Et-tenbih’in fikhi terimlerinin

Konusunu Sadefan`da Görüntülemektesiniz!..

Et-tenbih’in fikhi terimlerinin, konusunda bu İçerik Et-tenbih’in fikhi terimlerinin hakkında en yeni bilgileri, yorumları ve detaylı paylaşımı keşfedin.

Et-tenbih’in fikhi terimlerinin

- Sadefan.com | Et-tenbih’in fikhi terimlerinin paylaşımı

Alemdar

Tecrübeli Üye

Et-tenbih’in fikhi terimlerinin

ET-TENBİH’İN FIKHİ TERİMLERİNİN SADELEŞTİRİLMESİ

ÖNSÖZ

Allah’a hamd, Rasulune, ehline, arkadaşlarına ve onun yolunda yürüyenlere salat ve selam olsun.
Benim düşüncem, Zahiriye kütüphanesinde şafii eserlerine fihrist düzenlerken yaklaşık yirmi küsür sene önce bu kitabı yazmayı hayalimden geçiriyordum. Fıkhi eserlerin önsüzünü okurken, yazarı tıpkı lügat bilimcisi gibi fıkhi terimler hakkında araştırma yaptığını gördüğümde bu eserini tahkik etmeyi azmettim ama o zamana kadar buna göz atayım derken bir hayli kitap yığılmıştı önüme.
Bu eserin aslı, imam Şirazi’nin Şafii fıkhında (et-Tenbih) adlı kitabı olup lügavi bir şerh konusunu içermektedir. Merhum Nevevi şerhetmiştir. Nevevi fıkıh kitaplarında, Şirazi’nin eserlerini en büyük kaynak eserlerden biri olarak görmüştür. El-Muhezzep te şerhettiği bu değerli eserlerden biridir. Bu eserin yazımı tamamlanmış olsaydı fıkıhta genel itibarıyla muazzam bir merci eser olacaktı. Sonunda (et-Tenbih’i) iki bölüm halinde tasnif etmiş birinde meseleler hakkında fetva verip konuştuğu, Şirazi’nin tashihini bıraktığı veya ona muhalif durumlarda olup bunu umdetu fi tashihi’t-tenbih (tenbihin tashihinde dönüş mercii) diye isimlendirmiştir. İkincisi de elimizde etüdünü yaptığımız şerh elfaz et-tenbih (tenbihin lafızlarının şerhi)’dir.
Bu kitabın önsözünde eserin sahibi şöyle demiş:
“Rauf ve kerim olan Allah muhtasar kitabında tenbihin bütün fıkhi terimlerini açıklamayı bana nasip etti. İnşaallah, butün terimleri, arapça olsun ve sonradan arapçaya giren doğmatik terimler olsun, maksure veya memdude (uzatılan, uzatılmayan) olsun, müzekker müenneslik bakımından, cem veya müfredlik bakımından veya müştak olsun, terimin kaç lügatı varsa ve ne gerekiyorsa açıklayacağım.”
Özellikle bu tenbihin lügat terimlerinin etüdünü yaptığı bir eser olduğundan, muhtelif mezheplerde ve genel anlamıyla fıkhi lügat terimlerine konu olup araştırma yapılması gereken en güzel ve kayda değer bir eserdir.
Zannediyorum bu kapıyı lügat konusunda ilk açan İmam Nevevi olsa gerekir. Hatta el-Misbah’ın sahibi “el-Feyyumi’den” yüzyıl önce gerçekleştirmiştir.
(Tehzibu’l-esma ve’l-lugat) fıkıh terimleri konusunda yazdığı ilk eserdir. Daha sonra vefatından dört yıl kadar önce bu kitabı “tenbih” üzerine kaleme alıp derlemiştir.
Bu sıralarda “el-Misbah”ın sahibi el-Feyyumi, er-Rafi’nin “Garip eş-Şerh el-Kebir”in şerhine henüz başlamamışken, İmam Şirazi sınırları aşıp arapçanın çeşitli müfredat kitaplarına el atıp, özet halinde muhteşem bir lügat mucemini oluşturmuştu.
İmam Nevevi’nin bu kitapta takip ettiği metod Şirazi’nin tenbih adlı eserini, cümle cümle, kelime kelime okumuş. Lügatta sahih olana karışmamış terketmiş ama, zayıf, şüpheli ve kapalı olanın yerine daha kullanışlı bir kelime bulduğunda, (fa) harfinin yerine (vav) harfini koymak veya ihtiyaç olmasa bile (vav) harfini koymak gerekiyorsa ve daha buna benzer şeyleri yapmakla kitabı doldurmuş bütün bunların, açıklamasını, kaynaklarını okuyucu okuduğunda bir başka açıklamaya gerek duymayacak kadar fazlasıyla açıklamıştır.
Bu kitaptaki metod aslının (tenbihin) aynısıdır. Yani alfabetik sıraya göre değildir ama inşaallah sonunda tam istifade edilebilmesi için alfabetik sıralamaya göre olacaktır. Allah’tan muvaffakiyet ve rüştümüze erdirmemizi temenni ederim.
Abdulgani Ed-Dekr Dımışk 1 Recep 1408 Hicri.



İmam Ebu İshak eş-Şirazi’nin Hayatı

Adı ve Doğumu:
O örnek müçtehid imam, Cemalettin Ebu İshak İbrahim b. Ali b. Yusuf el-Firuza Badi’dir. Şafii’dir. Bağdat’ta ikamet etmiş. 393’te doğmuştur.
Şeyhleri:
Şiraz’da Ebu Abdullah el-Beydavi’den, Ebu Kasım ed-Dareki’nin arkadaşı Abdulvehhab b. Ramin’den ve Basra’da (el-Hurzi)’den fıkıh ilmini almıştır. 415’te Bağdat’a gelir, Ebu Tib ve Bere’den ders alır. Onların asistanı olur adeta ve onunla meşhur olur. Ez-Züccaci’den ve başkalarından da fıkıh dersini alır. Fıkıh usulünü, Ebu Hatem el-Kazvini’den, hadis dersini Ebu Ali b. Şazan Ebubekir b. el-Burkani Muhammed b. Ubeydullah el-Harcuşi, Ebu et-Tib et-Taberi ve diğerlerinden almıştır.


Öğrencileri:
Hatib, Ebu Velid el-Baci, Humeydi, İsmail b. es-Semerkandi, Ebu Bedr el-Kerhi, ez-Zahid, Yusuf b. Eyyüb, Ebu Nasr Ahmed b. Muhammed et-Tusi, Ebu Hasan b. Abdusselam ve Ahmed b. Nasr b. Hamman el-Hemedani ondan son rivayet eden talebelerindendir.
Alimlerin Ona Övgüleri:
Ebubekir eş-Şaşi şöyle der: “Ebu İshak asrın imamları üzerinde Allah’ın bir lütfudur.”
El-Muvaffik el-Hanefi şöyle der: “Ebu İshak, fıkıhta müminlerin emiridir.”
Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedani şöyle der: “Babam şöyle dedi:
“Kadıların kadısı Ebu Hasan el-Maverdi’yle bir davetteydik Şeyh Ebu İshak güzel güzel konuştu çıktığımızda Maverdi:
“Ebu İshak gibisini görmedim, Şafii görseydi onu çok beğenirdi” dedi.
Es-Sem’ani şöyle dedi: “O Şafii’nin imamı, en-Nizamiye’nin muallimi ve asrının şeyhidir. Uzak beldelerden akın akın insanlar ona gelip ilim aldılar. Güzel suretiyle beğenilen ender ilim sahiplerinden biriydi, dünya onu kabzasına almak istedi ama bunu başaramadı bilakis o, hayatında normal yaşam standartını seçmişti.
Usul, Furu, Hilaf ve mezhep konularında eserler yazmıştır.
O takva sahibi bir zahid, vakarlı, onurlu, zarif, kerim, cömert, güler yüzlü, sürekli müjdeci ve son derece girişken biriydi.
Es-Silefi bize şöyle iletti: Şücca ez-Züheli’den Ebu İshak’ın durumunu sordum o da:
“O Şafii’nin yandaşlarının imamı ve zamanında Bağdat’taki alimlerin öncüsüydü. Sika, salih, takva sahibi ve ihtilaf konularını bilen ender alimlerden biriydi dedi.
Şireveyh ed-Deylemi Hemedan tarihinde şöyle der: “Ebu İshak asrının imamıdır. Melikşahın bir elçisinden onun sika, fakih, dünyadan elini çekmiş bir tek, ender zahit olduğunu duydum, der.
Musul Hatibi Ebu Fadl şöyle der: “Babam şöyle dedi:
“459 yılında Musul’dan Ebu İshak’ı, ziyarete gittiğimde beni kucaklayıp tokalaştıktan sonra nereden geliyorsun?” dedi. Ben de:
“Musul’dan” dedim. O da:
“Merhaba ya hemşehrim” dedi. Ben de:
“Ya efendimiz Firuz Abadlı mısınız?” dedim o da:
“Nuh’un gemisi hepimizi bir araya getirmedi mi?” dedi ve ben de bunun bu iyi ahlakına, ikramına, zühdüne ve gerektirdiği kadarıyla sevdirmesine hayran oldum ve vefatına kadar onunla arkadaşlık yaptım” diyor.
Onun Ahlakı, Sözleri ve Takvası:
Kadı Ebu Abbas el-Cürcani şöyle der: “Ebu İshak’ın sahip olduğu bir malı yoktu. O kadar fakru zaruret içindeydi ki bazen yiyecek ve giyecek dahi bulamazdı.”
El-Kat’ia da otururken ziyaretine gittiğimizde, avret mahalleri görülmesin diye yarım yamalak kambur bir şekilde kalkardı.
Bir gün beraberinde yürürken Bakillani kendisine takılıp şöyle dedi:
“Ya şeyh beni kırdın, mahfettin, fakir bıraktın” dedi. Biz de ona:
“Kaç liran ondadır?” dedik o da:
“Şakadan iki veya bir buçuk altın” dedi. Ez-Zehebi şöyle dedi:
“Şeyh Ebu İshak sürgün edildikten sonra en-Nizamiye medresesinde ders verdi. Kesinlikle aylık ücret falan almadı. Küçük bir sarığı ve yünlü bir elbisesi vardı, bir lokmayla yetinirdi.
Es-Semani takvası için şöyle derdi: “Bazılarının şöyle dediğini duydum:
“Ebu İshak bir gün mescide yemek yemek için geldiğinde dinarını bulur ve şöyle düşünür, belki bir başkası bunu düşürmüştür, der ve olduğu yere dinarı bırakır döner.
Kadı Muhammed b. Muhammed el-Mahani şöyle der: “Yanlız şu iki imama hac nasip olmadı. Şeyh Ebu İshak eş-Şirazi ve kadıların kadısı Ebu Abdullah ed-Damığani.
Şeyh Ebu İshak’ın azık ve gidecek gücü yoktu ama hac etmek isteseydi onu alıp Mekke’ye götürürlerdi. El-Damığani haccetmek isteseydi onu ince ve kalın ipekler üzerinde alıp haccını ettirirlerdi.
Kadı Yahya b. Tahir şöyle der: “O devamlı, çok güzel bir zahid, Allah’tan çok fazla korkan, güler yüzlü, devamlı gülümseyen, oturmayı seven ve mücadeleci biriydi, güzel hikaye ve nefis şiirler söylerdi. Olaki bediha üzerinde kendi nefsinin üzerinde söylemiş olduğu bir çoğunu ezber biliyordu.
Bir keresinde Nizamiye medresesinde hizmetlisi Ebu Tahir b. Şeyban ed-Dımışkiye şöyle şiir okumuş:
“Şeyhimiz şeyh Ebu Tahir zahir ve batında önderimizdir” der.
Ebu İshak, bir gün birini bir köpeği taşlayıp kovduğunu gördüğünde ona bırak bırak yol seninle onun arasındadır niye karışıyorsun, der.
İlmiyle amel etmeyen hakkındaki bir sözü şöyle:
“Sahibine fayda vermeyen ilim, birinin alim olup uygulamaması gibidir” der.
Yine bu bağlamdaki bir sözü şöyle: “Alim ilmini uygulamadığı sürece, cahil ilim doğrultusunda yürür nefsinin istediği şekilde uygulamaya başlar.”Ey evlatlarım Allah korusun, Allah korusun, aleyhimizde delil olacak ilimden Allah’a sığınırız, der.
Kendi nefsi üzerine şöyle şiir söylerdi:
“Mevlanın haram ve helal ettiğini öğrendin
İlminle amel et çünkü ilim amelledir” derdi.
Şiirlerinden:
Merhum çok şiir ezberindeydi, belki asrının fıkıh alimlerinden daha çok ezberlemişti. Çok güzel şiir söylerdi. Fıkıh alimlerinden şiiri çok güzel söyleyenler çok azdı.
Şiirlerinden bir kesit:
“Kesintisiz şarap bardağını (helal içecek) ve harama kaçmadan hesap yapmayı severim
Sevgim kötü şeylere olmadı ama gördüm ki sevgi büyüklerin ahlakındandır.
İnsanlara vefakar dosttan sordum, bana bunun yolu yoktur
Zafere ulaşırsan bağımsız bir sevgiyle asilzadeleri dost edin ama bu da dünyada pek azdır dediler.
Vefatı:
Ebu İshak vefat ettiğinde ne bir borç ne de bir miras bıraktı, zahitti ve evlenmemişti. Vefatı 476 yılında, cemadiyel ahirin 210 günü pazar gecesine denk geldi.
Et-Tenbih Kitabı:
Lügavi lafızlarının şerhini yaptığı İmamı Nevevi’nin bu kitabı hakkında bazı hatırlatmalar zikrediyoruz.
Keşfü’z-Zunun’un sahibi şöyle der: “Şafiiler arasında dönüp dolaşan beş meşhur kitaplardan biridir. Nevevi’nin de Tehzib’te belirttiği gibi en çok revaçta olan Tenbih’tir deniliyor.”
Yazımına 452 yılının Ramazan’ında başlar 453 yılının Şaban ayında bitirir.
Keşfu’z-Zunun’da Tenbih üzerinde yazılan bazı övgü şiirleri şöyle:
“Ey gözlere nur dolduran yıldız, yoktur senin emsalin dünyada
Hatırlarımız hastalıklarla doluyken, Tenbih’te tekrar eski haline dönüştürüldü.
Tenbih hakkında muhtasar ve şerh kitapları oldukça çoktur, bu konuda ona ulaşacak bir kitaba az rastlanır. Keşfu’z-Zunun’da olduğu gibi 70 kadar şerh ve talik kitabını serdedeceğiz. 1/489.
Sayineddin Abdulaziz b. Abdulkerim el-cili’nin meşhur olan el-Muid adlı eserin şerhi ve bunu el-Muvaddıh diye de isimlendirmiştir. Ancak buna pek itimat edilmiyor. Çünkü bazı kıskanç insanlar bu eseri bozmuşlar, bunu da İbni Salah ve Nevevi ortaya çıkartmışlardır.
Şafii olan Ebu Tahir el-Kerhi’nin şerhi, büyük dört cilt halindedir.
İmam Ebu Hasan Muhammed b. Mübarek, İbni Hall eş-Şafi’yle bilinen bu adamın şerhi bir cilttir. Tevcihu’t-tenbih diye isimlendirmiştir. Tenbih üzerinde ilk yazı yazandır. 552 yılında vefat etmiştir. İmam Ebu Abbas Ahmed b. İmam Musa b. Yunus el-Musuli’nin şerhidir. 622 yılında vefat etmiştir.
İmam Tacettin Abdurrahim b. İbrahim el-Firkahu’ş-şafiiyle bilinenin şerhi “el-İklid li dürreti taklid” diye isimlendirmiştir. Nikah kitabına ulaşıp tamamlamadan önce bıraktı ve 690 yılında vefat etti.
Buna benzer daha çok lafızları hakkında şerh ve ta’lik kitapları yazılmıştır.
Daha fazla bilgi edinmek isteyen Keşfu’z-Zunun 1/489’a müracat etsin.
 
