı halde bozuldu sanarak
Sual: Gıybet edince, kan aldırınca, ihtilam olunca, orucu bozulmadığı hâlde, oruç bozuldu sanıp yiyip içen kimseye kefaret gerekir mi?
CEVAP
Evet. Yiyip içmek için zaruret yoktu. Bozuldu mu diye, bilen birine sormak gerekirdi.
İtikaf nedir
Sual: İtikaf nedir?
CEVAP
İtikaf, camiye girip ibâdetle meşgul olmak demektir. Ramazan-ı şerifte itikaf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikaf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikafa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkânı olanlar itikafa girmelidir! İtikaf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İtikafta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.)
(Bir devenin 2 sağımı kadar itikaf eden, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.)
(Ramazanda on gün itikaf eden, 2 defa hac yapmış gibi sevap kazanır.)
Oruçla ilgili meseleler
Beyaz iplik siyah iplik
Sual: Babam oruç tutarken, takvime göre değil, Kur’ana göre hareket ediyor. Siyah iplikle beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip içiyor. Ortalık ağardığı için şüpheleniyorum. Doğrusu nedir?
CEVAP
Bekara suresindeki, (Beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyip için) mealindeki 187. ayetindeki iplikler, gündüzün beyazlığı ile gecenin siyahlığıdır. Ayet-i kerimenin anlamı, (Gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı, iplik gibi birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip için) demektir. Bu ayeti kerimeyi duyan bir zat, (Ya Resulullah, ben gündüzün geceden ayrıldığını öğrenmek için yastığımın altına bir beyaz iplik ile bir siyah iplik koydum. Fakat gecenin bitişini yine de tespit edemedim.) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (O iplikler, gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığıdır.) buyurdu. Eğer Peygamber efendimiz açıklamasa idi, beyaz ipliğin aydınlık, siyah ipliğin karanlık olduğunu nereden bilecektik? Kur’an-ı kerimden anladığımıza uyarak, gencin babası gibi, bilhassa bulutlu havalarda, daha ortalık karanlık diye, güneş doğana kadar yiyip içerdik.
İftar ne kadar geciktirilir
Sual: Bir iş sebebiyle iftarı ne kadar geciktirmek caiz olur?
CEVAP
Akşam vaktinin girdiği kesin olarak biliniyorsa, önce hurma, su gibi birşey ile oruç açılır, sonra namaz kılınır.
Yemeği tezce yiyip, sonra namaz kılmak da caizdir. Ancak iftar sofrasında çeşitli yemekler olduğu için, akşam namazı gecikebilir. Namaz kerâhet vaktine girebilir. Bu bakımdan, önce namazı kılmak ve sonra yavaş yavaş yemeği yimek daha uygun olur.
Vaktin girdiği kesin belli değilse, önce namazı kılmak iyi olur. Çünkü daha sonra vaktin girmediği anlaşılırsa, namazı iâde etmek mümkündür. Fakat vakit girmeden oruç açılırsa, oruç bozulmuş olur. Telafisi de mümkün olmaz. Hadis-i şerifte, (İftarı acele edin) buyurulmuştur. (Hâkim) Acelenin son vaktinin, (Nûrül-izâh) ve diğer kitaplarda, yıldızlar görününceye kadar olduğu bildiriliyor. Bu da yaklaşık olarak, akşam vakti girdikten yarım saat sonradır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yıldızlar görünmeden iftar eden, sünnetimle amel etmiş olur.) [İbni Hibbân]
İftar duası
Sual: İftâr duâsı nasıldır?
CEVAP
İftâr duâsı, terâvîh kılmak gibi mühim sünnettir. Birkaç iftâr duâsı vardır. Meşhur olanı şöyle:
(Zehebezzama' vebtelletil urûk ve sebet-el-ecr inşâallahü teâlâ.) [Müjdeci Mektûblar]
Bir başka iftâr duâsı da şöyle:
(Bismillah velhamdülillah, allahümme leke sumtü ve alâ rızkıke eftartü ve aleyke tevekkeltü, sübhâneke vebi hamdike tekabbel minnî, inneke entessemî'ul alîm.)
Midesi alınan ve oruç
Sual: Midesi tamamen alınan kimse, oruç tutabilir mi?
CEVAP
Müslüman olan mütehassıs doktorlar, “Midesi alınanın oruç tutmasının hiç mahzuru olmaz. Aksine iyi olur. Bu ameliyatı geçirenlerde bağırsak, genişliyerek mide hâlini alır” diyorlar. O hâlde oruç tutmalıdır.
Çok yaşlı veya ağır hastanın durumu
Sual: Oruç tutamıyacak kadar çok yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç borcundan nasıl kurtulur?
CEVAP
Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamıyacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yiyip içmelidir! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Oruç tutamıyacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesâî] Çok yaşlı olup oruç tutamıyan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, duâ eder.
Fidye olarak, hergün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın veya gümüş para, tutulamıyan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)
Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamıyan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasıyet eder. Velîsi de, onun, tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değerini verir. (Bedâyî)
Sağlığa kavuşmak için oruç
Sual: Rahatsızım, oruç tutmasam günah olur mu?
CEVAP
Orucun, birçok hastalığa faydalı olduğu, tıp mütehassısları tarafından açıklanmıştır. Hadis-i şerifte, (Herşeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur) buyuruldu. [Beyhekî] Zekât veren, malını kirden temizleyip, tehlikelerden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudunu hastalıklardan korur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sağlığa kavuşmak için oruç tutunuz!) [Taberânî]
Midesinden veya başka bir yerinden rahatsızlığı olan bazı kimseler, hastalıklarını bahane ederek oruç tutmuyorlar. Oruç tutmanın kendisine zararı olup olmıyacağını bilemiyen hasta, salih ve branşında mütehassıs olan doktora sorar. Böyle bir doktor, “Oruç tutmak sana zarar verir” derse, orucunu kazaya bırakır. Salih olmıyan doktorun sözü ile hareket edilmez.
Doktorun açıkladığı gibi, ilaç kullanan hastalar da ilaçların dozunu sahur ve iftara göre ayarlıyarak oruçlarını tutabilirler. Oruç tutmaya mâni olan hastalık çok azdır. Bu bakımdan salih bir doktora sormadan, orucu kazaya bırakmamalıdır!
