Bir Delinin İkinci Mektubu
Bir Delinin İkinci Mektubu
Bir Delinin İkinci Mektubu
Bir Delinin İkinci Mektubu - Banu Uludağ
Canım Orson’um,
Kendimden korkayım mı yoksa kendimi seveyim mi bir türlü karar veremedim. Ne zaman Tanrı’ya içten yakarsam dualarımı hep kabul ediyor. Canım yanmaya görsün, bir bakıyorum canımı yakanlar ya sokakta seksek oynarken ayak bileklerini incitmişler, ya da toplum içinde istem dışı gülme krizine girip küçük düşmüşler.
Yoksa Tanrı’m beni çok mu seviyor Orson’um, ne dersin? Umarım öyledir çünkü Tanrı ile aramı iyi tutmaya çalışıyorum. İlk mektubumda da bahsettiğim gibi; yüzün zihnimde bir oluşsun, alacağım elime en canlı tonlarda yağlı boyaları ve şeffaf tuvali; önce resmini çizeceğim, sonra yüce Tanrı’nın huzuruna çıkıp, seni ete kemiğe dönüştürmesi için yalvaracağım.
Ah Orson’um! Bugünlerde yine sağanak halinde soğuk özlem yağmurları yağıyor üzerime. Güz mevsimim bitti halbuki. Sıcacık karların yağmasına, beyazda kaybolmaya bu kadar ihtiyacım varken ve tam da mevsimi geldi diye sevinirken, yağmurlarda ıslanıyor düşüncelerim. Hayır, hayır! Ben daha geçen hafta yağan kardan, şu an ki bahar havasından bahsetmiyorum. Ben içimdeki mevsimleri anlatıyorum sana. Ne zaman karlarım yağacak da, sonrasında o çok sevdiğim bahar mevsimim gelecek Orson? Belki de sana kavuştuğum vakit duyacağım çiçeklerin kokusunu teninde.
Bu mektubum bir iç döküş. Gülmekle ağlamak arası bu buhranlı hallerimde en yakın arkadaşlarım kağıt mendiller bu ara. Hem mutluyum hem kederli. Aslında tam bana göre bir ruh halli biliyor musun? Tek düzeliği sevmiyorum işte. Dengesizliğimin dengesinde yaşamak hoşuma gidiyor.
Bir ara gerçekten delirdiğimi sandım. Gülme Eros aşkına! Gülme! Biliyorum sen deliliği bir mertebe sayarsın ve benim o mertebeye asla ulaşamayacağımı söylersin. Halbuki ben deliliği bir tercih olarak görüyorum. Sana ulaşmak için deliliğe giden yolda, ilk birkaç adımı kendi tercihimle attım. Hele uzun yolum bir bitsin, göreceksin bende ki değişikliği! Yine o zaman, tüm deliler görecek kaybedeceğim aklımın yerindeki mertebenin en şahını!
Kaç zamandır içimde bir muziplik var, kanım kaynıyor. İskambil kağıtlarıyla oynarken bile en çok jokerle iyi geçiniyorum bu aralar. Ah sorma! O kadar eğleniyoruz ki beraber. Bazen haddini aştığını fark ediyorum. Sanırım benden hoşlanıyor. Açıkçası bu cüretli flörtleri hoşuma gitmiyor değil. Ne bileyim; sen hâlâ çok uzaksın bana. Hem daha seninle ilgili ne bir bakış ne bir gülümseyiş canlandı zihnimde.
Bak yine neşelendim!. Özlem bulutları kalktı sanki, güneşim açacak. Sanırım sana yazıyorum diye
iyi davranıyor bana güneş. Evet, evet, sebebi bu! Sana yazınca varlığını hissediyorum. Dur! Hazır neşem yerine gelmişken kemanımı alayım elime de, senin için henüz bestelenmemiş şarkımı çalayım……………………………………………Duyuyor musun ezgide ki tutkuyu Orson’cuğum? Tralalalaaaa!
Biraz daha keman çalıp, sonra jokeri çağıracağım. Bana önemli bir şey söyleyecekmiş. Çok mutluyum çok! Ama aynı zamanda seni özlediğim için hüzünlüyüm. Ne giysem acaba? Kırmızı elbisemi mi? Yok, o olmaz çünkü keyfim kaçık. En iyisi yeşil bir elbise giymek. Tamam, tamam ! Bal rengi elbisemi giyeceğim. Mutluluktan uçuyorum!
Seviyorum seni, seviyorum güneşimi, ayımı, karla yağan beyazı, beklediğim baharı.
Seviyorum şu an içimde hissettiğim mutluluğu ve ağlıyorum canımı yakan özlemlerime.
