KlaS
Admin
Omuz Ağrıları
Omuz Ağrıları
Omuz Ağrıları
Omuz Ağrıları Sebebleri - Kas Ağrıları - Omuz Bölgesinde Ağrıları
Doç. Dr. Tunay Sarpel (ÇÜTF Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı)
İnsan vücudunun omuz bölgesi, skapula, humerus, klavikula kemikleri ile bunlar arasındaki eklemlerden oluşur. Bu eklemler, glenohumeral eklem, akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklem ve skapulotorasik birleşimdir (fonksiyonel eklem). Eklemlerin eşzamanlı ve uyumlu hareketi üst ekstremite ve ele fonksiyonel bir ark içinde oldukça geniş hareket kapasitesi sağlar (1, 2). Omuz bölgesi bu geniş hareket kapasitesi ile orantılı olarak yaralanmaya oldukça uygun bir konumdadır
Omuz ağrıları, en yaygın muskuloskeletal semptomlardandır. Prevalans çalışmalarına göre görülme oranı % 7-10 arasında değişmektedir Omuz bölgesindeki ağrılar, glenohumeral eklem ve çevresindeki kemik veya periartiküler yumuşak dokulardan (ör. rotator kaf, bisipital tendon, subakromiyal bursa), akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklemden kaynaklanabilir. Bunlara ek olarak tuzak nöropatileri, brakial nöritis, servikal omurga ve visseral organ patolojileri gibi nedenler de omuz bölgesinde ağrıya neden olabilirler
Omuz bölgesi patolojilerinde en sık rastlanan semptomlar ağrı ve hareket kısıtlılığıdır . Hastaların değerlendirilmesinde doğru, detaylı anamnez ve dikkatli fizik muayene son derece önemlidir. Ağrının tipi, yeri ve yayılımı, arttıran faktörler, süresi dikkatle sorgulanmalıdır. Özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda sıklıkla servikal patoloji de eşlik edebilir. Torakal omurga ve kosta patolojileri, postür bozuklukları omuz kuşağı hareketlerini etkileyebilir. Bu nedenle omuz muayenesinin bir parçası olarak servikal ve torakal bölgenin de değerlendirilmesi gereklidir. Geçirilmiş travmalar, teşhise yardım edebilir. Örneğin, omuzun üzerine düşme sonucunda rotator kaf veya akromiyoklavikular eklem yaralanması oluşabilir. Hastanın yaptığı spor aktivitelerinin öğrenilmesi, genç hastalarda buna bağlı oluşabilecek yaralanmaların saptanmasını sağlayabilir. Hastanın geçirdiği diğer hastalıklar ve daha önce gördüğü tedaviler de dikkatle sorgulanmalıdır. Romatoid artrit gibi inflamatuvar romatizmal hastalıklar, serebrovasküler olaylar, kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklara omuz patolojileri eşlik edebilir
Omuz Ağrısı nedenleri
Subakromiyal Sıkışma Sendromu
Akromiyon, korakoakromiyal ligament ve korakoid çıkıntının oluşturduğu korakoakromiyal ark, sert bir yapı olup kolun elevasyonunu kısıtlar. Altında bulunan humerus başını ve rotator kafı direk travmalardan korur. Subakromiyal sıkışma sendromu, korakoakromiyal ark ile humerus başı arasındaki yumuşak dokuların, supraspinatus tendonu ve subakromiyal bursanın sıkışması ve inflamasyonu ile meydana gelir Subakromiyal aralığı daraltal yapısal ve fonksiyonel nedenler subakromiyal sıkışma sendromuna yol açabilir. Akromiyoklavikular eklem patolojileri, osteofitler, akut veya kronik bursa inflamasyonu, korakoakromiyal ligamentin kalınlaşması, akromiyoklavikular eklem patolojileri, proksimal humerus kırığı malünyonu, akromiyonun morfolojik değişiklikleri (Tip III, çengel şeklinde akromiyon) yapısal nedenlerdendir Fonksiyonel nedenler, torasik kifoz artışına bağlı anormal skapula ve omuz pozisyonu, rotator kaf zayıflığı, posterior kapsül gerginliği veya rotator kaf yırtığına bağlı oluşan glenohumeral depresyon kaybıdır. Subakromiyal aralığı daraltan herhangibir