Et-tenbih’in fikhi terimlerinin dini konular ve bilgiler, Et-tenbih’in fikhi terimlerinin ile inanç ve ibadet hakkında detaylı içerikler sunuluyor.
Imam nevevi’nin hayati

İMAM NEVEVİ’NİN HAYATI

Adı ve Doğumu:
Ebu Zekeriyya Yahya b. Şeref b. Meriy b. Hasan b. Hüseyn el-Hizami En Nevevi’dir. Doğum yeri Neva, doğum tarihi 631 yılında muharrem ayının ortalarında doğmuştur.

Yetişmesi:
Nevevi babasının himayesinde büyümüştür. Babası orta halli biriydi. Nevevi babasının dükkanında hayır ve bereket içinde büyüdü.
Kur’an öğrenimini başkasının yanında öğrendi henüz buluğa ermeden Kur’an hafızı olmuştu. Babası daha sonra alış veriş için dükkana kendi yanına aldı ama daha çok Kur’an okumayla meşgul oluyordu.
Babası ve babasının şeyhi, Neva’nın bu gence, Kur’an öğrenimi ve ilmini arttırması bakımından dar geldiğini anlamışlardı sonunda Şam’a göndermeye azmederler ve babası onu 18 yaşındayken 649 yılında Şam’a götürür.

Şeyhleri:

İlk karşılaştığı alimlerden, Emevi Camisinin hatibi ve imamı Cemalettin AbdülKafi bin Abdül Melik er-Rib’i ed-Dımışki’dir. Onun yanına oturduğunda şeyh onun ilim öğrenme aşkını ve maksadını anlamıştı. Onunla ilgilenip Şam müftüsü Tacüddin Abdurrahman bin İbrahim bin Ziya El-Fezzari’nin ilim halkasına götürdü. El-Firkah’la tanıştırdı. Ondan ders aldı, uzun müddet ondan ders aldıktan sonra şeyh Firkah onu Errevahi’yede Kemal İshak El-Mağribiye götürür, daha sonra onun yanında kalır derslerine devam eder ve şeyh ona bu medresenin havzasında bir ev hediye eder ve orda oturur, taki ecel kendisini yakalayana kadar. En çok istifade ettiği şeyhi de Kemal El-Mağribi’dir. Daha sonra fıkıh alanında en çok istifade ettiği Şam müftüsü Abdurrahman bin Nuh, sonra Ömer bin Es’ad Erbil’i sonra Ebu Hasan Salar bin Hasan El-Erbili’dir.

Nevevi Fıkıh şeyhlerini peşisıra zikrederken şöyle diyor: Mezhep imamından olan Şafi’den ta Rasulullah’a (s.a.v.) kadar zincirleme şeklinde serdediyor ve diyor ki:

Ben Fıkhı, okuyarak, tashih ederek, duyarak, şerh ederek ve ta’lik olarak şu bazı guruplardan aldım: İlk şeyhim ilminde ittifak edilen, zühd, takva, ibadet çokluğu, faziletiyle ve şekliyle başkasından ayırt edilen Ebu İbrahim İshak b. Ahmet b. Osman El-Mağribi’dir. Sonra El-Makdisi’dir. Allah ondan razı olsun. Benimle sevdiklerimi şerefli evinde seçkin insanlarla bir arada topladı.

Sonra, şeyhim Ebu Muhammed Abdurrahman bin Nuh bin Muhammed bin İbrahim bin Musa El-Makdisi’dir. Bu, zühdüyle, ibadetiyle, itkan sahipliğiyle, takvasıyla tanınan merhum Şam müftüsüdür. Sonra Ebu Hafs Ömer b. Es’ad b. Galib er-rib’i el-Erbili’dir. İtkan sahibi bir imamdır (r.a.). Sonra şeyhim Ebu Hasan Sellar b. Hasan Erbili sonra Halebi sonra Dımışki’dir. Celalet ve imamlığında ittifak edilen ve bu yönleriyle asrının imamlarının mezhep ilmi konusunda önde gelenlerden biridir (r.a.). Daha sonra silsileyi İmam Şafii’ye (r.a.) sonra Rasulullah’a (s.a.v.) ulaştırıyor böylece.

Hadisteki Şeyhleri:
İbrahim b. İsa el-Muradi el-Endülüsi sonra Mısri sonra Dımişki’dir. Nevevi onunla on yıl beraber olduğum sürede ondan hiçbir kötü haslete rastlamadım diyor.

Ebu İshak İbrahim b. Ebu Hafs Ömer b. Muder el-Vasiti’dir. Ondan sahihi Müslim’in hepsini ders alarak dinlemiş.

Şeyh Zeynüddin Ebu Beka Halid b. Yusuf b. Sad en-Nabilsi’dir. Er-Rıda b. Burhan da şeyhlerindendir.

Tezkire’de de zikredildiği gibi şeyhlerin şeyhi Adbulaziz b. Muhammed b. Abdulmuhsin el-Ensari el-Hamevi eş-Şafii’dir.

Zeynüddin Ebul Abbas b. Abduddaim el-Makdisi. Ebul Ferece Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Kuddame el-Makdisi ve daha niceleridir.

Usul İlmindeki Şeyhleri:

Nevevi’nin talebesi İbnul-Attar şöyle diyor:

“Usul ilmini okuduğu en meşhur ve saygı değer alimlerden biri olan Allame Kadı Ebu Feth Ömer b. Bindar et-Teflisi eş-Şafii’den Fahruddin er-Razi’nin el-Muntahab adlı eseri Gazali’nin el-Müstesfa adlı eserinden biraz ve diğer kitaplardan da diğerlerinden okudu.

Nahiv ve Lügat Şeyhleri:

Nahivi, şeyh Ahmed b. Salim el-Mısri ve başkasından, İbni Malik’ten onun eserinden birini el-Fahrul Maliki’den, ibni Cinni’nin el-Lam adlı eserini, yine Ahmed b. Salim el-Mısri’den, sarf konusunda bir araştırma ve kitap olan İbnus Sekit’e ait Islahu’l-Mantık’ı okudu.


Fıkıh ve İlmine Alimlerin Övgüleri:

El-İsnevi, Tabakat’ında şöyle der: “Nevevi, mezhebi koruyan, tehzib eden, tertipleyen, derleyen ve ufaklarda sözü edilen ve insanlar arasında saygı değer bir konumu olan biridir diyor.

İbni Kesir de o mezhep şeyhi ve zamanının büyük fıkıh alimlerindendir, diyor. Zehebi de:

“Mezhep biliminde riyaset sahibiydi” diyor.

Safd Kadısı Muhammed b. Abdurrahman el-Osmani şöyle der:

“Şafii gurubunun bereketi, mezhebi derleyen ihya eden ve fıkıh alimleri arasında, istikrarlı bir amele sahip olarak tercih edilen biridir” diyor. Eş-Şihap Ebu’l-Abbas b. el-Halim “el-Bahru’l-Üccac şerhu minhac” adlı eserin önsözünde şöyle diyor:

“Seçkin, Allame, İmam, fıkıh alimi, mezhep kurtarıcısı, tehzibçisi, tertipçisi ve zabıtı olarak zikreder.

