Müslümanin Akaidi
Müslümanin Akaidi
Müslümanin Akaidi
Günah ve Büyük Günahlar
Günahları büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayırmak Kur’an’ın bir tasnifidir: “Eğer yasakladığımız büyük günahlardan (kebâirden) kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı (seyyiâtınızı) örteriz ve sizi şerefli bir makama koyarız.” (4/Nisâ, 31) “Küçük kusurları (lemem) dışında, büyük günahlardan (kebâira’l-ism) ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” (53/Necm, 32) Âyetlerde geçen kebâir, kebâira’l-ism, zünûb kelimeleri büyük günahları gösterirken; seyyie (çoğulu seyyiât) ve lemem kelimeleri de küçük günahları gösterir.
Hangi günahın kebîre (büyük günah) olduğu hususu, kebîrenin tarifini zorunlu kılmaktadır. Kendisine karşı günah işlenilen Allah’ın azameti itibariyle, bütün günahların büyük olduğu, binaenaleyh büyük-küçük diye bir ayırıma gitmenin gereksiz olduğu yolunda görüşlere rağmen, meşhur ve makbul olan, böyle bir tasnifin varlığını kabuldür. Nitekim, bu konuya temas eden Gazzali, “küçük günahlarla büyük günahların arasında fark olduğunu kabul etmemek uygun değildir. Çünkü dinden öğrendiğimize göre, bir günaha bazen büyük denmekte, bazen de küçük. Zira günahlar, şahıslara ve durumlara göre farklılık arzetmektedir” derken, böyle bir tefrikin yerinde olduğunu belirtmektedir.
Büyük günahın bazı belirtileri şöyle sıralanır:
a- Kendisine bir hadd cezâsının terettüp etmesi,
b- Kur’an veya sünnette azâb veya ateşle tehdidin varlığı,
c- Günahı işleyenin fâsık olarak isimlendirilmesi,
d- Fâilinin lânetlenmesi gibi. Başka bir tarif de şöyledir: Kebîre, üzerinde ısrar edilen; sağîre (küçük günah) ise kendisinden istiğfar edilen günahtır.
İbn Mes’ud’a göre kebâir, Allah’a şirk koşmak, Allah’tan ümidi kesmek ve Allah’ın cezâsından emin olmaktır. İbn Abbas ise kebîrenin tarifinde, üç çeşit belirtisi olan günahın büyük günah olduğu anlayışına sahiptir: a- Allah’ın yasak ettiği şey, büyük günahtır; b- Allah’a isyan demek olan şey, büyük günahtır; c- Allah’ın, hakkında, azâbla, lânetle veya gazâbla hükmünü bildirdiği her fiil büyük günahtır.
Verilen bu tariflerden ortak bir senteze varırsak diyebiliriz ki, büyük günah, yerine getirilmesi vacib/gerekli olarak Allah tarafından bildirilen direktifleri ihlal etmek, bunlara itaat etmemektir. Kebâirin biri inanca taalluk edip insanı küfre götüren, diğeri de sadece fiile taalluk edip inanca taalluk etmeyen olmak üzere iki kısımda mütâlea edildiğini, müttefekun aleyh olan bir hadise binaen en büyüklerinin Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek, yalan şehâdette bulunmak ve kasden cana kıymak (Buhârî, İstiâbe 1; Müslim, İman 143, 144) olduğunu belirtebiliriz. Günahların tasnifinde Ebû Talib el-Mekkî’ni tasnifi meşhurdur. Buna göre büyük günahlar 17 tane olup, gruplandırılması şöyledir: Dört tanesi kalbin amellerine (Allah’a şirk koşmak, günahta ısrar, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ve Allah’ın mekrinden/azâbından kendini emin saymak); dört tanesi dilin amellerine (yalan şâhitlik, evli kadına iftira, yemin-i gamus ve sihir); üç tanesi mideye (içki ve sarhoş edici içecek içmek, yetim malı yemek ve bile bile fâiz yemek); iki tanesi ırza/naMûsâ (zina yapmak, livata yapmak); iki tanesi elin amellerine (haksız cana kıymak ve hırsızlık); iki tanesi ayaklara (cihad için seferberlikten kaçmak veya Allah için yapılan savaştan kaçmak) ve nihâyet bir tanesi de bütün bedenle ilgilidir (ana-babaya âsi olmak).