neden sonucunda, kolun abduksiyon ve öne fleksiyon hareketi sırasında rotator kaf, humerus başı ile akromiyal ark arasında sıkışır. Ödem, inflamasyon ve bursit meydana gelir. Tekrarlayan sıkışma ve inflamasyon atakları sonunda dejeneratif tendinit ve rotator kaf yırtığı gelişebilir Subakromiyal sıkışma sendromunda hastalar omuzun anterior yüzüne lokalize olan ve gece istirahatte artan ağrıdan yakınırlar. Kol elevasyonunun 60° ile 120° arası ağrılıdır, buna ağrılı ark denir . Fizik muayenede Neer ve Hawkins subakromiyal sıkışma testleri pozitif bulunur. Kesin teşhis için subakromiyal enjeksiyon testi uygulanır. Subakromiyal aralığa 3-5ml %1’lik Lidocain enjeksiyonu yapılır. Bir kaç dakika beklendikten sonra sıkıştırma manevraları tekrarlanır. Ağrının en az %50 azalması teşhis için değerlidir (8, 13). Hastalığın tanısında radyografik inceleme, ultrasonografi, artrografi ve MRG yöntemleri yardımcıdır.
Subakromiyal sıkışma sendromunun 3 evresi bulunur:
Evre 1- Ödem ve Hemoraji: Sıklıkla gençlerde, kolun baş üstü bir seviyede aşırı aktivitesi sonucunda gelişir. Tenis, yüzme, atma aktivitesinin yapıldığı spor tiplerinde veya kolunu sürekli horizontal planda tutarak çalışanlarda görülür. Supraspinatus tendonu ve subakromiyal bursada ödem ve hemoraji meydana gelir. İstirahat ve konservatif tedaviye olumlu yanıt alınır ve reversibldır. Bu evrede lokal buz uygulaması, aktivite kısıtlaması, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, omuz eklem hareket açıklığını koruyan egzersiz programı önerilir
Evre 2- Fibrozis ve Tendinit: Tekrarlayan travmalar sonucunda subakromiyal bursa, supraspinatus tendonunda fibrozis ve kalınlaşma meydana gelir. 25-40 yaş grubunda sıktır ancak herhangi bir yaşta da görülebilir. Ağrı aktivite ile artar ve giderek günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayabilir, geceleri uykuyu bozacak kadar şiddetlenebilir.
Evre 3- Kemik ve Tendon Lezyonları: Genellikle 40 yaş üzeri bireylerde görülür. Rotator kafta parsiyel veya tam yırtık, bisipital tendon yırtığı, akromiyon ve tüberkulum majusta kemik lezyonları oluşur. Semptomlar aktiviteyle ve gece artar. Eklem hareket kısıtlılığı ve sertlik hissi bulunur. Bu hastalarda özellikle abduksiyon ve eksternal rotasyonda güçsüzlük bulunur. Üst ekstremitenin 90° abduksiyonda tutulması güçleşir, düşen kol (drop-arm) testi pozitifdir. Kronik vakalarda omuz çevresinde atrofi gelişebilir. Tedavisi genellikle cerrahi olup anterior akromiyoplasti, rotator kaf tamiri yapılabilir
Glenohumeral instabilite:
Rotator kaf veya omuz eklemi kapsülünde oluşan kronik, travmatik yırtıklar humerus başı ile glenoid kavitenin ilişkisinin bozulmasına yol açabilirler. Bunun sonucunda glenohumeral instabilite gelişir Glenohumeral eklem, vücutta en fazla hareket genişliğine sahip olan, aynı zamanda en sık dislokasyon görülen büyük eklemdir. Subluksasyonunda ise, eklem yüzlerinde tam ayrılma olmaksızın glenoid üzerinde humerus başının semptomatik translasyonu meydana gelir . Glenohumeral instabilite kronolojik olarak, konjenital, akut, kronik, fikse ve rekürren tipler şeklinde sınıflandırılabilir. Konjenital instabilite, proksimal humerus veya glenoid anomalisi veya yokluğu sonucunda olabilir. Etiyolojik faktörlere göre, omuz instabilitelerini travmatik ve atravmatik olarak iki gruba ayırabiliriz (Matsen’in sınıflandırması)
1-TUBS: Travmatik, Unidirectional (tek yönlü) instabiliteli hastalar, genellikle Bankart lezyonu bulunur, fonksiyonel stabilite için cerrahi giritim (Surgery) gerekir.
