KlaS
Admin
Hüzün Dalgaları 4
Hüzün Dalgaları 4
Hüzün Dalgaları 4
Hüzün Dalgaları 3 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
Müşterilerim benden memnun oldukça, patronum da bana daha fazla değer veriyordu. Bu durumun, işyerimde çalışan diğer arkadaşlarım ve özellikle Selma tarafından, kıskanılmaya başlandığını iyice anlamıştım iyice. Yine de bu durumda bile iyi niyetimi koruyor ve kimse hakkında kötü düşünmüyordum. Onlara karşı davranışlarım değişmemişti. Selma dışındaki diğer arkadaşlarım, beni biraz da olsa kıskansalar da seviyorlardı aynı zamanda.
Kötü günlerin geleceğini hiç düşünememiştim. İşimi çok seviyor ve sürekli bir devinim içinde, çalışıyordum. Kimsenin bana bir kötülük yapacağını düşünemiyordum. Benim dünyamda, iyilik vardı. Üvey annemin bana yaptığı eziyetleri de, çarçabuk unutuvermiştim.
Evde, her şey normale dönmüştü. Tek sıkıntım, üvey annemin, paraya olan düşkünlüğüydü. Bütün maaşımı verdiğim halde, bana güvenmiyor ve ben yattıktan sonra odama geliyor, çantamı karıştırıyordu. Uyumuyordum fakat kavga etmemek için uyur numarası yapıyordum. Yenice yakaladığım huzurun kaçmasını istemiyordum.
Maaşımdan arttırdığım, üç beş kuruş birikimimi, açtırdığım hesabıma heyecanla yatırıyordum. Her duruma hazırlıklı olmalıydım. Bunun için de, bir miktar paramın olması gerektiğini düşünüyordum. Banka cüzdanımı da, çantama koymuyor, işyerimde bulunan, bana ait dolapta saklıyordum. Üvey annem, bana ait ne varsa karıştırıyordu çünkü. Evde, özelim kalmamıştı. Hiçbir zaman da olmamıştı aslında. Bu kadarına da razıydım zaten. Güvenli bir ev, yatacak bir yatak, yetiyordu bana.
Selma’ nın bakışları, günden güne keskinleşiyordu bana. Yüzünde, farklı bir gülümsemeyi görebiliyordum. Diğer arkadaşlarım, zamanla beni aralarına almışlar ve dostluk oluşmaya başlamıştı. Beni sevmeleri de etken olmuştu bu duruma sanıyorum.
Ay sonlarında, dükkanda sayım yapılırdı. Rutin işlerdi bunlar. Giren ve çıkan malların sayımı yapılır ve denklik sağlanırdı. Hırsızlığa karşı, çok dikkatli davranıyordum. Herhangi bir açıkta, onu karşılamam mümkün değildi. Gelen müşteriyi takip altında tutuyor, bir an olsun dikkatimi dağıtmamaya çalışıyordum.
Bu hassasiyetim beni yoruyordu. Kendime ait şeyleri takip etmekte güçlük çekiyordum çoğu zaman. Bana ait dolabımın anahtarını kaybettiğimi fark ettim bir gün.Düşündüğümde, en son tezgahın altına bıraktığımı hatırladım. Aramalarım sonuçsuz kalmıştı. Biraz beklemeye ve tekrar bakmaya karar verdim. Bu olaydan da, kimseye de bahsetmedim. İki gün sonra da, koyduğum yerin, tam farklı bir tarafında bulmuştum anahtarımı. İçimden, “ Herhalde gözümden kaçmış olmalı “ diye düşündüm.
Yapılan sayım sonucunda, işyerimde bir hareketlilik başlamıştı. Patronum, o güne kadar görmediğim kızgınlıktaydı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden. Bağırıyor, çağırıyordu. O sakin adam gitmiş, yerine farklı birisi gelmişti sanki. Bütün çalışanları çağırdı yanına. İmalı sözlerle dolu bir konuşma yapmaya başladı;
“ Arkadaşlar ! Burası sizin ekmek tekneniz. Hepinizle, uzun zamandır çalışıyorum. Aramıza yeni gelen arkadaşlarımız da var tabii ki. Sayımda, bir adet Adana burması bileziğin olmadığı anlaşıldı. Bu bileziğin maddi olarak bana zararı olmaz. Benim tek sinirlendiğim, sizlere o kadar anlayışlı iken, neden böyle bir kaybın yaşandığı. Buna kim sebep olduysa, bu konu hakkında bilgisi olan varsa bana çekinmeden söyleyebilir. Polisi karıştırmayacağım. Olay kapanacak. En büyük hatam ise, kamera almamış olmak. Böyle şeylere gerek görmedim. Güven esastı benim için. Şimdi, hepiniz düşünün bu söylediklerimi. “
Dedikten sonra masasından kalktı ve sinirli bir şekilde sokağa fırladı. Hepimiz, şaşkınlık içinde kalmıştık. O sırada, gözüm birden Selma’ ya ilişti. Yüzünde, sinsi bir gülümseme ile bana bakıyordu. Gözlerinde oluşan, kini okuyabiliyordum. Bu durum, beni ürkütmüş, huzursuz etmişti. Anlayamıyordum bir türlü onu. Benden nefret edecek kadar bir kötülüğüm olmamıştı ona. Neyi paylaşamıyordu.