Kebâirin/büyük günahın en büyüğünün şirk olması, mü’minin statüsünü değiştirmesi sebebiyledir. Bu listelerin ortak özelliği şudur: Kebâirin en büyüğü olarak sunulan şirkin dışındakilerin çoğu, doğrudan doğruya fertlere yönelik suçlardır. Bununla beraber dinî yaşantıyı bozan, safvetini yok eden kusurlar da söz konusudur. Meselâ namazı terk, zekâtı men, özürsüz olarak Ramazan orucunu yemek, hali vakti yerinde olduğu halde hacca gitmeme, Allah ve Rasûlü hesabına yalan söylemek/iftira atmak, kadının erkeğe; erkeğin kadına benzeme özentisi, kaderi inkâr, tasvir (put yapımı ve putçuluk), Allah’tan başkası adına hayvan boğazlamak, bile bile başkasının oğlu olduğu yolunda iddiada bulunmak, Allah’ın mekrinden emin olmak, özürsüz cemaati (İslâm toplumunu) terk etmek.
Büyük Günah İşlemenin Neticesi
İslâm akaid ve kelâm tarihinde çok mühim bir yere sahip olan büyük günah sahibinin âhiretteki durumu hakkında ehl-i sünnetin görüşü şudur: Şirk hâriç (4/Nisâ, 48, 116), büyük günahlardan birisini işleyen kimse, ölürse üç ihtimal söz konusudur: Ya bağışlanır, ya Hz. Peygamber ona şefaatçi olur (Ebû Dâvud, Sünne 21; Tirmizî, Kıyâme 11), ya da günahı kadar yanar, İman sahibi olduğu için ebedîyyen cehennemde kalmayıp, cezâsı kadar yandıktan sonra, Allah’ın rahmeti vesilesiyle sonra cennete girer.
Küçük Günahlar
Kur’ân-ı Kerim’de lemem (53/Necm, 32) ve seyyie kelimeleriyle ifâde edilen küçük günahlar, tarifini şu ifâdede bulur: Kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, yani hakkında bir cezâ (hadd) bulunmayan, cehennem ateşi ile de tehdit edilmeyen günahlardır. tevbe ile veya iyi amellerle silinebilen küçük günahlar, çeşitli nedenlerle büyük günaha dönüşür. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.)’den: “Üzerinde ısrar edildikçe, küçük günah yoktur.” anlamında bir rivâyet (İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef; Deylemi) vardır. “Hiçbir küçük günah yoktur ki, küçük (önemsiz) görüldüğü halde büyümesin; Hiçbir büyük günah yoktur ki, tevbe/istiğfar edilerek küçülmesin.” Başka bir hadis-i şerifte ise, göze önemsiz görünen günahlardan açıkça sakındırılmaktadır: “Ey Aişe! Göze önemsiz gibi görünen günahlardan sakın! Çünkü bu günahlar için, Allah tarafından görevlendirilmiş bir görevli vardır.” (İbn Mâce, Zühd 29). Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde (Müsned-i Ahmed, I/402, V/331, VI/70) ise, mezkür hadisin devamı şöyle biter: “... Çünkü küçük günahlar insanda bir araya gelince onu helâk eder. Tıpkı çöl bir arazide bulunup da, yanına kavmin işçileri gelen şu adamın hali gibi: O adam ve diğerleri odun taşıyıp üstüste yığarlar ve bir yığın meydana getirirler. Derken odun yığınını ateşe verirler ve (küçük küçük olan, ama bir araya gelince kocaman bir yığın olan bu çalı çırpının ateşiyle) o çölde bulunan bütün canlıları yok ederler.”