Şeker hastası ve oruç
Sual: Şeker hastası oruç tutabilir mi?
CEVAP
Şeker hastalığının çeşitli tipleri vardır. Salih bir doktor, “oruç tutamaz” demişse, tutmaz, fidye verir.
Hamile kadın ve oruç
Sual: Hamile kadın zayıf olursa oruç tutmayabilir mi?
CEVAP
Hasta, hastalığı artacak ise; hâmile veya süt veren kadın, zayıf olursa, oruç tutmayıp, iyi olunca kazâ eder.
Muayyen hal ve oruç
Sual: Ramazanda bir kadının muayyen hâli zuhur ederse, yiyip içebilir mi? Muayyen hâli sona erince, yiyip içmesi günah olur mu?
CEVAP
Ramazan-ı şerifte, gündüz muayyen hâli sona eren kadın, birşey yiyip içmeden oruçlu gibi durur. Fakat oruçlu iken muayyen hâli zuhur eden kadın, oruçlu gibi durmaz, yiyip içebilir. Ancak oruçluların gözü önünde yememelidir! (R. Muhtâr)
Malikiyi taklit eden kadın
Sual: Mâlikîyi taklîd eden bir kadının hayzı 13 veya 15 gün devam etse, on günden sonra, orucunu tutup namazını kılması gerekir mi?
CEVAP
Hayır, 10 günden sonra 15 güne kadar hayz devam ederse, bu 5 gün namaz kılmaz, oruç tutmaz. Daha sonra 10 günden sonraki kılamadığı namazlarını kaza eder. Hanefîde olsun, Mâlikîde olsun, hayz sebebiyle tutamadığı oruçların hepsini kazâ eder.
Kazası olmayan da kaza orucu tutabilir
Sual: Kazâ orucum yoktur. Fakat bazı oruçlarım bozulmuş, kabûl olmamış diye, oruç tutarken kazâya niyet edilse, mahzûru olur mu? Kazâ orucum yoksa, bunlar nâfile olur mu?
CEVAP
Kazâsı olmayanın da kazâ namazı kılmasında, kazâ orucu tutmasında mahzûr yoktur. Kazâsı yoksa nâfile olur.
Bayramdan sonra 2 gün oruç
Sual: Oruca hesapla başlanılan yerlerde, yanlışlık olma ihtimâli olacağı için, bayramdan sonra kazâ orucu tutmak gerekir mi?
CEVAP
İki gün kazâ orucu tutmak gerekir. Çünkü büyük islâm âlimi seyyid Abdülhakîm Efendi hazretleri kuddise sirruh, (Böyle yerlerde bulunan müslümanların bayramdan sonra, dilediği zaman, kazâ niyeti ile, iki gün daha oruç tutmaları lâzımdır) buyurdu.
Özür olmadan oruç yememelidir
Sual: Devamlı şehirler arasında şoförlük yapanın, oruç tutmaması günâh olur mu?
CEVAP
İşi aksatacak zorluk yoksa, Ramazan-ı şerîfte oruç tutmak çok sevâbdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Şer'i ma'zeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmıyan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevâba kavuşamaz.) [Tirmizî]
Şu hâlde bir özür olmadan oruç yememelidir! Dînî bir özrü olanın orucunu kazâya bırakması câiz olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazâya sebep olacak bir durum olursa, orucu kazâya bırakmak câiz olur. Hadîs-i şerîfte, (Yolculukta [sıkıntı içinde] oruç tutmak takvâdan sayılmaz) buyuruldu. (Buhârî) [Yolculuk, sefer demek, 104 km'den uzak yere gitmek üzere yola çıkmaktır. Bunlardan daha kısa yola giden seferî olmaz. Burada takvâ daha çok sevâb kazanmak manâsındadır.]
Seferde oruç tutmak
Sual: Seferde oruç tutmak gerekmediği hâlde, Ramazan orucunu tutan nafile sevabı mı alır?
CEVAP
Seferî olan, Ramazan orucunu tutarsa, farz sevabı alır. (Hindiyye)
Oruç ile ilgili meseleler
Sual: Oruçla ilgili diğer hak mezheplerimizin hükümleri hakkında da bilgi verir misiniz?
CEVAP
Ramazan orucuna niyetin son vakti, Hanefî’de öğleye bir saat kalıncaya kadar, diğer üç mezhepte imsak vaktine kadardır. Üç mezhepte, Ramazan orucu için her gece niyet gerekir, Mâlikî’de ramazanın ilk gecesi bir ay oruca niyet sahihtir.
Şâfiî’de, kulak tabii menfez [delik] dir. Kulağa konan sıvı katı her şey, mideye girmiş gibi orucu bozar. Diğer üç mezhepte sadece ilaç konursa bozar. Şâfiî’de idrar yolu da tabii menfezdir. Buraya pamuk konsa bile orucu bozar. Diğer mezheplerde bozmaz. İğne vurulmak, dört mezhepte de orucu bozar.
Dişler arasındaki yemek kırıntısını yutmak Hanefî’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar. Lavman Mâlikî’de orucu bozmaz, diğer üç mezhepte bozar. Unutarak yiyip içmek, üç mezhepte orucu bozmaz, Maliki’de bozar. Ramazanda oruçlu iken yiyip içene Hanefî ve Mâlikî’de kefaret gerekir, Şâfiî ve Hanbelî’de sadece kaza gerekir. Hanımı ile beraber olana dört mezhepte de kefaret gerekir.
Kan aldırmak Hanbelî’de orucu bozar, diğer üç mezhepte bozmaz. Abdest alırken, mübalağa etmeden boğaza su kaçarsa, Şâfiî ve Hanbelî’de oruç bozulmaz. Hanefî ve Mâlikî’de bozulur.
Ramazanda karı koca beraber olursa, Şâfiî ve Hanbelî’de kefaret kocanın üzerine olur, Hanefî ve Mâlikî’de ikisine de kefaret gerekir. Mâlikî’de oruçlu iken hanımını öpmek haram, diğer üç mezhepte haram değildir. Ancak cünüp olmak ihtimali varken öpmek mekruhtur.