Zehebi: “İlmi bir derinliğe sahip olduğundan benzeri yoktur, araştırmalarında cedelleşme ve mübalağalardan hoşlanmayan ve münakaşalarda cedelleşenlerden rahatsız olur, yüz çevirirdi, diyor.

Aslında bu övgü çok geniş ilmine ve fıkhına rağmen az olsa gerek.

Zühd, Takva ve İbadetine Olan Övgüler:

Zehebi el-İber’de şöyle diyor:

“Nevevi, ilmi derinliği, hadis, fıkıh, lügat ve diğer ilimlerde geniş bir ilme sahip olmakla beraber zühd, takva ve mürşitliğiyle de ön planda olmuştur” der.

Zehebi siyer a’lam nübela’da şöyle der:

“Sehavi’ninde dediği gibi:

“Dar gelirli, refah seviyesi düşük ve nimetlerden yoksundu, bununla birlikte, takva, kanaatkar, şüphelerden kaçınan, gizli aşıkare Allah’ı mürakebe edinen, güzel elbise giymekle nefsin şa’şaalı isteklerinden kaçınan, güzel yiyecekler yemekten nefsini alıkoyan ve güzel süslü cehreden hoşlanmazdı, diyor.

Hayatını, ilim, zühd, takva ve ibadete adadı ölene dek. Hicri 676 yılında rahmetli olmuştur.

İki Adet El Yazma Nüshası:
Her iki nüshası da el-Esed kütüphanesindedir. Onun için birine (elif) diğerine de (be) işaretini koydum. Şüphesiz bazı nüshaları da diğer ülkelerdedir ama, zaptının iyi olmasından, sahihliğinden açıklığından bu iki nüshayı kendime dayanak yaptım.

Her ikisinin vasıfları şöyle:

“Elif” nüshası: Hattı güzel okunabilen biridir ama pek az güzeldir. Sondan önceki hat on sahife kadar biraz diğerlerinden muhteliftir, daha açık ve seçiktir. Bellidir ki bu sahifeleri yazan diğerlerinden farklıdır. Belki bu nüshanın okunaklı olması, yazarların eksikliklerden dolayı daha fazla dipnot düşmelerinden olsa gerek.

Yazan yazı tarihine sonuna eklememiş, yazının eski olmadığı knaatindeyim, hicretten bir yıl sonra yazıldığı ihtimali vardır.

Sonunda yazılan tarih yazarın eserini bitirdiği tarihtir.

Onlardan bir söz şöyle:

“Tasnifin sahibi şöyle dedi:

“Allah affetsin ruhunu şad etsin ve kabrini nurlandırsın hicri 671 yılında, zilhiccenin 25. günü olan çarşamba günü bitirdim. Bütün müslümanlara rivayet etme izni verdim.” diyor.

Bu Nüshanın Aritmetik Tablosu:
Sahifenin uzunluk ve genişliği 21x15,5 satır uzunlukları 23, satırlardaki kelime sayıları 9 kelime kadardır.
“be” nüshası: Bu, eski ve güzel hatlarla yazılmış bunu nesheden şerh edilmek isteneni büyük hatlarla yazmış o esnaya mukabil işaretler koymuş, sonuna bitiş tarihi ve başlangıç tarihini tıpkı Nevevi’ninkinde de tescil ettiği gibi koymuştur.

Nüshanın bitişinde şöyle demiş: “Yazan, fakir, günahkar, hatalı ve eksiklerini itiraf eden, Allah’tan af, mağfiret ve rahmet talep eden, Muhammed b. Muhammed b. Ahmet b. Abdülvahid b. Abdulkerim b. Halef b. Sultan b. Nebhan b. Ahmed b. Huleyd b. Abdullah b. Halit b. Ebu Düccane Semmak Rasulullah’ın (s.a.v.) yoldaşı el-Ensari’dir. Allah hepsini affetsin. Amin . Bitiş tarihi hicri 744 yılının Ramazan’da 12. güne denk gelen pazar günüdür deniliyor.

Daha sonra bu nüshayla karşılaşan yazar, kabul görülen nüsha üzerine yazılan yazının hat sahibi nüshanın yazarıdır. Bu şekilde doğru olmuştur inşaallah. Hamd ve minnet Allah içindir. Bunun bitişi hicri 744 Ramazan’ın 16’sı perşembe günüdür. Yazana, okuyana, bakana, istifade edene, yazarına , mağfiret af ve müsamahayı Rasulullah’a getirdiği salat ve selamdan sonra dileyenlerin hepsine Allah mağfiret etsin.
Nevevi’nin eserinin sonuna yazılan bitiş tarihinin “elif” ki nüshanın aynısıdır.
Nasla hulasasını İmam Nevevi eserini 671 yılında bitirdiği kanıtlıdır.
Bunun üzerine binaen eserin bitiş tarihiyle bu nüsha arasındaki tarih tam 73 yıldır.

Aritmetik Tablosu (be):

Sahife uzunluk ve genişliği 18x13,5 satır sayıları 17 satırlardaki kelime sayıları her satırda 9 kelime kadardır.

Tahkik:
Daha önce de belirttiğim gibi bu nüshayı “elif”ten yazdım. Çok güzel olduğundan değil bilakis noktalama ve harfleri en belirgin olduğundan yazdım. Daha sonra bu nüshanın aslı üzerinde yazdığıma gözlerimin görüp attığı kadar istidrak etmeye başladım (yazmaya). Hakeza “be” üzerinde yazdım. Bu daha önce de zikrettiğim gibi bir mukabeledir. Bu mukabelede bana yardımcı olan (ölen) torunumdur. O dikkatle okuyor ben de kitap bitinceye dek kelimelerin aslını tahkik ediyordum.

Her iki nüshanın muhalif konularını en alt sahifeye yazdım.

Kitap Üzerindeki Ta’lik:
İşim kitap üzerine sadece ta’lik yapmak nüshanın ihtilaflarını belirtmek değil bilakis imamı Nevevi’nin şerhettiği çoğu lügat ve mu’cem kitaplarına ulaşmakta oldu. Mu’cemin lügatına mutabık olanı bıraktım, tamamı ve bazısının mutabık olmadığı durumları da yanında ta’lik olarak zikrettim, bazen en sahihini bazen lügat mu’cemlerine itimaden zikrettim, ıstılahi olarak zikrettiklerine bir açıklama getirmedim. Çünkü o bunu daha iyi bilir.

Kitap üzerinde yaptığım bütün çalışmam bundan ibaretti.

Muvaffakiyet Allah’tandır.
 
Tahrirul el-faz et-tenbih ev lügatu’l fikh

TAHRİRUL EL-FAZ ET-TENBİH EV LÜGATU’L FIKH
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM’LE

http://i30.tinypic.com/2dt6po8.jpg

O’NDAN YARDIM DİLERİZ
Hamd alemlerin rabbi Allah’a, salat ve selam mahlukatın efendisi efendimiz’in (s.a.v.), diğer peygamberlerin, hepsinin ehline ve salihlerin tümüne olsun, Allah’tan başka ilah olmadığına ve onu ortağının olmadığına şehadet ederim ve yine Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet eder salat ve selamın peygamberine ve şeref ve faziletin ondan olmasını temenni ederim dedikten sonra.

Şüphesiz tenbih, yaygın, duyulmuş, mübarek ve faydalı bir kitaptır. Çünkü o nefis şeyler için bir kitaptır.

Onu aziz ve güvenilir bir imam tasnif etmiştir. Talebelere, irşad olmak isteyenlere hidayet rehberi, hayırları yapmak için bir yardımcı, iyiliklere cömertçe koşulup ikrar edilmesi için, tehzib ve düzeltmek için tavsiye edilmesi gerekir.

Bu türü iki kısımdır. En önemlileri bununla meselelerine fetva vermesi, yazarın terkettiği kelimelerin tashihinin yapılması buna muhalif olan ya da mezhebin hilafına söylediklerinin tashihi ya da hükümde belirsiz olan şeylerin tashihinin yapılması gerekir. Bundan önce hepsini bir defterde topladım. İkincisi de lügatların açıklanması, lafızlarının zaptı, belirsizle belirli olan şeylerin birbirinden ayırt edilmesi ve fasih olanın olmayandan seçilmesidir.

Kerim, Rauf ve Rahim olan Allah’a kendimi adadım ve muhtasarı bir araya getirip inşallah (tenbihle alakalı olan bütün lafızların lügat manalarını) arapça, murap (sonradan arapçaya giren) olanları, doğmatik lafızları, maksure, memdude (uzatılan, uzatılmayan) ikisinde caiz olanları, müzekker müennesi, bunda caiz olanları, cem müfredi müştakı (türeyen) lafzın lügat çeşitlerini, tek müteradif olarak isimlendirilmiş isimleri, kelimenin sarf yönünü, müşterek lafızların açıklama ve manalarını, aralarındaki farkı “ihsan” gerçek veya mecazlığında ihtilafa düşülen lafızlar, “nikah” lafzı gibi müfredi bulunmayan, cem’i (çoğulu) bilinmeyen, aksi ve çoğulu bilinmeyen ve cemlerinin (çoğullarının) cemi bilinmeyen heceyle ilgili cümlelerin açıklanması vav ya ve elifle yazılanların açıklaması, üç veya iki yönlü caiz olanların “riba” gibi lafızların hepsini açıklayacağım.

Sarf kaidesinden tekrar edilen bazı önemli cümlelerin hatırlatmasını, fıkıhta cezai müeyyidelerin önemli bazı hükümleri (misli müeyyide veya gazb cezası) gibi olanların hatırlatmasını, birbirine benzer bazı kelimelerin ayırtedilmesini (hediye, hibe, sadaka, tutavvu, rüşvete gibi), dil hatası olan bazı kelimelerin açıklamasını, yazar (musannif) hakkında olan bazı spekülasyonlar ve onlara cevap verilmesi veya verilmemesi, hangisinin buna daha uygun olduğunu, uygun olup bazılarının yanlış bulduğunu, kelamın nazım yönünden ve tedahül yönünden tenkid edileni amm ve hasın açıklaması ve aksinin söylenişini (fa ile söylenip vav ile söylenmesinin) uygun oluşunu, aksini, musannifin (yazar) nüshasından bazı önemli cümlelerin uygun olanının açıklanması çoğu nüshalarda da bunun hilafı yazılıdır. Fakihler hakkında tenkit edilen ve edilmeyen şeylerin açıklanması, lafızlarla ilgili bazı müşkil meselelerin açıklanması ve daha nefis olan bazı önemli durumların açıklamalarını hatırlatacağım.

İnşallah herşeyin yerinde izahının fazlasıyla yapıldığını mutedil bir özetle de olduğunu göreceksin muhkem tertipli bir şekilde zaptının yapıldığını açıkça izahat getirildiğini ama yeni başlayanların bazılarının anlamadığı bazı şeyleri de göreceksiniz.

Ne zaman ki bunda iki veya daha fazla lügatlar vardır dersem o zaman en fasih olanını öne geçirip takdim ederim. Sonra diğerini ve diğerini uyararak dikkat çekeceğim, lügat ve manaları garip olanları genellikle nakledene izafe edeceğim.

Bu kitap her ne kadar tenbihin içinde olanlara bir tenbih te olsa mezhep kitaplarının çoğunun lafızlarına da bir şerh konumundadır. Dayanağım Allah üzerine, işlerimin havale ve istinadı da onadır. O benim dayanağım ve ne güzel vekildir o.

“Elhamdulillah” sözü en güzel sıfatlarıyla ona bir övgüdür.

“Şükür” nimetleriyle övgüdür. Birincisinin zıddı “zemm” kınama ikincisinin de küfürdür.

