AloneLord
Genel Sorumlu
Kızıl Elma Nedir & Kızıl Elma Neye Denir
Kızıl Elma Nedir & Kızıl Elma Neye Denir
Kızıl Elma Nedir & Kızıl Elma Neye Denir
Kızıl elma, Osmanlı ordularını uzak cephe savaşlarına özendirmek için gösterilen sembolik hedeftir.
Osmanlıların yükselme döneminde ortaya atıldığı sanılmaktadır. Bir söylentiye göre, Konstantinopolis’e (İstanbul) İustinianos” un heykeli dikilirken eline, dünyayı simgeleyen bir kürecik konur. Bir gün bu kürecik düşünce, Bizans halkı bunu, dünyayı Türklerin istila edeceği biçiminde yorumlar. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yer alan bir başka söylentiye göre ise, Hz. Muhammed’in doğduğu sırada, Ayasofya’ nm kubbesindeki “kızıl elma” düşer. Bu söylentilere bağlanan inançlar, uzun süre, Müslüman Türkler için Kızılelma’nın bir ülkü simgesi olmasını sağladı. İlk zamanlar ülkünün hedefi İstanbul’du. İstanbul fethedilince bu kez askerler arasında, Kızılelma’ nın, Roma’daki San Pietro Bazilikası’nda olduğu inancı yayıldı. Bu dönemde yeniçeriler arasında, kahvehanelerde “Ehl-i İslam Kızılelma’ya kadar fethedecektir” sözü yinelenirdi. 16. yüzyılda da “Bec Kızılelması” adıyla Viyana hedef gösterildi. Padişahların yeniçerileri savaşa özendirmek için “Kızıl elma’da buluşalım!” parolasını kullandıkları ileri sürülür. Bu, fetih güdüsüyle ordunun canlılığını ayakta tutma düşüncesinin ürünü olarak değerlendirilebilir. III. Selim’in (hd 1789-1807) Nizam-ı Cedid girişiminde de modern eğitime yanaşmayan yeniçerilerin “Testiye kurşun sıkar, keçeye pala sallar, Kızıl elma’ya dek gideriz!” dedikleri bilinmektedir. Bir yeniçeri deyişinde de “Kızıl elma kapusun fetheder iken nacağı/Ne revadır bozula bu Hacıbektaş Ocağı” dizeleri geçer. Mütercim Asım (ö. 1819) Kızılelma” nın Roma ve Moskova olduğunu yazar.
Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla (1826) uzun süre unutulan Kızıl elma ülküsü, 20. yüzyıl başında Türkçülük ve Turancılık ülküsünün simgesi durumuna geldi. Bu ülküyü ilk kez 1914′te Türk Yurdu dergisinde Ziya Gökalp ortaya attı. “Kızıl Elma Destanı”ndan sonra 1914′te yayımladığı şiir kitabı da Kızıl Elma adını taşıyordu. Ömer Seyfeddin 1917′de “Kızıl elma Neresi” adlı öyküsünü yayımladı. Cumhuriyet dönemindeki Turancılık hareketinde Nihal Atsız, bu ülkünün aydınlardan değil, halktan doğduğu görüşünü ileri sürdü. Kızılelma’nın ulusal ve moral bir değer olarak herkesçe özümlenmesini önerdi.
Âşıklar ve divan şairleri Kızıl elma’yı bir mazmun olarak uzun süre kullanmışlardır. Âşıklar kahramanlık duygularını dile getirirken Kızıl elma’yı fethedilecek yerlerden biri olarak gösterirler. Divan şairleri bu kullanımın yanı sıra bir türlü ulaşılamayan sevgilileri de Kızılelma’ya benzetmişlerdir. Türk edebiyatında Kızıl elma’yı konu alan öbür yapıtlar arasında Aka Gündüz’ün Muhterem Katil (1914), Nihal Atsız’ın Yolların Sonu (1946) sayılabilir.
Kızıl Elma Nedir & Kızıl Elma Neye Denir
Kızıl elma, Osmanlı ordularını uzak cephe savaşlarına özendirmek için gösterilen sembolik hedeftir.
Osmanlıların yükselme döneminde ortaya atıldığı sanılmaktadır. Bir söylentiye göre, Konstantinopolis’e (İstanbul) İustinianos” un heykeli dikilirken eline, dünyayı simgeleyen bir kürecik konur. Bir gün bu kürecik düşünce, Bizans halkı bunu, dünyayı Türklerin istila edeceği biçiminde yorumlar. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yer alan bir başka söylentiye göre ise, Hz. Muhammed’in doğduğu sırada, Ayasofya’ nm kubbesindeki “kızıl elma” düşer. Bu söylentilere bağlanan inançlar, uzun süre, Müslüman Türkler için Kızılelma’nın bir ülkü simgesi olmasını sağladı. İlk zamanlar ülkünün hedefi İstanbul’du. İstanbul fethedilince bu kez askerler arasında, Kızılelma’ nın, Roma’daki San Pietro Bazilikası’nda olduğu inancı yayıldı. Bu dönemde yeniçeriler arasında, kahvehanelerde “Ehl-i İslam Kızılelma’ya kadar fethedecektir” sözü yinelenirdi. 16. yüzyılda da “Bec Kızılelması” adıyla Viyana hedef gösterildi. Padişahların yeniçerileri savaşa özendirmek için “Kızıl elma’da buluşalım!” parolasını kullandıkları ileri sürülür. Bu, fetih güdüsüyle ordunun canlılığını ayakta tutma düşüncesinin ürünü olarak değerlendirilebilir. III. Selim’in (hd 1789-1807) Nizam-ı Cedid girişiminde de modern eğitime yanaşmayan yeniçerilerin “Testiye kurşun sıkar, keçeye pala sallar, Kızıl elma’ya dek gideriz!” dedikleri bilinmektedir. Bir yeniçeri deyişinde de “Kızıl elma kapusun fetheder iken nacağı/Ne revadır bozula bu Hacıbektaş Ocağı” dizeleri geçer. Mütercim Asım (ö. 1819) Kızılelma” nın Roma ve Moskova olduğunu yazar.
Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla (1826) uzun süre unutulan Kızıl elma ülküsü, 20. yüzyıl başında Türkçülük ve Turancılık ülküsünün simgesi durumuna geldi. Bu ülküyü ilk kez 1914′te Türk Yurdu dergisinde Ziya Gökalp ortaya attı. “Kızıl Elma Destanı”ndan sonra 1914′te yayımladığı şiir kitabı da Kızıl Elma adını taşıyordu. Ömer Seyfeddin 1917′de “Kızıl elma Neresi” adlı öyküsünü yayımladı. Cumhuriyet dönemindeki Turancılık hareketinde Nihal Atsız, bu ülkünün aydınlardan değil, halktan doğduğu görüşünü ileri sürdü. Kızılelma’nın ulusal ve moral bir değer olarak herkesçe özümlenmesini önerdi.
Âşıklar ve divan şairleri Kızıl elma’yı bir mazmun olarak uzun süre kullanmışlardır. Âşıklar kahramanlık duygularını dile getirirken Kızıl elma’yı fethedilecek yerlerden biri olarak gösterirler. Divan şairleri bu kullanımın yanı sıra bir türlü ulaşılamayan sevgilileri de Kızılelma’ya benzetmişlerdir. Türk edebiyatında Kızıl elma’yı konu alan öbür yapıtlar arasında Aka Gündüz’ün Muhterem Katil (1914), Nihal Atsız’ın Yolların Sonu (1946) sayılabilir.