2-AMBRİ: Atravmatik, Multidirectional (çok yönlü), Bilateral instabiliteli hastalar, genellikle Rehabilitasyon programlarına iyi yanıt alınır. İnferior kapsülde değişiklik olabilir.
Glenohumeral instabilitenin en sık nedeni travmadır ve genellikle gençlerde, aktif atletlerde görülür. İnstabilitenin yönü yaralanma mekanizmasına, direk veya indirek travmaya bağlıdır. Abduksiyon, ekstansiyon ve dış rotasyon kuvvetlerinin bileşimi anterior omuz eklemi kapsülünde lezyona ve anterior instabiliteye yol açar. Kol adduksiyon ve iç rotasyonda iken aksiyal stres altında kalırsa posterior instabilite oluşur. En sık anterior instabilite görülür
Tethisde anamnez ve fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede, genel eklem laksitesi değerlendirilir ve anterior endişe testi, posterior stres testi gibi provakatif testler uygulanır. Humerus başı kavranarak glenoid kaviteye göre anterior ve posterior yönde kayma hareketlerinin oranına bakılır. İnferior kayma, hastanın kolu fleksiyonda iken dirsek üzerinden tutulup aşağıya doğru çekilerek değerlendirilir. Bu durumda akromiyonun altında boşluk (sulkus belirtisi) oluşur . Bilgisayarlı tomografi, MRG ve diagnostik artroskopi teşhise yardımcıdır .
Akut omuz dislokasyonunda redüksiyon yapılıp eklem, tekrarlayabilecek dislokasyonların önlenmesi için korunur. Kapalı redüksiyonu takip eden bir kaç gün içinde izometrik egzersizlere başlanır. Atravmatik instabilitenin tedavisinde amaç, ağrıyı gidermek ve fonksiyonel stabiliteyi yeniden kazandırmaktır. Bu amaçla rotator kaf ve biseps kası gibi dinamik stabilizatörlerin kuvvet ve koordinasyonunu arttıran egzersiz programları verilir. Atravmatik ve travmatik instabilitelerde kontrollü bir egzersiz programı uygulanmasına rağmen fonksiyonel stabilite sağlanamazsa cerrahi tedavi seçilir. Postoperatif dönemde, eklem hareket açıklığını sağlayan, kas güçlendirici, omuz mekaniğini düzelten ve enduransı arttıran rehabilitasyon programları uygulanır
Rotator Kaf Tendiniti:
Rotator kaf tendiniti en yaygın omuz ağrısı nedenidir. Yapılan bir çalışmada omuz ağrısı nedenleri içinde rotator kaf lezyonları oranı % 65 olarak bildirilmiştir . En sık supraspinatus tendonu etkilenir. Vasküler çalışmalarda, tendonun tuberkulum majusa yapıştığı yerin 1-2 cm proksimalinde bulunan ‘kritik zon’ denen avasküler alanda dejenerasyon gelişebileceği gösterilmiştir. Kolun tekrarlayan elevasyon ve abduksiyonunda bu bölgede relatif hipovaskülarite oluşarak inflamasyon ve tendinit meydana gelmektedir . Hastada omuzun ön ve üst kısmına lokalize künt bir ağrı yakınması bulunur. Supraspinatus aktivitesinin maksimum olduğu abduksiyonun 60° ile 120° si arasında ağrı saptanır. Tekrarlayan iskemik ve inflamatuar ataklar sonucunda rotator kafta meydana gelen dejenerasyona bağlı olarak rotator kaf yırtığı oluşabilir. Rotator kaf tendinitinin erken dönem tedavisinde istirahat ve aktivite düzenlenmesi yapılır. Analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar verilir, fizik tedavi modaliteleri, ultrason tedavisi uygulanabilir. Ağrının azalması ile birlikte omuz eklemi hareket açıklığını koruyan ve dinamik stabilizatörleri güçlendiren egzersiz programlarına başlanır .