“Hakka hamdihi” En kamil olanı.

“Ve salavatuhu ala Muhammedin hayri halikihi” Sözü Allah-u Teala’dan olan salat rahmeti anlamındadır. Meleklerden olanı istiğfar dileme, insandan da huşu ve dua olur. Peygamber’in (s.a.v.) Muhammed olarak isimlendirilmesi övülmesi çok olan hasletleri kendinde toplaması yani Allah-u Teala bütün bunları ehline hissetirmesidir. (Bilinen bazı övgü hasletlerin olduğu) o mahlukatın en hayırlısıdır.

“Ve ala alihi ve sahbihi” Musannifin (yazarın da) kullandığı gibi alimlerin hepsi de (ali)’nin gizli olup belirsiz olanlara izafe edilmesini uygun görmüşlerdir.

“El-Kisai” en-Nuhhas’ın ve Ez-Zübeydi gibi bazı alimler bunu kabullenmeyip şöyle demişler:

“Belirsiz olanlara izafe edilmesi sahih değildir. Ancak zahir şekilde belli olanlara izafe yapılabilir.” (Ali Muhammmed gibi) ve uygun olanı kullanılmasının caiz olmasıdır. Fakat daha evla olana belirgin olanlar hakkında kullanılmasıdır.

“Ali” nin hakikatinde görüşler vardır:

1- Beni Haşim, Beni Muttalip, bu ikisi yandaşımız ve Şafii’nin görüşüdür.

2- “ıtrati” ve ehli beyti (erkekten gelen soy, nesil.)

3- Ümmetin tamamı. Muhakkiklerden el-Ezheri ve diğerlerinin görüşüdür.

“Sahb” Sahip kelimesinin çoğuludur “rakib ve rakb” gibi. Bir saat te olsa müslümanların Rasulullah’ı (s.a.v.) ve arkadaşlarını görmesi demektir. Sahih olan da bu ve hadisçilerin görüşüdür.

Tabiiyet yoluyla sohbet ve oturmaları uzun olandır. Usulcülerin yanında da bu görüş tercih edilir.

“Kitab” ketb kelimesinden türemedir ve çoğul (cem)’dur. Masdardır ama mecazi olarak yazılan şeylere isim olarak söylenmiştir.

“Muhtasar” lafızları az olup manaları çok olanlara denilir.

“Mezhebu şafii” Dedesi Şafii’ye mensup edilmiştir. O Ebu Abdullah Muhammed b. İdris b. Abbas b. Osman b. Şafii b. Saib b. Ubeyd b. Abdu Yezid b. Haşim b. Muttalib b. Abdi Menaf b. Kuseyy b. Kilab b. Murre b. Kab b. Lueyy b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadi b. Kinane b. Huzeyme b. Mudrike b. İlyas b. Muder b. Nizar b. Maad b. Adnan’dır. Soyu Abdi menf’ta Rasulullah’la (s.a.v.) birleşiyor. Rasulullah’ta (s.a.v.), Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdi Menaf’tır. Hemzeyle veya olmadan lüeyy de deniliyor. Kureyş en-Nadr’ın çocuklarıdır. Fihr’in ve diğerlerinin çocukları olduğu da söyleniyor.

Sahih ve meşhur olan Nadr’ın çocukları olmasıdır. Adnan’a kadar nesebin bu şekilde devam ettiğine icma, ittifak etmiştir. Ama Adnan’dan sonra sahih bir şekilde devam ettiğine dair bir nakille karşılaşılmamıştır.

Şafii mezhebine olan intisab neseb Şafii’dir. Şefaviyy şeklinde denilmez. Çünkü çok fahiş bir lügattır. Horasan’lıların bazı fıkıh kitaplarında rastlanmışsa da uygun değildir. “Vasiyt” ve bazı lafızlarda olduğu şekilde hatadır. Kaçınılması gerekir.

“El-Havadisu” Meydana gelen yeni oluşumlar anlamındadır.

“Ve bihi’t-tevfik” İtaat gücünü yaratma anlamındadır. (Cürcani bunu: Allah’ın kulların fiillerini, razı olup sevdiği şekle muvafık yapmasıdır der). “Hızlan” Masiyet gücünü yaratması demektir. Bu kelamcı arkadaşlarımızın güttüğü mezheptir.

“Ve huve hasbi” Yani bana kafidir (yeter).

“Ve ni’me’l-vekil” Hafız anlamındadır. Kullarının işlerini tedbir etmeyi üstlenen veya maslahatlarını güden anlamında da deniliyor.

“Et-Taharatu” Lügatta temizlik, fakihlerin ıstılahında pisliği kaldırma, necaseti izale etme veya her iki bağlamda abdest tazeleme, abdest ve necasette ikinci ve üçüncü yıkama anlamındadır. Teyemmüm ve benzeri şeylerde pislik ve necaseti izale etmek değilde, ikisinin anlamında kullanılır.

“Maen tahuran” Temizleyici anlamındadır.

“Kasade ila teşmisehu” Kasidetuhu, ve kasadet lehu, ve kasadet şeklinde üç tahkikli lügatı vardır. Üç lügat ta sahihi Müslim’de bir satırdan az olan bir hadiste ve iman kitabının baş taraflarında sabittir. Bundan habersiz olan musannifi (yazarı) eleştirmiştir.

Hadis şöyle ibni Zübeyr’den

“El-İsnan” Hemzenin zamme ve esresiyle de oluyor. Ebu Ubeyde ve Cevaliki’den hikaye edilmiştir. Aslı Farsçadır murab olmuştur. Arapçada “hurd”tur aciz, bozuk anlamlarına geliyor

“El-Kulletu” Lügatta büyük çekim veya asılma anlamındadır. Büyük bir adam elleriyle çekip kaldırdığından böyle isimlendirilmiştir.

“Kulletan” Rıtıl ölçüsüyle Bağdat’ın beşyüz ölçeği anlamındadır. Altıyüz, bin ritil ölçüdür de denilmiş ama sahih olan beşyüzdür. Bu manalar yaklaşık olarak denilmiş ve kesin ölçü olarak ta belirtildiğini söyleyenler de vardır. Alını yarım metre, uzunluğu, genişliği ve derinliği dörtte birdir

“Nefsun sailetun” yani akan kan. Tenvinli hali nasp raf (fetha zamme)’yle de caizdir

“Tahara” Fethayla caiz olduğu gibi zammeyle de caizdir.

“Ve kale fi’l-kadiym” Yani Şafii’nin Bağdat’ta tasnif (yazdığı) ettiği kitaptır. Kitabın ismi el-Hüccet’tir.

“Farz ve vacip” aynı manadadırlar.

“El-Aniyetu” “İna” kelimesinin çoğulu (cem’i)’dir.

“eskiyatu sika-erdiyetu rida” gibidir.

el-Aniyetu’nun çoğulu (cem’i) el-Evani”dir. Mu’cemu’l-Vasit’te ve Horasan’lıların diğer kitaplarında “El-Aniyete”nin müfred olarak telakki edilmesi sahih değildir.

“El-billevri” Lam’ın kesre ve fethasıyla “Sinnevri” gibidir. “Bellur” banın fethası ve lamın zammesiyle de caizdir. Mu’rab olan “Tenur” gibidir. “Yakut”un biri budur çoğulu da “Yevakit” tir.

“El-Yakutu” Farsçadır.

“Ed-Dabbetu” Kap ve saireye çakılan bir parçadır.

“Tehmiru’l-inai” Kapları örtmek anlamındadır.

“Et-Teharri ve’l-ictihad ve’t-teehhi” Her ikisi de aynı manadadır. Daha uygun olanını istemek ve seçmek anlamındadır.

“Es-Sivaku” Sin’inin kesresiyle dişler arasındaki artıkları temizlemek için bir ağaç parçasını kullanmaktır. Onun aslı Sake’dir anlamı oğuşturmak. “Tesevveke” den geldiği de söyleniyor o halde anlamı bir tarafa akıttırmak olur.

“Sake fahu” Ağzını oğuşturdu “Sevvake fahu” Ağzını veya dişlerini mivakladı anlamlarına da gelir deniliyor. “Tesevveke-vestake” Denildiğinde ağız kokusu kale alınmaz.

“İnde kulli halin” Ayn’ın kesresiyle, zammesiyle ve fethasıyla beraber üç lügatı vardır.

Zaman ve mekan zarfı olup, bir şeyin yanında olması anlamına gelir. Mesela gecenin yanında veya duvarın yanında denildiğinde gece için zaman, duvar için de mekan zarfı anlamındadır.

Cevheri şöyle der: “Bunu min harfi cerri dışında bir harfi cerle kullanmamışlardır, diyor.

“Min indihi” Şeklinde kullanılır ama “mudaytu ila indihi” şeklinde kullanılamaz, çünkü kaidelere aykırıdır.

“El-Hal” Müennes ve müzekker olarak iki şekilde gelebilir.

“El-Ezmu” Elif’in fethası ve Zel’in cezmiyle tutmak anlamında

Yani yemek ve sudan kesilmektir. Bir hadiste Ömer b. Hattab, Haris b. Kelde’ye sorar Ma’d-deva: yani şifa, tedavi nedir? O da El-Ezm: yani tutmaktır der.

“El-⁄ibbu” Vakitten sonra vakit, peşi sıra vaktin devam etmesi. Burada istenilen anlamı yağın çekilip kurumasıdır.

“Yentifu” Ta’nın kesresiyle gelmesi durumunda kıl ve saireyi yolmak anlamında olur.

“El-İbtu” Ba’nın cezimle gelmesiyle müennes veya müzekkergelebilir. Ama doğru olanı müzekker olarak çoğunlukla geldiğidir. Anlamı koltuk altındaki kıllardır.

“El-Anetu” Uzuv etrafındaki yani etek kıllarıdır.

“El-Kazeu” Kaf ve Ze’nin fethasıyla başının bir kısmını traş etmek anlamındadır.

“Vuduu” Vav’ın zammesiyle fiil anlamında vavın fethasıyla su anlamına gelir. Her ikisiyle de “El-mau” su anlamına geldiği de söyleniyor, zammeyle geldiği her ne kadar söyleniyorsa da şaz’dır ama doğru ve sahih olanı “fethayla”dır.

“En-Niyyetu” Kastetmek anlamına gelir.

“El-Mushafu” Mimin üç haliyle üstün, esre ve ötre de geliyor. Çok ve meşhur olanı zammeyle gelişidir. Temim’liler hafif gelsin diye kesreyle getirmişler. Fethayla pek duyulmamıştır.

“El-Keffu” Müennestir. Bedenden menedilip alıkonulduğundan böyle isimlendirilmiştir.

“El-⁄urfetu” ⁄ayın’ın zamme ve fethasıyla şeklinde iki türlü de gelebilir. Fethayla mastar olduğu, zammeyle de bir yer veya boşluk o da edinmek anlamındadır.

“İlla en yekune saimen feyerfuku” Kaf’ın zammesiyledir.

“El-Lihyanu” Lam’nın fethasıyla iki çene kemiği anlamındadır.

“Ez-Zekanu” Kaf ve ze’nin fethasıyla çene anlamındadır.

“El-Uzunu” Ze ve elifin fethasıyla Ezene’den gelmiştir ve dinlemek, istemek anlamına gelir.

“Eş-Şaaru” Ayın’ın fetha ve cezimiyle iki türlü gelebilir.

“El-lihyetu” Lam’ın kesresiyledir. Cem’i (çoğlu) ”luhiyye” şeklinde zamme veya kesreyle gelme durumu olabilir. Sakal anlamındadır.

