KlaS
Admin
Hüzün Dalgaları 8
Hüzün Dalgaları 8
Hüzün Dalgaları 8
Hüzün Dalgaları 8 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
“ Onu bulamayınca, tekrar Ertan’ ın başına gelmiş ve oracığa çöküp kalakalmıştım. Gerçek, tüm çıplaklığıyla, karşımdaydı. Ben, katil olmuştum. Karıncayı bile ezmekten korkan ben, kocamı öldürmüştüm. Onu, delicesine severken, bir anlık kızgınlığıma yenik düşüp, bir can almıştım. Onu gerçekten çok sevmişim. Çok sevmeseydim; onu kendi haline bırakır, terk ederdim, katil de olmazdım dolayısıyla. Pişman mıyım ? Pişmanım tabii. Öldürmeye, kan akıtmaya hiç gerek yokmuş. Geriye dönebilsem, olayları tekrar yaşamak gibi bir şansım olsa, o şekilde yapmazdım herhalde.
Gençliğimi, hayallerimi, hayatımı buraya gömdüm. Konudan, konuya geçiyorum ben de. Yaşlılık işte kızım. Nerde kalmıştım ? Ne kadar oturdum o halde bilmiyorum. Gözlerim, bir noktaya bakar bir halde, epey oturduğumu sanıyorum. Üstüm başım, kanlar içinde, sessizce oturuyordum. İçerisi ana baba günü gibi olmuş ve ben farkında değildim. Beni aldılar ve polis arabasına bindirdiler. Çevremizde bulunan evlerdeki komşuların, meraklı ve korku dolu bakışları altında araca binmiştim. Karakola ulaştığımızda, kendime gelmiş ve içime bir korku girmişti. Zengin bir ailenin kızı olmam nedeniyle, olayı herkes çok çabuk duyacak ve gazete manşetlerindeki yerini alacaktı.Herkes, bu yaşamadığı olayı, kendince yorumlayacak, kafasında bir senaryo bile oluşturacaktı. Ailem suçlanacak ve yargılanacaktı. Benim işlediğim suçun cezasını, onlarda dışarıda çekeceklerdi. Bütün bunları düşünüyordum aynı zamanda.
Eğitim hayatımı ve o güne kadarki zamanda, aile olarak ne gerekirse yapmışlardı benim için.Onlar, sadece benim mutlu olmamı arzu etmişlerdi. Daha fazla üzülmelerine, yıpranmalarına izin veremezdim. Beni sorgu odasına alacakları sırada, babamın korku ve telaşla, bizden tarafa geldiğini gördüm. Kan ter içinde kalmıştı. Beni kanlı giysilerimle gördüğünde, yüzündeki korku ifadesi ikiye katlanmıştı sanki. O güne kadar, ağladığını hiç görmediğim babam, hıçkırıklar içinde ağlıyor ve konuşamıyordu bile.
Biraz sakinleşince;
“ Kızım ! Kızım ! Neden yaptın ? Neden elini kana bulaştırdın. Değer miydi kızım ? Merak etme kızım. Kurtaracağım ben seni. Korkma ! Sakın korkma ! “
Yüzüne baktım . Sonra, ona yaklaştım. Sarıldım. Sıkıca sarıldım. Bütün, yatacağım yılların hasretini aktarırcasına sarıldım. Söylemek istediklerimi, söyleyeceklerimi, boğazımda düğümlenen kelimeleri, bu şekilde anlattığımı düşünüyordum. Bizi zor ayırdı polis memurları. Ayrılırken sadece ;
“ Sizi seviyorum baba ! Beni affedin. Böyle olmasını istemezdim. Anneme de söyle onu sevdiğimi. “
Sorgu, arkasından mahkeme derken, buradaki yaşamımın başlangıcı ceza hükmüm karara bağlanmıştı. O süre içinde, kaç kez görüşmek istedilerse, ailemi kabul etmemiştim. Bu suçu ben işlemiştim. Ne kadar zengin bir aileye sahip olsam da, diğerlerinden farkım, ayrıcalığım olamazdı. Ortada bir suç vardı işlenmiş. Onun karşılığına da verilen bir ceza. Kim olursa olsun, bu değişmemeliydi. Onlar, haklı olarak çocuklarının kurtulmasını, serbest kalmasını istiyorlardı.