Çalışmaya başlamıştık. Hepimizin morali bozulmuştu fakat çalışmak zorundaydık. Birkaç saat sonra, dükkana polisler geldi. Hepimizden, dolaplarımızın anahtarlarını istediler. Ben de verdim çekinmeden anahtarı. Anahtarların ne amaçla istendiğini de anlamamıştım. Kendimden emin olduğum için de, hiç huzursuz olmuyordum. Sıra bana gelmişti. Anahtarı eline alan polis memuru, dolabı açmış ve karıştırmaya başlamıştı. Ben de, meraklı gözlerle onu izliyordum.
“ İşte ! Aradığınız şey bu mu ? “
Dediğinde, şaşkınlık içinde donup kalmıştım öylece. Bir anlık şaşkınlığın ardından, olup biteni anlayabilmiştim.
“ Hayır ! Ben yapmadım. Ben, çalmadım. Dolabıma nasıl girdiğini bile bilmiyorum. Ben, suçsuzum. İnanın bana, yalvarırım size. Ben, bugüne kadar, kimsenin bir şeyini çalmadım. Hırsız değilim.Bu bir komplo olmalı. Çalmış olsam, dolabıma mı saklarım ? Lütfen ! inanın bana. “
Kimse beni dinlemiyor ve gözlerini kaçırıyorlardı. Patronuma baktığımda, yüzündeki hayal kırıklığını gördüm bir an. Çok üzülmüştü bu duruma. Hepsine ayrı ayrı gidiyor, suçsuzluğumu ispat etmek için onları neredeyse tartaklıyordum. Hiç biri de tepki vermiyor, suskunlukları devam ediyordu. O sırada, köşeye sinmiş olan Selma’ yı gördüm. Yüzüne, sevinç ifadesi yerleşmişti. Sinsi sinsi gülümseyerek bana bakıyordu. Emindim. Bunu o yapmıştı. Anahtarımın kaybolması, ardından tekrar ortaya çıkmış olması; bunları birbiriyle birleştirdiğimde, komploya kurban gittiğim açıkça ortadaydı. Yüzüm, sinirden kıpkırmızı olmuş ve ateş basmıştı. Ellerim titriyordu. Bir anda, kendimi Selma’ nın yanında buldum.
“ Sen yaptın ! Biliyorum sen yaptın. Ne istedin benden. Ben, sana ne yaptım. Nefretinin sebebi ne ? Gel buraya. Bunun hesabını vereceksin. Şimdi, herkesin önünde itiraf et. Öldüreceğim yoksa seni. “
“ Git işine be manyak ! Hem suçlusun, hem de güçlü. Çalmışsın işte. Senin dolabından çıktı. Senden de o beklenirdi. Kenarın dilberi. İşte ! Sen busun. “
Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz, kendimi kaybetmiştim sanki. Çelimsiz bedenimden, beklenilmeyen bir güç ile saçlarını tutmuş ve bir taraftan da tokatları indirmeye başlamıştım. Benden iri yapılı olmasına rağmen, onu yere yatırmış ve üzerine oturarak, tokatlamaya devam ediyordum. Kendimi kaybetmiş olmalıydım. O güne kadar, kimseye vurmamıştım.
Polis memurlarının, olaya müdahalesiyle beni onun üzerinden aldılar. Hala ona doğru atılıyordum. Selma’ nın yüzü, tokatlarımın yanında, tırnak darbelerime de maruz kalmış ve kanlar sızmaya başlamıştı. Saçları dağılmış, yüzündeki korku ifadesi ile bana bakıyordu.