“El-Mirfeku” Mim’in kesresi Fe’nin fethasıyla ve aksinede gelebilir. Dirsek veya dirsek kemiği anlamındadır.

“Yumissu’l-mevdua maen” Ya’nın zammesiyle mim’in kesresiyledir. “Maen” mansuptur. Suyun belirli bir yere temas etmesidir.

“El-Kafa” Maksure halindedir. Müennes veya müzekker halinde gelebilir. Cem’i (çoğulu) Ekfae, veekfin veekfiyetin Kaf’ın zammesiyle Ya’nın şeddesiyle Kufiyye, Kaf’ın kesresiyle, Ya’nın tahfifiyle Kıffine de gelir deniliyor.

“Es-Simahu” Sad’ın kesresiyle, sin ile de gelir deniliyor. Çene kemikleyirle kulak arkasındaki kemiklerin birleştiği boşluktur veya her iki kemiktir.

“El-Mefsilu” Mim’in fethası Sad’ın kesresiyledir. Omurga kemikleri veya tomurcuk mil şeklinde yuvarlak olan kemiklerdir.

“Lebise’l-huffe” Ba’nın kesresiyle, fethayla onu (Mest’i) giymesidir.

“El-Curmuku” Mim ve cim’in zammesiyle murab bir kelimedir. (arapçalaşmış) Mest üzerine mest giymek anlamındadır.

“El-Meıdetu” Mim’in fethasıyla Ayın’ın kesresiyledir. Mim’in fetha veya kesreyle gelmesiyle ayın cezimle gelir, ve bunlara benzer sülasi kelimelerin lk harfi fetha ikinci harfi kesre gelen bütün benzer kelimelerin hepsinde de gelebilir.

Mide’nin altını kasıtla göbek altı, üstünü kasıtla göbek ve üstüne yakın kısımları kastedilmektedir.

“El-Beşeratu” Derinin üst görünen zahir kısmı cemi Beşer’dir.

“Eş-Şekku” Fıkıh kitaplarında geçen kastedilmiş anlam şudur: Her iki ihtimalde veya birinin olması durumlarında birşeyin varlık ve yokluğu hakkında yapılan şüphe veya tereddüttür.

Usulcülerin yanında: Her iki tarafın eşit olması durumunda şüphe denir. Birini atıp diğerini alması durumuna zann denilir. Tercih edilen şeye de vehm denilir. Fakihlerin sözü lügata muvafıktır.

İbni Faris ve diğerleri Eş-Şekku yakinin, kesinliğin hilafı olandır derler.

“El-İstitabetu, El-İstincau, El-İsticmaru” Büyük pisliği izale etmek, “El-İstitabetu ve El-İstincau su veya taşla El-İsticmaru da sadece taşlarla temizlenmek anlamındadır. El-Cimaru’dan alınmış olup, küçük taşlara söylenir. El-İstitabetu da bu tür şeylerin çıkmasıyla kendini rahatlatması El-İstincau da Necvetu’dan gelir ağacı kesmek anlamına gelir ama sanki eziyet ve cefanın önünü kesiyor gibi ifade ediliyor. En-Necvetu’dan geldiği de söyleniyor, o halde yerden yüksekçe bir yer anlamına gelir. Çünkü onu o yüksekçe olan yerden insanlardan gizliyor veya koruyor.

“El-Hubsu” (ba)’nın zammesiyle de cezmiyle de iki türlü gelebilir. O halde Habise’nin cemi olur. Şeytanların müzekkeri anlamını taşır ve Sıhah’ta da denildiği gibi iyinin zıddıdır.

“Ve’l-Habaisu” Habisetun’un cemidir. Çoğul müennestir. Sukunla (cezim) olması, şer ve küfür anlamına geldiği söyleniyor. Ve’l-Habaisu masiyet (günah) demektir.

“Yenturu zekerahu” Ta’nın zammesiyledir.1 Zekerini sertçe çekmek anlamını taşıyor. Mübalağası yoktur.

(1)Neterahu, yenturuhu, netran.

“Ve yekulu iza harace ğufraneke” Hakeza doğru olanı Harace’dir. İtimat edilmeyen bazı nüshalarda Ferağa şeklinde ⁄ufraneke de “nun” harfinin nasbıyla (fetha) mağfiretini talep etmek veya İğfir ğufraneke şeklinde mağfiretinle beni affet olur.

“Es-Sahrau” Çöl demektir. Cem’i (çoğulu) “Es-Sahara” yani Ra harfinin kesre ve fethasıyla da gelir. Es-Sahravat ta gelir.

“El-İrtiyadu” talep anlamındadır.

“Es-Sukbu” Te’nin fetha ve zammesiyle iki türlü de gelir. Açık, derinliği olmayan boşluk veya delik demektir.

“Es-Serabu” Sin ve ra’nın fethasıyla serap, boşluk yer altında çukur veya bir şeyi çok istemekten onu varmış gibi hissetmek anlamındadır.

“Kariatu’t-tarik” Yolun üst kısmı, ortası veya görünen bir kısmıdır, birbirine yakın anlamlıdırlar. Et-Tarik Müzekker ve müennes gelebilir.

“El-Mesrubetu” Ra harfinin fetha ve zammesiyle, her iki şekilde gelebilir. Mak’at deliği ve büyük abdestin çıktığı yerdir.

“Vela yestenci yencisu” Cim’in kesrasıyladır, istinca pisliğin kendisiyle veya pislenmiş şeyle yapılmaz.

“El-⁄uslu” ⁄ayın’ın Fetha ve zammesiyle her iki şekilde gelebilir. Çoğunlukla Masdar’ın fethasıyla, ismin de zammesiyle gelir. Genellikle cenabetten yıkanıp temizlenme anlamına gelir.

“El-Meniyyu” Şeddelidir. Hızlı bir şekilde atıldığından meni olarak isimlendirilmiştir. Meni olarak isimlendirilirken cinsinden akıcı şey olduğundandır.

“Emna vemena vemenna” şeddeli nunla da üç lugat halinde gelir. Birinci şekliyle Kur’an’da gelmiştir:

“Eferaeytum ma tumnune: “Gördünüz mü dökmekte olduğunuz meniyi (Vakıa: 56/58)

“El-Mezyi” de ise yine üç lügat vardır. Mezyi zel harfinin sukün veya cezimle gelmesi ve ya harfinin tahfif edilmesiyle Meziyy zel harfinin kesresiyle ye harfinin şeddeli gelmesiyle Mezi şeklinde zel harfinin kesresiyle sakin ye harfinin tahfifiyle gelir. “Meza veemza vemezza” şeklinde de zel harfinin şeddesiyle de gelebilir.

“El-Vedy” Dal harfinin sukun veya cezmiyle gelişi de vardır. El-Cevheri şöyle der: Dal harfinin kesrasıyla ya harfinin şeddesiyle gelir diyor ****li’nin sahibi de zel harfiyle gelir diyorlar ama her iki kaide de şaz’dır. Veda vevda vevedda şeklinde dal’ın şeddesiyle de gelebilir. Erkek sıhhatliyken menisi beyaz, kalın ve peşpeşe kesilmeden şehvetle lezzet alarak çıkar ve arkasından gevşek duru bir şey çıkar, kokusu, hurma kabuğunun kokusu gibi hamur kokusuna yakın bir kokusu, kuruduğunda da yumurta kokusunu andırır. Bazı menilerde guslü gerektirmekle beraber bu sıfatlara haiz olmamakla birlikte hastalıktan dolayı sarı renktedir veya şehvetsiz, lezzetsizdir. Meni adalelerinin veya yerinin gevşemesinden, çokca cinsi münasebette bulunmasından kırmızılaşır, etsuyu şeklinde veya taze kan şeklinde akar o da temizdir ve guslü gerektirir. Bunun da üç şekilde özelliği vardır. Şehvetle çıkar akabinde de duru gevşek olan şey çıkar. İkinci peşpeşe akar. Üçüncü koku hurma kabuğununkine benzer. Bu üçünden her biri meni olması hasebiyle tek tek guslü gerektirirler. Bu üç özelliğin tümü kaybolduğu zaman meni sayılmaz.

Kadının menisi ince ve sarıdır çok kuvvetli olması durumunda beyaz olabilir.

Meziyse: Beyaz, ince, yapış yapıştır, şehvetle değil şehvet hissedilince çıkar, birden gelmez, geldikten sonra uzvunda gevşeklik olmaz. Çıkışı hissedilmeyebilir. Mezi hem erkekte hem de kadında olur.

El-Vediy’se: Beyaz sudur, kalın ve bulanıktır, kokusu yoktur, tutucu bir tabiatı varsa bevl’den sonra çıkar, ağır bir şey kaldırıldığında da çıkabilir.

“Ve ecnebe’r-raculu” Vecenube cim’in fethasıyla nun’un zammesiyle yani cima yapmakla veya meninin çıkmasıyla cenabet oldu demektir.

“Cenabet”: Uzaklık anlamındadır. Kur’an ve mescitten uzak durduğu için cunub: uzaklık ismi verilmiştir.

Kadın, erkeğe, iki kişiye veya çoğunluğa hepsine birden tek lafızla cunub: cenabet denilir.

Allah-u Teala ayetinde “Vein kuntum cunuben: Siz cünüpken” der. El-Cevheri olabilir ki cem’ine (çoğuluna) Ecnab ve Cunub denilebilir diyor.

“El-lubsu” İkamet etmektir. Be harfinin kesresiyle Lebise, be harfinin fethasıyla da olur Yelbesu. “Lübsen” Lam’ın fetha ve zammesiyle de gelebilir bu iki şekilde be cezimli olur. Lebesen fethasıyla Velibasen velebasen velibaseten velebiseten vetelebbese hepsi onun manası ile yani ikamet etmektir.

“El-Mescide” Cim’in kesre ve fethasıyla gelmiştir. Fethasıyla gelişinde secde edilen yerin mekanına, kesreyle geleninde mescit olarak yapılan yer anlamındadır deniliyor.

İmam Ebu Hafs Ömer bin Halef bin Mekki Es-Sakliyy “teskifu’l-lisan” adlı eserinde şöyle denildi diyor: Mescide “mesyed” te mim’in fethasıyla söylenmiş ve lugat alimlerinin bir çoğu da bunu zikretmiştir diyor

“El-fırsate” Fa’nın kesresiyle ve sad’la bir parça yani kirazcık pamuk veya kumaş parçası kadın hayız kanını silsin diye.

“El-Misku” Mim’in kesresiyle bilinen misk kokusudur. Müzekkerdir. Şiirde müennes olarak gelmiştir ama onu kokuyu istemek diye yorum getirmişler fakat murabtır.

El-Cevheri Arapların bunu “Meşmum” yani koklanan şey diye isimlendirmişlerdir diyor.

“Et-Tekraru” Ta’nın fethasıyladır. “Kerrertuhu tekriren ve tekraren” şeklinde de denilebilir. Ama bunları peşpeşe tekrar ettiğinde denilmesi mümkündür.

“La yenkus fi’l-ğusli an sain” Ya’nın fethasıyladır.

“Nakse’ş-şey’ü” Bir şey eksildi şeklinde “Naksestuhu” onu eksilttim şeklinde de gelebilir.

Allah-u Teala ayette şöyle diyor:

“Tenkusuha min etrafiha:Onu etrafından eksiltip diriyoruz.” (Ra’d: 13/41)

“Es-Sau” müennes ve müzekker gelebilir.

“Savaa, suvaa” O halde 5 rıtıl ölçüsü ve Bağdat’ınkinin 3’te biri olur. “El-fıtratu ve’l-hacc” da olduğu gibi yani hac fidyesinde ve fıtırdaki gibi. 8 rıtıl ölçü olduğu da söyleniyor. “El-müddü” Rıtılın 4’te biridir.