Hanımın öpünce mezi gelirse üç mezhepte oruç bozulmaz, Hanbelî’de bozar.
Şâfiî ve Hanbelî’de, nafile oruç veya nafile namaza başlayan, tamamlamadan bozarsa, kazası vacip değil, Hanefî ve Mâlikî’de vaciptir.
Yalnız cuma günü oruç tutmak Hanefî ve Mâlikî’de caiz, Şâfiî ve Hanbelî’de mekruhtur. İmam-ı Ebu Yusuf da mekruh dedi. Bu bakımdan Hanefîler yalnız başına cuma günü oruç tutmamalıdır.
Kadir gecesi üç mezhepte ramazan ayı içinde, Hanefî’de ise bütün sene içindedir.
Sadaka-i fıtır, Hanefî’de Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de, bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şâfiî’de Ramazandan önce, Mâlikî’de ve Hanbelî’de ise bayramdan önce verilemez. Hanefî’de nisaba ulaşanın fıtra vermesi vacip, diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hanefî’de hanımın fıtrasını kocası vermez, diğer üç mezhepte vermesi lazımdır.
Farklı Ramazan imsakiyeleri
Sual: Ramazan imsakiyelerindeki saatler neden değişiktir, aynı olması gerekmez mi?ü
CEVAP
Ramazan münasebetiyle çeşitli firmalar tarafından imsakiyeler dağıtılmaktadır. Dağıtılmakta olan bu Ramazan imsakiyeleri farklı farklıdır. Eğer imsak vaktinden sonra yiyip içilmeye devam edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsak vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır.
Bugün ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983'ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.
1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:
"1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir."
Türkiye Gazetesinin Takvimi ve Fazilet takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanetin tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim:
Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir.
Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zarurî olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışında yapılmış demektir.
Bilindiği gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek câizdir. Nûr-ül izâh şerhinde; "Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur" buyuruluyor.
Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur , tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek lazımdır. İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir.
Türkiye Gazetesi Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, "Mühim Tenbih" başlığı altında ikaz yapılmaktadır.
Mevcut takvimler içinde, Türkiye Gazetesi Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan "Ramazan imsakiyeleri" temkinli olup, en uygun olanıdır.
Hilal görülünce Ramazan başlar
Sual: Siz Ramazanın başlamasında hesaba göre hareket ediyormuşsunuz, doğru mu?
CEVAP
Gazetemizin Takvim Servisi, her sene Türkiyenin çeşitli yerlerinde hilali gözetliyor. Bunu da ilan ediyoruz. Hiçbir zaman hesapla bildirilen günden önce hilal görülmedi. 31 Ocakta şunları yazmıştık:
Hilalin görüleceği günü değil, doğacağı günü doğru olarak tesbit etmek mümkündür. Nitekim tesbit edilmiştir de. Fakat dinimiz, oruca başlamayı, bayram etmeyi hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hilal, ya hesapların gösterdiği günde veya bir gün sonra görülür, hesapta bildirilen günden önce doğmaz.
Bazıları, hesaba, takvime göre hareket ettiğimizi zannediyorlar. Hâlbuki hiçbir yazımızda, (Hesaba, takvime göre oruca veya bayrama başlanır) demedik. Aksine hilalin gözetlenmesinin şart olduğunu yazdık. Her sene de yazıyoruz.
Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklikler, yanlışlıklar olmaz. Güneşin ve Ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Hesapla bildirilen vakitten önce doğup batmaz. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazan doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tesbit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını otuz güne tamamlamak gerekir.
Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki:
(Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tesbit için hilal gözetlense, hilal doğduğu hâlde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban otuz gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29unda hilal görülmese, Ramazanı otuza tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu.) [Meseleler]
Diyanet yetkililerinin yazılarının özeti şöyle idi: (Dinimiz, rüyeti yani hilalin görülmesi ile oruca başlanacağını emreder. Diyanet olarak, Ramazan hilalini gözetledik. Bugüne kadar, rasathanenin yaptığı hesaplara aykırı hiçbir sonuç tesbit edemedik. S. Arabistanla aramızdaki ayrılığın sebebi, onların hilali gözetlemeleri ve bizim de hesaplara göre hareket etmemiz değildir. Bu ülke, hilali gözetlemekle oruca başlamıyor, Amerikan almanaklarına göre hareket ediyor. Bir heyetle S. Arabistana gittik. (Gelin hilali birlikte gözetliyelim) dedik. Rabıta sekreteri Saffet bey, (Biz Amerikan denizcilerinin hesaplarına göre hareket ediyoruz) dedi. 6 kişilik bir heyetle Cebel-i Sefaya çıktık. Dürbün kullanmamıza rağmen hilali göremedik. Zaten hesaplara aykırı olarak görmek mümkün değildi. Akşam olunca, hilalin görüldüğünü, bayram edilmesi gerektiğini ilan edip milyonlarca müslümanın oruçlarını bozdurdular. Onların bu hareketleri, yalan veya yanlış bir beyana dayandığı muhakkaktır.)
Bu yazıda da, hesap değil, hilalin görülmesi esas alınmıştır. Biz de her sene (Hilal görülmeden oruca başlamayın, hilal görülmeden bayram etmeyin) diyoruz. (Hesaba göre hareket edin) demiyoruz.
Buna rağmen, (Türkiye Gazetesi hesaba göre hareket ediyor) diye iftira ettiler. Bu sene de, heyetler halinde hilali gözetledik, görüldüğü gün kamera ile canlı olarak yayınladık. Fakat fitnecilerin, necdilerin oyunu ortaya çıkınca çamur atmaya başladılar.
Fitnecilere hodri meydan diyorum: Buyurun birlikte hilali gözetliyelim. Kurban bayramı yaklaşıyor. Belki yine günü gelmeden hac yaptıracaklardır. Her gazeteden isteyen katılsın! Gözetleme yerleri önceden ilan edilsin! İsteyen vatandaşlar da katılsın. Türkiye ve dünyanın hangi yerlerinden gözetleneceği duyurulur. Böylece müslümanlar gününde bayram etmiş, fitnecilerin de yalanı meydana çıkmış olur. Necdiler darılacak diye teklifimize katılmayıp dışarıdan gazel okumaya devam edenlerin, Ramazan günü oruç bozduranların ve gününden önce hac yaptıranlara alet olanların samimiyetsiz ve mezhebsiz oldukları meydana çıkmış olur. Fitneci değilseniz, buyurun birlikte gözetliyelim!
