Henüz Üç Aylık Öğretmendi..

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Henüz Üç Aylık Öğretmendi.., konusunda bu İçerik Henüz Üç Aylık Öğretmendi.. hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Henüz Üç Aylık Öğretmendi..

- Sadefan.com | Henüz Üç Aylık Öğretmendi.. paylaşımı

HaZaL

VIP Üye

Henüz Üç Aylık Öğretmendi..

Henüz Üç Aylık Öğretmendi..

Henüz Üç Aylık Öğretmendi..

Erciş'in Van Yolu Caddesi, o pazar günü bir pastırma yazı sıcaklığı yaşıyordu. Kentin pek çok kafesi, bilardo salonu kente dışarıdan gelen öğretmenlerle, memurlarla ve her yaştan liseli öğrenciyle doluydu. İlçenin eğlence noktaları olan kafe ve bilardo salonlarında öğretmenler, hafta sonunu arkadaşlarıyla birlikte geçirmek, birkaç el kağıt oynamak, iki el okey dönmek için doldurmuşlardı. İzmirli öğretmen Mustafa Özkaya (25) da o öğretmenlerden biriydi. Henüz üç aylık öğretmendi ve ilk görev yeri Erciş'ti. O gün evinden çıkmadan önce, İzmir'deki kız arkadaşıyla telefonda konuşmuş ve arkadaşlarıyla kafede buluşup oyun oynayacağını söylemişti. Bunları, ağabeyi hüngür hüngür ağlayarak anlattı. Bir yandan keskin soğuğa dayanmak için ikram edilen çayları içerken, annesi ve babasıyla geldiği bu hiç tanımadığı kentte ağabey Özkaya'ya adını sormaya cesaret edemeden dinledim hikayesini. Kardeşinin altında kaldığı enkaza bizzat girerek, dört cesedi nasıl elleriyle çıkardığını, arama kurtarma çalışmasının daha hızlı olması gerektiğine dair ah'larını, "Ya Mustafa öldüyse," diye diye akıttığı gözyaşlarını. Bir kent baştan sona mezar yerine dönmüşse, kafanızı çevirdiğiniz her yerde çöken binaların altında canlı ya da cansız insanlar olduğunu biliyorsanız, yanı başınızdaki bir kazazede yakınını teselli edecek kelime de bulamazsınız. Ben bulamadım. Sadece eline döktüğünün bile farkında olmadığı sıcak çayı elinden alıp, usulca karıştırıp soğumasını bekleyip içmesini bekleyebilirsiniz, sessizce. Özkaya ailesi, enkaz kaldırma çalışmalarının üçüncü gününde orada değildi, belli ki biz başka bir enkaza doğru yol alırken Mustafalarını cansız bulmuşlardı.

Yunus'un gözü, annesi ve kardeşlerinin enkazındaydı
Onları Erciş'in girişindeki Zeylan Caddesi'nde bir yıkıntının karşı caddesinde yerlere serdikleri yatakların, üzerlerine tünedikleri tahtaların üstünde buldum. Karşıdaki enkazı dikkatli gözlerle izliyorlardı. Biri kardeşini bekliyordu, diğeri annesini, öteki kayınpederi, diğerleri kuzenlerini. Elindeki kumanyadan yemeğini yiyen çocuk, arkadaşının o enkazın altında olduğunu söylerken bir oyun oynar gibiydi. Ama annesini bekleyen küçük Yunus, sığındığı duvarın altında şaşkın gözlerle süzüyordu dünyayı. Yengesi Fatma Hanım; kardeşleri Şeval ile Yusuf ve annesi Emine ile babası Ahmet Altaş'tan oluşan ailesinin adını sayarken, gözlerini enkazdan ayıramıyordu. Canını deprem sırasında dışarıda oyun oynamasına ve kendisini banyo yapması için eve çağıran annesinin sesini duymamasına borçluydu. Altı katlı, altı fırın olan binanın üst katlarında oturuyordu Altaş ailesi. Binada toplam 24 daire ve bir fırın vardı. Küçük Yusuf'un başında beklediği enkaz, 14 günlük Azra bebeğin de çıktığı enkaz. Azra bebek de komşuları zaten. 16 kişinin sağ çıktığı enkazda tahmini olarak 50-60 kişinin olduğu sanılıyor. Erçiş'in yerlilerinden olan Altaş ailesinin pek çok ferdi de küçük Yusuf'la birlikte enkazın etrafındalar. Yakınları enkaz altında olan Mahmut Turan da arama-kurtarma çalışmalarını beğendiklerini, ancak çadırlara ulaşamadıklarını, çadırları ele geçirmek için çeteler oluştuğunu anlatıyor. Gündüz enkazın altına bekleyen aileler, gece evlerinin etrafına kurdukları naylondan barakalara dönüyor. Bir yandan acı içinde yakınlarını beklerken, okey salonlarını dolduran gençlerin üst üste yıkılan iki binanın altında kalmasının acısını da sahiplenmiş durumdalar. Zaten o gençlerin arasında iki de yeğenleri var Altaş'ların.