“Esbağtu’l-vudue” Yani azaların tamamını kapsayacak şekilde yıkadım, abdest aldım. “Dır’un, sevbun, sabiğun” deniliyor yani zırh ve elbise bedenin tamamını örtüyor anlamındadır.

“El-Kafiru” “Küfür” dendir, örtmek anlamındadır. Çünkü o hakkı gizleyip üzerini örtüyor kapatıyor.

“El-İslamu” Teslimiyet anlamındadır. Şer’i manada islam ise tav e özel bir teslimiyyet anlamına gelir.

“El-Mecnunu” Aklına, beynine bir illet girip aklından noksan olan demektir. Aklının bir kısmını örtüp işlevsiz hale getirdiğinden böyle isimlendirilmiştir. “Mecnunun veme’nunun vemehzuun vemehnuun veme’tuhun vememtuhun vemumettehun vememsusun” isimleriyle de bilinip söylenmektedir.

“Etteyemmumu” Kastetmek anlamındadır.

“Teyemmemtu fulanen veyemmemtuhu veemmemtuhu veteemmemtuhu” şeklinde de denilir ama hepsi de onu kastettim anlamına gelir.

“Aceztu” Cim’in fethasıyla “E’cizu” şeklinde cim’in kesresiyle Kur’an lügatıdır. Aksiyle de söyleyenler vardır, deniliyor.

“Et-Turabu” Bilinen topraktır. Cins isim olduğundan, tesniye ve cem’i yoktur. El-Muberrid bu cem’dir müfredi “Turabetun”dur diyor. En-Nehhas ta bunun tam onbeş ismi vardır diyor:

“Turabun vetevrebun vetevrabun veteyrabun veislibun veeslebun vekeşkeşun vekişkişun vedikımun vedekaun vereğamun -Erğamellahu enfehu yani Elsakahu birreğami:Toprağa sürttü.” Vebera Maksure fethasıyla “Asa” gibi “Kilhim, kimlih veışyir” dir.

Bu isimlerin hepsini müellif, (Tehzibu’l-esma) adlı eserde Nehhas’tan nakletmiştir.

“El-Cissu” Cim’in kesre ve fethasıyladır murab arapçalaşmış bir kelimedir.

Çünkü Arap alfabesinde cim ile sad harfi bir arada bulunmaz demişler. Kireç ve alçı anlamındadır.

“El-Kuu” Kef’in zammesiyledir. “El-Kau” da deniliyor. Avuç içiyle büyük parmak boşluğu arasında olan kemiktir. Küçük parmakla avuç içinde olana da “Kursuu” adı verilir. “El-Mifsal”de “Rusuğ verusuğ” (Birincisi sin ile ikincisi sad ile) anlamında yani elle kol arasındaki bilezik kemiğidir.

“Ezzirau” Müennestir ama müzekker de yapılabilir. Bilek anlamındadır.

“El-İbhamu” Müennestir ama müzekker olduğu da söyleniyor. Cemi (çoğulu) “Ebahim”dir diyen Cevheri’dir. Büyük baş parmaktır.

“El-İ’vazu” Fakirliktir.

“Beyea minhu ev bi’tu minhu” Yebiuhu: Onu satın alıyor, bi’tuhu: Onu satın aldı. Bi’tuhu da lügatta artık bilinen bir şeydir. Fıkıhçılar tarafından kullanılması da sahihtir. Çeşitli şekillerde kullanılışı vardır. “Bi’tu minhu” cümlesi arap kelamında vardır. Sahabelerin en fasih konuşanları da bunu bu şekilde kullandığı delillerle kanıtlanmıştır.

Müellif ben bunu “Tehzibu’l-Esma ve’l-lugat” adlı eserde yeterince açıkladım diyor. “Min” el-Ahfaş’ın mezhebine göre ziyadedir. Gerektiğinde kullanılmasına cevaz vardır der.

“Lezemehu kabuluhu” Kaf’ın fethasıyladır. Lügat ehli, bu şaz bir mastardır der.

“İyasun min vucudihi” Lügat bilinen, şekli Elifsiz “Ye’sün” halidir. Mesela “Yeistu minhu veiystu minhu ye’sen” sigalarında gelmiştir. Oluşundan ümitsizliğe düşmek demektir.

“Ba’de ma yekfihi” Ya’nın fethasıyladır. Çoğunluk veya en az şeylere “velba’du” yani bazı denilir.

“Er-Rahl” Kıl, tüy, taş ve çamur ve saireden yapılan insan barınağı veya ev anlamındadır.

“Haysu” Tam altı lügat şekli vardır. Sa’nın fetha kesra ve zammesiyle. Tayy lügatında “Havsu” Yine “vav” (fetha) ve (kesreyle) gelir.

“El-Kurhu” Kaf’ın fetha ve zammesiyle yara anlamındadır.

“En-Nevafil” Nafiletu’nun cemi (çoğulu)’dur. Ziyade, fazlalık anlamındadır. Vacip veya farzdan ziyade veya fazladan olduğundan bu ismi almıştır. “En-nefl” tatavvu, mendup, müstehap, sünnet, rağbet edilen şey yani bunların hepsi aynı anlamlara geliyor. Farklıdır diyenler de olmuştur.

“Kadertu” Dal’ın fethasıyladır. Cevheri kesrasıyla demiş ama şazdır. Birşeye kıyaslamak, miktarını beyan etmek demektir.

“El-Haydu” Aslı “Es-seyelan” olup akıntı anlamındadır. Altı lügat şekli vardır. “El-haydu vettamsu velaraku vedhaku velikbaru velisaru”

“Fedahiket febeşşernaha” Ayet. Hayız oldu anlamında.

Bu belirli vakitlerde kız çocuğu buluğa erdikten sonra rahminden süzülüp akan adet kanıdır.

“El-İstihazetü” Vaktinin dışında kanın akmasıdır. Rahmin derinliklerinden “El-azil” azil denilen bir damardan akan kandır. Sigaları “Hadet hayden vemehiden vemehaden fehiye haidun” şeklindedir. El-Ferra şöylede deniliyor diyor: “Lügatta “Haidetun” şekinde azdır. Sigalar “Dereset vearaket” bunlardır der.

“El-Vet’ü” hemzeyledir. Cima etmek, koymak anlamına gelir.

“Eş-şehru” “Eş-şühretu”dan türemiştir. Zuhur etmek açığa çıkma anlamındadır. Bir şeyi açığa çıkartmak “Şehertü’ş-şey’e eşheruhu şuhraten veşehran” şeklindeki bu tür sigalardan türemiştir. Ez-Zübeydi’nin söylediği garip lügatta “Eşhertuhu” sigasıyladır.

“Semaniyete aşera” Şın’ın fethasıyladır. Bir lügatta cezm şeklinde uygun görülmüştür. İbni Sekkit rivayet etmiş el-Cevheri de şöyle demiş:

“Ahfeş şöyle dedi:

“Cezmle okumalarının sebebi, ismin uzun ve harekelerinin çokluğudandır.”

“Ma bakiye” Kaf’ın kesresiyle ba’nın fethasıyla olması fasih bir lügattır. Kur’an da bu lügatta getirmiştir. Tay lügatında kaf’ın fetha okunması ve ya’nın elif kalbedilmesi ve buna benzer şeylerin olması caizdir. Ama bunlar kendisinden önce kesra olan ya’lardır.

“En-Nifas” Nun’un kesresiyledir. Çocuk doğduktan sonra çıkan kandır. “En-nefs”ten türemiş kan anlamındadır. Ya da nefisten hemen sonra çıktığından olsa gerek böyle isimlendirilmiştir. “Nufiseti’l-mer’etü” nun harfinin zamme ve fethasıyla ve her iki durumda da fe harfi kesrelidir. Yani kadın doğurduğunda bu söyleniyor. “El-hayd” ta ise “Nefiset” sadece nun harfinin fethasıyla olur başka türlü olmaz.

“El-Meccetu” Mim harfinin fethasıyla, sağanak yağmur, tulum kap ve saireden birden dökülen su veya savunma, deffetme anlamlarına gelir.

“Veta’sıbihi” Ta harfinin fethasıyla ayın harfinin cezmiyle ve sad harfinin tahfifiyle söylenir. Te’nin zammesiye, ayın’ın fethasıyla ve sad’ın şeddeyle gelmesiyle caizdir. Aç bırakmak ve açlıktan helak etmek demektir.

“Vedduhulu fiha” Mansuptur. Cer hali de caizdir.

“El-İsti’naf” Bir şeyin başlangıcı, onun gibi başlamak anlamındadır.

“Hükmü selise’l-bevlü hükmü’l-mustahadatu” Lam’ın kesresiyle adamın veya erkekliğin sıfatıdır. Şayet “El-istihadatu” denilseydi lam harfinin fethasıyla çıkan şeyin adı olacaktı.

“En-Necasetu” Lügatta “El-Mustakzeru” pislenen şeydir. Vezni şu sigalarda olduğu gibidir. “Necesun venecisun venecese’ş-şey’u” birşey kirlendi, pislendi. Tıpkı “Alime, ya’lemu” sigaları gibidir. İstılahtaysa mutlak surette alınması veya dokunması haram olan herşeydir. Her ne kadar dokunmak imkanında olsa bu isim böyledir, ama bu gerçekten haram pis, kirli veya bedene, akla zararı olduğundan değil, sadece konulan mutlak bir isimdir.

“El-⁄aitu” Aslı güvenilir mekan, yer anlamındadır. Ona çokça ihtiyaç duyulduğudan dübür, kıç veya büyük abdestin yapıldığı organ ismi konulmuştur.

“El-Kay’u” Hemzelidir. Kusmak anlamındadır.

“El-Hamru” Müennestir ama zayıf bir görüşe göre müzekkerdirde. Az rastlanan bir lügatta “Hamratun” sigasıyladır. Aklı uyuşturup işlevliğin kaybettiren ve aklı hakimiyet sağlayıp örttüğünden bu isimle isimlendirilmiştir.

“En-Nebizu” Hurma, kuru üzüm ve diğer şeyleri küp dere veya başka şeylere atıp basarak elde edilen şıra (suyu) sıdır. Bir şeye atıp sıkılarak suyu alındığından böyle isimlendirilmiştir. “feiyl” vezninde “mef’ul” anlamında yapılan şeyin adıdır. “Katiyl, hariyc ve zebiyh” vezinlerinde de olduğu gibi.

“El-Hinziru” Ha harfinin kesresi ve nunu asliyenin kesresiyledir. Zaid nun olduğu da söylenmiştir. Cevheri bundan başka da zikretmemiştir. Domuzdur.

“El-Ceradu” Cim harfinin fethasıyla bir cins isimdir. Müfredi “Ceradetun”dur, müzekker veya müennese söylenir.

“El-Alakatu” Pıhtılaşmış kan anlamındadır, ki ondan canlı yaratılır.

“Veleğa’l-kelbu yeleğu” Her iki lamın fethasıyladır. İbnu’l-Arabi mazi sigasında “Veliğa” kesreli olur demiştir. Masdarı da “Veleğun vevuluğun” dur “Veevleğahu sahibuhu” şeklindedir demiş. Köpeğin dilini sulu akıcı şeylere koyup hareket ettirerek zırpması demektir. “Veleğa” dil haricinde herhangi bir uzuv için söylenmez. “El-vuluğ” kelimesi köpek ve diğer vahşi yırtıcı hayvanlar için söylenir. “Veleğa” sinek haricinde hiçbir uçan hayvan için de kullanılmaz.