Avukat tutmuşlardı bana. Hem de Türkiye’ nin en güçlü avukatlarını. Fakat ben, kabul etmemiştim. Onlara, avukatla haber göndermiştim. Gerekirse, onları anne- babalıktan ret edeceğimi bildirmiştim. Şimdi, onlara ne kadar çok büyük bir haksızlık yaptığımı anlayabiliyorum. Suçları, sadece beni sevmekti. Gururum var ya o kahrolasıca gururum. Onlar bana hasret, ben onlara hasret, bu diyardan göçüp gittiler. Allah beni hiç affetmeyecek. Ana, baba ahı aldım çünkü. Adaleti sağlayacağım ya ! Adalet mi var ki, ama yok benim gibi kaçık insanlara bunu anlatamazsın. Önce, kendimizden başlayacak, sonra başkalarında devam edecek. Alıştım artık buraya. Önce babamı kaybettim. Sonra, onun ölümünden beş yıl sonra da annemi. Ne acıdır ki, sağlıklarında, yüzlerini görmediğim gibi ölülerini de göremedim tabii ki. Benden başka çocukları olmadığı için de, bütün variyetleri bana geçmişti. Avukatları vasıtasıyla yönetiliyordu. Hemen bir dava açarak, bütün varlığı red ettim. Müebbetlik bir hükümlünün, üstelik ailesine kendini göstermeyen bir kızın o malı hak etmediğini düşünüyordum. Kupkuru bir ağaçtım ben dünyada. Köklerini toprağa salamamış, kuru bir ağaç.
İşte kızım benim hikayem de bu… Ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Arada bir kalbim tekliyor. Allah, ölümü bana ne zaman nasip ederse, o zaman emanetimi teslim edeceğim. Allah affetsin beni. Ben, inançlı biriyimdir aslında. Kimse, kimseyi bilemez. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Yeter ki; arka yüzüne bakmayı bilesin. Eğer, bir gün ben temelli gidersem, arkamdan dualarını hiç eksik etme. Tamam mı ? “
“ Allah, geçinden versin Pamuk ninem. Daha beraber yaşayacağımız günler var seninle. Ben, seni hiç tanımadığım annemin yerine koydum. “
Bana, sanki çocuğuna sarılır gibi sarılmış ve öylece epey bir kalmıştık. Bu konuşmadan sonra, günden güne iyice bağlanıyorduk birbirimize. Bir dakika bile gözümden ayıramıyordum. Gece ve gündüz, onu seyrediyordum. Gece, herkes uyuduktan sonra kalkıyor, seccadesini seriyor ve namaz kılıyordu. Sonra da, sessizce yatağına yatıyordu.
Bana konuşmalarımızda hep aynı şeyi söylüyordu;
“ Kızım, adaletten ümidini hiç yitirme. Eğer haksızlığa uğradıysan, mutlaka bir gün gerçek, bir şekilde ortaya çıkacak ve o zaman aydınlığa çıkacaksın. Bunu sakın unutma ! “
Ümidim olmasa da, yine de onun bu sözleri ile ümit doğuyordu içime ….
Nermin Kaçar
Hüzün Dalgaları 8
Hüzün Dalgaları 8 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
“ Onu bulamayınca, tekrar Ertan’ ın başına gelmiş ve oracığa çöküp kalakalmıştım. Gerçek, tüm çıplaklığıyla, karşımdaydı. Ben, katil olmuştum. Karıncayı bile ezmekten korkan ben, kocamı öldürmüştüm. Onu, delicesine severken, bir anlık kızgınlığıma yenik düşüp, bir can almıştım. Onu gerçekten çok sevmişim. Çok sevmeseydim; onu kendi haline bırakır, terk ederdim, katil de olmazdım dolayısıyla. Pişman mıyım ? Pişmanım tabii. Öldürmeye, kan akıtmaya hiç gerek yokmuş. Geriye dönebilsem, olayları tekrar yaşamak gibi bir şansım olsa, o şekilde yapmazdım herhalde.
Gençliğimi, hayallerimi, hayatımı buraya gömdüm. Konudan, konuya geçiyorum ben de. Yaşlılık işte kızım. Nerde kalmıştım ? Ne kadar oturdum o halde bilmiyorum. Gözlerim, bir noktaya bakar bir halde, epey oturduğumu sanıyorum. Üstüm başım, kanlar içinde, sessizce oturuyordum. İçerisi ana baba günü gibi olmuş ve ben farkında değildim. Beni aldılar ve polis arabasına bindirdiler. Çevremizde bulunan evlerdeki komşuların, meraklı ve korku dolu bakışları altında araca binmiştim. Karakola ulaştığımızda, kendime gelmiş ve içime bir korku girmişti. Zengin bir ailenin kızı olmam nedeniyle, olayı herkes çok çabuk duyacak ve gazete manşetlerindeki yerini alacaktı.Herkes, bu yaşamadığı olayı, kendince yorumlayacak, kafasında bir senaryo bile oluşturacaktı. Ailem suçlanacak ve yargılanacaktı. Benim işlediğim suçun cezasını, onlarda dışarıda çekeceklerdi. Bütün bunları düşünüyordum aynı zamanda.