İmza:
Delin
BANU ULUDAĞ
Bir Delinin İkinci Mektubu
Bir Delinin İkinci Mektubu - Banu Uludağ
Canım Orson’um,
Kendimden korkayım mı yoksa kendimi seveyim mi bir türlü karar veremedim. Ne zaman Tanrı’ya içten yakarsam dualarımı hep kabul ediyor. Canım yanmaya görsün, bir bakıyorum canımı yakanlar ya sokakta seksek oynarken ayak bileklerini incitmişler, ya da toplum içinde istem dışı gülme krizine girip küçük düşmüşler.
Yoksa Tanrı’m beni çok mu seviyor Orson’um, ne dersin? Umarım öyledir çünkü Tanrı ile aramı iyi tutmaya çalışıyorum. İlk mektubumda da bahsettiğim gibi; yüzün zihnimde bir oluşsun, alacağım elime en canlı tonlarda yağlı boyaları ve şeffaf tuvali; önce resmini çizeceğim, sonra yüce Tanrı’nın huzuruna çıkıp, seni ete kemiğe dönüştürmesi için yalvaracağım.
Ah Orson’um! Bugünlerde yine sağanak halinde soğuk özlem yağmurları yağıyor üzerime. Güz mevsimim bitti halbuki. Sıcacık karların yağmasına, beyazda kaybolmaya bu kadar ihtiyacım varken ve tam da mevsimi geldi diye sevinirken, yağmurlarda ıslanıyor düşüncelerim. Hayır, hayır! Ben daha geçen hafta yağan kardan, şu an ki bahar havasından bahsetmiyorum. Ben içimdeki mevsimleri anlatıyorum sana. Ne zaman karlarım yağacak da, sonrasında o çok sevdiğim bahar mevsimim gelecek Orson? Belki de sana kavuştuğum vakit duyacağım çiçeklerin kokusunu teninde.
Bu mektubum bir iç döküş. Gülmekle ağlamak arası bu buhranlı hallerimde en yakın arkadaşlarım kağıt mendiller bu ara. Hem mutluyum hem kederli. Aslında tam bana göre bir ruh halli biliyor musun? Tek düzeliği sevmiyorum işte. Dengesizliğimin dengesinde yaşamak hoşuma gidiyor.
Bir ara gerçekten delirdiğimi sandım. Gülme Eros aşkına! Gülme! Biliyorum sen deliliği bir mertebe sayarsın ve benim o mertebeye asla ulaşamayacağımı söylersin. Halbuki ben deliliği bir tercih olarak görüyorum. Sana ulaşmak için deliliğe giden yolda, ilk birkaç adımı kendi tercihimle attım. Hele uzun yolum bir bitsin, göreceksin bende ki değişikliği! Yine o zaman, tüm deliler görecek kaybedeceğim aklımın yerindeki mertebenin en şahını!
Kaç zamandır içimde bir muziplik var, kanım kaynıyor. İskambil kağıtlarıyla oynarken bile en çok jokerle iyi geçiniyorum bu aralar. Ah sorma! O kadar eğleniyoruz ki beraber. Bazen haddini aştığını fark ediyorum. Sanırım benden hoşlanıyor. Açıkçası bu cüretli flörtleri hoşuma gitmiyor değil. Ne bileyim; sen hâlâ çok uzaksın bana. Hem daha seninle ilgili ne bir bakış ne bir gülümseyiş canlandı zihnimde.
Bak yine neşelendim!. Özlem bulutları kalktı sanki, güneşim açacak. Sanırım sana yazıyorum diye
iyi davranıyor bana güneş. Evet, evet, sebebi bu! Sana yazınca varlığını hissediyorum. Dur! Hazır neşem yerine gelmişken kemanımı alayım elime de, senin için henüz bestelenmemiş şarkımı çalayım……………………………………………Duyuyor musun ezgide ki tutkuyu Orson’cuğum? Tralalalaaaa!
Biraz daha keman çalıp, sonra jokeri çağıracağım. Bana önemli bir şey söyleyecekmiş. Çok mutluyum çok! Ama aynı zamanda seni özlediğim için hüzünlüyüm. Ne giysem acaba? Kırmızı elbisemi mi? Yok, o olmaz çünkü keyfim kaçık. En iyisi yeşil bir elbise giymek. Tamam, tamam ! Bal rengi elbisemi giyeceğim. Mutluluktan uçuyorum!
Seviyorum seni, seviyorum güneşimi, ayımı, karla yağan beyazı, beklediğim baharı.
Seviyorum şu an içimde hissettiğim mutluluğu ve ağlıyorum canımı yakan özlemlerime.
İmza:
Delin
BANU ULUDAĞ