“Lehase’l-inae” “Vekaneahu velecenehu velecedehu” sigalarından hepsi aynı manadadır. Yani kabı yalamak veya başka birşeyi. Kap çukur olup içinde bir şey varsa ona “Veleğa” denilir. “Eş-şurbu” yani içilecek veya içeçecek “El-vuluğu” kelimesinden daha kapsayıcı genel bir anlamı vardır. Her yalanan ve çırpılarak içilen “şerb” içecektir, ama aksi de birşey söylenemez. Cevheri, Ebu Zeyd şöyle dedi der:

“Veleğa’l-kelbu bişerabina vefişerabina vemin şerabina”

“⁄asele bedele’t-turabe” Lam harfinin nasbıyladır.

“El-⁄ulamu / Ellezi lem yet’am” Ya ve ayın harflerinin fethasıyla, çocuk sütten başka birşey yemedi anlamındadır. “El-ğulamu” doğuşundan buluğa erinceye kadar çocuklara sabiy veya çocuk denilir. Cem’i (çoğulu) azınlıkta olmakla beraber “⁄ilmetun”dur. Ama çoğunlukla cemi “⁄ilman” olarak kullanılır. El-Vahidi bunun aslı “⁄ilmetun” ve “El-İğtilam”dan türemiştir. Ve şiddetle, hareretle evlenmek istediği anlamındadır.

Ama belki manası bu hale de dönüşecektir denilebilir.
 
KİTABU’S-SALAT Namaz Kitabı

“KİTABU’S-SALAT” Namaz Kitabı

“Es-Salatu” Lügatta dua manasınadır. Şer’i farz namaz olarak isimlendirilmesi, salat kelimesinin kapsayıcı geniş anlam içerdiğindendir. Lügat ehlinden cumhurun ve tahkik ehlinin üzerinde ittifak edip isabetli olanı da budur. “Es-Saleveyn” kelimesinden türemiştir. Bu da kuyruk sokumunda iki damar ismidir. Ruku ve sucut yaparken dayanılan iki kemiğin de adıdır. Bunun içinde Kur’an’da “Salat” vav harfiyle yazılmıştır deniliyor. Misal “Salavatun” Bu kelimenin türeyiş biçiminde çok söylenen şeyler vardır deniliyor fakat çoğu batıldır deniliyor. Bazıları da şuradan türemiştir diyor:

“Salleytu’l-ude ale’n-nari iza kavvemtehu” Yani ağacı veya sopayı ateşe koyduğunda sağlamlaşır bunun içindir ki namazda onu itaat için sağlam hale getirir diyor. Bunun da patavatsızca uydurulan bir söz olduğu açıktır. Çünkü “Salat” kelimesindeki “lam” “vav”dır. Adamın tarfi ettiği ise “Salleytu” daki “ya”dır. Asıl kelimelerin ihtilaflı olmasıyla nasıl bir türeyiştir bilinmiyor.

“Fi esnaiha” Arttığı veya eksildiği esnada. Müfredi “sinyun”dur. Yani “sin” harfinin kesresi “nun” harfinin cezmiyledir.

“En-Nufesau” “Nun”un zammesiyle “Fa”nın fethasıyla meddi çekerek lohusa kadın demektir.

“Buluğu’s-sağir” Küçüğün rüşdüne ermesi demektir.

“El-Cahidu” Bir şeyi inkar ettiğini itiraf edendir.

“El-İstitabetu” Tevbe etmesini istemek.

“Ez-Zuhru” “Ez-Zuhur”dan türemiştir. Çünkü günün ortasında apaçık görülmektedir.

“El-Asranu” Öğlen ve akşam vaktidir. Onun için “El-Asru” diye isimlendirilmiştir.

“Ez-Zillu” Aslı “Es-Sitru” örtmek, gizlemektir. Birinin ben falanın gölgesindeyim yani himayesindeyim demesi bu kabildendir. Cennet gölgesi veya ağacının gölgesi demek gizil olması etrafının kapalı olması anlamındadır. Yani güneş ışınlarını görmemesi demektir.

Gecenin gölgesi demek zifiri karanlığı anlamındadır. Çünkü herşeyi gizleyip örtüyor.

Güneşin gölgesi demek şahıslarıng üneş ışınlarından kendilerini örtüp muhafaza altına almasıdır.

İbni Kuteybe zikredip şöyle demiştir: “Gölge sabah akşam, gündüzün başlangıcından sonun akadar devam edendir.

“El-Fey’u” Güneşin zevalinden sonra meydana çıkan şeydir. Çünkü güneşin kendisinin bir taraftan bir tarafa dönüp düşmesi gibidir.

“El-Fecru” “İnficar” dan, parçalamaktan türemiştir. Yani açıklığın zahiren belirginleşmesidir. “El-İsfar” Aydınlık anlamındadır.

“Yubridu biha” “Ba” nın zammesiyledir. Yani vaktin solması veya soğuması için (gitmesi, geçmesi) geciktirmektir.

“El-Muğme aleyhi” Bayılan anlamındadır ve hastalıktır. “Uğmiye aleyhi” Yani bayıldı “Muğmen aleyhi, ğumiye aleyhi, veraculun ğameyen” neticede hepsi de bayıldı anlamınadır. Tesniye cem ve müennes halleri böyledir. El-Muhkem’in sahibi bazılarının tesniye ve cemini yaptığını söylüyor misal “Raculani ğameyani” “Ricalun eğmaun” gibi.

“El-Bidayetu” Bir kıraattır. Doğru olanı “El-Büdaetu” “El-Bed’etu” ve “El-Buduetu”dur.

“Kadaha ale’l-fevri” Yani anında halletti yerine getirdi. Misalde “Racea ala fevrihi” yani oturmadan döndü. Diğer misalde “Faratu’l-kıdri”. Yani sallandı.

“Ve’l-Ezanu” “Vette’ziynu ve’l-eziynu” aynı manadadır. Duyurmak anlamındadır.

“Ferada kifayetun” Her mükellefin terkedişinde masiyet birinin veya bir kaçının yerine getirmesi mesuliyetin diğerlerinden de kalkması demektir. Birileri birinci taifeden sonra yaparsa diğerlerinin fiili yine farzı kifaye olur.

“Allahu ekberu” Manası, vahdaniyetine, celaline ve samedliğine yakışmayan şeylerin ona atfedilmesinden beridir ve daha büyük anlamını ifade eder.

Allah büyüktür veya Allah büyüklerin en büyüğüdür.

“Eşhedu” Yani biliyor ve şehadet ettiğimi açıklıyorum.

“Summe yerciu feyemuddu savtehu” “Ya” nın fethasıyla “ra” nin cezmesiyle. Yani sesini kaldırmak fiiline döner diyorlar. Bazıları bunun aslını değşitirerek şöyle demişler. “ya” nın zammesiyle “cim” in şeddesiyle sesini kaldırmaya döner diyorlar ama hatadır. Çünkü “Et-Tercihe” kelimesi her iki şehadeti gizli olarak getirmek demektir. Bu daha önce belirtilmişti. Ama netcide maksat sesin kaldırılışan gitmektedir.

“Feyemuddu” Aslında “feyerfeu savtehu” sesini kaldırıyor denilmesi gerekir. Ses kaldırmaktan maksat ta budur.

“El-Meddu” den maksadın “Er-Raf’u” dur. Araplardan duydum demenin bir anlamı yoktur. Tehzib’te geniş açıkladım isteyen müracat edebilir.

“Er-Rasul” Haber gönderenin haberini ulaştıran, tebliğ eden ve ona tabi olandır. Misal “Caeti’l-ibilü rusulen” yani peşpeşe geldiler.

“Hayya ale’s-salah” Yani namaza gelin demektir.

“Hayya ale’l-felah” Felaha gelin. Yani kurtuluşa, baki ve daim olana gelin demektir.

“El-Hay’aletu” Bu hayya ale’s-selah ve hayye ale’l-felah sözleridir. El-Ezheri Halil’i şöyle dedi der:

“Harflerin asıl mahreçleri birbirine yakın olduğundan “ayın ve he” harfeleri aynı kelimede bir araya gelmezler. Ancak türemesi iki kelimeden olmuşsa, “Hayya ala” gibi iki kelimeden meydana gelmişse “Hay’ale” “Hay’aletu” şeklinde bir araya gelmesi mümkün olur.

“İhda aşrate kelimeten” “Şin” harfinin cezmi, kesresi ve fethasıyla gelir. Yani on bir kelime.

“Kad kameti’s-salatu” Arap ehli “kad” bir şeyin yanına getirildiğinde tamamlayıcı unsur vazifesi görür veya yardımcı bir fiil durumunda olur. Mesela “Kad kane keza” yani geçenlerde falanca şey böyle olmuştu anlamındadır. Bazen bir haberi tasdik etmek için “kad” te’kid edatı olarak gelir, o zaman mazide olanı şu ana getirir yaklaştırır. Mesela “Kad kameti’s-salatu” aslında manası namaz başladı. Mazi bir cümle olmuş oldu. çünkü namaza henüz kakılmadan başladı ifadesi verilyor. “Kad hadarati’s-salatu” burada “kad” le geldiğinden te’kid ederek namaz vakti geldi namazımızı kılıp tamamlayınız anlamındadır. Bazen de “kad” bir şeyi tahkik etmek için gelir.

“Tertiylu’l-ezane” Yavaş yavaş tane tane usulune uygun olarak kelimelerin arasına fasıla koyarak okumak demektir.

“Yudricu’l-ikameti” “Ya” nın zamme ve fethasıyla gelmesi meşhur bir lügattır. “Edrace vederace” üçüncü bir lügatın daha şeddeyle “Derrace” geldiğini söylüyorlar.

El-Ezheri, İbnu’l-Arabi’den şöyle nakletmiş: “En sıhhatli ve fasih olanı “Edractehu” veya “İdracuha” dır diyorlar. Manası da birbirine bitiştirmek veya girdirmektir. “El-idrac” veya “Edderc”in manası asıl olarak dürmek veya sarmak anlamındadır. Ölüyü kefenine sarıp dürmek gibi.

“Vela yestedbiru” Tenbih adlı eserde “Te” sabit zaptını yapmıştık. El-Mühezzeb’te de “Ya” ile zaptını yapmıştık diyor. Müellif ve ikisi de sahihtir. Kıble, minarenin etrafıdaki yerlere ve diğer vesaire gibi yerlere tuvaletini yaparken dönmemek müstehaptır. Her kitapta bire meseleye değinmiş.

“Yec’alu isbeayhi fi simahey uzuneyhi” “El-İsba’”da on lügat vardır. Hemzenin kesre ve zammesiyle, “Ba ve hemzenin” nin fethasıyla, kesre ve zammesiyle, onuncusu da “Usbuun” dur. En fasih olanı da hemzenin kesreyle ba’nın fethayla gelişidir. Yani her iki şehadet parmağını kulak deliklerine koymak.

“Edda’vetu’t-tammetu” Yani ezanın daveti (okunması) bununla isimlendirilmesi kemalinden ve konumunun yüceliğindendir.

“Vessalatu’l-kaimetu” Yani kalkılıp bütün sıfatlarıyla kılınacak olan namaz.

“El-Vesiletu” Sahihi Müslimde Rasulullah’dan (s.a.v.) nakledildiğine göre cennette bir makamın adıdır.