Olayın sonunda, her taraf başımın etrafında dönmeye başlamıştı. Bir an, içimde tuhaf bir duygu hissettim. Kanım, damarlarımdan çekiliyordu sanki…
Nermin Kaçar
Hüzün Dalgaları 4
Hüzün Dalgaları 3 Hikayesi - Hüzün Hikayeleri - Nermin Kaçar Yazıları
Müşterilerim benden memnun oldukça, patronum da bana daha fazla değer veriyordu. Bu durumun, işyerimde çalışan diğer arkadaşlarım ve özellikle Selma tarafından, kıskanılmaya başlandığını iyice anlamıştım iyice. Yine de bu durumda bile iyi niyetimi koruyor ve kimse hakkında kötü düşünmüyordum. Onlara karşı davranışlarım değişmemişti. Selma dışındaki diğer arkadaşlarım, beni biraz da olsa kıskansalar da seviyorlardı aynı zamanda.
Kötü günlerin geleceğini hiç düşünememiştim. İşimi çok seviyor ve sürekli bir devinim içinde, çalışıyordum. Kimsenin bana bir kötülük yapacağını düşünemiyordum. Benim dünyamda, iyilik vardı. Üvey annemin bana yaptığı eziyetleri de, çarçabuk unutuvermiştim.
Evde, her şey normale dönmüştü. Tek sıkıntım, üvey annemin, paraya olan düşkünlüğüydü. Bütün maaşımı verdiğim halde, bana güvenmiyor ve ben yattıktan sonra odama geliyor, çantamı karıştırıyordu. Uyumuyordum fakat kavga etmemek için uyur numarası yapıyordum. Yenice yakaladığım huzurun kaçmasını istemiyordum.
Maaşımdan arttırdığım, üç beş kuruş birikimimi, açtırdığım hesabıma heyecanla yatırıyordum. Her duruma hazırlıklı olmalıydım. Bunun için de, bir miktar paramın olması gerektiğini düşünüyordum. Banka cüzdanımı da, çantama koymuyor, işyerimde bulunan, bana ait dolapta saklıyordum. Üvey annem, bana ait ne varsa karıştırıyordu çünkü. Evde, özelim kalmamıştı. Hiçbir zaman da olmamıştı aslında. Bu kadarına da razıydım zaten. Güvenli bir ev, yatacak bir yatak, yetiyordu bana.
Selma’ nın bakışları, günden güne keskinleşiyordu bana. Yüzünde, farklı bir gülümsemeyi görebiliyordum. Diğer arkadaşlarım, zamanla beni aralarına almışlar ve dostluk oluşmaya başlamıştı. Beni sevmeleri de etken olmuştu bu duruma sanıyorum.
Ay sonlarında, dükkanda sayım yapılırdı. Rutin işlerdi bunlar. Giren ve çıkan malların sayımı yapılır ve denklik sağlanırdı. Hırsızlığa karşı, çok dikkatli davranıyordum. Herhangi bir açıkta, onu karşılamam mümkün değildi. Gelen müşteriyi takip altında tutuyor, bir an olsun dikkatimi dağıtmamaya çalışıyordum.
Bu hassasiyetim beni yoruyordu. Kendime ait şeyleri takip etmekte güçlük çekiyordum çoğu zaman. Bana ait dolabımın anahtarını kaybettiğimi fark ettim bir gün.Düşündüğümde, en son tezgahın altına bıraktığımı hatırladım. Aramalarım sonuçsuz kalmıştı. Biraz beklemeye ve tekrar bakmaya karar verdim. Bu olaydan da, kimseye de bahsetmedim. İki gün sonra da, koyduğum yerin, tam farklı bir tarafında bulmuştum anahtarımı. İçimden, “ Herhalde gözümden kaçmış olmalı “ diye düşündüm.
Yapılan sayım sonucunda, işyerimde bir hareketlilik başlamıştı. Patronum, o güne kadar görmediğim kızgınlıktaydı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu sinirden. Bağırıyor, çağırıyordu. O sakin adam gitmiş, yerine farklı birisi gelmişti sanki. Bütün çalışanları çağırdı yanına. İmalı sözlerle dolu bir konuşma yapmaya başladı;
“ Arkadaşlar ! Burası sizin ekmek tekneniz. Hepinizle, uzun zamandır çalışıyorum. Aramıza yeni gelen arkadaşlarımız da var tabii ki. Sayımda, bir adet Adana burması bileziğin olmadığı anlaşıldı. Bu bileziğin maddi olarak bana zararı olmaz. Benim tek sinirlendiğim, sizlere o kadar anlayışlı iken, neden böyle bir kaybın yaşandığı. Buna kim sebep olduysa, bu konu hakkında bilgisi olan varsa bana çekinmeden söyleyebilir. Polisi karıştırmayacağım. Olay kapanacak. En büyük hatam ise, kamera almamış olmak. Böyle şeylere gerek görmedim. Güven esastı benim için. Şimdi, hepiniz düşünün bu söylediklerimi. “
Dedikten sonra masasından kalktı ve sinirli bir şekilde sokağa fırladı. Hepimiz, şaşkınlık içinde kalmıştık. O sırada, gözüm birden Selma’ ya ilişti. Yüzünde, sinsi bir gülümseme ile bana bakıyordu. Gözlerinde oluşan, kini okuyabiliyordum. Bu durum, beni ürkütmüş, huzursuz etmişti. Anlayamıyordum bir türlü onu. Benden nefret edecek kadar bir kötülüğüm olmamıştı ona. Neyi paylaşamıyordu.