Küçük günahları önemsememek, bunlarda ısrar etmek, insanı büyüklerini yapmaya hazır hale getiren psikolojik ve rûhî bir değişikliğe uğratır.
Küçük günahlarla ilgili aşağıdaki tavırlar, bizi böyle bir ruh haline yaklaştırırlar:
1- Küçük günahlarda ısrar ve bunlara devam;
2- Günahı önemsememe, zira günahı gözümüzde büyütmek, kalbin nefret ve hoşnutsuzluğundan kaynaklanırken, aldırmamak da ona alışkanlık kesbetmeden ileri gelir;
3- Küçük günahtan haz duyup onunla şımarmak ve bunu bir nimet elde etmek sanıp, bedbahtlık sebebi olduğundan gafil bulunmak;
4- Allah’ın, kendisini cezâlandırmamasına ve hilm göstererek mühlet tanımasına (istidrac) aldanmak;
5- Günahı işleyip, ondan sonra da bunu başkalarının yanında söylemek; Allah’ın bu suçu örtmesine karşı aşırı bir duyarsızlık ve gaflet olduğu gibi, aynı zamanda duyan kimseleri de suça teşvik olacaktır
Küçük günah hakkında sakındırıcı kesin bir tehdit, lânet, cehennem ateşi gibi unsurların olmamasına bakarak aldanılmamalıdır. Çünkü, sayılan sebeplerden ötürü, büyük günaha dönüşmesi daima mümkündür. Bu bakımdan günahın küçüklüğüne değil, ama kendisine karşı gelinen Allah’ın azamet ve kibriyâsına bakarak, günahlardan sakınmamız lazımdır.
Muhâtaba Göre Günahlar
Günahlar, muhataba göre üçe ayrılır.
1- Allah’a Karşı Günah: Küfür, şirk ve endâd/eş ve benzer koşma gibi tevbe edilip vazgeçilmedikçe affedilmeyen günahlardır.
2- İnsanlara Karşı Günah: Kur’ân-ı Kerim’de, insanlara yönelik günahlar, Allah’a yönelik olanlardan daha çeşitli olup, bunlar farklı alanlara dağılmaktadırlar. Netice itibariyle bu tür günahların önemi şuradadır:
Bunlar kul hakkını ihlâl olduğundan kendisine haksızlık yapılanın rızâsı olmadıkça bağışlanmaz.
İnsanlara karşı işlenen günahlardan katl (2/Bakara, 85; 4/Nisâ, 92); kan dökme (2/Bakara, 84); kız çocuklarını diri diri toprağa gömme (16/Nahl, 58-59; 43/Zuhruf, 17) zikredilir. Cana kıyma, hataen olmanın dışında, kesinlikle mü’minlerden nehyedilirken (4/Nisâ, 92), kasıtlı öldürmelerin cezâsı kısas olarak (2/Bakara, 178, 179) tayin edilmiştir. Fâiz yeme (2/Bakara, 275, 278, 279; 3/Âl-i İmran, 130) -ki fâiz yemek bağışlanmayacak suçlardan sayılmış ve fâiz yiyenlerin kabirlerinden mahşer günü şeytan çarpmış bir durumda dirilecekleri âyette ifâde edilmiştir(2/Bakara, 275) -; mala hıyanet etmek / ğull (3/Âl-i İmran, 161); cimrilik (3/Âl-i İmran, 180; 4/Nisâ, 37); malı ve tartıyı noksanlaştırma (2/Bakara, 282; 7/A’râf, 85); helâl - haram demeyip miras yemek (89/Fecr, 19); hırsızlık (5/Mâide, 38; Yusuf, 70, 73); rüşvet yemek (5/Mâide, 62) Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Yine, işkence yapma (5/Mâide, 59); yetim malı yemek (17/İsrâ, 10, 34); yetimi çirkin tarzda kovmak (107/Mâûn, 2); yoksulu doyurmamak (107/Mâûn, 3); yüzsüzlükle insanlardan bir şey istemek sûretiyle onları incitmek (2/Bakara, 273); hıyanet (4/Nisâ, 105, 107; 8/Enfâl, 27, 58, 71); gözlerin haince bakışı (40/Mü’min, 19); ahde riâyetsizlik (17/İsrâ, 34); insanlara iftira, işlediği günahı masum birine yıkma (4/Nisâ, 112); iffetli kadınlara zina isnadı (24/Nûr, 4, 11, 23) -ki dört şâhit getirilmedikçe ****en değnek/celde vurulur-; bühtan/iftira (4/Nisâ, 20, 112, 156); genç kızları zinaya zorlamak (24/Nûr, 33); yalan şâhitlik (22/Hacc, 30); insanlara karşı büyüklenme ve şımarma (17/İsrâ, 37); haset ve kıskançlık (2/Bakara, 109; 4/Nisâ, 54) bütün bunlar, Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Büyücülük (113/Felâk, 4); kasılarak yürümek (75/Kıyâme, 33); insanlara iltifat etmeyip onlara burun kıvırma (31/Lokman, 18); ana babaya itaatsizlik (31/Lokman, 14-15); insanlarla alay etmek, onları küçümsemek, başkalarını güldürecek biçimde onların kusurlarına ve eksikliklerine dikkat çekmek (24/Nûr, 11); her ne şekilde olursa olsun başkasını ayıplamak, kınamak (9/Tevbe, 58, 79, Hucurat, 11) -ki böyle bir davranış, İmandan sonra fıska düşmek kadar tehlikeli sayılmıştır-; müslümanların kusurlarını araştırıp, gizli durumlarını açığa vurmak (49/Hucurât, 12); tanıdığını yokluğunda hoşlanmayacağı şeylerle anmak, yani gıybet (49/Hucurât, 12) -öylesine çirkin bir davranıştır ki, ölü kardeşinin etini yemeye/yamyamlığa denk tutulmuştur; başkası hakkında zanla hüküm vermek (17/İsrâ, 36; 46/Ahkaf, 6, 12); kaş-gözle insanları çekiştirme (83/Mutaffifîn, 30, gibi günahlar insanlara yönelik günahlardır.
Kur’an’da insanlarla ilgili günahlara oldukça fazla yer ayrılması, Kur’anî öğreti ve dünya görüşünün, sosyal âhenk ve intizama ne kadar itina gösterdiğinin bir belgesi sayılsa gerektir. Çünkü, farklı yoğunluktaki mânâlarıyla, bu kadar çeşitli kelimenin kullanılması, toplumsal hayat ile her noktadan temasa geçip, onu etkileme hedefini gözetir.
3- İnsanın Kendisine Karşı Günahı: Günahlar, kötü akıbeti bizzat yapanları ve buna sebep olanları ilgilendirdiğinden, günahkârlar, neticede bizâtîhi günahları kendilerine karşı işlemiş olurlar. Bu durum, bazen nefs kelimesiyle beraber zikredilen tahtânûne (2/Bakara, 187; 4/Nisâ, 107) kelimesiyle ifâde edilirken bu, günah işlemek ve ma’siyet irtikâb etmek sûretiyle nefse zulmü veya azâba maruz bırakmak ve sevâbını da azaltmak sûretiyle onun kemaline halel getirmeyi gösterir. Çoğu zaman ise, bu husus “nefsine zulmetmek” kavramı altında bize sunulur (2/Bakara, 54, 231; 4/Nisâ, 97; 7/A’râf, 24; 11/Hûd, 101 vb.). Öyleyse günah, hangi kategoriye dâhil olursa olsun, onun yıpratıcı tesiri ve sonuçları, zarûri olarak yapanı alâkadar eder.