Bid'at sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibâdeti yaptıkları hâlde, adil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika)
Müslümanı seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahidliği kabul olmaz. (Dürr-ül-muhtar)
Türkiyedeki mezhepsizler Necdilerin mülhid oldukları, Nimet-i İslâm kitabının nikah bahsinde yazılıdır. Bunun için, Ramazan, bayram ve hac zamanının gelmesini anlamakta ve bütün din işlerinde, mülhidlerin, mezhebsizlerin sözlerine uymak caiz değildir. (Devamı var)
Necdilerin iftiraları
Dünkü yazımda hodri meydan diyerek hilali birlikte gözetleme teklifinde bulunduk. Biz hilali her sene gözetliyoruz. Hilali gözetlemeden dışardan gazel okuyanların veya gözetledikleri hâlde göremeyip de İngiliz uşağı Necdilerin yalanına itibar edenlere yazıklar olsun!
Birkaç kişi, telefon edip bizi hesaba uymakla suçladı. Yazı yazanlar da oldu. Türkiye Gazetesi ve TGRTyi hedef alıp (Hesaba itibar edilmez) dendi. Biz, hangi yazımızda veya hangi kitabımızda (Hesaba göre oruca başlanır ve bayram edilir) dedik? Kitaplarımızda ve gazetede her sene (Hilali gözetlemek şarttır) diye yazdık. Buna rağmen bizi hesaba itibar etmiş gibi göstermekteki asıl maksat nedir? Asıl maksat, İngiliz uşağı Necdilerin yalanına inanmamış, oyunlarına gelmemiş olmamızdır.
Bazılarına göre TGRT yanlış hesap yapmış, yanlış bilgi vermiş. Biz hesap yapmadık. Çarşamba günü gözetledik. Perşembe günü görünce, gökteki hilali canlı olarak gösterdik. [Ayın ikiye ayrılmasına, Şakk-ul-kamer mucizesine, gözleri ile gören Ebu Cehlin adamları inanmamıştı. Mason Abduh da ve çömezleri de tevil etmişti.]
Hilali gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada vacip-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden sakıt olur. Türkiye Gazetesi, her sene olduğu gibi, bu sene de hilali Türkiyenin çeşitli yerlerinde gözetlemiş ve diğer müslümanlardan bu ibâdet sakıt olmuştur.
Teleskop ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkar edilemez. Yoksa hesaba göre bayram ilan edilmez.
Necdiler, önce Türkiye Gazetesi ve TGRTnin gözetleme yapmadığını, hesaba göre hareket ettiğini söyleyip, (Hesapçılar yanlış yoldadır) diyerek hilali gözetliyenlere hakaret ediyor. Yani peşin olarak bizim hesaba göre hareket ettiğimizi söylüyor, sonra veryansın bizi suçluyor. Ne insafsızlık bu. Yıllardır hilal gözetlemeye çok defa ben de katıldım. Gördüğümüz zaman gazetede ilan ettik. Bizlere inanmayıp da Nimet-i İslâmda mülhid denilen Necdilere körü körüne nasıl inanıyorlar ki? Hâlbuki dinimizde bid'at ehline ve mülhidlere inanılmaz.
(Ramazan ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor. Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu tutmak gerekir.)
Evet Necdilerin avukatlığını yapan biri, gazetemizdeki bu ifadeleri aynen aldığı hâlde, utanmadan hâlâ bizim hesaba itibar ettiğimizi, gözetleme yapmadığımızı yazıyor.
Necdiler, yine iftira olarak (TGRT ve Türkiye Gazetesi, Diyanet İşleri ile işbirliği halinde...) diyorlar. Çarşamba günü gözetledik, göremedik. Perşembe günü gördük. Diyanetin ve Rasathanenin hesabı bizim gözetlememize denk gelmişse, onların bize uyduğu veya bizim onlara uyduğumuz anlamı çıkar mı?
Necdiler, (Türkiye Gazetesi ve TGRT, yıllardır, Diyanetin hesaplarına yanlış diyordu. Şimdi şip şak anlaşıverdiler) diyerek hep Türkiye Gazetesini suçlamaya çalışıyor. Biz hiçbir zaman hesaba yanlış demedik. Bilgisayar asrında hesaba yanlış denemez.150 yıldır uygulanan namaz vakitlerini değiştirdiler. Âlimlerin koydukları temkin vaktini kaldırdılar. Böylece eski uygulamaya göre, vakti girmeden namaz kılınmaya başlandı. Biz de, hesabın değil, temkin vaktini kaldırmanın yanlış olduğunu söyledik. Diyanetin takvimi temkinsiz, bizimki temkinlidir. Yetkili biri çıksa, namazlar tehlikeye girdiği için yine temkini koysa, bizimle mi anlaşmış olur, yoksa Diyanet işleri eski uygulamasını devam ettirmiş mi olur?
(Ramazanda Necdilere uymuyanlar, hacda niçin koyun gibi teslim oluyorlar?) diyenler oldu. Medinedeki Necdi polis (Şefaat ya Resulallah demek şirktir) diyerek, elindeki copla Resulullahın kabr-i şerifini ziyaret edenlere vuruyor. Orada dayak yememek için gizli ziyaret ediliyor. Hilali her sene gözetlediğimizi bilen okuyucularımız, hacca gidince, telefon edip hilali görüp görmediğimizi soruyorlar. Genel olarak bir gün sonra Arafata çıkıyorlar. Koyun gibi teslim olmıyanlar da vardır.
Bu sene de Zilhicce hilalini gözetleme yerlerini önceden ilan edeceğiz. Necdilere körükörüne inananları ve bu işte samimi olanları davet ediyoruz. Bir basın toplantısı yaparak canlı yayın ile dünyaya duyuralım. NOT: Necdi, İngiliz casuslarının oyununa gelip Arabistanda Ehl-i sünneti yıkan sapıklara verilen addır.