Çalışmaya başlamıştık. Hepimizin morali bozulmuştu fakat çalışmak zorundaydık. Birkaç saat sonra, dükkana polisler geldi. Hepimizden, dolaplarımızın anahtarlarını istediler. Ben de verdim çekinmeden anahtarı. Anahtarların ne amaçla istendiğini de anlamamıştım. Kendimden emin olduğum için de, hiç huzursuz olmuyordum. Sıra bana gelmişti. Anahtarı eline alan polis memuru, dolabı açmış ve karıştırmaya başlamıştı. Ben de, meraklı gözlerle onu izliyordum.
“ İşte ! Aradığınız şey bu mu ? “
Dediğinde, şaşkınlık içinde donup kalmıştım öylece. Bir anlık şaşkınlığın ardından, olup biteni anlayabilmiştim.
“ Hayır ! Ben yapmadım. Ben, çalmadım. Dolabıma nasıl girdiğini bile bilmiyorum. Ben, suçsuzum. İnanın bana, yalvarırım size. Ben, bugüne kadar, kimsenin bir şeyini çalmadım. Hırsız değilim.Bu bir komplo olmalı. Çalmış olsam, dolabıma mı saklarım ? Lütfen ! inanın bana. “
Kimse beni dinlemiyor ve gözlerini kaçırıyorlardı. Patronuma baktığımda, yüzündeki hayal kırıklığını gördüm bir an. Çok üzülmüştü bu duruma. Hepsine ayrı ayrı gidiyor, suçsuzluğumu ispat etmek için onları neredeyse tartaklıyordum. Hiç biri de tepki vermiyor, suskunlukları devam ediyordu. O sırada, köşeye sinmiş olan Selma’ yı gördüm. Yüzüne, sevinç ifadesi yerleşmişti. Sinsi sinsi gülümseyerek bana bakıyordu. Emindim. Bunu o yapmıştı. Anahtarımın kaybolması, ardından tekrar ortaya çıkmış olması; bunları birbiriyle birleştirdiğimde, komploya kurban gittiğim açıkça ortadaydı. Yüzüm, sinirden kıpkırmızı olmuş ve ateş basmıştı. Ellerim titriyordu. Bir anda, kendimi Selma’ nın yanında buldum.
“ Sen yaptın ! Biliyorum sen yaptın. Ne istedin benden. Ben, sana ne yaptım. Nefretinin sebebi ne ? Gel buraya. Bunun hesabını vereceksin. Şimdi, herkesin önünde itiraf et. Öldüreceğim yoksa seni. “
“ Git işine be manyak ! Hem suçlusun, hem de güçlü. Çalmışsın işte. Senin dolabından çıktı. Senden de o beklenirdi. Kenarın dilberi. İşte ! Sen busun. “
Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz, kendimi kaybetmiştim sanki. Çelimsiz bedenimden, beklenilmeyen bir güç ile saçlarını tutmuş ve bir taraftan da tokatları indirmeye başlamıştım. Benden iri yapılı olmasına rağmen, onu yere yatırmış ve üzerine oturarak, tokatlamaya devam ediyordum. Kendimi kaybetmiş olmalıydım. O güne kadar, kimseye vurmamıştım.
Polis memurlarının, olaya müdahalesiyle beni onun üzerinden aldılar. Hala ona doğru atılıyordum. Selma’ nın yüzü, tokatlarımın yanında, tırnak darbelerime de maruz kalmış ve kanlar sızmaya başlamıştı. Saçları dağılmış, yüzündeki korku ifadesi ile bana bakıyordu.
Olayın sonunda, her taraf başımın etrafında dönmeye başlamıştı. Bir an, içimde tuhaf bir duygu hissettim. Kanım, damarlarımdan çekiliyordu sanki…
Nermin Kaçar