Yoksa Oya yaşıyor mu?
Harrani ailesi Hatay'ın Samandağı'ndan gelmişti Erciş'e. Arap kökenliydiler. Tek kelime Türkçe bilmeyen annesi, ısınmak için yakılan ateşin başında kendi dilinde ağıtlar yakarken, baba Ferit Harrani dili döndüğünce anlattı enkaz altındaki en küçük kızı Oya öğretmeni. 25 yaşındaydı Oya Harrani, sınıf öğretmeniydi, bekardı. Dört sene önce geldiği ilk görev yeri Erciş'i çok sevmişti. Dokuz çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Enkazı tam cepheden görecek şekilde oturdukları ateşin başında onlara doğru yaklaşmaya cesaret ettiğimizde, umutla aralandı önce annenin gözleri. "Yoksa yaşıyor mu, nolur bana doğruyu söyleyin." Gazeteci olduğumuzu anlamadan yanına yaklaşan her yabancıyı kızından iyi haber getirecek bir umut olarak görüyordu anne Harrani ve umduğu yanıtı alamadığında önce haykırışlarla bozuldu sessizliği, ardından da ağıtlar geldi Arapça. O sırada karşıdaki enkazdan çıkarılan genç bir cesede doğru diğer öğretmenlerin yakınları koştururken, aralarından 'Bizimki değil, bizimki değil,' diye yükselen sevinç çığlıkları ise bir başka gerçeğe işaret ediyordu. Enkazdan çıkan her genç ölüye üzülseler de, onların ölüsü olmaması içlerini rahatlatıyordu.

CENAZELER KARAYOLLARI'NIN ARAÇ İKMAL DEPOSUNDA YIKANIYOR
Çarşamba günümüzün bir bölümünü de enkazlardan çıkarılan cenazelerin yıkandığı, kefenlendiği ve tabuta konduğu Karayolları Deposu'nda geçirdik. O sırada henüz 43 yaşında olan dört çocukb abası İzzettin Nazlıgül'ün cenazesi yıkanıyordu. Annesinin, karısının dilinden dökülen Kürtçe ağıtlar yürek paralıyordu. Ambulansların sürekli yeni cenazeler getirdiği depoda, yan yana dizilmiş seyyar gasilhanelerde görevli kadın ve erkek din görevlileri hızla yıkıyorlardı cenazeleri. Bunu yapmaya da mecburdular çünkü, çarşamba günü saat 15.00 itibarıyla 15 kadın, 20 de erkek cenazesi yıkamışlardı, günün sonuna doğru bu rakamın ne olacağını kimse bilmiyordu. Cenaze işlemlerini o gün koordine eden Güroymak İlçe Müftüsü Selami Sayın, cenazelerin sadece Karayolları'nın deposunda değil, belediyede ve hastanede de yıkandığını söylüyor. 20 din görevlisinin görev yaptığı o gün, görevlilerin tamamı Bitlis ve Patnos'tan gelmişti. Yıkanan yerli halkın cenazeleri ilçenin değişik mezarlıklarına gömülürken, il dışından olanlar ambulans ya da uçaklarla gömülecekleri yerlere gönderiliyordu.
Erciş'in Van Yolu Caddesi, o pazar günü bir pastırma yazı sıcaklığı yaşıyordu. Kentin pek çok kafesi, bilardo salonu kente dışarıdan gelen öğretmenlerle, memurlarla ve her yaştan liseli öğrenciyle doluydu. İlçenin eğlence noktaları olan kafe ve bilardo salonlarında öğretmenler, hafta sonunu arkadaşlarıyla birlikte geçirmek, birkaç el kağıt oynamak, iki el okey dönmek için doldurmuşlardı. İzmirli öğretmen Mustafa Özkaya (25) da o öğretmenlerden biriydi. Henüz üç aylık öğretmendi ve ilk görev yeri Erciş'ti. O gün evinden çıkmadan önce, İzmir'deki kız arkadaşıyla telefonda konuşmuş ve arkadaşlarıyla kafede buluşup oyun oynayacağını söylemişti. Bunları, ağabeyi hüngür hüngür ağlayarak anlattı. Bir yandan keskin soğuğa dayanmak için ikram edilen çayları içerken, annesi ve babasıyla geldiği bu hiç tanımadığı kentte ağabey Özkaya'ya adını sormaya cesaret edemeden dinledim hikayesini. Kardeşinin altında kaldığı enkaza bizzat girerek, dört cesedi nasıl elleriyle çıkardığını, arama kurtarma çalışmasının daha hızlı olması gerektiğine dair ah'larını, "Ya Mustafa öldüyse," diye diye akıttığı gözyaşlarını. Bir kent baştan sona mezar yerine dönmüşse, kafanızı çevirdiğiniz her yerde çöken binaların altında canlı ya da cansız insanlar olduğunu biliyorsanız, yanı başınızdaki bir kazazede yakınını teselli edecek kelime de bulamazsınız. Ben bulamadım. Sadece eline döktüğünün bile farkında olmadığı sıcak çayı elinden alıp, usulca karıştırıp soğumasını bekleyip içmesini bekleyebilirsiniz, sessizce. Özkaya ailesi, enkaz kaldırma çalışmalarının üçüncü gününde orada değildi, belli ki biz başka bir enkaza doğru yol alırken Mustafalarını cansız bulmuşlardı.

 
Henüz Üç Aylık Öğretmendi.. yaşam hikayeleri ve deneyimler, Henüz Üç Aylık Öğretmendi.. ile kullanıcılar ilham verici öykülere ulaşabilir.
Geri
Üst