Eğitim hayatımı ve o güne kadarki zamanda, aile olarak ne gerekirse yapmışlardı benim için.Onlar, sadece benim mutlu olmamı arzu etmişlerdi. Daha fazla üzülmelerine, yıpranmalarına izin veremezdim. Beni sorgu odasına alacakları sırada, babamın korku ve telaşla, bizden tarafa geldiğini gördüm. Kan ter içinde kalmıştı. Beni kanlı giysilerimle gördüğünde, yüzündeki korku ifadesi ikiye katlanmıştı sanki. O güne kadar, ağladığını hiç görmediğim babam, hıçkırıklar içinde ağlıyor ve konuşamıyordu bile.
Biraz sakinleşince;
“ Kızım ! Kızım ! Neden yaptın ? Neden elini kana bulaştırdın. Değer miydi kızım ? Merak etme kızım. Kurtaracağım ben seni. Korkma ! Sakın korkma ! “
Yüzüne baktım . Sonra, ona yaklaştım. Sarıldım. Sıkıca sarıldım. Bütün, yatacağım yılların hasretini aktarırcasına sarıldım. Söylemek istediklerimi, söyleyeceklerimi, boğazımda düğümlenen kelimeleri, bu şekilde anlattığımı düşünüyordum. Bizi zor ayırdı polis memurları. Ayrılırken sadece ;
“ Sizi seviyorum baba ! Beni affedin. Böyle olmasını istemezdim. Anneme de söyle onu sevdiğimi. “
Sorgu, arkasından mahkeme derken, buradaki yaşamımın başlangıcı ceza hükmüm karara bağlanmıştı. O süre içinde, kaç kez görüşmek istedilerse, ailemi kabul etmemiştim. Bu suçu ben işlemiştim. Ne kadar zengin bir aileye sahip olsam da, diğerlerinden farkım, ayrıcalığım olamazdı. Ortada bir suç vardı işlenmiş. Onun karşılığına da verilen bir ceza. Kim olursa olsun, bu değişmemeliydi. Onlar, haklı olarak çocuklarının kurtulmasını, serbest kalmasını istiyorlardı.
Avukat tutmuşlardı bana. Hem de Türkiye’ nin en güçlü avukatlarını. Fakat ben, kabul etmemiştim. Onlara, avukatla haber göndermiştim. Gerekirse, onları anne- babalıktan ret edeceğimi bildirmiştim. Şimdi, onlara ne kadar çok büyük bir haksızlık yaptığımı anlayabiliyorum. Suçları, sadece beni sevmekti. Gururum var ya o kahrolasıca gururum. Onlar bana hasret, ben onlara hasret, bu diyardan göçüp gittiler. Allah beni hiç affetmeyecek. Ana, baba ahı aldım çünkü. Adaleti sağlayacağım ya ! Adalet mi var ki, ama yok benim gibi kaçık insanlara bunu anlatamazsın. Önce, kendimizden başlayacak, sonra başkalarında devam edecek. Alıştım artık buraya. Önce babamı kaybettim. Sonra, onun ölümünden beş yıl sonra da annemi. Ne acıdır ki, sağlıklarında, yüzlerini görmediğim gibi ölülerini de göremedim tabii ki. Benden başka çocukları olmadığı için de, bütün variyetleri bana geçmişti. Avukatları vasıtasıyla yönetiliyordu. Hemen bir dava açarak, bütün varlığı red ettim. Müebbetlik bir hükümlünün, üstelik ailesine kendini göstermeyen bir kızın o malı hak etmediğini düşünüyordum. Kupkuru bir ağaçtım ben dünyada. Köklerini toprağa salamamış, kuru bir ağaç.
İşte kızım benim hikayem de bu… Ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Arada bir kalbim tekliyor. Allah, ölümü bana ne zaman nasip ederse, o zaman emanetimi teslim edeceğim. Allah affetsin beni. Ben, inançlı biriyimdir aslında. Kimse, kimseyi bilemez. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Yeter ki; arka yüzüne bakmayı bilesin. Eğer, bir gün ben temelli gidersem, arkamdan dualarını hiç eksik etme. Tamam mı ? “
“ Allah, geçinden versin Pamuk ninem. Daha beraber yaşayacağımız günler var seninle. Ben, seni hiç tanımadığım annemin yerine koydum. “
Bana, sanki çocuğuna sarılır gibi sarılmış ve öylece epey bir kalmıştık. Bu konuşmadan sonra, günden güne iyice bağlanıyorduk birbirimize. Bir dakika bile gözümden ayıramıyordum. Gece ve gündüz, onu seyrediyordum. Gece, herkes uyuduktan sonra kalkıyor, seccadesini seriyor ve namaz kılıyordu. Sonra da, sessizce yatağına yatıyordu.
Bana konuşmalarımızda hep aynı şeyi söylüyordu;
“ Kızım, adaletten ümidini hiç yitirme. Eğer haksızlığa uğradıysan, mutlaka bir gün gerçek, bir şekilde ortaya çıkacak ve o zaman aydınlığa çıkacaksın. Bunu sakın unutma ! “
Ümidim olmasa da, yine de onun bu sözleri ile ümit doğuyordu içime ….
Nermin Kaçar