“Veb’ashu’l-makame’l-mahmude’l-lezi veadtehu” Tenbih ve diğer fıkıh kitaplarında böyle yazılıdır. Makamla Mahmud (elif lam)’la gelir. Mana ve irab bakımından doğru ve sahihtir. Ancak en isabetli olanı (elif, lamı)’ın yazılmamasıdır. Buhari’de sahihinde diğer itimat edilen sair hadis kitaplarında da böyle geçmiştir. Rasulullah (s.a.v.) Kur’an’a olan saygısından ve at olan lafzının korunması için (elif, lam)’sız söylemiştir. Kur’an’daki ayet lafzı şöyle:

“Asa en yeb’aseke rabbuke makamen mahmuden” Buna binaen “Ellezi veadtehu” sözü birinci sözden bedel olarak veya takdir edilmiş mahzuf bir filile mansuh edilmiştir. Yani (vadettiğin makamı mahmut)’tan önce başta mahzuf olan haber vardır. Yani (o sana vadettiği makamı mahmud) şeklindedir.

“El-Makamu’l-Mahmudi” O makam Kıyamet gününde olan büyük şefaat makamıdır. Sahih hadislerde de belirtildiği gibi, Rasulullah’a (s.a.v.) gelip geçmiş ve gelecek olanlar tarafından övüldüğünden bu isimle isimlendirilmiştir. Bu makam kendisine vadedildiği halde tekrar gündeme getirilmesinin sebebi Rasulullah’ın (s.a.v.) şerefini izhar, makamının kemalliğini, hakkının büyüklüğünü ve onu zikredip saygı göstermeyi izharetmek içindir.

“Lahavle vela kuvvete illa billah” Arapların söylediği beş meşhur kıraat lügatı vardır.

1- “Lahavle vela kuvvete”nin tenvinsiz olarak fethayla söylenişi.

2- Her ikisininde tenvinli zammeyle (lahavaletün vela kuvvetün) şeklinde.

3- “La”nın fethasıyla, “Te”nin tenvinle gelmesi.

4- “La”nın fethasıyla “Te”nin (çift zammeyle) tenvinli.

5- Ve bunun aksi.

El-Herevi Ebu Heysem’in “El-Havlu” şeklindedir demiş manası harekettir. Yani hareket ve kudret Allah’ın dilemesiyledir. Bir diğer manadı şöyledir diyorlar: “Şerri defetme ve hayri tahsil etme kudreti ancak Allah’la olur.

Bir başka mana masiyetten korunmak ancak ona sığınmakla ve ona itat etme kudreti ancak onun yardımıyladır.

Birbirine yakın olan bu manalar İbni Mes’ud’tan rivayet edildiği söyleniyor. Araplar bu kelimelere “Havkaletu” ve “Havlekatu” diye tabir ediyorlar. “Havkaletu”yu cumhuru ulema ve Ezheri “Havlekatu”yu da Cevheri tabir etmiştir. Birinci kelimede “Ha” havl anlamını “Kaf” kuvveti “Lam”da Allah’ın ismi olarak. İkinci kelimedeyse “Ha ve lam” harfi (havl)u “Kaf”ta kuvveti imaen söylenmiştir.

Birinci görüş, bütün lafızları içerdiğinden daha sahihtir. “Lahavle vela kuvvete”nin garip bir lügat olduğunu ve “Lahavle”yi Cevheri’nin söylediği zikrediliyor.

“En-Nısfu” “Nun”un kesresiyledir ama zamme ve fethayla söylenenler de olmuştur. Misal “En-Nasifu”

“El-Avratu” Açığa çıkmasının çirkinliğinden ve gözlerin ondan sakınması için bu isim konulmuştur. Anlamı, eksiklik, ayıp ve kötü olan avret kelimesinden türemiştir. “Avera’l-aynu / Velkelimatu’l-averau” Avret kelimesinden alınmış, çirkin, kötü anlamındadır.

“Ma la yesıfu’l-beşerate” Bakan, renkleri birbirinden ayıretedemiyor, siyah, beyaz vesairenin vasıflarını söyleyemiyor.

“Şartu’s-salati” Namaz ve devamlılığının sürmesi için itibar edilen sıhhattır.

Şartları altıdır: Büyük abdestten, necasetten, temizlenmek, zan veya yakinen bilinmesi, avret mahalini örtmek, kıbleye yönelmek, namazın sıfat ve farziyetini farzsa bilinmesi gerekir.

“El-Hurratu” Hür olan, kölenin zıddı demektir. Vahidi, el-iştikak’ın sahibinin şöyle dediğni söyler: “Bunun aslı “El-Harru” sıcaklık yani “El-Berdu” soğukluğun zıddıdır. Çünkü, güzel ahlak ve hamaset (duygusallık)’ten bir alıntı sıcaklık olduğundan bunu andırıyor ve kölenin hilafına olduğu anlaşılıyor.

“El-Atık” Omuzla boyun arasında olan kısımdır. Müzekkerdir. Müennes olduğuda söyleniyor. Cemisi (çoğulu) dır.

“El-Hımaru” “Ha”nın kesresiyle meşhurdur. Çünkü başı örtüp kapatıyor.

Cemi “Ehmiratun vehumrun vehumurun”dur.

“Es-Seravilu” Acemce bir kelimedir. Cumhurun yanında murap bir kelimedir. Arap asıllı olduğu da söyleniyor. Müzekker ve müennes olabilir. Cumhuru ulema müennes olması görüşünü benimsemişlerdir. Cevheri, bunun müfred olduğunu ve cemi “Seravilat” şeklindedir diyor. El-Muhkem’in sahibi de “Seravil” “Sirvaletun”un cemidir dedikten sonra “Seravin” diyenler de vardır diyor. El-Ezheri çoğu arapların “Sirval” dediğini duydum diyor. Ebu Hatem es-Sicistani’de bazı arapların “Şirval” dediğini bazılarının da “Serveltuhu feteservelu” dediğini duydum diyor. Yani ona seravil giydirdim demektir. Kelimenin (sarf) kısmında ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları nekire, çoğunlukta munsarıftır demiş.

“Tukessifu cilbabeha” Mühezzeb’te ve burada noktalamasını, harekesini bu şekilde yaptık diyor müellif. El-Müzeni’nin muhtasar kitabında da Şafii’den de böyle zaptının (noktalama harekeleme) yapıldığı tespit edilmiş.

Arkadaşlarımız, kelimenin zaptına yönelik üç görüş ileri sürmüşler.

1- Biraz önceki.

2- “Tektifu”

3- “Tekfitu” ilk (ta) harfinin fethasıyladır.

Bu üç yönünü savunanlardan biri Ebu Hamit’tir. Kendi ta’lik kitabında zikretmiş diğeride el-Muhamilidir, o da tecrid, kitabında zikretmiştir.

Birinci şekle binaen “Tukessifu” nun manası çok, kalın, kaba anlamındadır. Lügatçılar “El-Kesifu ve’l-kussafu” “Kef”in zamme ve tahfifiyle manası herşeyin kalın, sık ve yoğun olmasıdır derler.

“Kesufe, kesafeten vetekasefu” şeklindedir diyorlar.

İkinci şekildeyse: Ruku vesecde halinde avret izhar olmasın diye sıkıca üzerinde olanı bağlaması demektir.

Üçüncü şekildeyse: Manasıyla elbiseyi toplama, yukarı çekmek. “El-Keftu” nun cemdir yani derleyip yukarıya doğru toplamak.

“El-Cilbabu” “Cim” in kesresiyle, kadının elbisesinin üzerine örttüğü bir örtüdür. Sahih olan da budur. Şafii, Musannif (yazar) ve arkadaşlarını görüşüdür. Hımarv e izar olduğnu söyleyenlerde olmuştur. El-Halili izardan daha ince ve kibar hımardan da daha geniştir diyor. Himar (bir örtü cinsi)’den daha kısa olduğunu söyleyen de olmuştur. Kadınların baş örtüsünden daha geniş ve başlarına örttükleri bir örtüdür deniliyor. Sırt ve göğüslerini kapatmak için örttükleri geniş elbisedir ma hırka değildir.

“Es-Sev’etanu” Ön ve arka demektir. “Sueten” diye isimlendirilmesi, açıkta olup gözlerin deymesiyle sahibinin mahçup olacağından sev’etun konulmuştur.

Ayet misali “Bedet lehuma sev’atuhuma”

“El-Kubulu ved-Duburu” İkisinin de zammesiyle ve ikincisinin de sadece cezm olmasıyla caiz olur.

Hakeza, ilk ve ikinci harfleri mazmum (ötreli) olan her sülasi ismin ikincisi “..”ta olduğu gibi cezimli (sukun) olması caizdir.”...”de bunlar gibidir.

o, ödünç verildi demek.

Zamme, fetha ve kesreyle üç haldede gelebilir. Zammeyle gelmesi daha evladı deniliyor. Cemi dir. Defnetme yeridir yani mezar anlamındadır. Cemi onu defnetti demektir.yani ona bir mezar yaptı, ona mezar yapılmasını emretti anlamındadırda deniliyor.

müfredi nın zammesiyle “..tur. Pire hayvancığı demektir.

Burdaki manası diğreleri, geriye kalan, ve daha başka manalar gelir. Az rastlanan bir lügatın kıraatına göre genel, topluluk anlamına gelri deniliyor. Bunu kabul etmeyenin sözü muteber değildir. Misal olarak senin atını ve diğerlerini gördüm dediğinide çok anlamında anlaşılır.
Burda fethayladır ama hayz konusunda kelimenin zaptı yapılmıştır.diğerlerine atfedildiğniden ikiside mecrurdur. Sidiğin tutamayan anlamındadır.
Arapça asılıl bir kelimedir. Lügat ehlinin ittifakıyla müzekker oludğ usöylenmiştir.

Bu ittifakı Ezheri4nin işarete titğ bir grup nakletmiştir. Sıcak su anlamında olan “..” kelimesinden aslının böyle doğru olduğ usöyleniyor.

Ezheri’nin şöyle dediği söyleniyor: hamamdan çıkan için saatler olsun. şeklinde gelmiş.
Develerin su içme yerine yakın olan yer demektir. Su içmeleri için develerni bir kısmı rahat içmesini için gönderilir bir kısmıda bekletilir, hepsi içtikten sonra, toplanılır ve mer’aya gönderilir. İşte bu yere mevkiye “...” denilir. ŞAfii ve arkadaşları el-Um kitabında böyle açıklamışlar.

El-ezheri’de: İlk suyu içtikten sonra havuzun yeniden dolup ikinc ikez develerin su içmesi için bekletildiğ iyerdir diyor.
Alah şerefin iarttırsın. Yüksekliğiden ve daire şeklinde olduğnudan Kabe ismi verilmiş deniliyor, bazılarıda dört köşeli olduğnudan Kabe adı verilmiştir diyorlar. Kabe’nin beşkez inşa edildiğ isöyleniyor.

El-Menasik ve Tehzib’te şu şekildedir:

1- Adem’den önce melekler.

2- İbrahim (a.s.).

3- Kureyş’liler cahiliyede inşa etmişler. Sahih hadistede belirtildiği üzre Rasulullah’da (s.a.v.) hazır bulunmuştur.

4- İbnuz Zübeyr.

5- Haccac b. Yusuf es-Sekafi son kez inşa etmiştir deniliyor.
Meclislerin ön kısmıdır. Cami ve mescitlerdeki mihraplardaki ismi burdan alınmıştır.
Müçtehidin sözünü kabul etmektir. Musannifte sözün delil olmadan kabul edilişi demektir diyor. El-Keffal el-Mervezi, Telhis’in şerhinde söyleyenin sözünü nerden geldiğni bilmeden kabul etmektir diyor. Sanki onu kendisine gerdanlık takar gibi yapıyor diyor.
Cevheri, şiirin zaruretinden dolayıda cezmedilmiş olabilir diyor. Yani gücü miktarınca, durumuna haline göre onlarına geliyor.
 
Geri
Üst