Omuz Ağrıları
Omuz Ağrıları Sebebleri - Kas Ağrıları - Omuz Bölgesinde Ağrıları
Doç. Dr. Tunay Sarpel (ÇÜTF Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı)
İnsan vücudunun omuz bölgesi, skapula, humerus, klavikula kemikleri ile bunlar arasındaki eklemlerden oluşur. Bu eklemler, glenohumeral eklem, akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklem ve skapulotorasik birleşimdir (fonksiyonel eklem). Eklemlerin eşzamanlı ve uyumlu hareketi üst ekstremite ve ele fonksiyonel bir ark içinde oldukça geniş hareket kapasitesi sağlar (1, 2). Omuz bölgesi bu geniş hareket kapasitesi ile orantılı olarak yaralanmaya oldukça uygun bir konumdadır
Omuz ağrıları, en yaygın muskuloskeletal semptomlardandır. Prevalans çalışmalarına göre görülme oranı % 7-10 arasında değişmektedir Omuz bölgesindeki ağrılar, glenohumeral eklem ve çevresindeki kemik veya periartiküler yumuşak dokulardan (ör. rotator kaf, bisipital tendon, subakromiyal bursa), akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklemden kaynaklanabilir. Bunlara ek olarak tuzak nöropatileri, brakial nöritis, servikal omurga ve visseral organ patolojileri gibi nedenler de omuz bölgesinde ağrıya neden olabilirler
Omuz bölgesi patolojilerinde en sık rastlanan semptomlar ağrı ve hareket kısıtlılığıdır . Hastaların değerlendirilmesinde doğru, detaylı anamnez ve dikkatli fizik muayene son derece önemlidir. Ağrının tipi, yeri ve yayılımı, arttıran faktörler, süresi dikkatle sorgulanmalıdır. Özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda sıklıkla servikal patoloji de eşlik edebilir. Torakal omurga ve kosta patolojileri, postür bozuklukları omuz kuşağı hareketlerini etkileyebilir. Bu nedenle omuz muayenesinin bir parçası olarak servikal ve torakal bölgenin de değerlendirilmesi gereklidir. Geçirilmiş travmalar, teşhise yardım edebilir. Örneğin, omuzun üzerine düşme sonucunda rotator kaf veya akromiyoklavikular eklem yaralanması oluşabilir. Hastanın yaptığı spor aktivitelerinin öğrenilmesi, genç hastalarda buna bağlı oluşabilecek yaralanmaların saptanmasını sağlayabilir. Hastanın geçirdiği diğer hastalıklar ve daha önce gördüğü tedaviler de dikkatle sorgulanmalıdır. Romatoid artrit gibi inflamatuvar romatizmal hastalıklar, serebrovasküler olaylar, kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklara omuz patolojileri eşlik edebilir
Omuz Ağrısı nedenleri
Subakromiyal Sıkışma Sendromu
Akromiyon, korakoakromiyal ligament ve korakoid çıkıntının oluşturduğu korakoakromiyal ark, sert bir yapı olup kolun elevasyonunu kısıtlar. Altında bulunan humerus başını ve rotator kafı direk travmalardan korur. Subakromiyal sıkışma sendromu, korakoakromiyal ark ile humerus başı arasındaki yumuşak dokuların, supraspinatus tendonu ve subakromiyal bursanın sıkışması ve inflamasyonu ile meydana gelir Subakromiyal aralığı daraltal yapısal ve fonksiyonel nedenler subakromiyal sıkışma sendromuna yol açabilir. Akromiyoklavikular eklem patolojileri, osteofitler, akut veya kronik bursa inflamasyonu, korakoakromiyal ligamentin kalınlaşması, akromiyoklavikular eklem patolojileri, proksimal humerus kırığı malünyonu, akromiyonun morfolojik değişiklikleri (Tip III, çengel şeklinde akromiyon) yapısal nedenlerdendir Fonksiyonel nedenler, torasik kifoz artışına bağlı anormal skapula ve omuz pozisyonu, rotator kaf zayıflığı, posterior kapsül gerginliği veya rotator kaf yırtığına bağlı oluşan glenohumeral depresyon kaybıdır. Subakromiyal aralığı daraltan herhangibir neden sonucunda, kolun abduksiyon ve öne fleksiyon hareketi sırasında rotator kaf, humerus başı ile akromiyal ark arasında sıkışır. Ödem, inflamasyon ve bursit meydana gelir. Tekrarlayan sıkışma ve inflamasyon atakları sonunda dejeneratif tendinit ve rotator kaf yırtığı gelişebilir Subakromiyal sıkışma sendromunda hastalar omuzun anterior yüzüne lokalize olan ve gece istirahatte artan ağrıdan yakınırlar. Kol elevasyonunun 60° ile 120° arası ağrılıdır, buna ağrılı ark denir . Fizik muayenede Neer ve Hawkins subakromiyal sıkışma testleri pozitif bulunur. Kesin teşhis için subakromiyal enjeksiyon testi uygulanır. Subakromiyal aralığa 3-5ml %1’lik Lidocain enjeksiyonu yapılır. Bir kaç dakika beklendikten sonra sıkıştırma manevraları tekrarlanır. Ağrının en az %50 azalması teşhis için değerlidir (8, 13). Hastalığın tanısında radyografik inceleme, ultrasonografi, artrografi ve MRG yöntemleri yardımcıdır.