Vaktin girmediği yerlerde namaz ve oruç
Sual: Almanya'da müslümanların kimi, yatsı ve sabahın vakti girmiyen yerlerde cemâ'atle nâfile namaz kılıyor, kimi kazâ kılıyor. Doğrusu nedir? Oruçlarını nasıl tutarlar?
CEVAP
Bazı kusurlardan dolayı müslümanların bölünmesi doğru değildir. Müslümanlık, birlik dînidir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Cemâ'atte rahmet, ayrılıkta azâb vardır.) [Beyhekî]
(Allahü teâlâ bir topluluğu magfiret ederse, onların içinden birini ayırıp magfiret etmemekten hayâ eder.) [Ebû Şeyh]
(Şeytan, insanın kurdudur. Sürüden ayrılan koyunu kurt yakaladığı gibi, şeytan da İslâm topluluğundan ayrılanı yakalar. Sakın ayrılmayın, câmi ve cemâ'atlerde bulunun!) [Tirmizî]
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Rûm sûresinin 32. âyet-i kerîmesini açıklarken, (Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak sevinmektedir) buyuruyor. Kur'ân-ı kerîmde, (Allahın ipine sarılın) buyuruluyor. Allahın ipinden maksat, cemâ'attir. Cemâ'at da fıkh ve ilim sahiplerinin yoludur. Fıkh âlimlerinden bir karış ayrılan sapıtır. (Tahtâvî)
Kur'ân-ı kerîmde, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyet-i kerîmelerde bildirildiği hâlde, "Beş vakit namaz" tabîri geçmez. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir. Şâfiî âlimlerinin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmiyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyâs edilerek kılınır.
Hanefî âlimlerinin çoğuna göre de, vakit girmediği için bu iki namaz farz olmaz. Nitekim, ayakları olmıyan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sâkıt olmuştur. Bulunmıyan ayaklar yerine vücûdun başka yerini yıkamak gerekmez.
Zengin, islâmın beş şartını da yapmakla mükellef iken, fakire zekât vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu hâlde îfâ bakımından, islâmın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üç olmaktadır. Fakire de, (Sen islâmın beş şartını yapmaya mecbursun) denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur. Muayyen özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü namaz kılmak için hadesten tahâret şartı mevcut değildir. Özürden kurtulunca kazâ etmesi de emredilmemiştir. Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulû ettiği memleketlerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak lâzım değildir. (Ni'met-i Islâm)
Halebî'de buyuruluyor ki:
Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddîn Bürhan-ül eimme hazretleri, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetvâ vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvânî hazretleri, (Vakit girmiyen yerlerde yatsı namazı kazâ olarak kılınır) diye fetvâ vermiştir. Ancak daha sonra, bu fetvâyı duyan Harezm'de Şeyh-i Kebir Bakkâli hazretleri, (Vakit girmiyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetvâ verdi. İmâm-ı Hulvânî hazretleri bu fetvâ üzerine, Şeyh-i Kebir hazretlerine, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye sordurunca, Şeyh-i Kebir hazretleri de, (Dirsekleri ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmıyan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra, (İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmiyen yerdeki müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında, İmâm-ı Hulvânî hazretleri, hakkı teslîm edip, önceki fetvâsından rücû etti. Hanefîde vakit, namazın hem şartı hem de, sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca, ya'nî vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kazâ etmek de gerekmez. Fakat ba'zı âlimlere göre bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyâta riâyet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılamadığım yatsı veya sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur.
Seferî olanın, dört mezhebde de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve Ay'a giden müslüman, seferî ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kazâ eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri çok uzun olan yerlerde ikâmet eden bir müslüman, oruca saat ile başlar, saat ile bozar. Vakitleri normal teşekkül eden en yakın bölgelere kıyâs edilir. O hâlde gündüzleri çok uzun olan yerde yaşıyan müslümanlar, gündüzü böyle uzun olmıyan bir şehirdeki müslümanların zamanına uyarak oruçlarını tutarlar. (Dürer)
Orucu açıkta yemenin zararı
Sual: “Allahın bildiği kuldan saklanmaz” diyerek açıktan oruç yiyenler oluyor. Günah değil midir?
CEVAP
Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemelidir! Günahı gizlemek birkaç yönden faydalıdır:
1- Eğer günâhlarımız açığa çıkmamışsa sevinmelidir! Cenâb-ı Hak, (Günâhı gizleyin) buyuruyor. Peygamber efendimiz de sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:
(İnsan günâhını dünyada gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyâmette, bu günâhı kullarından saklar.) [Müslim]
2- Allahü teâlâ açıktan, çekinmeden günâh işleyenlere daha çok buğzeder. Fakat üzülerek günâhını gizliyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Bir günâha düşen, günâhını gizlesin! Allahü teâlânın örtüsünü onun üzerinde bulundursun!) [Müslim]
3- Günâh işlerken halktan olsun utanmalıdır! Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günâhı gizlemelidir! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Hayâ tamamıyla hayırdır.) [Buhârî]
(Hayâ îmândandır.) [Buhârî]
(Hayâsızın dîni olmaz ve hayâsız kişi Cennete giremez.) [Deylemî]
4- Kötü örnek olmamak, başkalarının da günâh işlemesine cesâret vermemek için günâhı gizlemelidir! Böyle sebeplerden dolayı günâhı gizlemeli, gizli de olsa günâh işlemekten sakınmalıdır! Çünkü günâhlar öldürücü zehirdir. Îmânı olan günâh işlemekten çok korkar. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Mü'min, günâhını dağ gibi görür, üzerine düşeceğinden korkar. Münâfık ise, günâhını, burnuna konmuş, hemen uçacak bir sinek gibi görür.) [Buhârî]
Günahkarın orucu
Sual: Bazıları, (Namaz kılmıyan veya açık gezen veya başka günah işliyen bir kimse, boşuna oruç tutmamalıdır) diyor. Günahkâr olan hiçbir ibadet yapamaz mı? Namaz kılan günah işlemez mi?