Müslümanin Akaidi
Günah ve Büyük Günahlar
Günahları büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayırmak Kur’an’ın bir tasnifidir: “Eğer yasakladığımız büyük günahlardan (kebâirden) kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı (seyyiâtınızı) örteriz ve sizi şerefli bir makama koyarız.” (4/Nisâ, 31) “Küçük kusurları (lemem) dışında, büyük günahlardan (kebâira’l-ism) ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” (53/Necm, 32) Âyetlerde geçen kebâir, kebâira’l-ism, zünûb kelimeleri büyük günahları gösterirken; seyyie (çoğulu seyyiât) ve lemem kelimeleri de küçük günahları gösterir.
Hangi günahın kebîre (büyük günah) olduğu hususu, kebîrenin tarifini zorunlu kılmaktadır. Kendisine karşı günah işlenilen Allah’ın azameti itibariyle, bütün günahların büyük olduğu, binaenaleyh büyük-küçük diye bir ayırıma gitmenin gereksiz olduğu yolunda görüşlere rağmen, meşhur ve makbul olan, böyle bir tasnifin varlığını kabuldür. Nitekim, bu konuya temas eden Gazzali, “küçük günahlarla büyük günahların arasında fark olduğunu kabul etmemek uygun değildir. Çünkü dinden öğrendiğimize göre, bir günaha bazen büyük denmekte, bazen de küçük. Zira günahlar, şahıslara ve durumlara göre farklılık arzetmektedir” derken, böyle bir tefrikin yerinde olduğunu belirtmektedir.
Büyük günahın bazı belirtileri şöyle sıralanır:
a- Kendisine bir hadd cezâsının terettüp etmesi,
b- Kur’an veya sünnette azâb veya ateşle tehdidin varlığı,
c- Günahı işleyenin fâsık olarak isimlendirilmesi,
d- Fâilinin lânetlenmesi gibi. Başka bir tarif de şöyledir: Kebîre, üzerinde ısrar edilen; sağîre (küçük günah) ise kendisinden istiğfar edilen günahtır.
İbn Mes’ud’a göre kebâir, Allah’a şirk koşmak, Allah’tan ümidi kesmek ve Allah’ın cezâsından emin olmaktır. İbn Abbas ise kebîrenin tarifinde, üç çeşit belirtisi olan günahın büyük günah olduğu anlayışına sahiptir: a- Allah’ın yasak ettiği şey, büyük günahtır; b- Allah’a isyan demek olan şey, büyük günahtır; c- Allah’ın, hakkında, azâbla, lânetle veya gazâbla hükmünü bildirdiği her fiil büyük günahtır.
Verilen bu tariflerden ortak bir senteze varırsak diyebiliriz ki, büyük günah, yerine getirilmesi vacib/gerekli olarak Allah tarafından bildirilen direktifleri ihlal etmek, bunlara itaat etmemektir. Kebâirin biri inanca taalluk edip insanı küfre götüren, diğeri de sadece fiile taalluk edip inanca taalluk etmeyen olmak üzere iki kısımda mütâlea edildiğini, müttefekun aleyh olan bir hadise binaen en büyüklerinin Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek, yalan şehâdette bulunmak ve kasden cana kıymak (Buhârî, İstiâbe 1; Müslim, İman 143, 144) olduğunu belirtebiliriz. Günahların tasnifinde Ebû Talib el-Mekkî’ni tasnifi meşhurdur. Buna göre büyük günahlar 17 tane olup, gruplandırılması şöyledir: Dört tanesi kalbin amellerine (Allah’a şirk koşmak, günahta ısrar, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ve Allah’ın mekrinden/azâbından kendini emin saymak); dört tanesi dilin amellerine (yalan şâhitlik, evli kadına iftira, yemin-i gamus ve sihir); üç tanesi mideye (içki ve sarhoş edici içecek içmek, yetim malı yemek ve bile bile fâiz yemek); iki tanesi ırza/naMûsâ (zina yapmak, livata yapmak); iki tanesi elin amellerine (haksız cana kıymak ve hırsızlık); iki tanesi ayaklara (cihad için seferberlikten kaçmak veya Allah için yapılan savaştan kaçmak) ve nihâyet bir tanesi de bütün bedenle ilgilidir (ana-babaya âsi olmak).