Subakromiyal sıkışma sendromunun 3 evresi bulunur:
Evre 1- Ödem ve Hemoraji: Sıklıkla gençlerde, kolun baş üstü bir seviyede aşırı aktivitesi sonucunda gelişir. Tenis, yüzme, atma aktivitesinin yapıldığı spor tiplerinde veya kolunu sürekli horizontal planda tutarak çalışanlarda görülür. Supraspinatus tendonu ve subakromiyal bursada ödem ve hemoraji meydana gelir. İstirahat ve konservatif tedaviye olumlu yanıt alınır ve reversibldır. Bu evrede lokal buz uygulaması, aktivite kısıtlaması, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, omuz eklem hareket açıklığını koruyan egzersiz programı önerilir
Evre 2- Fibrozis ve Tendinit: Tekrarlayan travmalar sonucunda subakromiyal bursa, supraspinatus tendonunda fibrozis ve kalınlaşma meydana gelir. 25-40 yaş grubunda sıktır ancak herhangi bir yaşta da görülebilir. Ağrı aktivite ile artar ve giderek günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayabilir, geceleri uykuyu bozacak kadar şiddetlenebilir.
Evre 3- Kemik ve Tendon Lezyonları: Genellikle 40 yaş üzeri bireylerde görülür. Rotator kafta parsiyel veya tam yırtık, bisipital tendon yırtığı, akromiyon ve tüberkulum majusta kemik lezyonları oluşur. Semptomlar aktiviteyle ve gece artar. Eklem hareket kısıtlılığı ve sertlik hissi bulunur. Bu hastalarda özellikle abduksiyon ve eksternal rotasyonda güçsüzlük bulunur. Üst ekstremitenin 90° abduksiyonda tutulması güçleşir, düşen kol (drop-arm) testi pozitifdir. Kronik vakalarda omuz çevresinde atrofi gelişebilir. Tedavisi genellikle cerrahi olup anterior akromiyoplasti, rotator kaf tamiri yapılabilir
Glenohumeral instabilite:
Rotator kaf veya omuz eklemi kapsülünde oluşan kronik, travmatik yırtıklar humerus başı ile glenoid kavitenin ilişkisinin bozulmasına yol açabilirler. Bunun sonucunda glenohumeral instabilite gelişir Glenohumeral eklem, vücutta en fazla hareket genişliğine sahip olan, aynı zamanda en sık dislokasyon görülen büyük eklemdir. Subluksasyonunda ise, eklem yüzlerinde tam ayrılma olmaksızın glenoid üzerinde humerus başının semptomatik translasyonu meydana gelir . Glenohumeral instabilite kronolojik olarak, konjenital, akut, kronik, fikse ve rekürren tipler şeklinde sınıflandırılabilir. Konjenital instabilite, proksimal humerus veya glenoid anomalisi veya yokluğu sonucunda olabilir. Etiyolojik faktörlere göre, omuz instabilitelerini travmatik ve atravmatik olarak iki gruba ayırabiliriz (Matsen’in sınıflandırması)
1-TUBS: Travmatik, Unidirectional (tek yönlü) instabiliteli hastalar, genellikle Bankart lezyonu bulunur, fonksiyonel stabilite için cerrahi giritim (Surgery) gerekir.