CEVAP
Bazı kimseler, “Ya, dinimizin bütün emirlerini yapıp, bütün yasaklarından kaçınmak veya hiçbirini yapmamak lazım olduğunu” söyliyerek, “Ya hep, ya hiç” diyorlar. Bu, çok yanlıştır. İnsanın, birkaç günah işliyorum diye, diğer günahları da yapması lazım olmaz. Hem oruç tutup, hem de günah işliyen kimse, oruç tutmakla hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz. Fakat ahirette niçin oruç tutmadın diye hesaba çekilmez. Oruç borcunu ödemiş olur. Hatta orucun bereketiyle diğer günahlardan da kaçma imkânı olur.
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
(Bütün günahlara tevbe edip, hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapılamazsa, bazı günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunların bereketiyle, belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. “Bir şeyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçırmamalı” buyuruldu.) [C.2, m.66]
Namazın dînimizdeki yeri, oruca göre daha mühim ise de, bir kimseye namaz kılmadığı için, (oruç da tutma) denmez. Aksine, (Namaz kılamıyorsan, orucu bâri terketme) denir. Namaz kılmamakla büyük bir günâha giren kimse, oruç tutmazsa günâh miktarı daha da çok artar.
Birkaç günâha müptelâ olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Diğerlerini bırakmadığına göre bu günâha da devam et) denmez. Günâh miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Allahtan korkup bir günâhtan vazgeçmek îmân alâmetidir. Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki: (Ömründe bir defa Allahı anan veya O'ndan korkan müslüman, Cehennemden çıkar.) [Tirmizî]
Günâh işliyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bâri bırakma) demelidir! Bu ibâdetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzaklaşabilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak lâzımdır. Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki: (Rahmet-i İlâhîden ümit kestirip dinden nefret ettirenlere, la'net olsun! Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz!) [Şir'a]
Bir genç, Peygamber efendimize, (Şu üç günâhı bırakamıyorum) dedi. O üç günâh, yalan, zinâ ve içki idi. Resûlullah efendimiz, (Bu üç günâhtan yalanı benim için bırak) buyurdu. O genç, kabûl edip gitti. Daha sonra, diğer iki günâhı işlemek isteyince, (Bu günâhları işleyip Resûlullahın karşısına çıkınca, "Ben işlemedim" desem yalan söylemiş olurum. Eğer işlediğimi söylersem, beni cezâlandırır) diye düşündü. Diğer iki günâhtan da vazgeçip sâlih kimselerden oldu. (Şir'a)
Kelime-i şehâdeti dil ile söyleyip kalb ile de tasdik eden müslümandır. Günâh işliyen, müslümanlıktan çıkmaz. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Cebrâil aleyhisselâm, "Ümmetine müjde ver ki, şirk üzere ölmiyen Cennete girer" dedi. Ben, "Zinâ ve hırsızlık eden de mi Cennete girer" diye üç defa sordum. "Evet, zinâ ve hırsızlık eden de Cennete girer" dedi. Daha sonra, "İçki içse de yine Cennete girer" dedi.) [Buhârî][Bu günâhların cezâları çekildikten sonra ancak o zaman Cennete girilir.]
Bu müjdeler, insanı günâh işlemeye sevk etmemelidir! Her günâh, kalbi karartır, insanı küfre sürükler ve ebedî Cehennemde kalmaya sebep olabilir. Allahın gazâbı günâhlar içinde saklıdır. Onun için her günâhtan kaçınmalıdır. Belâm-ı Bâûrâ, çok ibâdet eden büyük bir âlim iken, bir günâh yüzünden kâfir oldu. Günâh işleyen hemen tevbe etmelidir! (K.Saâdet)
“Allaha ve Resulüne” uymak
Sual: Bir diş tabibi hanım, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Çünkü bozulmaz diye bir âyet yok) ve (oruç kefareti diye bir şey yoktur) diyor. Bir husus Kur’anda bulunamazsa sünnete bakılmaz mı? Bu hanımefendiye nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Bir kimsenin, kendi uzmanlık sahasının dışında bir uzman gibi konuşması elbette uygun olmaz. Diş tabibi bu hanım, âyetleri, hadisleri diş çeker gibi, hem de morfinsiz, çekip atıyor. Önce bahsettiği âyete bakalım: Müşrikler, (Eğer öldükten sonra dirilmek var ise, dünyada şerefli olduğumuz gibi ahirette de şeref bizim olur, müslümanlardan daha iyi yaşarız) diyorlar. Allahü teâlâ da, Kalem suresinin 35. Âyetinde (Biz müslümanları mücrimlerle bir tutar mıyız?) buyuruyor. 37. Âyetinde ise, kâfirlere (Yoksa size inmiş bir kitap mı var da, oradan bunları okuyorsunuz) buyuruyor. Tabibe hanım, kâfirler için inen bu âyeti müslümanlara uygulamaya çalışıyor. Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Yalnız Allaha uyun) denmiyor, (Allaha ve Resulüne uyun) buyuruluyor. Sonra Resulullaha uymak Allaha uymaktan farklı değildir. (O, [Resulullah] vahyedilenden başkasını söylemez.) buyuruluyor. (Necm 3)
Bu âyet-i kerime Peygamber efendimizin din hakkında bildirdikleri Allahü teâlânın vahyettiğinden başka olmadığını bildirmektedir. Ayrıca, (Peygamber size neyi verdiyse [neyi emretmişse] onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının.) buyurulmaktadır. (Haşr 7)
Demek ki Allahü teâlânın Kur’anı kerimde açıkça bildirmediği hususlar var ki, (Peygamberin emrettiklerini yapın, yasakladıklarından sakının) buyuruluyor. Mesela namazları nasıl kılacağımızı Kur’andan bulamayız. Kaç rekat olduğunu da bulamayız. Hangi rekatta neleri okuyacağımızı da bulamayız. Yanılırsak, ne yapacağımızı da bulamayız. Nerede buluruz? Peygamber efendimiz namazı nasıl kılmışsa öyle kılarız. Hangi rekatlarda neleri okumuşsa veya neleri okuyun buyurmuşsa öyle yaparız. Yanılma secdesini de onun bildirdiği gibi yaparız. Orucu bozan ve bozmayan çok şey vardır. İğne orucu bozar mı, hayz halinde oruç tutmak gerekir mi? Orucun farzları nelerdir? Bunları Peygamber efendimizden öğreniriz. Biz Peygamber efendimizin emrine uyarsak, başka bir kitaptan mı okumuş oluruz? Sünnetler Kur’andan başka değildir. Allahü teâlâ, Resule uymamızı emrediyor. Allahın bu emrine uymamız niye anormal karşılanır ki? Dârimi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Allahın emri ile, Cebrail aleyhisselam, Kur'an-ı kerimi getirdiği gibi, açıklaması olan sünneti de getirmiştir. Hadis-i şerifte de, (Peygamberin haram kılması, Allahın haram kılması gibidir.) buyuruluyor. (Tirmizî)
Tabibe hanım, (Unutarak da yense, oruç bozulur. Çünkü bozulmaz diye bir âyet yok) diyor. Âyette olmayanlar sünnet ile bildirilmiştir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Oruçlunun unutarak yiyip içtiği Allah'ın ona gönderdiği bir rızıktır. Kaza gerekmez.) [Dâre Kutnî]
(Oruçlu iken unutarak yiyip içen, orucuna devam etsin, Çünkü onu Allah yedirip içirmiştir.) [Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî]
Âyetleri herkes kendine göre yorumladığı için 72 sapık mezhep meydana çıkmıştır. Peygamber efendimizin açıklamasına uyulsa idi, bu ayrılıklar olmazdı. Ayrılıklar, Peygamber efendimize uyulmamaktan ileri gelmektedir. Herkes Peygamber efendimizin açıklamasını esas alsa, ayrılık olmaz.