Kebâirin/büyük günahın en büyüğünün şirk olması, mü’minin statüsünü değiştirmesi sebebiyledir. Bu listelerin ortak özelliği şudur: Kebâirin en büyüğü olarak sunulan şirkin dışındakilerin çoğu, doğrudan doğruya fertlere yönelik suçlardır. Bununla beraber dinî yaşantıyı bozan, safvetini yok eden kusurlar da söz konusudur. Meselâ namazı terk, zekâtı men, özürsüz olarak Ramazan orucunu yemek, hali vakti yerinde olduğu halde hacca gitmeme, Allah ve Rasûlü hesabına yalan söylemek/iftira atmak, kadının erkeğe; erkeğin kadına benzeme özentisi, kaderi inkâr, tasvir (put yapımı ve putçuluk), Allah’tan başkası adına hayvan boğazlamak, bile bile başkasının oğlu olduğu yolunda iddiada bulunmak, Allah’ın mekrinden emin olmak, özürsüz cemaati (İslâm toplumunu) terk etmek.
Büyük Günah İşlemenin Neticesi
İslâm akaid ve kelâm tarihinde çok mühim bir yere sahip olan büyük günah sahibinin âhiretteki durumu hakkında ehl-i sünnetin görüşü şudur: Şirk hâriç (4/Nisâ, 48, 116), büyük günahlardan birisini işleyen kimse, ölürse üç ihtimal söz konusudur: Ya bağışlanır, ya Hz. Peygamber ona şefaatçi olur (Ebû Dâvud, Sünne 21; Tirmizî, Kıyâme 11), ya da günahı kadar yanar, İman sahibi olduğu için ebedîyyen cehennemde kalmayıp, cezâsı kadar yandıktan sonra, Allah’ın rahmeti vesilesiyle sonra cennete girer.
Küçük Günahlar
Kur’ân-ı Kerim’de lemem (53/Necm, 32) ve seyyie kelimeleriyle ifâde edilen küçük günahlar, tarifini şu ifâdede bulur: Kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, yani hakkında bir cezâ (hadd) bulunmayan, cehennem ateşi ile de tehdit edilmeyen günahlardır. tevbe ile veya iyi amellerle silinebilen küçük günahlar, çeşitli nedenlerle büyük günaha dönüşür. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.)’den: “Üzerinde ısrar edildikçe, küçük günah yoktur.” anlamında bir rivâyet (İbn Ebi Şeybe, Mûsânnef; Deylemi) vardır. “Hiçbir küçük günah yoktur ki, küçük (önemsiz) görüldüğü halde büyümesin; Hiçbir büyük günah yoktur ki, tevbe/istiğfar edilerek küçülmesin.” Başka bir hadis-i şerifte ise, göze önemsiz görünen günahlardan açıkça sakındırılmaktadır: “Ey Aişe! Göze önemsiz gibi görünen günahlardan sakın! Çünkü bu günahlar için, Allah tarafından görevlendirilmiş bir görevli vardır.” (İbn Mâce, Zühd 29). Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde (Müsned-i Ahmed, I/402, V/331, VI/70) ise, mezkür hadisin devamı şöyle biter: “... Çünkü küçük günahlar insanda bir araya gelince onu helâk eder. Tıpkı çöl bir arazide bulunup da, yanına kavmin işçileri gelen şu adamın hali gibi: O adam ve diğerleri odun taşıyıp üstüste yığarlar ve bir yığın meydana getirirler. Derken odun yığınını ateşe verirler ve (küçük küçük olan, ama bir araya gelince kocaman bir yığın olan bu çalı çırpının ateşiyle) o çölde bulunan bütün canlıları yok ederler.”