2-AMBRİ: Atravmatik, Multidirectional (çok yönlü), Bilateral instabiliteli hastalar, genellikle Rehabilitasyon programlarına iyi yanıt alınır. İnferior kapsülde değişiklik olabilir.
Glenohumeral instabilitenin en sık nedeni travmadır ve genellikle gençlerde, aktif atletlerde görülür. İnstabilitenin yönü yaralanma mekanizmasına, direk veya indirek travmaya bağlıdır. Abduksiyon, ekstansiyon ve dış rotasyon kuvvetlerinin bileşimi anterior omuz eklemi kapsülünde lezyona ve anterior instabiliteye yol açar. Kol adduksiyon ve iç rotasyonda iken aksiyal stres altında kalırsa posterior instabilite oluşur. En sık anterior instabilite görülür
Tethisde anamnez ve fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede, genel eklem laksitesi değerlendirilir ve anterior endişe testi, posterior stres testi gibi provakatif testler uygulanır. Humerus başı kavranarak glenoid kaviteye göre anterior ve posterior yönde kayma hareketlerinin oranına bakılır. İnferior kayma, hastanın kolu fleksiyonda iken dirsek üzerinden tutulup aşağıya doğru çekilerek değerlendirilir. Bu durumda akromiyonun altında boşluk (sulkus belirtisi) oluşur . Bilgisayarlı tomografi, MRG ve diagnostik artroskopi teşhise yardımcıdır .
Akut omuz dislokasyonunda redüksiyon yapılıp eklem, tekrarlayabilecek dislokasyonların önlenmesi için korunur. Kapalı redüksiyonu takip eden bir kaç gün içinde izometrik egzersizlere başlanır. Atravmatik instabilitenin tedavisinde amaç, ağrıyı gidermek ve fonksiyonel stabiliteyi yeniden kazandırmaktır. Bu amaçla rotator kaf ve biseps kası gibi dinamik stabilizatörlerin kuvvet ve koordinasyonunu arttıran egzersiz programları verilir. Atravmatik ve travmatik instabilitelerde kontrollü bir egzersiz programı uygulanmasına rağmen fonksiyonel stabilite sağlanamazsa cerrahi tedavi seçilir. Postoperatif dönemde, eklem hareket açıklığını sağlayan, kas güçlendirici, omuz mekaniğini düzelten ve enduransı arttıran rehabilitasyon programları uygulanır
Rotator Kaf Tendiniti:
Rotator kaf tendiniti en yaygın omuz ağrısı nedenidir. Yapılan bir çalışmada omuz ağrısı nedenleri içinde rotator kaf lezyonları oranı % 65 olarak bildirilmiştir . En sık supraspinatus tendonu etkilenir. Vasküler çalışmalarda, tendonun tuberkulum majusa yapıştığı yerin 1-2 cm proksimalinde bulunan ‘kritik zon’ denen avasküler alanda dejenerasyon gelişebileceği gösterilmiştir. Kolun tekrarlayan elevasyon ve abduksiyonunda bu bölgede relatif hipovaskülarite oluşarak inflamasyon ve tendinit meydana gelmektedir . Hastada omuzun ön ve üst kısmına lokalize künt bir ağrı yakınması bulunur. Supraspinatus aktivitesinin maksimum olduğu abduksiyonun 60° ile 120° si arasında ağrı saptanır. Tekrarlayan iskemik ve inflamatuar ataklar sonucunda rotator kafta meydana gelen dejenerasyona bağlı olarak rotator kaf yırtığı oluşabilir. Rotator kaf tendinitinin erken dönem tedavisinde istirahat ve aktivite düzenlenmesi yapılır. Analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar verilir, fizik tedavi modaliteleri, ultrason tedavisi uygulanabilir. Ağrının azalması ile birlikte omuz eklemi hareket açıklığını koruyan ve dinamik stabilizatörleri güçlendiren egzersiz programlarına başlanır .