Tabibe hanım, (oruç kefareti diye bir şey yoktur) diyor. Ramazan orucunu, kasten bozana kefaret lazım geldiği din kitaplarının hepsinde yazılıdır. Kütüb-i sitte isimli meşhur altı hadis kitabından Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâî’de mevcuttur. Hz. Ebu Hüreyrenin rivâyet ettiği hadis-i şerif şöyledir: Bir kimse, (Helak oldum ya Resulallah) dedi. Peygamber efendimiz, ne olduğunu sordu. O da Ramazan orucunu kasten bozduğunu söyledi. Peygamber efendimiz, bir köle azad etmesini bildirdi. Kölesi olmadığını bildirince, aralıksız iki ay oruç tutmasını emretti. Bunu da yapamıyacağını bildirince, fakir doyurmasını bildirdi. Demek ki oruç kefareti varmış.
Oruç tutmamayı mubah kılan özürler
Sual: Oruç tutmamayı mubah kılan özürler nelerdir?
CEVAP
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük
günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun
yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.)
buyuruldu. Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz. Oruç
tutmamayı mubah kılan özürler şunlardır:
1- Hastalık. Hasta olan veya oruç tutunca hastalığı artan kimse, oruç tutmaz
veya tutuyorsa bozabilir. Hastaya bakan da, hasta hükmündedir. Hastaya bakmak
için sıkıntıya girerse, oruç tutmayabilir.
2- Sefer: 104 km uzağa giden kimse, 15 günden az kaldığı yerde seferi olur.
Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa,
orucu kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Seferde, sıkıntı içinde
oruç tutmak iyilik sayılmaz) buyuruldu.
3- Gebe ve emzikli olmak: Kendine veya çocuğuna bir zarar gelecekse, gebe ve
çocuk emziren kadın oruç tutmaz. Hadis-i şerifte, (Allahü teala, gebe ve
emziklinin orucunu tehir etti.) buyuruluyor. Çocuğu emziren kadın, ister kendi
çocuğunu emzirsin, isterse başkasının çocuğunu emzirsin hüküm aynıdır.
4- Açlık ve susuzluk: Kendisine şiddetli açlık ve susuzluk meydana gelen
kimse, ölüm tehlikesi varsa veya aklı gidecekse yahut hastalanıp bir zarara
uğrayacaksa, orucunu bozabilir.
5- İhtiyarlık: Çok yaşlı kimse, oruç tutamayacak halde ise, oruç tutmaz,
iyileşme ihtimali de yoksa, tutamadığı günler için fidye verir. 30 günün
fidyesi 53 kg. undur.
6- İkrah: Birisi oruç tutana, (Orucunu bozmazsan seni öldürürüm veya bir uzvunu
keserim) diye tehdit etmişse, dediğini yapmaya gücü yetiyorsa, ve blöf
yapmıyorsa, oruçlunun orucunu bozması mubah olur.
Oruç çeşitleri
Sual: Ramazandan sonra her ay oruç tutmak isteyen hangi günler tutmalıdır?
CEVAP
Her ay hiç değilse 3 gün oruç tutmak çok iyidir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Her [kamerî] ayda 3 gün oruç tutmak, bütün yılı oruçla geçirmek gibi sevâbdır.) Buhârî]
(İbrâhim aleyhisselâm, her ayda 3 gün oruç tuttu. Allahü teâlâ da ona ömür boyu oruç tutmuş gibi sevâb verdi ve ömür boyu sanki yiyip içmiş gibi kuvvet, zindelik verdi.) [Beyhekî]
(Hz.Ebû Hüreyre de, (Resûlullah her ay 3 gün oruç tutmamı söyledi) dedi. (Buhârî)
(Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Müslim]
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbindeki kin yok olur.) [Bezzâr]
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesâî]
"Eyyâm-ı biyd" denilen kamerî ayların 13, 14 ve 15. günleri de tutmak iyi olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Ayda 3 gün oruç tutan, ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutsun!) [Nesâî](Her ay, eyyâm-ı biyd'de oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Nesâî]
Şevval ayında oruç
Sual: Şevvâl ayında tutulan orucun fazîleti nedir?