Küçük günahları önemsememek, bunlarda ısrar etmek, insanı büyüklerini yapmaya hazır hale getiren psikolojik ve rûhî bir değişikliğe uğratır.
Küçük günahlarla ilgili aşağıdaki tavırlar, bizi böyle bir ruh haline yaklaştırırlar:
1- Küçük günahlarda ısrar ve bunlara devam;
2- Günahı önemsememe, zira günahı gözümüzde büyütmek, kalbin nefret ve hoşnutsuzluğundan kaynaklanırken, aldırmamak da ona alışkanlık kesbetmeden ileri gelir;
3- Küçük günahtan haz duyup onunla şımarmak ve bunu bir nimet elde etmek sanıp, bedbahtlık sebebi olduğundan gafil bulunmak;
4- Allah’ın, kendisini cezâlandırmamasına ve hilm göstererek mühlet tanımasına (istidrac) aldanmak;
5- Günahı işleyip, ondan sonra da bunu başkalarının yanında söylemek; Allah’ın bu suçu örtmesine karşı aşırı bir duyarsızlık ve gaflet olduğu gibi, aynı zamanda duyan kimseleri de suça teşvik olacaktır
Küçük günah hakkında sakındırıcı kesin bir tehdit, lânet, cehennem ateşi gibi unsurların olmamasına bakarak aldanılmamalıdır. Çünkü, sayılan sebeplerden ötürü, büyük günaha dönüşmesi daima mümkündür. Bu bakımdan günahın küçüklüğüne değil, ama kendisine karşı gelinen Allah’ın azamet ve kibriyâsına bakarak, günahlardan sakınmamız lazımdır.
Muhâtaba Göre Günahlar
Günahlar, muhataba göre üçe ayrılır.
1- Allah’a Karşı Günah: Küfür, şirk ve endâd/eş ve benzer koşma gibi tevbe edilip vazgeçilmedikçe affedilmeyen günahlardır.
2- İnsanlara Karşı Günah: Kur’ân-ı Kerim’de, insanlara yönelik günahlar, Allah’a yönelik olanlardan daha çeşitli olup, bunlar farklı alanlara dağılmaktadırlar. Netice itibariyle bu tür günahların önemi şuradadır:
Bunlar kul hakkını ihlâl olduğundan kendisine haksızlık yapılanın rızâsı olmadıkça bağışlanmaz.
İnsanlara karşı işlenen günahlardan katl (2/Bakara, 85; 4/Nisâ, 92); kan dökme (2/Bakara, 84); kız çocuklarını diri diri toprağa gömme (16/Nahl, 58-59; 43/Zuhruf, 17) zikredilir. Cana kıyma, hataen olmanın dışında, kesinlikle mü’minlerden nehyedilirken (4/Nisâ, 92), kasıtlı öldürmelerin cezâsı kısas olarak (2/Bakara, 178, 179) tayin edilmiştir. Fâiz yeme (2/Bakara, 275, 278, 279; 3/Âl-i İmran, 130) -ki fâiz yemek bağışlanmayacak suçlardan sayılmış ve fâiz yiyenlerin kabirlerinden mahşer günü şeytan çarpmış bir durumda dirilecekleri âyette ifâde edilmiştir(2/Bakara, 275) -; mala hıyanet etmek / ğull (3/Âl-i İmran, 161); cimrilik (3/Âl-i İmran, 180; 4/Nisâ, 37); malı ve tartıyı noksanlaştırma (2/Bakara, 282; 7/A’râf, 85); helâl - haram demeyip miras yemek (89/Fecr, 19); hırsızlık (5/Mâide, 38; Yusuf, 70, 73); rüşvet yemek (5/Mâide, 62) Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Yine, işkence yapma (5/Mâide, 59); yetim malı yemek (17/İsrâ, 10, 34); yetimi çirkin tarzda kovmak (107/Mâûn, 2); yoksulu doyurmamak (107/Mâûn, 3); yüzsüzlükle insanlardan bir şey istemek sûretiyle onları incitmek (2/Bakara, 273); hıyanet (4/Nisâ, 105, 107; 8/Enfâl, 27, 58, 71); gözlerin haince bakışı (40/Mü’min, 19); ahde riâyetsizlik (17/İsrâ, 34); insanlara iftira, işlediği günahı masum birine yıkma (4/Nisâ, 112); iffetli kadınlara zina isnadı (24/Nûr, 4, 11, 23) -ki dört şâhit getirilmedikçe ****en değnek/celde vurulur-; bühtan/iftira (4/Nisâ, 20, 112, 156); genç kızları zinaya zorlamak (24/Nûr, 33); yalan şâhitlik (22/Hacc, 30); insanlara karşı büyüklenme ve şımarma (17/İsrâ, 37); haset ve kıskançlık (2/Bakara, 109; 4/Nisâ, 54) bütün bunlar, Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Büyücülük (113/Felâk, 4); kasılarak yürümek (75/Kıyâme, 33); insanlara iltifat etmeyip onlara burun kıvırma (31/Lokman, 18); ana babaya itaatsizlik (31/Lokman, 14-15); insanlarla alay etmek, onları küçümsemek, başkalarını güldürecek biçimde onların kusurlarına ve eksikliklerine dikkat çekmek (24/Nûr, 11); her ne şekilde olursa olsun başkasını ayıplamak, kınamak (9/Tevbe, 58, 79, Hucurat, 11) -ki böyle bir davranış, İmandan sonra fıska düşmek kadar tehlikeli sayılmıştır-; müslümanların kusurlarını araştırıp, gizli durumlarını açığa vurmak (49/Hucurât, 12); tanıdığını yokluğunda hoşlanmayacağı şeylerle anmak, yani gıybet (49/Hucurât, 12) -öylesine çirkin bir davranıştır ki, ölü kardeşinin etini yemeye/yamyamlığa denk tutulmuştur; başkası hakkında zanla hüküm vermek (17/İsrâ, 36; 46/Ahkaf, 6, 12); kaş-gözle insanları çekiştirme (83/Mutaffifîn, 30, gibi günahlar insanlara yönelik günahlardır.
Kur’an’da insanlarla ilgili günahlara oldukça fazla yer ayrılması, Kur’anî öğreti ve dünya görüşünün, sosyal âhenk ve intizama ne kadar itina gösterdiğinin bir belgesi sayılsa gerektir. Çünkü, farklı yoğunluktaki mânâlarıyla, bu kadar çeşitli kelimenin kullanılması, toplumsal hayat ile her noktadan temasa geçip, onu etkileme hedefini gözetir.
3- İnsanın Kendisine Karşı Günahı: Günahlar, kötü akıbeti bizzat yapanları ve buna sebep olanları ilgilendirdiğinden, günahkârlar, neticede bizâtîhi günahları kendilerine karşı işlemiş olurlar. Bu durum, bazen nefs kelimesiyle beraber zikredilen tahtânûne (2/Bakara, 187; 4/Nisâ, 107) kelimesiyle ifâde edilirken bu, günah işlemek ve ma’siyet irtikâb etmek sûretiyle nefse zulmü veya azâba maruz bırakmak ve sevâbını da azaltmak sûretiyle onun kemaline halel getirmeyi gösterir. Çoğu zaman ise, bu husus “nefsine zulmetmek” kavramı altında bize sunulur (2/Bakara, 54, 231; 4/Nisâ, 97; 7/A’râf, 24; 11/Hûd, 101 vb.). Öyleyse günah, hangi kategoriye dâhil olursa olsun, onun yıpratıcı tesiri ve sonuçları, zarûri olarak yapanı alâkadar eder.