CEVAP
Her zaman oruç tutmak sevâbdır. Hadîs-i şerîfte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. Bu ayda tutulan orucun da çok sevâbı vardır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Ramazanda orucunu tutup, ardından Şevvâl ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günâhsız olur.) [Taberânî]
(Ramazan orucu ile şevvâl ayında da 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır. Kur'ân-ı kerîmde "Bir iyilik yapana on katı verilir" buyuruldu.) [I.Mâce]
(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan altı gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir sene oruç tutma sevâbına kavuşulur.) [Ibni Huzeyme]
Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:
(Ramazan bayramından sonra peşpeşe altı gün oruç tutan, senenin tamamında oruç tutmuş gibi olur.) [Taberânî]
Bazı âlimler de, Şevvâl ayının her on gününde iki gün oruç tutmanın daha uygun olacağını bildirmiştir. Demek ki bu oruçları peşpeşe tutmak câiz olduğu gibi, aralıklı tutmak da câizdir.
Hangi günler oruç tutmalı
Sual: Şevvâl ayında tutulacak oruçları hangi günler tutmak daha iyidir?
CEVAP
Şevvâl ayında tutulan nâfile veya kazâ oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Ameller, Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arzolunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim.) [Tirmizî]
(Pazartesi ve perşembe, müslümanların günâhlarının affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]
Zilhicce ayında oruç
Sual: Zilhicce ayında, hangi günlerde oruç tutmalıdır?
CEVAP
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyhekî]
(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasihin]
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) [Beyhekî]
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberânî]
[Tesbih: Sübhanallah,
Tahmid: Elhamdülillah,
Tehlil: Lâ ilâhe illallah,
Tekbir: Allahü ekber, demektir.]
İlk on günün kıymeti
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihâddan da mı daha kıymetlidir) dediler. Peygamber efendimiz, cevabında buyurdu ki: (Evet cihâddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihâdı daha kıymetlidir.) [Buharî]
Ebüdderda hazretleri buyurdu ki:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok duâ ve istigfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu.
Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belâlardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve cennette yüksek derecelere kavuşur.) [Şira]
Nafile oruç tutarken uygun bir davete gidilince, orucu bozmak günah değildir. Bir mümin arkadaşı sevindirmek ve onu üzmemek için davetine gidilir. Davete gidip de orucunu bozmayan bir kimseye Peygamber efendimiz, (Arkadaşın senin için bu kadar külfete girdiği hâlde, sen hâlâ “Oruçluyum” diyorsun. Şimdi ye, sonra yerine bir gün tutarsın.) buyurdu. Yine buyurdu ki: (Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafile] orucunu bozsun!) (Din kardeşinin hatırı için nafile orucu bozana, bin günlük oruç sevabı yazılır. Bu orucu kaza edince de iki bin günlük sevap yazılır.)
Öğleden sonra, bir zaruret olmadıkça, nafile orucu bozmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Nafile oruç tutan kimse, öğleye kadar muhayyerdir.) buyuruldu.
Şeytanlar bağlı ama
Sual: Günah işlememize şeytanlar sebep olduğuna göre, Ramazanda bağlı olan şeytanlar nasıl günah işletiyor?
CEVAP
Günah işlememize yalnız şeytanlar değil, kendi nefsimiz de sebep olmaktadır. Nefsin zararı, şeytanınkinden çok fazladır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Ramazanda günah işleten, nefsimizdir. Bu ayda, şeytanlar bağlı olduğu için, vesvese veremezler. Ramazanda esnemeler de şeytandan değildir. Asabî esnemeler, yorgunluk, uykusuzluk gibi hâllerde meydana gelir. (M. Rabbânî)
Oruç Allah rızası için tutulur
Sual: "Okulu bitirsem iki sene oruç tutacağım" dedim. Fakat "Allah rızası" için demediğim için oruç tutmam gerekir mi?
CEVAP
Oruç, zaten Allah rızası için tutulur. Onunu için oruç tutmak gerekir. (Dürer)
Oruç tutmayan işçiye yemek
Sual: Oruç tutmayan işçiye, Ramazanda yemek verilir mi?
CEVAP
Yemek verilmez, yemek parası verilir.
Oruçlu iken hastalanana su vermek
Sual: Ramazanda oruç tutarken ağır hastalanan kimseye su vermek câiz midir?
CEVAP
Câizdir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Oruçlu iken vefât edene, kıyâmete kadar oruç tutmuş gibi sevâb yazılır.) [Deylemî]
Ramazan-ı şerîf hâricinde ölüm hâlindeki oruçlu hastalara, su vermek müstehâbdır. (Sefer-i âhiret)
Namaza kalkamıyanın oruç adaması
Sual: Sabah namazına kalkamayanın her defa için bir gün oruç tutmayı adaması caiz midir?
CEVAP
Hayır caiz değildir.
SADAKAİ FITIR
Ramazan orucu gökle yer arasında durur..
Sual: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?
CEVAP
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fıtra vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fıtra vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.)
(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden meydana gelen günahları temizler.)
(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]
Diğer üç mezhebde, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir.) buyuruldu. Dinen zengin olmıyan herkes, fıtra, zekât alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan müslümanın, fıtra vermesi vacip olur. Fıtra, zekât alması, haram olur. Fıtra nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez
Dinin bildirdiği zenginlik
Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmıyan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekât vermesi gerekir ve zekât alması caiz olmaz.
Ticaret için olmayan malların zekâtı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.
Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekât alabilir. Nisaba malikse fıtra vermesi vacip olur.
Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fıtra vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]
Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevabdır. Şafiîde Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamıyan kimsenin de, zengin ise fıtra vermesi gerekir.
Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fıtra olarak yarım sa buğday veya un, yahut bir sa arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fıtra olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir.
Fıtra miktarları ve bugünkü değerleri yaklaşık olarak şöyledir:
Fıtranın cinsi Miktarı(gr) Değeri (TL)
Buğday 1750 200.000
Un 1750 250.000
Un (İyi) 1750 350.000
Arpa 3500 300.000
Kuru üzüm 3500 3.000.000
K. Üzüm (İyi) 3500 5.000.000
Hurma 3500 2.000.000
Hurma (İyi) 3500 12.000.000
Zengin hasta ve sadaka-i fıtr
Sual: Hasta olduğu için oruç tutamıyan zengin sadaka-i fıtr verir mi?
CEVAP
Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamıyanın, zengin ise sadaka-i fıtr vermesi gerekir.